Muslim99Muslim99
← Tafsir library

9. At-Tawba

The Repentance · Medinan · 129 ayahs

سُورَةُ التَّوۡبَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 61–70 of 129

61

وَمِنْهُمُ ٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ ٱلنَّبِىَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌۭ ۚ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍۢ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مِنكُمْ ۚ وَٱلَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ

İkiyüzlülerin içinde "O her şeye kulak kesiliyor" diyerek Peygamberi incitenler vardır. De ki: "O kulak, Allah'a inanan ve müminlere inanan, sizin için hayırlı olan, içinizden inanan kimselere rahmet olan bir kulaktır." Allah'ın Peygamberini incitenlere can yakıcı azab vardır.

61- Onların içinde Peygambere eziyet edenler ve:“O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır” diyenler de vardır. De ki:“O, sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır, Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır. O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Allah’ın Rasûlünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır. 62- Sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin ederler. Halbuki en doğrusu, Allah’ı ve Rasûlünü hoşnut etmeleridir. (Tabi) eğer mü’min iseler. 63- Bilmezler mi ki her kim Allah’a ve Rasûlüne karşı çıkarsa ona içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, en büyük rüsvaylıktır.

61. “Onların içinde” yani bu münafıkların arasında, çirkin sözler söyleyerek, onu ve dinini ayıplayarak “peygambere eziyet edenler ve: O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır, diyenler de vardır” Yani Peygamberi rahatsız eden sözlerine aldırış etmeyen kimseler vardır. Bunlar şöyle derlerdi: Eğer söylediklerinizin bir kısmı ona ulaşacak olursa, gidip ona mazeret beyan ederiz, o da bizim özrümüzü kabul eder. Çünkü “o, bir kulaktır” yani söylenen her şeyi kabul eder, doğru söyleyenle yalancı arasında ayrım gözetmez. Onların kasıtları ise -kahrolasıcalar- kendi aralarında bu işi önemsemedikleri ve aldırış etmedikleridir. Zira söyledikleri sözler Peygamber’e ulaşmayacak olursa zaten istedikleri budur. Eğer ulaşacak olursa o zaman da gerçekle ilgisi olmayan bir mazeret beyan etmekle yetinirler. Böylelikle onlar birçok yönden alabildiğine büyük bir kötülük işlemiş oluyorlar. Bu ktülüğün en büyüğü, kendilerine hidâyet vermek, onları bedbahtlıktan ve helak oluştan kurtarıp hidâyete ve mutluluğa ulaştırmak için gelmiş olan Peygamberlerine eziyet etmeleridir. Diğer bir kötülükleri ise bu söylediklerini önemsemeyişleridir. Bu ise eziyet vermekten ayrı ve fazladan bir kötülüktür. Bir diğer kötülükleri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in aklına dil uzatmaları, onu idraksizlikle nitelendirmeleri ve doğru söyleyenle yalancıyı ayırt edemediğini söylemeleridir. Halbuki o, bütün insanlar arasında aklı en kâmil, idraki en mükemmel, görüş ve basireti de en derin olan kişidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: O sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır” Yani o, kendisine hayır ve doğru söz söyleyenlerin sözlerini kabul eder. Yalan mazeretler ile özür beyan eden birçok münafığı azarlamayıp onlardan yüz çevirmesi ise geniş ahlakından, onlara önem vermediğinden ve Yüce Allah’ın şu emrine uyduğundan dolayıdır:“Yanlarına döndüğünüzde onlardan yüz çevirmeniz için önünüzde Allah’a yemin edeceklerdir. O halde siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardırlar.”(et-Tevbe, 9/95) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbindeki gerçeğe ve bu husustaki görüşüne gelince bu konuda da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır.” Doğru sözlü ve doğruyu tasdik eden müminlere inanır. Kimin doğru, kimin yalan söylediğini bilir. Çoğu zaman yalan söyleyenlerden, doğru söylemediğini bildiği kimselerden yüz çevirmekle birlikte durum budur. “O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Çünkü onunla hidâyet bulurlar ve onun ahlâkına uyarlar. Mü’min olmayanlar ise bu rahmeti kabul …

62

يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥٓ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُوا۟ مُؤْمِنِينَ

Sizi hoşnut etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer inanıyorlarsa Allah'ı ve Peygamberini hoşnut etmeleri daha gereklidir.

61- Onların içinde Peygambere eziyet edenler ve:“O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır” diyenler de vardır. De ki:“O, sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır, Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır. O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Allah’ın Rasûlünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır. 62- Sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin ederler. Halbuki en doğrusu, Allah’ı ve Rasûlünü hoşnut etmeleridir. (Tabi) eğer mü’min iseler. 63- Bilmezler mi ki her kim Allah’a ve Rasûlüne karşı çıkarsa ona içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, en büyük rüsvaylıktır.

61. “Onların içinde” yani bu münafıkların arasında, çirkin sözler söyleyerek, onu ve dinini ayıplayarak “peygambere eziyet edenler ve: O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır, diyenler de vardır” Yani Peygamberi rahatsız eden sözlerine aldırış etmeyen kimseler vardır. Bunlar şöyle derlerdi: Eğer söylediklerinizin bir kısmı ona ulaşacak olursa, gidip ona mazeret beyan ederiz, o da bizim özrümüzü kabul eder. Çünkü “o, bir kulaktır” yani söylenen her şeyi kabul eder, doğru söyleyenle yalancı arasında ayrım gözetmez. Onların kasıtları ise -kahrolasıcalar- kendi aralarında bu işi önemsemedikleri ve aldırış etmedikleridir. Zira söyledikleri sözler Peygamber’e ulaşmayacak olursa zaten istedikleri budur. Eğer ulaşacak olursa o zaman da gerçekle ilgisi olmayan bir mazeret beyan etmekle yetinirler. Böylelikle onlar birçok yönden alabildiğine büyük bir kötülük işlemiş oluyorlar. Bu ktülüğün en büyüğü, kendilerine hidâyet vermek, onları bedbahtlıktan ve helak oluştan kurtarıp hidâyete ve mutluluğa ulaştırmak için gelmiş olan Peygamberlerine eziyet etmeleridir. Diğer bir kötülükleri ise bu söylediklerini önemsemeyişleridir. Bu ise eziyet vermekten ayrı ve fazladan bir kötülüktür. Bir diğer kötülükleri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in aklına dil uzatmaları, onu idraksizlikle nitelendirmeleri ve doğru söyleyenle yalancıyı ayırt edemediğini söylemeleridir. Halbuki o, bütün insanlar arasında aklı en kâmil, idraki en mükemmel, görüş ve basireti de en derin olan kişidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: O sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır” Yani o, kendisine hayır ve doğru söz söyleyenlerin sözlerini kabul eder. Yalan mazeretler ile özür beyan eden birçok münafığı azarlamayıp onlardan yüz çevirmesi ise geniş ahlakından, onlara önem vermediğinden ve Yüce Allah’ın şu emrine uyduğundan dolayıdır:“Yanlarına döndüğünüzde onlardan yüz çevirmeniz için önünüzde Allah’a yemin edeceklerdir. O halde siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardırlar.”(et-Tevbe, 9/95) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbindeki gerçeğe ve bu husustaki görüşüne gelince bu konuda da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır.” Doğru sözlü ve doğruyu tasdik eden müminlere inanır. Kimin doğru, kimin yalan söylediğini bilir. Çoğu zaman yalan söyleyenlerden, doğru söylemediğini bildiği kimselerden yüz çevirmekle birlikte durum budur. “O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Çünkü onunla hidâyet bulurlar ve onun ahlâkına uyarlar. Mü’min olmayanlar ise bu rahmeti kabul …

63

أَلَمْ يَعْلَمُوٓا۟ أَنَّهُۥ مَن يُحَادِدِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَأَنَّ لَهُۥ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدًۭا فِيهَا ۚ ذَٰلِكَ ٱلْخِزْىُ ٱلْعَظِيمُ

Allah'a ve Peygamberine karşı koymağa kalkışana, ebedi kalacağı cehennem ateşi bulunduğunu bilmezler mi? Büyük rezillik budur.

