Muslim99Muslim99
← Tafsir library

8. Al-Anfaal

The Spoils of War · Medinan · 75 ayahs

سُورَةُ الأَنفَالِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 21–30 of 75

21

وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.

20- Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Dinleyip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin. 21- Dinlemedikleri halde “Dinledik” diyenler gibi de olmayın!

20. Yüce Allah, kendisinin mü’minlerle birlikte olduğunu haber verdikten sonra O’nun beraberliğine mazhar olmak için imanın gereklerini yerine getirmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler, Allah’a ve Rasûlüne” emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile “itaat edin.” Allah’ın Kitabından, emirlerinden, tavsiyelerinden, öğütlerinden sizlere okunanları “dinleyip durduğunuz halde ondan” yani Allah’a ve Rasûlüne itaat emrinden “yüz çevirmeyin.” Çünkü böyle bir durumda sizin yüz çevirmeniz, çok çirkin bir haldir.

21. “Dinlemedikleri halde ‘Dinledik’ diyenler gibi de olmayın!” Yani aslı olmayan, boş bir iddia ile yetinmeyin. Çünkü bu, Allah’ın da Rasûlünün de razı olmadığı bir haldir. Çünkü iman, boş temenniler ve hoş isteklerde bulunmaktan ibaret değildir. Aksine iman, kalbe yerleşen ve ameller ile doğrulanan şeydir.

Al-Anfaal 8:21Listen in Qur'an →
22

۞ إِنَّ شَرَّ ٱلدَّوَآبِّ عِندَ ٱللَّهِ ٱلصُّمُّ ٱلْبُكْمُ ٱلَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ

Allah katında, yeryüzündeki canlıların en kötüsü gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.

22- Çünkü Allah katında canlıların en kötüsü, akıl etmeyen sağır ve dilsizlerdir. 23- Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara işittirirdi. Eğer işittirmiş olsaydı bile onlar yine kesinlikle yüz çevirerek arkalarına dönüp giderlerdi.

22. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah katında canlıların en kötüsü” Allah’ın âyetlerinin ve uyarılarının, olumlu bir sonuç vermediği ve fayda sağlamadığı kimseler, kendilerine faydalı şeyleri “akıl etmeyen” böylelikle kendilerine zarar verecek şeyleri tercih eden, hakkı işitmeyen “sağır ve” hakkı söylemeyen “dilsizlerdir.” Böyleleri, Allah nezdinde canlıların en kötüsüdür. Çünkü Yüce Allah, böylelerine Allah’a itaat uğrunda kullansınlar diye kulaklar, gözler ve kalpler verdiği halde onlar bu güçlerini Allah’a isyan yolunda kullandılar. Böylelikle de pek büyük hayırdan mahrum kaldılar. Aslında yaratılmışların en hayırlıları olabilecek bir konumda iken, böyle bir yolu izlemeyi kabul etmediler. Kendileri adına yaratılmışların en kötüleri olmayı tercih ettiler. Allah’ın, onların sahip olmadıklarını söyledikleri işitme, kalpte etkili olan manayı işitmektir. Delili kulakla işitmek anlamındaki işitmeye gelince, dinledikleri Allah’ın âyetleri ile onlara karşı Allah’ın delili elbette ki ortaya konmuş olmaktadır.

23. Allah faydalanacakları bir şekilde bu âyetleri onlara işittirmedi; çünkü O, onların kendi âyetlerini işitmelerine elverişli olacak iyi ve hayırlı niteliklere sahip olmadıklarını bilmektedir:“Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette işittirirdi. Eğer” faraza “onlara işittirmiş olsaydı bile onlar yine” itaatten “kesinlikle yüz çevirerek arkalarına dönüp giderlerdi.” Hiçbir şekilde hakka dönüp bakmazlardı bile. İşte bu, Yüce Allah’ın imanı ve hayrı, sadece hiçbir hayır taşımayan ve hayrın semere vereceği bir yapıda bulunmayan kimselerden alıkoyduğunun delilidir. Hamd, yalnız O’nadır ve bu hususta da O’nun sonsuz hikmeti vardır.

Al-Anfaal 8:22Listen in Qur'an →
23

وَلَوْ عَلِمَ ٱللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًۭا لَّأَسْمَعَهُمْ ۖ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوا۟ وَّهُم مُّعْرِضُونَ

Allah onlarda bir iyilik görseydi onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı yine de yüz çevirirlerdi, zaten dönektirler.

22- Çünkü Allah katında canlıların en kötüsü, akıl etmeyen sağır ve dilsizlerdir. 23- Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette onlara işittirirdi. Eğer işittirmiş olsaydı bile onlar yine kesinlikle yüz çevirerek arkalarına dönüp giderlerdi.

22. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Çünkü Allah katında canlıların en kötüsü” Allah’ın âyetlerinin ve uyarılarının, olumlu bir sonuç vermediği ve fayda sağlamadığı kimseler, kendilerine faydalı şeyleri “akıl etmeyen” böylelikle kendilerine zarar verecek şeyleri tercih eden, hakkı işitmeyen “sağır ve” hakkı söylemeyen “dilsizlerdir.” Böyleleri, Allah nezdinde canlıların en kötüsüdür. Çünkü Yüce Allah, böylelerine Allah’a itaat uğrunda kullansınlar diye kulaklar, gözler ve kalpler verdiği halde onlar bu güçlerini Allah’a isyan yolunda kullandılar. Böylelikle de pek büyük hayırdan mahrum kaldılar. Aslında yaratılmışların en hayırlıları olabilecek bir konumda iken, böyle bir yolu izlemeyi kabul etmediler. Kendileri adına yaratılmışların en kötüleri olmayı tercih ettiler. Allah’ın, onların sahip olmadıklarını söyledikleri işitme, kalpte etkili olan manayı işitmektir. Delili kulakla işitmek anlamındaki işitmeye gelince, dinledikleri Allah’ın âyetleri ile onlara karşı Allah’ın delili elbette ki ortaya konmuş olmaktadır.

23. Allah faydalanacakları bir şekilde bu âyetleri onlara işittirmedi; çünkü O, onların kendi âyetlerini işitmelerine elverişli olacak iyi ve hayırlı niteliklere sahip olmadıklarını bilmektedir:“Eğer Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette işittirirdi. Eğer” faraza “onlara işittirmiş olsaydı bile onlar yine” itaatten “kesinlikle yüz çevirerek arkalarına dönüp giderlerdi.” Hiçbir şekilde hakka dönüp bakmazlardı bile. İşte bu, Yüce Allah’ın imanı ve hayrı, sadece hiçbir hayır taşımayan ve hayrın semere vereceği bir yapıda bulunmayan kimselerden alıkoyduğunun delilidir. Hamd, yalnız O’nadır ve bu hususta da O’nun sonsuz hikmeti vardır.

Al-Anfaal 8:23Listen in Qur'an →
24

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱسْتَجِيبُوا۟ لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ ۖ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَقَلْبِهِۦ وَأَنَّهُۥٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Ey inananlar! Allah ve Peygamber, sizi, hayat verecek şeye çağırdığı zaman icabet edin. Allah'ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve sonunda O'nun katında toplanacağınızı bilin.

24- Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah ve Rasûlü’nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız. 25- İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak bir fitneden de sakının. Bilin ki Allah'ın cezası, çok şiddetlidir.

24. Yüce Allah mü’min kullarına imanlarının gereği olan bir hususu emretmektedir. O da Allah’ın ve Rasûlünün çağrısına uymak, yani emirlerine büsbütün itaat edip bağlanmak, bu konuda eli çabuk tutmak ve buna davet etmektir. Yine onların yasaklarından uzak durup onlardan vazgeçmek ve bu yasağı da başkalarına bildirmek ve uygulamaktır. Yüce Allah’ın:“Sizi size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman” buyruğu, Allah ve Rasûlünün bütün çağrılarının ayrılmaz bir niteliğidir. Ayrıca bu çağrılarının faydasını ve hikmetini de açıklamaktadır. Zira kalbin ve ruhun hayatı, Allah’a ibadet, O’na ve Rasûlüne sürekli olarak itaatten ayrılmamaya bağlıdır. Daha sonra Yüce Allah, Allah ve Rasûlünün çağrısını kabul etmemekten sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer.” Bu yüzden Allah’ın emrine gelir gelmez uyun ve onu reddetmekten çokça sakının. Çünkü daha sonra O’nun emrine uymak isteseniz bile önünüze engeller çıkar ve kalpleriniz ayrılığa düşer. Çünkü Yüce Allah kişi ile kalbi arasına girer ve dilediği takdirde kalpleri evirip çevirerek istediği yöne yönlendirir. Bu yüzden de kul:“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbime dinin üzere sebat ver, ey kalbleri evirip çeviren, kalbimi itaatine yönlendir!”[16] duasını çokça yapmalıdır. “ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.” Gerçekleşeceğinde şüphe bulunmayan o günde O’nun huzurunda bir araya geleceksiniz ve O da iyilikte bulunmuş olana iyiliğinin karşılığını, kötülük işlemiş olanlara da isyanlarının cezasını verecektir.

25. “İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak” aksine zulüm işleyene de başkalarına da isabet edecek “bir fitneden de sakının.” Bu durum, zulmün yaygınlaşıp da değiştirilmemesi halinde söz konusu olur. O zaman zulmün cezası onu işleyeni de başkalarını da kapsar. Böyle bir fitneden ise ancak kötülüğü engellemek, kötülük ve fesat ehline mani olmak, onlara masiyet ve zulüm işleme imkânını elden geldiğince vermemek sureti ile korunulabilinir. “Bilin ki” kendisini gazablandıran işleri yapan ve O’nu razı edecek şeylerden uzak kalan kimseler için “Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”

Al-Anfaal 8:24Listen in Qur'an →
25

وَٱتَّقُوا۟ فِتْنَةًۭ لَّا تُصِيبَنَّ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنكُمْ خَآصَّةًۭ ۖ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak fitneden sakının, Allah'ın azabının şiddetli olduğunu bilin.

24- Ey iman edenler! Sizi, size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman Allah ve Rasûlü’nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız. 25- İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak bir fitneden de sakının. Bilin ki Allah'ın cezası, çok şiddetlidir.

24. Yüce Allah mü’min kullarına imanlarının gereği olan bir hususu emretmektedir. O da Allah’ın ve Rasûlünün çağrısına uymak, yani emirlerine büsbütün itaat edip bağlanmak, bu konuda eli çabuk tutmak ve buna davet etmektir. Yine onların yasaklarından uzak durup onlardan vazgeçmek ve bu yasağı da başkalarına bildirmek ve uygulamaktır. Yüce Allah’ın:“Sizi size hayat verecek şeylere çağırdıkları zaman” buyruğu, Allah ve Rasûlünün bütün çağrılarının ayrılmaz bir niteliğidir. Ayrıca bu çağrılarının faydasını ve hikmetini de açıklamaktadır. Zira kalbin ve ruhun hayatı, Allah’a ibadet, O’na ve Rasûlüne sürekli olarak itaatten ayrılmamaya bağlıdır. Daha sonra Yüce Allah, Allah ve Rasûlünün çağrısını kabul etmemekten sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer.” Bu yüzden Allah’ın emrine gelir gelmez uyun ve onu reddetmekten çokça sakının. Çünkü daha sonra O’nun emrine uymak isteseniz bile önünüze engeller çıkar ve kalpleriniz ayrılığa düşer. Çünkü Yüce Allah kişi ile kalbi arasına girer ve dilediği takdirde kalpleri evirip çevirerek istediği yöne yönlendirir. Bu yüzden de kul:“Ey kalpleri evirip çeviren, kalbime dinin üzere sebat ver, ey kalbleri evirip çeviren, kalbimi itaatine yönlendir!”[16] duasını çokça yapmalıdır. “ve siz, muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.” Gerçekleşeceğinde şüphe bulunmayan o günde O’nun huzurunda bir araya geleceksiniz ve O da iyilikte bulunmuş olana iyiliğinin karşılığını, kötülük işlemiş olanlara da isyanlarının cezasını verecektir.

