يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْأَنفَالِ ۖ قُلِ ٱلْأَنفَالُ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَصْلِحُوا۟ ذَاتَ بَيْنِكُمْ ۖ وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥٓ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin.
1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.
(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)
1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi …