Muslim99Muslim99
← Tafsir library

8. Al-Anfaal

The Spoils of War · Medinan · 75 ayahs

سُورَةُ الأَنفَالِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 11–20 of 75

11

إِذْ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةًۭ مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ ٱلشَّيْطَٰنِ وَلِيَرْبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلْأَقْدَامَ

Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı. Sizi arıtmak, sizden şeytan vesvesesini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve sebatınızı artırmak için gökten size su indirmişti.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

Al-Anfaal 8:11Listen in Qur'an →
12

إِذْ يُوحِى رَبُّكَ إِلَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّى مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۚ سَأُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ فَٱضْرِبُوا۟ فَوْقَ ٱلْأَعْنَاقِ وَٱضْرِبُوا۟ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍۢ

Rabbin meleklere, "Ben sizinleyim, inananları destekleyin" diye vahyetti. "Ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına" dedi.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

Al-Anfaal 8:12Listen in Qur'an →
13

ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ شَآقُّوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ ۚ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

Bu, onların Allah'a ve Peygamberine karşı koymalarındandır. Kim Allah'a ve peygamberine karşı koyarsa, bilsin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

Al-Anfaal 8:13Listen in Qur'an →
14

ذَٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ

İşte bunu tadın, inkar edenlere cehennem azabı da vardır.

9- Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da O da duanıza:“Ben size birbiri ardınca gelen bin melek ile yardım edeceğim” diye karşılık vermişti. 10- Allah, bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, ancak Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 11- Hani O, kendi katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için de üstünüze gökten bir su indiriyordu. 12- Hani Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu:“Şüphesiz ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Artık vurun onların boyunlarının üstüne, vurun onların her parmağına!” 13- Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmeleridir. Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse hiç şüphe yok ki Allah, cezası çok şiddetli olandır. 14- İşte bu (şimdiki azabınız), tadın onu! Kâfirler için bir de ateş azabı var.

9. Yani Allah’ın üzerinizdeki şu nimetini hatırlayın: Düşmanınız ile karşılaşmanızın yakınlaştığı sırada Rabbinizden yardım dilemiş, size yardımcı olmasını ve sizi zafere kavuşturmasını istemiştiniz. O da duanızı kabul etmiş ve size birkaç yoldan yardım etmişti ki bunların biri, Yüce Allah’ın size “birbiri ardınca gelen bin melek ile” destek olmasıdır.

10. Yüce “Allah, bunu” yani meleklerin indirilişini “ancak bir müjde olsun” böylelikle de sevinesiniz “ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı.” Zira zafer, esasen Allah’ın elindedir. Yoksa sayı çokluğu ve teçhizat fazlalığı ile zafer gerçekleşmez. “Şüphe yok ki Allah Azizdir.” Hiçbir güç O’nu yenik düşüremez. Aksine sayıca istedikleri kadar çok, araç ve gereçleri de istedikleri kadar fazla olan nice kimseleri yardımsız bırakarak yenik düşüren O’dur. “Hakîmdir.” O, işler için bir takım sebepler takdir etmiş ve her bir şeyi yerli yerine koymuştur.

11. Allah’ın size yardımının ve dualarınızı kabulünün tecellilerinden birisi de size “bir güven”, yardımına, huzur ve sükûnetine de bir alâmet “olmak üzere sizi hafif bir uykuya büründürüyordu.” Yani böylelikle kalplerinizin korku ve telaşını gidermiş oluyordu. Diğer taraftan Yüce Allah, yardımının bir parçası olarak üzerinize gökten su indirmişti. Bu, sizi maddi ve manevi pislikten temizlemek, şeytanın vesveselerinden ve dürtülerinden arındırmak, “kalplerinizi pekiştirmek” yani kalplerinize sebat vermek içindi. Kalbin pekişip sebat etmesi, bedenin sebat göstermesinin esasıdır. “Ve onunla ayaklarınıza sebat vermek için” Çünkü bulundukları yer, sert değil, yumuşaktı. Üzerine yağmur yağınca sertleşti ve böylelikle ayaklar sağlam basar oldu.