25. “İçinizden yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak” aksine zulüm işleyene de başkalarına da isabet edecek “bir fitneden de sakının.” Bu durum, zulmün yaygınlaşıp da değiştirilmemesi halinde söz konusu olur. O zaman zulmün cezası onu işleyeni de başkalarını da kapsar. Böyle bir fitneden ise ancak kötülüğü engellemek, kötülük ve fesat ehline mani olmak, onlara masiyet ve zulüm işleme imkânını elden geldiğince vermemek sureti ile korunulabilinir. “Bilin ki” kendisini gazablandıran işleri yapan ve O’nu razı edecek şeylerden uzak kalan kimseler için “Allah'ın cezası çok şiddetlidir.”

Al-Anfaal 8:25Listen in Qur'an →
26

وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ أَنتُمْ قَلِيلٌۭ مُّسْتَضْعَفُونَ فِى ٱلْأَرْضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ ٱلنَّاسُ فَـَٔاوَىٰكُمْ وَأَيَّدَكُم بِنَصْرِهِۦ وَرَزَقَكُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Yeryüzünde az sayıda olduğunuz ve zayıf sayıldığınız için insanların sizi esir olarak alıp götürmesinden korktuğunuz zamanları, hatırlayın. Allah, şükredesiniz diye sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş, temiz şeylerle rızıklandırmıştır.

26- Hani hatırlayın; bir zamanlar yeryüzünde az ve zayıf idiniz. İnsanların sizi yakalayıp götürmesinden korkuyordunuz da O, size barınacağınız bir yer verdi, sizi yardımı ile destekledi, size temiz ve hoş şeylerden rızık verdi ki şükredesiniz.

26. Yüce Allah zayıflıklarından sonra kendilerine yardım etmesi, az iken sayılarını çoğaltması, önceleri fakirken onları zengin etmesi sureti ile kullarına olan lütuf ve ihsanlarını hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:“Hani hatırlayın; bir zamanlar yeryüzünde az ve zayıf idiniz” Başkalarının yönetimi altında ezilmiş ve horlanmış idiniz. “İnsanların sizi yakalayıp götürmesinden korkuyordunuz da O size barınacağınız bir yer verdi, sizi yardımı ile destekledi, size temiz ve hoş şeylerden rızık verdi.” Size sığınacağınız bir belde verdi. Kendi ellerinizle düşmanlarınızdan intikam almanızı sağladı ve siz, onların mallarından ganimetler alarak zenginliğe kavuştunuz. “ki” o büyük lütfu ve eksiksiz ihsanı dolayısı ile O’na ibadet etmek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak sureti ile Allah'a “şükredesiniz.”

Al-Anfaal 8:26Listen in Qur'an →
27

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَخُونُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ وَتَخُونُوٓا۟ أَمَٰنَٰتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey inananlar! Allah'a ve Peygambere karşı hainlik etmeyin, size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.

27- Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûl’e hainlik etmeyin. Bile bile emanetlerinize de hainlik etmeyin. 28- Bilin ki mallarınız da evlatlarınız da ancak birer imtihandır ve Allah katında büyük bir mükâfaat vardır.

27. Yüce Allah mü’min kullarına Allah’ın kendilerine emanet olarak bırakmış olduğu emirlerini ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerini emretmektedir. Çünkü Yüce Allah, “emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmiş, ancak onlar emaneti yüklenmek istememişler ve bundan çekinmişlerdir. Buna karşılık insan, o emaneti alıp yüklenmiştir. O, pek zalim ve pek cahildir.”(el-Ahzab, 33/72) İşte bu emaneti eksiksiz yerine getiren kimse, Yüce Allah’tan pek büyük bir mükâfaat almayı hak eder. Onu gereği gibi yerine getirmeyerek ona hainlik eden kimseler ise çok ağır bir azaba müstehak olurlar. Allah’a, Rasûlüne ve Allah’ın emanetine hainlik etmiş olur. Kendisini en alçak ve en çirkin sıfata sahip kılmak sureti ile değerini düşürmüş olur ki bu sıfat, hainliktir. Öte yandan o, en mükemmel ve en üstün sıfata sahip olma imkanını da kaçırmış olur ki bu sıfat da emanettir.

