Muslim99Muslim99
← Tafsir library

8. Al-Anfaal

The Spoils of War · Medinan · 75 ayahs

سُورَةُ الأَنفَالِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 51–60 of 75

51

ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّٰمٍۢ لِّلْعَبِيدِ

Melekler, inkar edenlerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak, "Yakıcı azabı tadın, bu, kendi ellerinizle yaptığınızın karşılığıdır" diyerek canlarını alırken bir görseydin! Yoksa Allah kullara asla zulmetmez.

50- Melekler, kâfirlerin canlarını alırken bir görseydin! Onların yüzlerine ve arkalarına vuruyor ve şöyle diyorlardı: “Tadın o yakıcı azabı! 51- Bu (azap), kendi yaptıklarınız yüzündendir. Yoksa Allah, kullarına zulmedici değildir. 52- Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da Allah’ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları da günahları sebebi ile yakalamıştı. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, cezası çok şiddetlidir.

50. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ruhları kabzetmekle görevli olan “Melekler”, Allah’ın âyetlerini inkâr eden “kâfirlerin canlarını alırken” onların alabildiğine huzursuz ve büyük sıkıntılar içerisinde bulundukları sırada onları “bir görseydin!” Melekler “onların yüzlerine ve arkalarına vuruyor” ve onlara: Haydi çıkarın canlarınızı!, diyorlardı. Onlar ise canlarının çıkmasını istemiyor ve karşı koyuyorlardı! Çünkü karşılaşacakları o can yakıcı azabı biliyorlardı. İşte bundan dolayıdır ki burada “Tadın o yakıcı azabı!” yani oldukça yakıcı ve şiddetli azabı tadın, buyrulmaktadır.

51. Bu azaba çarptırılmanız, Rabbinizin size bir haksızlığı ve bir zulmü dolayısı ile değildir. Bunun tek sebebi dünyada iken işlemiş olduğunuz günahlardır. Bunlardan dolayı bu azap ile karşı karşıyasınız.

52. Önceki nesillerde de sonrakilerde de Allah’ın sünneti/kanunu işte budur. Yani inkarcılar hep aynı yolu izlemişler, Allah da günahları sebebi ile onları helak etmiştir. “Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin” geçmiş inkarcı ümmetlerin “durumu gibi. Onlar da Allah’ın âyetlerini inkâr etmişlerdi. Allah da günahları sebebi ile” ilâhi cezası ve azabı ile “onları yakalamıştı. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, cezası çok şiddetlidir.” Azab ile yakalamayı dilediği hiçbir kimse, ona karşı koyamaz. Çünkü “ne kadar canlı varsa O, hepsinin perçeminden tutmuştur (idareleri O’nun elindedir).”(Hud, 11/56)

Al-Anfaal 8:51Listen in Qur'an →
52

كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ ۙ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّۭ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Allah'ın ayetlerini yalanladılar da Allah onları günahlarından ötürü yoketti. Allah kuvvetlidir, cezalandırması şiddetlidir.

50- Melekler, kâfirlerin canlarını alırken bir görseydin! Onların yüzlerine ve arkalarına vuruyor ve şöyle diyorlardı: “Tadın o yakıcı azabı! 51- Bu (azap), kendi yaptıklarınız yüzündendir. Yoksa Allah, kullarına zulmedici değildir. 52- Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da Allah’ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları da günahları sebebi ile yakalamıştı. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, cezası çok şiddetlidir.

50. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ruhları kabzetmekle görevli olan “Melekler”, Allah’ın âyetlerini inkâr eden “kâfirlerin canlarını alırken” onların alabildiğine huzursuz ve büyük sıkıntılar içerisinde bulundukları sırada onları “bir görseydin!” Melekler “onların yüzlerine ve arkalarına vuruyor” ve onlara: Haydi çıkarın canlarınızı!, diyorlardı. Onlar ise canlarının çıkmasını istemiyor ve karşı koyuyorlardı! Çünkü karşılaşacakları o can yakıcı azabı biliyorlardı. İşte bundan dolayıdır ki burada “Tadın o yakıcı azabı!” yani oldukça yakıcı ve şiddetli azabı tadın, buyrulmaktadır.