12. Yüce Allah’ın size yaptığı yardımlardan birisi de şuydu:“Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Şüphesiz Ben” yardım, destek ve ihsan edeceğim zaferle “sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin” yani onların kalplerine düşmanlarına karşı cesaretli olmayı ilham edin, cihada teşvik edip onun fazileti hususundaki şevklerini artırın. “Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım.” İşte bu, sizin onlara karşı sahip olduğunuz en büyük güç ve ordudur. Çünkü Yüce Allah, mü’minlere sebat verip kâfirlerin …

Al-Anfaal 8:14Listen in Qur'an →
15

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ زَحْفًۭا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلْأَدْبَارَ

Ey İnananlar! Savaş için ilerlerken, inkar edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.

15- Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp kaçmayın. 16- Böyle bir günde kim, savaşmak için yer değiştirmek veya başka bir bölüğe katılmak gayesi ile olmaksızın onlara arkasını dönüp kaçarsa o, kesinlikle Allah’ın gazabına uğramış olur ve onun yeri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!

15. Yüce Allah, mü’min kullarına iman kahramanlığını göstermelerini, emrini tam ve sağlamca yerine getirmelerini, kalplere ve bedenlere güç kazandıran sebepleri yerine getirmek için çalışmayı emretmekte ve iki ordunun karşılaşması halinde de savaştan kaçmalarını yasaklayarak şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman” savaş için saflar dizilmiş, askerler birbirinin üzerine yürüyüp birbirlerine yaklaşmış halde onlarla karşı karşıya geldiğinizde “onlara arkanızı dönüp kaçmayın.” Aksine onlarla savaşta sebat, onlarla vuruşurken sabır ve metanet gösterin. Çünkü bu, Allah’ın dinine bir yardımdır. Mü’minlerin kalplerine güç, kâfirlerin kalplerine de korku verir.

16. Bu ayet, mazeretsiz olarak savaştan kaçmanın, en büyük günahlardan biri olduğunun delilidir. Nitekim bu hususta sahih hadisler varid olduğu gibi[13] böyle bir davranışa karşı yapılan bu ağır tehdit de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Âyet-i kerimeden anlaşılan şudur: Savaşmak kastı ile yerini değiştiren kimse, bulunduğu yerden savaşma imkânı açısından daha elverişli ve düşmana daha çok zarar verebilecek başka bir yere geçen kimsedir. Bu maksatla davranan kimsenin bu tutumunda bir sakınca yoktur. Çünkü böyle bir kimse, kaçmak kastı ile arkasını dönmüş değildir. Bu kimsenin, arkasını dönmesinin sebebi düşmanına karşı üstünlük sağlamak ya da düşmanı gafil bir yerden avlayabilmek yahut bu yolla düşmanını kandırmaktır. Yahut bunun dışında savaşçıların gözettikleri herhangi bir maksat dolayısı ile bu işi yapmaktır. Kâfirlerle savaşmak için kendisine yardımcı olacak ve kendisini koruyacak başka bir birliğe katılmak da caizdir. Eğer bu sözü geçen birlik, askeri karargahta bulunuyorsa mesele gâyet açıktır. Şâyet bu birlik, savaşın cereyan ettiği yerden bir başka yerde bulunuyor ise -mesela Müslümanların, kâfirler karşısında bozguna uğrayıp müslüman beldelerinden herhangi birisine sığınması yahut da müslümanların bir başka askeri birliğine katılması durumunda olduğu gibi- bu konuda ashab-ı kiramdan böyle bir tutumun da caiz olduğunu gösteren rivâyetler gelmiştir. Ancak bu türden bir geri çekilmeyi müslümanların geri çekilmelerinin daha güzel sonuç vereceğini ve daha az zayiat vereceklerini kuvvetle zannetmeleri şartı ile kayıtlı kabul etmek gerekir. Eğer kâfirlere karşı savaşmak üzere sebat göstermeleri halinde kâfirleri yeneceklerini düşünüyorlarsa, o zaman böyle bir geri çekilmeye ruhsat verileceğini kabul etmek uzak bir ihtimaldir. Çünkü böyle bir durumda yasak kılınan şekli ile kaçış düşünülemez. Bu âyet-i kerimedeki hüküm, mutlaktır. Sûrenin sonlarına doğru bu hükmün, belirli bir sayı ile kayıtlandığını belirten buyruk gelecektir.

Al-Anfaal 8:15Listen in Qur'an →
16

وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍۢ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفًۭا لِّقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةٍۢ فَقَدْ بَآءَ بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya bir başka topluluğa katılmak maksadı dışında, o gün arkasını düşmana dönen kimse Allah'dan bir gazaba uğramış olur. Onun varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüştür!

15- Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönüp kaçmayın. 16- Böyle bir günde kim, savaşmak için yer değiştirmek veya başka bir bölüğe katılmak gayesi ile olmaksızın onlara arkasını dönüp kaçarsa o, kesinlikle Allah’ın gazabına uğramış olur ve onun yeri cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!

15. Yüce Allah, mü’min kullarına iman kahramanlığını göstermelerini, emrini tam ve sağlamca yerine getirmelerini, kalplere ve bedenlere güç kazandıran sebepleri yerine getirmek için çalışmayı emretmekte ve iki ordunun karşılaşması halinde de savaştan kaçmalarını yasaklayarak şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman” savaş için saflar dizilmiş, askerler birbirinin üzerine yürüyüp birbirlerine yaklaşmış halde onlarla karşı karşıya geldiğinizde “onlara arkanızı dönüp kaçmayın.” Aksine onlarla savaşta sebat, onlarla vuruşurken sabır ve metanet gösterin. Çünkü bu, Allah’ın dinine bir yardımdır. Mü’minlerin kalplerine güç, kâfirlerin kalplerine de korku verir.

16. Bu ayet, mazeretsiz olarak savaştan kaçmanın, en büyük günahlardan biri olduğunun delilidir. Nitekim bu hususta sahih hadisler varid olduğu gibi[13] böyle bir davranışa karşı yapılan bu ağır tehdit de bunu açıkça ortaya koymaktadır. Âyet-i kerimeden anlaşılan şudur: Savaşmak kastı ile yerini değiştiren kimse, bulunduğu yerden savaşma imkânı açısından daha elverişli ve düşmana daha çok zarar verebilecek başka bir yere geçen kimsedir. Bu maksatla davranan kimsenin bu tutumunda bir sakınca yoktur. Çünkü böyle bir kimse, kaçmak kastı ile arkasını dönmüş değildir. Bu kimsenin, arkasını dönmesinin sebebi düşmanına karşı üstünlük sağlamak ya da düşmanı gafil bir yerden avlayabilmek yahut bu yolla düşmanını kandırmaktır. Yahut bunun dışında savaşçıların gözettikleri herhangi bir maksat dolayısı ile bu işi yapmaktır. Kâfirlerle savaşmak için kendisine yardımcı olacak ve kendisini koruyacak başka bir birliğe katılmak da caizdir. Eğer bu sözü geçen birlik, askeri karargahta bulunuyorsa mesele gâyet açıktır. Şâyet bu birlik, savaşın cereyan ettiği yerden bir başka yerde bulunuyor ise -mesela Müslümanların, kâfirler karşısında bozguna uğrayıp müslüman beldelerinden herhangi birisine sığınması yahut da müslümanların bir başka askeri birliğine katılması durumunda olduğu gibi- bu konuda ashab-ı kiramdan böyle bir tutumun da caiz olduğunu gösteren rivâyetler gelmiştir. Ancak bu türden bir geri çekilmeyi müslümanların geri çekilmelerinin daha güzel sonuç vereceğini ve daha az zayiat vereceklerini kuvvetle zannetmeleri şartı ile kayıtlı kabul etmek gerekir. Eğer kâfirlere karşı savaşmak üzere sebat göstermeleri halinde kâfirleri yeneceklerini düşünüyorlarsa, o zaman böyle bir geri çekilmeye ruhsat verileceğini kabul etmek uzak bir ihtimaldir. Çünkü böyle bir durumda yasak kılınan şekli ile kaçış düşünülemez. Bu âyet-i kerimedeki hüküm, mutlaktır. Sûrenin sonlarına doğru bu hükmün, belirli bir sayı ile kayıtlandığını belirten buyruk gelecektir.

Al-Anfaal 8:16Listen in Qur'an →
17

فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمْ ۚ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ ۚ وَلِيُبْلِىَ ٱلْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَآءً حَسَنًا ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌۭ

Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmamıştın, fakat Allah atmıştı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Doğrusu O işitir ve bilir.

17- Onları siz öldürmediniz; fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı. Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı. Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir, her şeyi çok iyi bilendir. 18- İşte böyledir. Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır. 19- Eğer siz hüküm istiyorsanız, işte size hüküm geldi. Eğer vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, tekrar dönerseniz biz de döneriz. (O zaman) topluluğunuz, çok da olsa size hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.