28. “Bilin ki mallarınız da evlatlarınız da ancak birer imtihandır.” Kul, hem malı hem de çocukları ile imtihan edilmekte olduğundan ve belki onun bunlara karşı duyduğu sevgi nefsinin arzularını, emaneti eksiksiz yerine getirmekten önde tutmaya itebileceğinden dolayı Yüce Allah, burada malların ve evlatların, Allah’ın kullarını kendileri ile sınadığı bir fitne/imtihan aracı olduklarını, bunların birer emanet olduğunu ve bu emanetin, onları emanet bırakana geri verileceğini haber vermektedir. “Ve Allah katında büyük bir mükâfaat vardır.” Bu yüzden eğer aklınız ve sağlıklı bir görüşünüz varsa Allah’ın o büyük lütfunu, geçici ve yok olmaya mahkum olan küçük zevklere tercih edin. Zira aklı başında olan kimse, mukayese yaparak tercih edilmesi gerekeni tercih eder ve öncelikli olanı önceler.

Al-Anfaal 8:27Listen in Qur'an →
28

وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَآ أَمْوَٰلُكُمْ وَأَوْلَٰدُكُمْ فِتْنَةٌۭ وَأَنَّ ٱللَّهَ عِندَهُۥٓ أَجْرٌ عَظِيمٌۭ

Mallarınızın ve çocuklarınızın, aslında bir sınama olduğunu ve büyük ecrin Allah katında bulunduğunu bilin.

27- Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûl’e hainlik etmeyin. Bile bile emanetlerinize de hainlik etmeyin. 28- Bilin ki mallarınız da evlatlarınız da ancak birer imtihandır ve Allah katında büyük bir mükâfaat vardır.

27. Yüce Allah mü’min kullarına Allah’ın kendilerine emanet olarak bırakmış olduğu emirlerini ve yasaklarını eksiksiz olarak yerine getirmelerini emretmektedir. Çünkü Yüce Allah, “emaneti göklere, yere ve dağlara teklif etmiş, ancak onlar emaneti yüklenmek istememişler ve bundan çekinmişlerdir. Buna karşılık insan, o emaneti alıp yüklenmiştir. O, pek zalim ve pek cahildir.”(el-Ahzab, 33/72) İşte bu emaneti eksiksiz yerine getiren kimse, Yüce Allah’tan pek büyük bir mükâfaat almayı hak eder. Onu gereği gibi yerine getirmeyerek ona hainlik eden kimseler ise çok ağır bir azaba müstehak olurlar. Allah’a, Rasûlüne ve Allah’ın emanetine hainlik etmiş olur. Kendisini en alçak ve en çirkin sıfata sahip kılmak sureti ile değerini düşürmüş olur ki bu sıfat, hainliktir. Öte yandan o, en mükemmel ve en üstün sıfata sahip olma imkanını da kaçırmış olur ki bu sıfat da emanettir.

28. “Bilin ki mallarınız da evlatlarınız da ancak birer imtihandır.” Kul, hem malı hem de çocukları ile imtihan edilmekte olduğundan ve belki onun bunlara karşı duyduğu sevgi nefsinin arzularını, emaneti eksiksiz yerine getirmekten önde tutmaya itebileceğinden dolayı Yüce Allah, burada malların ve evlatların, Allah’ın kullarını kendileri ile sınadığı bir fitne/imtihan aracı olduklarını, bunların birer emanet olduğunu ve bu emanetin, onları emanet bırakana geri verileceğini haber vermektedir. “Ve Allah katında büyük bir mükâfaat vardır.” Bu yüzden eğer aklınız ve sağlıklı bir görüşünüz varsa Allah’ın o büyük lütfunu, geçici ve yok olmaya mahkum olan küçük zevklere tercih edin. Zira aklı başında olan kimse, mukayese yaparak tercih edilmesi gerekeni tercih eder ve öncelikli olanı önceler.

Al-Anfaal 8:28Listen in Qur'an →
29

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَجْعَل لَّكُمْ فُرْقَانًۭا وَيُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ

Ey inananlar! Allah'tan sakınırsanız, O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük, bol nimet sahibidir.

29- Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkup sakınırsanız O, size iyi ile kötüyü ayırt edecek bir anlayış (Furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.