61- Onların içinde Peygambere eziyet edenler ve:“O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır” diyenler de vardır. De ki:“O, sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır, Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır. O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Allah’ın Rasûlünü incitenler için can yakıcı bir azap vardır. 62- Sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin ederler. Halbuki en doğrusu, Allah’ı ve Rasûlünü hoşnut etmeleridir. (Tabi) eğer mü’min iseler. 63- Bilmezler mi ki her kim Allah’a ve Rasûlüne karşı çıkarsa ona içinde ebedî kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu, en büyük rüsvaylıktır.

61. “Onların içinde” yani bu münafıkların arasında, çirkin sözler söyleyerek, onu ve dinini ayıplayarak “peygambere eziyet edenler ve: O, (söylenen her şeyi dinleyip kabul eden) bir kulaktır, diyenler de vardır” Yani Peygamberi rahatsız eden sözlerine aldırış etmeyen kimseler vardır. Bunlar şöyle derlerdi: Eğer söylediklerinizin bir kısmı ona ulaşacak olursa, gidip ona mazeret beyan ederiz, o da bizim özrümüzü kabul eder. Çünkü “o, bir kulaktır” yani söylenen her şeyi kabul eder, doğru söyleyenle yalancı arasında ayrım gözetmez. Onların kasıtları ise -kahrolasıcalar- kendi aralarında bu işi önemsemedikleri ve aldırış etmedikleridir. Zira söyledikleri sözler Peygamber’e ulaşmayacak olursa zaten istedikleri budur. Eğer ulaşacak olursa o zaman da gerçekle ilgisi olmayan bir mazeret beyan etmekle yetinirler. Böylelikle onlar birçok yönden alabildiğine büyük bir kötülük işlemiş oluyorlar. Bu ktülüğün en büyüğü, kendilerine hidâyet vermek, onları bedbahtlıktan ve helak oluştan kurtarıp hidâyete ve mutluluğa ulaştırmak için gelmiş olan Peygamberlerine eziyet etmeleridir. Diğer bir kötülükleri ise bu söylediklerini önemsemeyişleridir. Bu ise eziyet vermekten ayrı ve fazladan bir kötülüktür. Bir diğer kötülükleri de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in aklına dil uzatmaları, onu idraksizlikle nitelendirmeleri ve doğru söyleyenle yalancıyı ayırt edemediğini söylemeleridir. Halbuki o, bütün insanlar arasında aklı en kâmil, idraki en mükemmel, görüş ve basireti de en derin olan kişidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: O sizin için hayırlı (sözleri dinleyen) bir kulaktır” Yani o, kendisine hayır ve doğru söz söyleyenlerin sözlerini kabul eder. Yalan mazeretler ile özür beyan eden birçok münafığı azarlamayıp onlardan yüz çevirmesi ise geniş ahlakından, onlara önem vermediğinden ve Yüce Allah’ın şu emrine uyduğundan dolayıdır:“Yanlarına döndüğünüzde onlardan yüz çevirmeniz için önünüzde Allah’a yemin edeceklerdir. O halde siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardırlar.”(et-Tevbe, 9/95) Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in kalbindeki gerçeğe ve bu husustaki görüşüne gelince bu konuda da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Allah’a iman eder ve mü’minlere inanır.” Doğru sözlü ve doğruyu tasdik eden müminlere inanır. Kimin doğru, kimin yalan söylediğini bilir. Çoğu zaman yalan söyleyenlerden, doğru söylemediğini bildiği kimselerden yüz çevirmekle birlikte durum budur. “O, içinizden iman edenler için de bir rahmettir.” Çünkü onunla hidâyet bulurlar ve onun ahlâkına uyarlar. Mü’min olmayanlar ise bu rahmeti kabul …

64

يَحْذَرُ ٱلْمُنَٰفِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَةٌۭ تُنَبِّئُهُم بِمَا فِى قُلُوبِهِمْ ۚ قُلِ ٱسْتَهْزِءُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ مُخْرِجٌۭ مَّا تَحْذَرُونَ

İkiyüzlüler, kalblerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: "Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya koyacaktır."

64- Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekinirler. De ki:“Siz alay edin bakalım! Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” 65- Şayet onlara soracak olursan elbette şöyle diyeceklerdir:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile O’nun âyetleri ile ve Rasûlü ile mi alay ediyordunuz?” 66- (Boşuna) özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra gerçekten kâfir oldunuz. İçinizden bir grubu affetsek bile diğer bir gruba günahkâr kimseler oldukları için azap edeceğiz.