17. Müşriklerin Bedir günü bozguna uğraması ve müslümanların da onlardan pek çok kimseyi öldürmesi hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onları siz” kendi güç ve imkânlarınızla “öldürmediniz. Fakat Allah” bu hususta daha önce sözü geçen şekilde size yardım etmek sureti ile “öldürdü.” “Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem savaş esnasında kendisine yapılmış gölgeliğe girmiş, Yüce Allah’a dua etmeye, kendisine yardım ihsan etmesi için yalvarıp yakarmaya koyulmuştu.[14] Sonra gölgeliğinden çıktı ve bir avuç toprak alarak onu müşriklerin yüzlerine doğru fırlattı. Yüce Allah da bu attığı toprağı müşriklerin yüzlerine kadar ulaştırdı. Bu topraktan yüzüne, ağzına, gözüne bir şeyler isabet etmedik hiç kimse kalmadı.[15] Bunun üzerine onların maneviyatları zayıfladı ve dirençleri kırıldı, aralarında dağınıklık ve zayıflık baş gösterdi, bunun sonucunda da bozguna uğradılar. İşte Yüce Allah peygamberine bunu hatırlatarak şunu demektedir: Sen o toprağı attığında kendi gücünle onu müşriklerin gözlerine ulaştırmadın. Onu onlara güç ve kudretimizle ulaştıran bizleriz. “Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı.” Yani Yüce Allah, fiilen savaşa katılmasalar bile mü’minlerin intikamını kâfirlerden almaya ve mü’minlere zafer vermeye kadirdir. Ancak Yüce Allah, mü’minleri sınamayı, cihad ile onları en yüce derecelere ve en yüksek makamlara ulaştırmayı, kendilerine oldukça güzel bir mükâfaat ve pek büyük bir sevap ihsan etmeyi murad etmiştir. “Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir.” O, kulun gizli söylediğini de açıkça ilan ettiğini de işitir. “Her şeyi çok iyi bilendir.” Kalbindeki iyi niyetleri de kötü niyetleri de bilir. Bu yüzden ilim ve hikmetine uygun ve kullarının da maslahatına olan şeyleri takdir eder. Herkese niyet ve ameline göre karşılık verir.

18. “İşte böyledir.” Bu yardım, Allah tarafından sizin için gelmiştir. “Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır.” Müslümanlara ve İslâm’a karşı yaptıkları her türlü hile ve düzeni zayıflatan ve bu düzenlerini kendi başlarına geçirendir.

19. Ey müşrikler! “Eğer siz hüküm istiyorsanız” yani Yüce Allah’tan azabını haddi aşan zalimlere göndermesini istemekteyseniz “işte size hüküm geldi” Allah, sizin için caydırıcı bir ceza ve takvâ sahipleri için de ibret olmak üzere cezasını sizin başınıza indirdi. “Eğer” haklıyı haksızdan ayıracak hükmü istemekten “vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü belki size mühlet verir ve sizden çabucak intikam almaz (siz de buna aldanırsınız). “Yok, tekrar” hüküm istemeye ve Allah'ın mümin ordusuyla savaşa “dönerseniz biz de” sizin …

Al-Anfaal 8:17Listen in Qur'an →
18

ذَٰلِكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ ٱلْكَٰفِرِينَ

İşte bu, Allah'ın inkarcıların düzenini zayıflatıp yok etmesidir.

17- Onları siz öldürmediniz; fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı. Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı. Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir, her şeyi çok iyi bilendir. 18- İşte böyledir. Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır. 19- Eğer siz hüküm istiyorsanız, işte size hüküm geldi. Eğer vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, tekrar dönerseniz biz de döneriz. (O zaman) topluluğunuz, çok da olsa size hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.

