Muslim99Muslim99
← Tafsir library

8. Al-Anfaal

The Spoils of War · Medinan · 75 ayahs

سُورَةُ الأَنفَالِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 1–10 of 75

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَنفَالِ ۖ قُلِ ٱلْأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَصْلِحُوا۟ ذَاتَ بَيْنِكُمْ ۖ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.

1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.

(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)

1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi …

2

إِنَّمَا ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ ٱللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُهُۥ زَادَتْهُمْ إِيمَٰنًۭا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.

1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.

(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)

1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi …

3

ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ

İnananlar ancak, o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalbleri titrer, ayetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Ve Rablerine güvenirler; namaz kılarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan yerli yerince sarf ederler.

1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.

(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)

1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi …

4

أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُؤْمِنُونَ حَقًّۭا ۚ لَّهُمْ دَرَجَٰتٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌۭ وَرِزْقٌۭ كَرِيمٌۭ

İşte gerçekten inanmış olanlar bunlardır. Onlara Rablerinin katında mertebeler, mağfiret ve cömertçe verilmiş rızıklar vardır.

1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.

(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)

1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi …

5

كَمَآ أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيْتِكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًۭا مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ

Nitekim, Rabbin seni hak uğrunda evinden savaş için çıkarmıştı, oysa müslümanların bir takımı bundan hoşlanmamıştı.

5- Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığında da mü’minlerden bir kesim gerçekten isteksizdiler. 6- Hak apaçık meydana çıktıktan sonra onun hakkında sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. 7- Hani Allah size o iki gruptan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz, gücü ve silahı olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da sözleri ile hakkı üstün kılmayı ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu. 8- Tâ ki O, hakkı üstün kılsın ve batılı yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile.

5-6. Böylelerinin imanı hakiki iman olduğuve mükâfatları da Allah’ın kendilerine vaat etmiş olduğu üzere hak olduğu gibi Allah'ın, Rasûlü’nü Bedir’de müşriklerle karşılaşmak üzere evinden çıkarması da haktır ki Allah bunu istemiş ve bunun böyle olacağını kaza ve kaderi ile tespit etmiştir. Mü’minlerin ise bu çıkışta kendileri ile düşmanları arasında bir savaş olacağı hatırlarına gelmemişti. Savaşın gerçekleşeceğini açıkça anladıklarında ise bir kesim, bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmaya koyulmuş, düşmanları ile savaşmayı hoş karşılamamışlardı. Kendilerine adeta “göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi” hissetmişlerdi. Halbuki onların hak uğrunda çıktıkları ve bunun, Allah’ın emredip hoşnut olduğu şeylerden olduğunu açıkça gördükten sonra böyle bir tutum takınmamaları gerekirdi. Çünkü böyle bir durumda tartışmaya yer yoktur. Zira tartışma ancak hakkın nerede olduğu hususunda şüpheye düşüldüğü ve işin içinden çıkılamadığı hallerde söz konusu olur ve o zaman fayda sağlar. Hak açıkça ortaya çıkacak olursa geriye sadece ona bağlanmak ve itaat etmek kalır. Bununla birlikte mü’minlerin önemli bir çoğunluğu, en ufak bir tartışmaya bile girişmemişler, düşman ile karşılaşmayı hoş görmemek gibi bir tutum sergilememişlerdi. Aynı şekilde Allah’ın kendilerini bu şekilde azarladığı kimseler de cihad emrine son derece itaat ettiler. Allah da onlara sebat verdi ve kalplerine huzur ve sükûnet veren sebepleri -ki bazıları ileride söz konusu edilmektedir- onlara ihsan etti.

7. Müslümanların çıkışlarının asıl sebebi, Kureyş’e ait olup Şam tarafından gelen ve Ebu Süfyan b. Harb’in başkanlığındaki büyükçe bir kervanın yolunu kesmekti. Müslümanlar bu kervanın Şam’dan dönmekte olduğu haberini alınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onları, kervanın karşısına çıkmak üzere toplanmaya çağırdı. Onunla birlikte 310 küsür kişi çıktı. Beraberlerinde sıra ile bindikleri ve üzerlerinde eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve bulunuyordu. Kureyşliler de müslümanların bu durumlarını haber alınca kervanlarını korumak üzere yola çıktılar. Sayıları çoktu, beraberlerindeki silah, at ve asker de fazla idi. Savaşçılarının sayısı da bin kişi dolaylarında idi. Yüce Allah mü’minlere ya kervanı ele geçirecekleri ya da düşmanları ile çarpışacakları vaadinde bulunmuştu. Onlar ise müslümanların ellerindeki imkânların azlığı ve kervanın silahsız bulunması sebebi ile kervan ile karşılaşmayı arzu etmişlerdi. Ancak Yüce Allah, onlar hakkında arzularından daha üstün bir durum ile karşı karşıya kalmalarını dilemişti. Zira onların, müşriklerin ileri gelenlerini ve azılılarının da yer aldığı ordu ile karşılaşmalarını ve onlara karşı …