64. Bu sûre-i kerime aynı zamanda “el-Fadıha (gizli kötülükleri açıklayarak rezil eden)” diye de adlandırılırmıştır. Çünkü bu sûre, münafıkların gizli sırlarını açıklamış ve onların ipliğini pazara çıkarmıştı. Nitekim Yüce Allah, onlar hakkında defalarca:“Onlardan kimisi şöyledir...”, “Onların içinde şöyle olanlar vardır” anlamındaki buyruklarla onların niteliklerini söz konusu etmiştir. Bununla birlikte onlardan şahıs belirterek söz etmediğini görüyoruz ki bunun iki önemli sebebi vardır: Birincisi, Yüce Allah kullarının kötülüklerini örten Settâr’dır ve onları gizli kötülüklerini örtmeyi sever. İkincisi, bu ayetlerle hem kendilerine hitabın yöneltildiği kimselerin hem de onların dışında kıyamet gününe kadar gelecek olup bu niteliklere sahip bütün münafıkların yerilmesi hedeflenmiştir. Bu yüzden niteliklerin söz konusu edilmesi, daha kapsayıcı ve daha uygun bir üsluptur. Öyle ki münafıklar bundan oldukça korkuya kapılmışlardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar (yaptıklarından) vazgeçmezlerse andolsun ki sana onlarla çarpışmanı emrederiz, sonra da onlar orada ancak az bir süre sana komşuluk ederler. Lanete uğramışlar olarak, nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve alabildiğine öldürülürler.”(el-Ahzab, 33/60-61) İşte burada da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek” bildirecek, onları rezil edecek ve sırlarını açıklayacak böylece Allah’ın kulları tarafından açıkça tanınacakları ve ibret alanlara ibret olacakları “bir sûrenin indirilmesinden çekinirler.”“De ki: Siz alay edin” alayınızı sürdürmeye devam edin ”bakalım. Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” Yüce Allah bu vaadini yerine getirmiş ve onları açığa çıkartıp rezil eden ve gizliliklerini ortaya çıkartan bu sûreyi indirmiştir.

65-66. “Şayet onlara” müslümanları ve dinlerini tenkit eden sözleri hakkında “soracak olursan...” Onlardan bir kesim Tebûk gazvesi’nde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabını kastederek: “Bizler şu okuyucularımız kadar midelerine düşkün, bunlar kadar dilleri yalan söyleyen ve düşmanla karşılaştıkları vakit bunlar kadar korkak kimseler görmedik.” demişler, bu ve benzeri sözler söylemişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri öğrendiği haberi kendilerine ulaşınca da onun yanına giderek ondan özür dilemeye ve:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” yani biz, tenkit ve ayıplama maksadı gütmeden, laf olsun diye konuşuyorduk. Yüce Allah ise onların bu mazeretlerinin gerçek olmadığını, bu konuda yalan söylediklerini …

65

وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ ۚ قُلْ أَبِٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ وَرَسُولِهِۦ كُنتُمْ تَسْتَهْزِءُونَ

Onlara soracak olursan, "Biz and olsun ki, eğlenip oynuyorduk" diyecekler; De ki: "Allah'la, ayetleriyle, Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?"

64- Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekinirler. De ki:“Siz alay edin bakalım! Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” 65- Şayet onlara soracak olursan elbette şöyle diyeceklerdir:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile O’nun âyetleri ile ve Rasûlü ile mi alay ediyordunuz?” 66- (Boşuna) özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra gerçekten kâfir oldunuz. İçinizden bir grubu affetsek bile diğer bir gruba günahkâr kimseler oldukları için azap edeceğiz.