17. Müşriklerin Bedir günü bozguna uğraması ve müslümanların da onlardan pek çok kimseyi öldürmesi hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onları siz” kendi güç ve imkânlarınızla “öldürmediniz. Fakat Allah” bu hususta daha önce sözü geçen şekilde size yardım etmek sureti ile “öldürdü.” “Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem savaş esnasında kendisine yapılmış gölgeliğe girmiş, Yüce Allah’a dua etmeye, kendisine yardım ihsan etmesi için yalvarıp yakarmaya koyulmuştu.[14] Sonra gölgeliğinden çıktı ve bir avuç toprak alarak onu müşriklerin yüzlerine doğru fırlattı. Yüce Allah da bu attığı toprağı müşriklerin yüzlerine kadar ulaştırdı. Bu topraktan yüzüne, ağzına, gözüne bir şeyler isabet etmedik hiç kimse kalmadı.[15] Bunun üzerine onların maneviyatları zayıfladı ve dirençleri kırıldı, aralarında dağınıklık ve zayıflık baş gösterdi, bunun sonucunda da bozguna uğradılar. İşte Yüce Allah peygamberine bunu hatırlatarak şunu demektedir: Sen o toprağı attığında kendi gücünle onu müşriklerin gözlerine ulaştırmadın. Onu onlara güç ve kudretimizle ulaştıran bizleriz. “Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı.” Yani Yüce Allah, fiilen savaşa katılmasalar bile mü’minlerin intikamını kâfirlerden almaya ve mü’minlere zafer vermeye kadirdir. Ancak Yüce Allah, mü’minleri sınamayı, cihad ile onları en yüce derecelere ve en yüksek makamlara ulaştırmayı, kendilerine oldukça güzel bir mükâfaat ve pek büyük bir sevap ihsan etmeyi murad etmiştir. “Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir.” O, kulun gizli söylediğini de açıkça ilan ettiğini de işitir. “Her şeyi çok iyi bilendir.” Kalbindeki iyi niyetleri de kötü niyetleri de bilir. Bu yüzden ilim ve hikmetine uygun ve kullarının da maslahatına olan şeyleri takdir eder. Herkese niyet ve ameline göre karşılık verir.

18. “İşte böyledir.” Bu yardım, Allah tarafından sizin için gelmiştir. “Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır.” Müslümanlara ve İslâm’a karşı yaptıkları her türlü hile ve düzeni zayıflatan ve bu düzenlerini kendi başlarına geçirendir.

19. Ey müşrikler! “Eğer siz hüküm istiyorsanız” yani Yüce Allah’tan azabını haddi aşan zalimlere göndermesini istemekteyseniz “işte size hüküm geldi” Allah, sizin için caydırıcı bir ceza ve takvâ sahipleri için de ibret olmak üzere cezasını sizin başınıza indirdi. “Eğer” haklıyı haksızdan ayıracak hükmü istemekten “vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü belki size mühlet verir ve sizden çabucak intikam almaz (siz de buna aldanırsınız). “Yok, tekrar” hüküm istemeye ve Allah'ın mümin ordusuyla savaşa “dönerseniz biz de” sizin …

Al-Anfaal 8:18Listen in Qur'an →
19

إِن تَسْتَفْتِحُوا۟ فَقَدْ جَآءَكُمُ ٱلْفَتْحُ ۖ وَإِن تَنتَهُوا۟ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَعُودُوا۟ نَعُدْ وَلَن تُغْنِىَ عَنكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـًۭٔا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ

Ey inkarcılar! Zafer istiyorsanız, işte zafer geldi (aleyhinize çıktı). Peygambere karşı gelmekten vazgeçerseniz sizin iyiliğinize olur, yok tekrar dönerseniz biz de döneriz; topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah inananlarla beraberdir.

17- Onları siz öldürmediniz; fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı. Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı. Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir, her şeyi çok iyi bilendir. 18- İşte böyledir. Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır. 19- Eğer siz hüküm istiyorsanız, işte size hüküm geldi. Eğer vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, tekrar dönerseniz biz de döneriz. (O zaman) topluluğunuz, çok da olsa size hiçbir fayda sağlamaz. Çünkü Allah mü’minlerle beraberdir.