6

يُجَٰدِلُونَكَ فِى ٱلْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ

Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek ortaya çıktıktan sonra bile seninle tartışıyorlardı.

5- Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığında da mü’minlerden bir kesim gerçekten isteksizdiler. 6- Hak apaçık meydana çıktıktan sonra onun hakkında sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. 7- Hani Allah size o iki gruptan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz, gücü ve silahı olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da sözleri ile hakkı üstün kılmayı ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu. 8- Tâ ki O, hakkı üstün kılsın ve batılı yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile.

5-6. Böylelerinin imanı hakiki iman olduğuve mükâfatları da Allah’ın kendilerine vaat etmiş olduğu üzere hak olduğu gibi Allah'ın, Rasûlü’nü Bedir’de müşriklerle karşılaşmak üzere evinden çıkarması da haktır ki Allah bunu istemiş ve bunun böyle olacağını kaza ve kaderi ile tespit etmiştir. Mü’minlerin ise bu çıkışta kendileri ile düşmanları arasında bir savaş olacağı hatırlarına gelmemişti. Savaşın gerçekleşeceğini açıkça anladıklarında ise bir kesim, bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmaya koyulmuş, düşmanları ile savaşmayı hoş karşılamamışlardı. Kendilerine adeta “göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi” hissetmişlerdi. Halbuki onların hak uğrunda çıktıkları ve bunun, Allah’ın emredip hoşnut olduğu şeylerden olduğunu açıkça gördükten sonra böyle bir tutum takınmamaları gerekirdi. Çünkü böyle bir durumda tartışmaya yer yoktur. Zira tartışma ancak hakkın nerede olduğu hususunda şüpheye düşüldüğü ve işin içinden çıkılamadığı hallerde söz konusu olur ve o zaman fayda sağlar. Hak açıkça ortaya çıkacak olursa geriye sadece ona bağlanmak ve itaat etmek kalır. Bununla birlikte mü’minlerin önemli bir çoğunluğu, en ufak bir tartışmaya bile girişmemişler, düşman ile karşılaşmayı hoş görmemek gibi bir tutum sergilememişlerdi. Aynı şekilde Allah’ın kendilerini bu şekilde azarladığı kimseler de cihad emrine son derece itaat ettiler. Allah da onlara sebat verdi ve kalplerine huzur ve sükûnet veren sebepleri -ki bazıları ileride söz konusu edilmektedir- onlara ihsan etti.

7. Müslümanların çıkışlarının asıl sebebi, Kureyş’e ait olup Şam tarafından gelen ve Ebu Süfyan b. Harb’in başkanlığındaki büyükçe bir kervanın yolunu kesmekti. Müslümanlar bu kervanın Şam’dan dönmekte olduğu haberini alınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onları, kervanın karşısına çıkmak üzere toplanmaya çağırdı. Onunla birlikte 310 küsür kişi çıktı. Beraberlerinde sıra ile bindikleri ve üzerlerinde eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve bulunuyordu. Kureyşliler de müslümanların bu durumlarını haber alınca kervanlarını korumak üzere yola çıktılar. Sayıları çoktu, beraberlerindeki silah, at ve asker de fazla idi. Savaşçılarının sayısı da bin kişi dolaylarında idi. Yüce Allah mü’minlere ya kervanı ele geçirecekleri ya da düşmanları ile çarpışacakları vaadinde bulunmuştu. Onlar ise müslümanların ellerindeki imkânların azlığı ve kervanın silahsız bulunması sebebi ile kervan ile karşılaşmayı arzu etmişlerdi. Ancak Yüce Allah, onlar hakkında arzularından daha üstün bir durum ile karşı karşıya kalmalarını dilemişti. Zira onların, müşriklerin ileri gelenlerini ve azılılarının da yer aldığı ordu ile karşılaşmalarını ve onlara karşı …

7

وَإِذْ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحْدَى ٱلطَّآئِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ ٱلشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقْطَعَ دَابِرَ ٱلْكَٰفِرِينَ

Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.

5- Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığında da mü’minlerden bir kesim gerçekten isteksizdiler. 6- Hak apaçık meydana çıktıktan sonra onun hakkında sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. 7- Hani Allah size o iki gruptan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz, gücü ve silahı olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da sözleri ile hakkı üstün kılmayı ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu. 8- Tâ ki O, hakkı üstün kılsın ve batılı yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile.

5-6. Böylelerinin imanı hakiki iman olduğuve mükâfatları da Allah’ın kendilerine vaat etmiş olduğu üzere hak olduğu gibi Allah'ın, Rasûlü’nü Bedir’de müşriklerle karşılaşmak üzere evinden çıkarması da haktır ki Allah bunu istemiş ve bunun böyle olacağını kaza ve kaderi ile tespit etmiştir. Mü’minlerin ise bu çıkışta kendileri ile düşmanları arasında bir savaş olacağı hatırlarına gelmemişti. Savaşın gerçekleşeceğini açıkça anladıklarında ise bir kesim, bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmaya koyulmuş, düşmanları ile savaşmayı hoş karşılamamışlardı. Kendilerine adeta “göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi” hissetmişlerdi. Halbuki onların hak uğrunda çıktıkları ve bunun, Allah’ın emredip hoşnut olduğu şeylerden olduğunu açıkça gördükten sonra böyle bir tutum takınmamaları gerekirdi. Çünkü böyle bir durumda tartışmaya yer yoktur. Zira tartışma ancak hakkın nerede olduğu hususunda şüpheye düşüldüğü ve işin içinden çıkılamadığı hallerde söz konusu olur ve o zaman fayda sağlar. Hak açıkça ortaya çıkacak olursa geriye sadece ona bağlanmak ve itaat etmek kalır. Bununla birlikte mü’minlerin önemli bir çoğunluğu, en ufak bir tartışmaya bile girişmemişler, düşman ile karşılaşmayı hoş görmemek gibi bir tutum sergilememişlerdi. Aynı şekilde Allah’ın kendilerini bu şekilde azarladığı kimseler de cihad emrine son derece itaat ettiler. Allah da onlara sebat verdi ve kalplerine huzur ve sükûnet veren sebepleri -ki bazıları ileride söz konusu edilmektedir- onlara ihsan etti.

7. Müslümanların çıkışlarının asıl sebebi, Kureyş’e ait olup Şam tarafından gelen ve Ebu Süfyan b. Harb’in başkanlığındaki büyükçe bir kervanın yolunu kesmekti. Müslümanlar bu kervanın Şam’dan dönmekte olduğu haberini alınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onları, kervanın karşısına çıkmak üzere toplanmaya çağırdı. Onunla birlikte 310 küsür kişi çıktı. Beraberlerinde sıra ile bindikleri ve üzerlerinde eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve bulunuyordu. Kureyşliler de müslümanların bu durumlarını haber alınca kervanlarını korumak üzere yola çıktılar. Sayıları çoktu, beraberlerindeki silah, at ve asker de fazla idi. Savaşçılarının sayısı da bin kişi dolaylarında idi. Yüce Allah mü’minlere ya kervanı ele geçirecekleri ya da düşmanları ile çarpışacakları vaadinde bulunmuştu. Onlar ise müslümanların ellerindeki imkânların azlığı ve kervanın silahsız bulunması sebebi ile kervan ile karşılaşmayı arzu etmişlerdi. Ancak Yüce Allah, onlar hakkında arzularından daha üstün bir durum ile karşı karşıya kalmalarını dilemişti. Zira onların, müşriklerin ileri gelenlerini ve azılılarının da yer aldığı ordu ile karşılaşmalarını ve onlara karşı …

8

لِيُحِقَّ ٱلْحَقَّ وَيُبْطِلَ ٱلْبَٰطِلَ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُجْرِمُونَ

Allah bu iki taifeden birini size vadetmişti; siz, kuvvetsiz olanın size düşmesini istiyordunuz. Oysa, suçluların hoşuna gitmese de, hakkı ortaya çıkarmak ve batılı tepelemek için, Allah sözleriyle hakkı ortaya koymak ve inkarcıların kökünü kesmek istiyordu.