64. Bu sûre-i kerime aynı zamanda “el-Fadıha (gizli kötülükleri açıklayarak rezil eden)” diye de adlandırılırmıştır. Çünkü bu sûre, münafıkların gizli sırlarını açıklamış ve onların ipliğini pazara çıkarmıştı. Nitekim Yüce Allah, onlar hakkında defalarca:“Onlardan kimisi şöyledir...”, “Onların içinde şöyle olanlar vardır” anlamındaki buyruklarla onların niteliklerini söz konusu etmiştir. Bununla birlikte onlardan şahıs belirterek söz etmediğini görüyoruz ki bunun iki önemli sebebi vardır: Birincisi, Yüce Allah kullarının kötülüklerini örten Settâr’dır ve onları gizli kötülüklerini örtmeyi sever. İkincisi, bu ayetlerle hem kendilerine hitabın yöneltildiği kimselerin hem de onların dışında kıyamet gününe kadar gelecek olup bu niteliklere sahip bütün münafıkların yerilmesi hedeflenmiştir. Bu yüzden niteliklerin söz konusu edilmesi, daha kapsayıcı ve daha uygun bir üsluptur. Öyle ki münafıklar bundan oldukça korkuya kapılmışlardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar (yaptıklarından) vazgeçmezlerse andolsun ki sana onlarla çarpışmanı emrederiz, sonra da onlar orada ancak az bir süre sana komşuluk ederler. Lanete uğramışlar olarak, nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve alabildiğine öldürülürler.”(el-Ahzab, 33/60-61) İşte burada da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek” bildirecek, onları rezil edecek ve sırlarını açıklayacak böylece Allah’ın kulları tarafından açıkça tanınacakları ve ibret alanlara ibret olacakları “bir sûrenin indirilmesinden çekinirler.”“De ki: Siz alay edin” alayınızı sürdürmeye devam edin ”bakalım. Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” Yüce Allah bu vaadini yerine getirmiş ve onları açığa çıkartıp rezil eden ve gizliliklerini ortaya çıkartan bu sûreyi indirmiştir.

65-66. “Şayet onlara” müslümanları ve dinlerini tenkit eden sözleri hakkında “soracak olursan...” Onlardan bir kesim Tebûk gazvesi’nde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabını kastederek: “Bizler şu okuyucularımız kadar midelerine düşkün, bunlar kadar dilleri yalan söyleyen ve düşmanla karşılaştıkları vakit bunlar kadar korkak kimseler görmedik.” demişler, bu ve benzeri sözler söylemişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri öğrendiği haberi kendilerine ulaşınca da onun yanına giderek ondan özür dilemeye ve:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” yani biz, tenkit ve ayıplama maksadı gütmeden, laf olsun diye konuşuyorduk. Yüce Allah ise onların bu mazeretlerinin gerçek olmadığını, bu konuda yalan söylediklerini …

66

لَا تَعْتَذِرُوا۟ قَدْ كَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَٰنِكُمْ ۚ إِن نَّعْفُ عَن طَآئِفَةٍۢ مِّنكُمْ نُعَذِّبْ طَآئِفَةًۢ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ

Özür beyan etmeyin, inandıktan sonra inkar ettiniz. İçinizden bir topluluğu affetsek bile, suçlarından ötürü bir topluluğa da azab ederiz.

64- Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekinirler. De ki:“Siz alay edin bakalım! Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” 65- Şayet onlara soracak olursan elbette şöyle diyeceklerdir:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk.” De ki: “Allah ile O’nun âyetleri ile ve Rasûlü ile mi alay ediyordunuz?” 66- (Boşuna) özür dilemeyin. Siz iman ettikten sonra gerçekten kâfir oldunuz. İçinizden bir grubu affetsek bile diğer bir gruba günahkâr kimseler oldukları için azap edeceğiz.