17. Müşriklerin Bedir günü bozguna uğraması ve müslümanların da onlardan pek çok kimseyi öldürmesi hakkında Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onları siz” kendi güç ve imkânlarınızla “öldürmediniz. Fakat Allah” bu hususta daha önce sözü geçen şekilde size yardım etmek sureti ile “öldürdü.” “Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem savaş esnasında kendisine yapılmış gölgeliğe girmiş, Yüce Allah’a dua etmeye, kendisine yardım ihsan etmesi için yalvarıp yakarmaya koyulmuştu.[14] Sonra gölgeliğinden çıktı ve bir avuç toprak alarak onu müşriklerin yüzlerine doğru fırlattı. Yüce Allah da bu attığı toprağı müşriklerin yüzlerine kadar ulaştırdı. Bu topraktan yüzüne, ağzına, gözüne bir şeyler isabet etmedik hiç kimse kalmadı.[15] Bunun üzerine onların maneviyatları zayıfladı ve dirençleri kırıldı, aralarında dağınıklık ve zayıflık baş gösterdi, bunun sonucunda da bozguna uğradılar. İşte Yüce Allah peygamberine bunu hatırlatarak şunu demektedir: Sen o toprağı attığında kendi gücünle onu müşriklerin gözlerine ulaştırmadın. Onu onlara güç ve kudretimizle ulaştıran bizleriz. “Bunu, mü’minleri kendi katından güzel bir imtihan ile denemek için yaptı.” Yani Yüce Allah, fiilen savaşa katılmasalar bile mü’minlerin intikamını kâfirlerden almaya ve mü’minlere zafer vermeye kadirdir. Ancak Yüce Allah, mü’minleri sınamayı, cihad ile onları en yüce derecelere ve en yüksek makamlara ulaştırmayı, kendilerine oldukça güzel bir mükâfaat ve pek büyük bir sevap ihsan etmeyi murad etmiştir. “Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir.” O, kulun gizli söylediğini de açıkça ilan ettiğini de işitir. “Her şeyi çok iyi bilendir.” Kalbindeki iyi niyetleri de kötü niyetleri de bilir. Bu yüzden ilim ve hikmetine uygun ve kullarının da maslahatına olan şeyleri takdir eder. Herkese niyet ve ameline göre karşılık verir.

18. “İşte böyledir.” Bu yardım, Allah tarafından sizin için gelmiştir. “Şüphesiz Allah kâfirlerin tuzağını zayıflatandır.” Müslümanlara ve İslâm’a karşı yaptıkları her türlü hile ve düzeni zayıflatan ve bu düzenlerini kendi başlarına geçirendir.

19. Ey müşrikler! “Eğer siz hüküm istiyorsanız” yani Yüce Allah’tan azabını haddi aşan zalimlere göndermesini istemekteyseniz “işte size hüküm geldi” Allah, sizin için caydırıcı bir ceza ve takvâ sahipleri için de ibret olmak üzere cezasını sizin başınıza indirdi. “Eğer” haklıyı haksızdan ayıracak hükmü istemekten “vazgeçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Çünkü belki size mühlet verir ve sizden çabucak intikam almaz (siz de buna aldanırsınız). “Yok, tekrar” hüküm istemeye ve Allah'ın mümin ordusuyla savaşa “dönerseniz biz de” sizin …

Al-Anfaal 8:19Listen in Qur'an →
20

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَلَا تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَأَنتُمْ تَسْمَعُونَ

Ey inananlar! Allah'a ve Peygamberine itaat edin, Kuran'ı dinleyip dururken yüz çevirmeyin, dinlemedikleri halde "dinledik" diyenler gibi olmayın.

20- Ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlüne itaat edin. Dinleyip durduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin. 21- Dinlemedikleri halde “Dinledik” diyenler gibi de olmayın!

20. Yüce Allah, kendisinin mü’minlerle birlikte olduğunu haber verdikten sonra O’nun beraberliğine mazhar olmak için imanın gereklerini yerine getirmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler, Allah’a ve Rasûlüne” emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile “itaat edin.” Allah’ın Kitabından, emirlerinden, tavsiyelerinden, öğütlerinden sizlere okunanları “dinleyip durduğunuz halde ondan” yani Allah’a ve Rasûlüne itaat emrinden “yüz çevirmeyin.” Çünkü böyle bir durumda sizin yüz çevirmeniz, çok çirkin bir haldir.

21. “Dinlemedikleri halde ‘Dinledik’ diyenler gibi de olmayın!” Yani aslı olmayan, boş bir iddia ile yetinmeyin. Çünkü bu, Allah’ın da Rasûlünün de razı olmadığı bir haldir. Çünkü iman, boş temenniler ve hoş isteklerde bulunmaktan ibaret değildir. Aksine iman, kalbe yerleşen ve ameller ile doğrulanan şeydir.

Al-Anfaal 8:20Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.