51. Bu azaba çarptırılmanız, Rabbinizin size bir haksızlığı ve bir zulmü dolayısı ile değildir. Bunun tek sebebi dünyada iken işlemiş olduğunuz günahlardır. Bunlardan dolayı bu azap ile karşı karşıyasınız.

52. Önceki nesillerde de sonrakilerde de Allah’ın sünneti/kanunu işte budur. Yani inkarcılar hep aynı yolu izlemişler, Allah da günahları sebebi ile onları helak etmiştir. “Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin” geçmiş inkarcı ümmetlerin “durumu gibi. Onlar da Allah’ın âyetlerini inkâr etmişlerdi. Allah da günahları sebebi ile” ilâhi cezası ve azabı ile “onları yakalamıştı. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, cezası çok şiddetlidir.” Azab ile yakalamayı dilediği hiçbir kimse, ona karşı koyamaz. Çünkü “ne kadar canlı varsa O, hepsinin perçeminden tutmuştur (idareleri O’nun elindedir).”(Hud, 11/56)

Al-Anfaal 8:52Listen in Qur'an →
53

ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ لَمْ يَكُ مُغَيِّرًۭا نِّعْمَةً أَنْعَمَهَا عَلَىٰ قَوْمٍ حَتَّىٰ يُغَيِّرُوا۟ مَا بِأَنفُسِهِمْ ۙ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ

Bu, bir topluluk iyi gidişini değiştirmedikçe Allah'ın da verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden ve Allah'ın işiten, bilen olmasındandır.

53- Bunun sebebi şudur: Bir toplum, kendilerinde olan (iyi hali) değiştirmedikçe Allah onlara ihsan ettiği nimeti asla değiştirmez ve şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir. 54- Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin gidişi gibi. Onlar da Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı da Biz de günahları yüzünden onları helak etmiş, Firavun hanedanını da suda boğmuştuk. Hepsi de zalimdiler.

53. “Bunun” Yani Yüce Allah’ın yalanlayan ümmetlerin başına getirdiği azabın ve sahip bulundukları nimetleri sona erdirmesinin “sebebi”, onların işledikleri günahlar ve nefislerinde olanı değiştirmeleridir. Çünkü “Bir toplum, kendilerinde olan (iyi hali) değiştirmedikçe” itaati bırakıp masiyete yönelerek, Allah’ın nimetlerine şükür edecek yerde nankörlüğe yönelmedikçe “Allah onlara ihsan ettiği” dini ve dünyevi herhangi bir “nimeti asla değiştirmez.” Aksine onu devam ettirir, hatta O’na şükürlerini daha çok artıracak olurlarsa, O da onlar üzerindeki nimetini artırır. Ancak şükretmeyip nankörlük edecek olurlarsa o nimetleri onlardan alır ve onlar, kendilerindeki iyi hali değiştirdikleri gibi o da onlar üzerindeki nimetini değiştirir. Allah’ın bunu yapmaktaki hikmeti pek büyüktür ve O, bununla adaletinin gereğini yapmakta, kullarına da ihsanda bulunmaktadır. Çünkü onları ancak zulümleri kadarı ile cezalandırmaktadır. Ayrıca Yüce Allah, emrine muhalefet eden kullarına tattırdığı ibretlik cezalar aracılığıyla da kendi dostlarının kalplerini kendisine doğru yöneltir. “Ve şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” İster sözünü açıkça söylesin, ister gizlice söylesin, kim ne konuşursa onun bütün konuştuklarını işitir. Ayrıca kalplerin içlerinde sakladıklarını, gönüllerin gizlediklerini de bilir. O, kulları üzerinde ilminin gereği olan ve meşietiyle yarattığı takdirleri gerçekleştirir.