64. Bu sûre-i kerime aynı zamanda “el-Fadıha (gizli kötülükleri açıklayarak rezil eden)” diye de adlandırılırmıştır. Çünkü bu sûre, münafıkların gizli sırlarını açıklamış ve onların ipliğini pazara çıkarmıştı. Nitekim Yüce Allah, onlar hakkında defalarca:“Onlardan kimisi şöyledir...”, “Onların içinde şöyle olanlar vardır” anlamındaki buyruklarla onların niteliklerini söz konusu etmiştir. Bununla birlikte onlardan şahıs belirterek söz etmediğini görüyoruz ki bunun iki önemli sebebi vardır: Birincisi, Yüce Allah kullarının kötülüklerini örten Settâr’dır ve onları gizli kötülüklerini örtmeyi sever. İkincisi, bu ayetlerle hem kendilerine hitabın yöneltildiği kimselerin hem de onların dışında kıyamet gününe kadar gelecek olup bu niteliklere sahip bütün münafıkların yerilmesi hedeflenmiştir. Bu yüzden niteliklerin söz konusu edilmesi, daha kapsayıcı ve daha uygun bir üsluptur. Öyle ki münafıklar bundan oldukça korkuya kapılmışlardır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve Medine’de yalan haber yayanlar (yaptıklarından) vazgeçmezlerse andolsun ki sana onlarla çarpışmanı emrederiz, sonra da onlar orada ancak az bir süre sana komşuluk ederler. Lanete uğramışlar olarak, nerede ele geçirilirlerse yakalanır ve alabildiğine öldürülürler.”(el-Ahzab, 33/60-61) İşte burada da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanı kendilerine haber verecek” bildirecek, onları rezil edecek ve sırlarını açıklayacak böylece Allah’ın kulları tarafından açıkça tanınacakları ve ibret alanlara ibret olacakları “bir sûrenin indirilmesinden çekinirler.”“De ki: Siz alay edin” alayınızı sürdürmeye devam edin ”bakalım. Şüphesiz Allah, çekindiğiniz şeyleri açığa çıkaracaktır.” Yüce Allah bu vaadini yerine getirmiş ve onları açığa çıkartıp rezil eden ve gizliliklerini ortaya çıkartan bu sûreyi indirmiştir.

65-66. “Şayet onlara” müslümanları ve dinlerini tenkit eden sözleri hakkında “soracak olursan...” Onlardan bir kesim Tebûk gazvesi’nde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile ashabını kastederek: “Bizler şu okuyucularımız kadar midelerine düşkün, bunlar kadar dilleri yalan söyleyen ve düşmanla karşılaştıkları vakit bunlar kadar korkak kimseler görmedik.” demişler, bu ve benzeri sözler söylemişlerdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in bu sözleri öğrendiği haberi kendilerine ulaşınca da onun yanına giderek ondan özür dilemeye ve:“Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk” yani biz, tenkit ve ayıplama maksadı gütmeden, laf olsun diye konuşuyorduk. Yüce Allah ise onların bu mazeretlerinin gerçek olmadığını, bu konuda yalan söylediklerini …

67

ٱلْمُنَٰفِقُونَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتُ بَعْضُهُم مِّنۢ بَعْضٍۢ ۚ يَأْمُرُونَ بِٱلْمُنكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ ۚ نَسُوا۟ ٱللَّهَ فَنَسِيَهُمْ ۗ إِنَّ ٱلْمُنَٰفِقِينَ هُمُ ٱلْفَٰسِقُونَ

İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar.

67- Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve ellerini de (cimrilikten) sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fâsıkların ta kendileridirler. 68- Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve tüm kâfirlere içinde ebediyen kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. Orası onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için daimi bir azap vardır.

67. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendir.” Çünkü münafıklık hepsinin ortak özelliğidir. O yüzden birbirlerini dost ve yardımcı edinmekte de ortaktırlar. Bu buyrukla mü’minlerin onlar ile dostluk bağları kesilmektedir. Daha sonra Yüce Allah, münafıklar ait olup küçükleri olsun büyükleri olsun hiçbirinin dışarıda kalmayacağı genel bir niteliği söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar kötülüğü” küfrü, fasıklığı ve isyanı “emreder, iyilikten” iman, üstün ahlak, salih amel ve güzel adabdan “alıkoyarlar ve ellerini de (cimrilikten) sıkı tutarlar” sadakadan ve hayır hasenat yollarından uzak dururlar, onların temel bir vasfı cimriliktir. “Onlar Allah’ı unuttular.” O’nu pek az anarlar. “O da onları” rahmetinden mahrum etmek suretiyle “unuttu.” O nedenle onları hayra muvaffak kılmaz, cennete de sokmaz. Aksine onları cehennemin en alt tabakasında bırakır da onlar orada ebediyyen kalırlar. “Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir.” Allah fıskın onlara münhasır olduğunu belirtmektedir. Çünkü onların fasıklıkları başkalarınkinden daha büyüktür. Buna delil ise onların azaplarının başkalarının azabından daha ağır olacağı ve bir de mü’minlerin onlar ile sınanmalarıdır. Çünkü münafıklar mü’minler arasında bulunuyorlardı ki bu durumda onlardan sakınmak oldukça güçtür.