29. Kulun Rabbinden korkup sakınmayı ilke edinmesi, mutluluğun yolu ve kurtuluşun alametidir. Yüce Allah dünya ve âhiretin pek büyük hayırlarına nail olabilmeyi Allah’tan korkup sakınmaya yani takvâya bağlamıştır. İşte burada Yüce Allah, takvâlı olan kimselerin dört şeyi elde edeceklerini söz konusu etmektedir ki bunların her birisi başlıbaşına dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır: Birincisi “Furkan”dır. Furkan, sahibinin kendisi vasıtası ile hidâyeti sapıklıktan, hakkı batıldan, helâli haramdan, mutluları bedbaht olanlardan ayırt edebildiği ilim ve hidâyet demektir. İkinci ve üçüncü kazanç ise kötülüklerin örtülmesi ve günahların bağışlanmasıdır. Bunların her biri, tek başına mutlak olarak zikredildikleri takdirde biri diğerini de içine alır. Bir arada söz konusu edilecek olurlarsa kötülüklerin örtülmesi, küçük günahların bağışlanması anlamına; günahların bağışlanması ise büyük günahların affedilmesi anlamına gelir. Dördüncü kazanç da Allah’tan korkup sakınanlara ve Allah’ın rızasını nefsinin hevasına tercih edenlere verilecek olan büyük ecir ve sonsuz mükâfatlardır: “Allah büyük lütuf sahibidir.”

Al-Anfaal 8:29Listen in Qur'an →
30

وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ ۚ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ ٱللَّهُ ۖ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلْمَٰكِرِينَ

İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.

30- Hani o kâfirler seni hapsetmek yahut öldürmek ya da seni (Mekke’den) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da (buna karşılık) onlara tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.

30. Ey Peygamber! Allah’ın sana olan lütuf ve ihsanlarını hatırla! “Hani o kâfirler seni hapsetmek yahut öldürmek ya da seni (Mekke’den) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı.” Müşrikler Daru’n-Nedve’de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e ne yapacaklarını kendi aralarında istişare edip planlar yapıyorlardı: Ya onu bağlayıp hapsederek yanlarında alıkoyacaklardı yahut öldürüp kendi kanaatlerince onun şerrinden(!) kurtulacaklardı ya da onu yurtlarından çıkarıp sürgüne göndereceklerdi. Her biri bunlardan birisini uygun görüp o yönde görüş beyan etti. Nihâyet onların en kötüleri olan lanetlik Ebu Cehil’in görüşü üzerinde uzlaştılar. Bu görüş de Kureyş’e mensup her bir kabileden bir gencin eline keskin bir kılıç alarak hep birden onu öldürmeleri yönünde idi. Böylelikle Peygamber’in kan davası, kabileler arasında paylaşılmış olacaktı ve Haşimoğulları da (kısas yerine) diyet almayı kabul edecekler ve buna razı olacaklardı. Çünkü bütün Kureyş’e karşı koyacak güçleri olamazdı. Bunun üzerine Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yatağından kalktığı zaman öldürmek üzere geceleyin onu gözetlemeye koyuldular. Bu sırada semadan vahiy geldi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de onların bulundukları yere çıkıp başlarına toprak saçıp gitti. Allah da basiretlerini kör ederek onu görmelerini engelledi. Nihâyet Peygamber’in çıkışının geciktiğini fark ettiklerinde yanlarını birisi gelerek: Allah sizi hüsrana uğratsın! Muhammed çıkıp gitti ve başınıza da toprak serpti, sizin haberiniz yok! dedi. Bunu duyunca her biri, başından toprağı silkelemeye koyuldu. Böylece Yüce Allah, onlara karşı peygamberini korudu ve Medine’ye hicret etmesi için ona izin verdi. O da Medine’ye hicret etti. Allah onu Muhacir ve Ensar’dan oluşan ashabı ile destekledi. Giderek güçlendi ve sonunda Mekke’ye fatih olarak girip oranın halkını emri altına aldı. Daha önceleri kendisine zarar verirler endişesiyle yanlarından gizlice ayrılmış iken şimdi Mekkeliler ona boyun eğip onun hükmü altına girdiler. Hiçbir kimsenin emrine karşı koyamadığı, kullarına lütufkar olan Allah’ın şanı ne yücedir!

Al-Anfaal 8:30Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.