54. “Tıpkı Firavun hanedanı ile” Firavun ve kavmi ile “onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar Rablerinin âyetlerini” kendilerine geldiği vakit “yalanlamışlardı da Biz de günahları yüzünden onları” herkesi işlediği günaha uygun olarak “helak etmiş, Firavun hanedanını da suda boğmuştuk. Hepsi de” yani helak edilip azaba uğratılanların tümü “zalimdiler.” kendilerine zulmeden ve kendi helaklari için çalışan kimselerdi. Yoksa Allah onlara zulmetmedi ve işlemedikleri bir günah sebebi ile de onlara azap etmedi. O halde bu buyruklara muhatap olan kimselerin de zulüm konusunda bunlara benzemekten sakınmaları gerekir. Çünkü aksi takdirde Allah, o yoldan çıkmış fasıklara indirdiği azabın bir benzerini onların da başına indirir.

Al-Anfaal 8:53Listen in Qur'an →
54

كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ ۙ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ فَأَهْلَكْنَٰهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ ۚ وَكُلٌّۭ كَانُوا۟ ظَٰلِمِينَ

Firavun taifesi ve onlardan öncekilerin gidişi gibi, Rablerinin ayetlerini yalanladılar da onları günahlarından ötürü yok ettik. Firavun taifesini suda boğduk, hepsi zalimlerdi.

53- Bunun sebebi şudur: Bir toplum, kendilerinde olan (iyi hali) değiştirmedikçe Allah onlara ihsan ettiği nimeti asla değiştirmez ve şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir. 54- Tıpkı Firavun hanedanı ile onlardan öncekilerin gidişi gibi. Onlar da Rablerinin âyetlerini yalanlamışlardı da Biz de günahları yüzünden onları helak etmiş, Firavun hanedanını da suda boğmuştuk. Hepsi de zalimdiler.

53. “Bunun” Yani Yüce Allah’ın yalanlayan ümmetlerin başına getirdiği azabın ve sahip bulundukları nimetleri sona erdirmesinin “sebebi”, onların işledikleri günahlar ve nefislerinde olanı değiştirmeleridir. Çünkü “Bir toplum, kendilerinde olan (iyi hali) değiştirmedikçe” itaati bırakıp masiyete yönelerek, Allah’ın nimetlerine şükür edecek yerde nankörlüğe yönelmedikçe “Allah onlara ihsan ettiği” dini ve dünyevi herhangi bir “nimeti asla değiştirmez.” Aksine onu devam ettirir, hatta O’na şükürlerini daha çok artıracak olurlarsa, O da onlar üzerindeki nimetini artırır. Ancak şükretmeyip nankörlük edecek olurlarsa o nimetleri onlardan alır ve onlar, kendilerindeki iyi hali değiştirdikleri gibi o da onlar üzerindeki nimetini değiştirir. Allah’ın bunu yapmaktaki hikmeti pek büyüktür ve O, bununla adaletinin gereğini yapmakta, kullarına da ihsanda bulunmaktadır. Çünkü onları ancak zulümleri kadarı ile cezalandırmaktadır. Ayrıca Yüce Allah, emrine muhalefet eden kullarına tattırdığı ibretlik cezalar aracılığıyla da kendi dostlarının kalplerini kendisine doğru yöneltir. “Ve şüphesiz Allah her şeyi işitendir, bilendir.” İster sözünü açıkça söylesin, ister gizlice söylesin, kim ne konuşursa onun bütün konuştuklarını işitir. Ayrıca kalplerin içlerinde sakladıklarını, gönüllerin gizlediklerini de bilir. O, kulları üzerinde ilminin gereği olan ve meşietiyle yarattığı takdirleri gerçekleştirir.

54. “Tıpkı Firavun hanedanı ile” Firavun ve kavmi ile “onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar Rablerinin âyetlerini” kendilerine geldiği vakit “yalanlamışlardı da Biz de günahları yüzünden onları” herkesi işlediği günaha uygun olarak “helak etmiş, Firavun hanedanını da suda boğmuştuk. Hepsi de” yani helak edilip azaba uğratılanların tümü “zalimdiler.” kendilerine zulmeden ve kendi helaklari için çalışan kimselerdi. Yoksa Allah onlara zulmetmedi ve işlemedikleri bir günah sebebi ile de onlara azap etmedi. O halde bu buyruklara muhatap olan kimselerin de zulüm konusunda bunlara benzemekten sakınmaları gerekir. Çünkü aksi takdirde Allah, o yoldan çıkmış fasıklara indirdiği azabın bir benzerini onların da başına indirir.

Al-Anfaal 8:54Listen in Qur'an →
55

إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Allah katında yeryüzünde yaşayanların en kötüsü, inkar edenlerdir. Onlar artık inanmazlar.

55- Allah katında canlıların en kötüsü, küfre saplananlardır ki onlar iman etmezler. 56- Onlar, kendilerinden birtakım kimselerle antlaşma yaptığın her seferinde ahitlerini bozan ve (Allah'tan) korkup sakınmayan kimselerdir. 57- Eğer onları savaşta yakalarsan onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.

55-56. İşte bu üç sıfatı kendinde toplayan, yani küfre saplanan, iman etmeyen ve verdikleri hiçbir sözde durmayan, hiçbir ahde sadakat göstermeyen kimseler “Allah katında canlıların en kötü” olanlarıdır. Bu yüzden onlar eşeklerden, köpeklerden ve diğer hayvanlardan da daha kötüdür. Çünkü onlarda hayır namına bir şey bulunmaz, aksine kötülük yapmaları her an için beklenen bir husustur.

57. O halde böylelerinin kökten imha edilmeleri, hastalıklarının başkasına bulaşmaması için kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Eğer onları savaşta yakalarsan” savaş halinde seninle aralarında uyman gereken herhangi bir ahit ve antlaşmaları yokken onları ele geçirecek olursan “onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.” Yani onlara vereceğin ve uygulayacağın ibretli cezalar, geride kalanlara ibret olsun. Olur ki geride kalanlar, senin bunlara yaptıklarının benzeri başlarına gelmesin diye onların yaptıklarını yapmazlar. İşte bu, isyan ve günahlara karşılık verilen ceza ve hadlerin faydalarındandır. Çünkü bunlar günah işleyenlerin bu işten vazgeçmelerine sebep olurlar. Hatta bunları işleyen bir kimsenin aynı işi bir daha tekrarlamasını dahi önlerler. Ayetteki cezanın “savaşta” olması şeklindeki kayıt, kâfir bir kimseye bir ahit ve eman verilecek olursa -çokça hainlik eden ve ahdini çabukça bozan bir kimse olsa dahi- ona verilen bu ahde hainlik edip de cezalandırmanın caiz olmadığına delildir.

Al-Anfaal 8:55Listen in Qur'an →
56

ٱلَّذِينَ عَٰهَدتَّ مِنْهُمْ ثُمَّ يَنقُضُونَ عَهْدَهُمْ فِى كُلِّ مَرَّةٍۢ وَهُمْ لَا يَتَّقُونَ

Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.

55- Allah katında canlıların en kötüsü, küfre saplananlardır ki onlar iman etmezler. 56- Onlar, kendilerinden birtakım kimselerle antlaşma yaptığın her seferinde ahitlerini bozan ve (Allah'tan) korkup sakınmayan kimselerdir. 57- Eğer onları savaşta yakalarsan onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.

55-56. İşte bu üç sıfatı kendinde toplayan, yani küfre saplanan, iman etmeyen ve verdikleri hiçbir sözde durmayan, hiçbir ahde sadakat göstermeyen kimseler “Allah katında canlıların en kötü” olanlarıdır. Bu yüzden onlar eşeklerden, köpeklerden ve diğer hayvanlardan da daha kötüdür. Çünkü onlarda hayır namına bir şey bulunmaz, aksine kötülük yapmaları her an için beklenen bir husustur.