5- Nitekim Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığında da mü’minlerden bir kesim gerçekten isteksizdiler. 6- Hak apaçık meydana çıktıktan sonra onun hakkında sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı. 7- Hani Allah size o iki gruptan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz, gücü ve silahı olmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da sözleri ile hakkı üstün kılmayı ve kâfirlerin ardını kesmeyi istiyordu. 8- Tâ ki O, hakkı üstün kılsın ve batılı yok etsin, velev ki günahkârlar hoşlanmasa bile.

5-6. Böylelerinin imanı hakiki iman olduğuve mükâfatları da Allah’ın kendilerine vaat etmiş olduğu üzere hak olduğu gibi Allah'ın, Rasûlü’nü Bedir’de müşriklerle karşılaşmak üzere evinden çıkarması da haktır ki Allah bunu istemiş ve bunun böyle olacağını kaza ve kaderi ile tespit etmiştir. Mü’minlerin ise bu çıkışta kendileri ile düşmanları arasında bir savaş olacağı hatırlarına gelmemişti. Savaşın gerçekleşeceğini açıkça anladıklarında ise bir kesim, bu hususta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile tartışmaya koyulmuş, düşmanları ile savaşmayı hoş karşılamamışlardı. Kendilerine adeta “göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi” hissetmişlerdi. Halbuki onların hak uğrunda çıktıkları ve bunun, Allah’ın emredip hoşnut olduğu şeylerden olduğunu açıkça gördükten sonra böyle bir tutum takınmamaları gerekirdi. Çünkü böyle bir durumda tartışmaya yer yoktur. Zira tartışma ancak hakkın nerede olduğu hususunda şüpheye düşüldüğü ve işin içinden çıkılamadığı hallerde söz konusu olur ve o zaman fayda sağlar. Hak açıkça ortaya çıkacak olursa geriye sadece ona bağlanmak ve itaat etmek kalır. Bununla birlikte mü’minlerin önemli bir çoğunluğu, en ufak bir tartışmaya bile girişmemişler, düşman ile karşılaşmayı hoş görmemek gibi bir tutum sergilememişlerdi. Aynı şekilde Allah’ın kendilerini bu şekilde azarladığı kimseler de cihad emrine son derece itaat ettiler. Allah da onlara sebat verdi ve kalplerine huzur ve sükûnet veren sebepleri -ki bazıları ileride söz konusu edilmektedir- onlara ihsan etti.

7. Müslümanların çıkışlarının asıl sebebi, Kureyş’e ait olup Şam tarafından gelen ve Ebu Süfyan b. Harb’in başkanlığındaki büyükçe bir kervanın yolunu kesmekti. Müslümanlar bu kervanın Şam’dan dönmekte olduğu haberini alınca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onları, kervanın karşısına çıkmak üzere toplanmaya çağırdı. Onunla birlikte 310 küsür kişi çıktı. Beraberlerinde sıra ile bindikleri ve üzerlerinde eşyalarını taşıdıkları yetmiş deve bulunuyordu. Kureyşliler de müslümanların bu durumlarını haber alınca kervanlarını korumak üzere yola çıktılar. Sayıları çoktu, beraberlerindeki silah, at ve asker de fazla idi. Savaşçılarının sayısı da bin kişi dolaylarında idi. Yüce Allah mü’minlere ya kervanı ele geçirecekleri ya da düşmanları ile çarpışacakları vaadinde bulunmuştu. Onlar ise müslümanların ellerindeki imkânların azlığı ve kervanın silahsız bulunması sebebi ile kervan ile karşılaşmayı arzu etmişlerdi. Ancak Yüce Allah, onlar hakkında arzularından daha üstün bir durum ile karşı karşıya kalmalarını dilemişti. Zira onların, müşriklerin ileri gelenlerini ve azılılarının da yer aldığı ordu ile karşılaşmalarını ve onlara karşı …

9

إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَٱسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّى مُمِدُّكُم بِأَلْفٍۢ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُرْدِفِينَ

Rabbinizin yardımına sığınıyordunuz. O, "Ben size, birbiri peşinden bin melekle yardım ederim" diye cevap vermişti.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

10

وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمْ ۚ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Allah bunu ancak bir müjde olması ve kalblerinizin yatışması için yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

Al-Anfaal 8:10Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.