57. O halde böylelerinin kökten imha edilmeleri, hastalıklarının başkasına bulaşmaması için kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Eğer onları savaşta yakalarsan” savaş halinde seninle aralarında uyman gereken herhangi bir ahit ve antlaşmaları yokken onları ele geçirecek olursan “onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.” Yani onlara vereceğin ve uygulayacağın ibretli cezalar, geride kalanlara ibret olsun. Olur ki geride kalanlar, senin bunlara yaptıklarının benzeri başlarına gelmesin diye onların yaptıklarını yapmazlar. İşte bu, isyan ve günahlara karşılık verilen ceza ve hadlerin faydalarındandır. Çünkü bunlar günah işleyenlerin bu işten vazgeçmelerine sebep olurlar. Hatta bunları işleyen bir kimsenin aynı işi bir daha tekrarlamasını dahi önlerler. Ayetteki cezanın “savaşta” olması şeklindeki kayıt, kâfir bir kimseye bir ahit ve eman verilecek olursa -çokça hainlik eden ve ahdini çabukça bozan bir kimse olsa dahi- ona verilen bu ahde hainlik edip de cezalandırmanın caiz olmadığına delildir.

Al-Anfaal 8:56Listen in Qur'an →
57

فَإِمَّا تَثْقَفَنَّهُمْ فِى ٱلْحَرْبِ فَشَرِّدْ بِهِم مَّنْ خَلْفَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

Anlaşma yaptığın kimseler, sonucundan sakınmayarak anlaşmalarını her defasında bozarlar. Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.

55- Allah katında canlıların en kötüsü, küfre saplananlardır ki onlar iman etmezler. 56- Onlar, kendilerinden birtakım kimselerle antlaşma yaptığın her seferinde ahitlerini bozan ve (Allah'tan) korkup sakınmayan kimselerdir. 57- Eğer onları savaşta yakalarsan onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.

55-56. İşte bu üç sıfatı kendinde toplayan, yani küfre saplanan, iman etmeyen ve verdikleri hiçbir sözde durmayan, hiçbir ahde sadakat göstermeyen kimseler “Allah katında canlıların en kötü” olanlarıdır. Bu yüzden onlar eşeklerden, köpeklerden ve diğer hayvanlardan da daha kötüdür. Çünkü onlarda hayır namına bir şey bulunmaz, aksine kötülük yapmaları her an için beklenen bir husustur.

57. O halde böylelerinin kökten imha edilmeleri, hastalıklarının başkasına bulaşmaması için kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır. “Eğer onları savaşta yakalarsan” savaş halinde seninle aralarında uyman gereken herhangi bir ahit ve antlaşmaları yokken onları ele geçirecek olursan “onlara, arkalarında olanları dağıtacak bir ceza ver ki belki ibret alırlar.” Yani onlara vereceğin ve uygulayacağın ibretli cezalar, geride kalanlara ibret olsun. Olur ki geride kalanlar, senin bunlara yaptıklarının benzeri başlarına gelmesin diye onların yaptıklarını yapmazlar. İşte bu, isyan ve günahlara karşılık verilen ceza ve hadlerin faydalarındandır. Çünkü bunlar günah işleyenlerin bu işten vazgeçmelerine sebep olurlar. Hatta bunları işleyen bir kimsenin aynı işi bir daha tekrarlamasını dahi önlerler. Ayetteki cezanın “savaşta” olması şeklindeki kayıt, kâfir bir kimseye bir ahit ve eman verilecek olursa -çokça hainlik eden ve ahdini çabukça bozan bir kimse olsa dahi- ona verilen bu ahde hainlik edip de cezalandırmanın caiz olmadığına delildir.

Al-Anfaal 8:57Listen in Qur'an →
58

وَإِمَّا تَخَافَنَّ مِن قَوْمٍ خِيَانَةًۭ فَٱنۢبِذْ إِلَيْهِمْ عَلَىٰ سَوَآءٍ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْخَآئِنِينَ

Eğer bir topluluğun anlaşmaya hıyanet etmesinden korkarsan, sen de onlara karşı anlaşmayı bozarak aynı şekilde davran. Doğrusu Allah hainleri sevmez.

58- Eğer bir kavmin hainlik yapacağından endişe edersen kendilerine antlaşmalarını bozduğunu açıkça bildir. Çünkü Allah, hainlik edenleri sevmez.

58. “Eğer bir kavmin hainlik yapacağından endişe edersen” Yani seninle bir başka kavim arasında savaşmamaya dair bir antlaşma bulunur da sen onların hallerinden, hainlik edeceklerine dair -anlaşmayı bozacaklarını açıkça ifade etmeksizin- birtakım alametler tespit edecek olursan “kendilerine antlaşmalarını bozduğunu açıkça bildir.” Yani artık seninle aralarında bir antlaşma bulunmadığını onlara ilan et. Ancak bu “açıkça” olsun, yani bunu bilme hususunda iki taraf da eşit olsun. Yoksa gizlice onların antlaşmalarına hainlik etmen yahut da bu hususta onlara haber vermeksizin ahdin gereği olan herhangi bir şeyi yerine getirmemen helâl değildir. “Çünkü Allah hainlik edenleri sevmez.” Aksine hainlik edenlerden son derecede nefret eder. Bu yüzden bu işi sizi hainlikten uzak tutacak şekilde açıkça yapmanız gerekir. Âyet-i kerime şuna delildir: Kâfirlerin, antlaşmalarına hainlik ettikleri kesin bir şekilde ortaya çıkmış ise antlaşmanın bozulduğunu onlara bildirmeye ayrıca gerek yoktur. Zira bu husus onlar için gizli değildir. Aksine düşman bu işi bile bile yapmıştır. Diğer taraftan böyle bir şeyi bildirmenin faydası da yoktur. Ayrıca “açıkça bildir” ifadesi de bunu gerektirmektedir. Zira böyle bir durumda herkes onların antlaşmalarını bozduklarını bilmektedir. Yine âyet-i kerime mefhumu ile şuna delildir: Eğer onlardan antlaşmayı bozacaklarına delil olacak bir alamet görülmemişse ve hainlik edeceklerinden korkulmuyorsa ahdin bozulduğunu onlara bildirmek caiz değildir. Aksine verilen ahdin süresi bitinceye kadar ona bağlı kalmak icab eder.

Al-Anfaal 8:58Listen in Qur'an →
59

وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَبَقُوٓا۟ ۚ إِنَّهُمْ لَا يُعْجِزُونَ

İnkar edenler, asla öne geçtiklerini sanmasınlar, çünkü onlar bizi aciz bırakamıyacaklardır.

59- O kafirler kaçıp kurtulduklarını asla sanmasınlar. Çünkü onlar (bizi) âciz bırakamazlar.

59. Yani Rablerini inkar edip âyetlerini yalanlayan kâfirler, Allah’ın elinden kaçıp kurtulduklarını zannetmesinler. Çünkü Allah’ı asla aciz bırakamazlar. Allah onları devamlı gözetlemektedir. Yüce Allah’ın onlara mühlet vermesinde ve onları hemen cezalandırmamasında sonsuz hikmetleri vardır. Mü’min kullarını sınayıp imtihan etmek, Allah’a itaat ederek üstün mevkilere kendilerini ulaştıracak ve o olmaksızın ulaşmaları da söz konusu olmayacak türden birtakım ahlak ve niteliklere sahip olmalarını sağlamak bu hikmetler arasındadır. Bundan dolayı Yüce Allah devamla mü’min kullarına şöyle hitap etmektedir:

Al-Anfaal 8:59Listen in Qur'an →
60

وَأَعِدُّوا۟ لَهُم مَّا ٱسْتَطَعْتُم مِّن قُوَّةٍۢ وَمِن رِّبَاطِ ٱلْخَيْلِ تُرْهِبُونَ بِهِۦ عَدُوَّ ٱللَّهِ وَعَدُوَّكُمْ وَءَاخَرِينَ مِن دُونِهِمْ لَا تَعْلَمُونَهُمُ ٱللَّهُ يَعْلَمُهُمْ ۚ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِن شَىْءٍۢ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لَا تُظْلَمُونَ

Ey inananlar! Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında Allah'ın bilip sizin bilmediklerinizi yıldırmak üzere kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda sarfettiğiniz her şey size haksızlık yapılmadan, tamamen ödenecektir.

60- Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve bunlardan başka sizlerin bilmeyip de Allah’ın bildiği diğer (düşmanların gözlerini) korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve size zulmedilmez.

60. “Onlara” yani sizi yok etmek ve dininizi ortadan kaldırmak için çalışan kâfir düşmanlarınıza “karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet” elinizden geldiğince hem akla hem bedene dayalı güç, çeşitli silah ve onlara karşı savaşta destek olacak benzeri şeyler “... hazırlayın.” Buradaki “kuvvet”in kapsamına top, makinalı tüfek, uçaklar, kara ve deniz taşıtları, kaleler, hendekler, savunma araçları, müslümanların ilerlemelerini sağlayacak ve bu yolla düşmanlarının kötülüklerini bertaraf edecek görüş ve politikalar, atıcılık eğitimi, kahramanlık ve sevk-idare gibi çeşitli hususlar girmektedir. Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de: “Şunu bilin ki “kuvvet” atıcılıktır.”[17] buyurmuştur. Savaş esnasında gerek duyulacak binek araçlarının hazırlanması da bunlara dahildir. Bundan dolayı da Yüce Allah:“ve bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı… korkutasınız” buyurmaktadır. Bu emrin verildiği günde atların hazırlanıp beslenmesindeki illet buydu yani düşmanları korkutmaktı. Hüküm ise illeti ile beraberdir. Eğer düşmanı daha çok korkutan bir şey bulunursa, mesela düşmana verdikleri zarar daha ileri derecede olan ve savaş için hazırlanmış kara ve hava araçları gibi şeyler mevcut olursa bu durumda onların hazırlanması bu emrin kapsamına girer, dolayısıyla da onların elde edilmesi için çalışmak gerekir. Öyle ki eğer bunlar, ancak sanayinin öğrenilmesi ile mümkün ise bunun da gerçekleştirilmesi gerekir. Çünkü “kendisi olmaksızın farzın tamamen gerçekleştirilmesi mümkün olmayan her bir şey de farzdır.”“ki bununla Allah’ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı” düşmanınız olduğunu bildiğiniz kimseleri “ve bunlardan başka sizlerin bilmeyip de Allah’ın bildiği” yani Yüce Allah’ın şu anda size hitapta bulunduğu bu vakitten sonra sizinle savaşacağını bildiği “diğer (düşmanların gözlerini) korkutasınız.” İşte bundan dolayı Yüce Allah bunlara düşmanları için hazırlık yapmalarını emretmiştir. Düşmanlara karşı savaşın en büyük desteklerinden birisi de kâfirlere karşı girişilen cihadda yapılacak malî harcamalardır. İşte bu sebepten dolayı Yüce Allah, bu hususu teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah yolunda” az olsun çok olsun “her ne harcarsanız size” Kıyamet gününde mükâfatı pek çok katlarla katlanmış olarak “eksiksiz ödenir.” O kadar ki Allah yolunda yapılan bir infak yedi yüz katına ve daha da fazlasına çıkartılarak verilir “ve size zulmedilmez.” Ecir ve mükâfatlarınız hiçbir şekilde eksiltilmez.

Al-Anfaal 8:60Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.