68. Bu buyrukta kâfirlerle münafıkların cehennem ateşine girmede, lanete uğramada ve bu hal içinde ebedî kalmada ortak oldukları belirtilmektedir. Bunun sebebi ise onların, dünya hayatında iken kâfir olmada, Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık etmede ve Allah’ın âyetlerini inkâr etmede ortak olmalarıdır.

68

وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ هِىَ حَسْبُهُمْ ۚ وَلَعَنَهُمُ ٱللَّهُ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ مُّقِيمٌۭ

Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkarcılara, ebedi kalacakları cehennem ateşini hazırlamıştır. O, onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir (rahmetinden uzak kılmıştır). Onlara devamlı azab vardır.

67- Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendir. Onlar kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyar ve ellerini de (cimrilikten) sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular, O da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fâsıkların ta kendileridirler. 68- Allah, erkek münafıklara, kadın münafıklara ve tüm kâfirlere içinde ebediyen kalacakları cehennem ateşini vaat etmiştir. Orası onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir. Onlar için daimi bir azap vardır.

67. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendir.” Çünkü münafıklık hepsinin ortak özelliğidir. O yüzden birbirlerini dost ve yardımcı edinmekte de ortaktırlar. Bu buyrukla mü’minlerin onlar ile dostluk bağları kesilmektedir. Daha sonra Yüce Allah, münafıklar ait olup küçükleri olsun büyükleri olsun hiçbirinin dışarıda kalmayacağı genel bir niteliği söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar kötülüğü” küfrü, fasıklığı ve isyanı “emreder, iyilikten” iman, üstün ahlak, salih amel ve güzel adabdan “alıkoyarlar ve ellerini de (cimrilikten) sıkı tutarlar” sadakadan ve hayır hasenat yollarından uzak dururlar, onların temel bir vasfı cimriliktir. “Onlar Allah’ı unuttular.” O’nu pek az anarlar. “O da onları” rahmetinden mahrum etmek suretiyle “unuttu.” O nedenle onları hayra muvaffak kılmaz, cennete de sokmaz. Aksine onları cehennemin en alt tabakasında bırakır da onlar orada ebediyyen kalırlar. “Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir.” Allah fıskın onlara münhasır olduğunu belirtmektedir. Çünkü onların fasıklıkları başkalarınkinden daha büyüktür. Buna delil ise onların azaplarının başkalarının azabından daha ağır olacağı ve bir de mü’minlerin onlar ile sınanmalarıdır. Çünkü münafıklar mü’minler arasında bulunuyorlardı ki bu durumda onlardan sakınmak oldukça güçtür.

68. Bu buyrukta kâfirlerle münafıkların cehennem ateşine girmede, lanete uğramada ve bu hal içinde ebedî kalmada ortak oldukları belirtilmektedir. Bunun sebebi ise onların, dünya hayatında iken kâfir olmada, Allah’a ve Rasûlüne düşmanlık etmede ve Allah’ın âyetlerini inkâr etmede ortak olmalarıdır.

69

كَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ كَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنكُمْ قُوَّةًۭ وَأَكْثَرَ أَمْوَٰلًۭا وَأَوْلَٰدًۭا فَٱسْتَمْتَعُوا۟ بِخَلَٰقِهِمْ فَٱسْتَمْتَعْتُم بِخَلَٰقِكُمْ كَمَا ٱسْتَمْتَعَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُم بِخَلَٰقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَٱلَّذِى خَاضُوٓا۟ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

Ey ikiyüzlüler! Siz, sizden önce daha kuvvetli, malları ve çocukları daha çok olup, hisselerince bunlardan faydalanan kimseler gibisiniz. Sizden öncekiler, hisselerince faydalandıkları gibi siz de hissenizce faydalandınız ve onların batıla daldıklarıgibi siz de daldınız. İşte bunlar dünyada ve ahirette işleri boşa çıkanlardır, işte bunlar mahvolanlardır.

69- (Ey münafıklar!) Siz de kendinizden öncekiler gibisiniz. Üstelik onlar sizden daha güçlü idi, malları ve evlatları da daha çoktu. Onlar kendi nasipleri ile faydalandılar. Sizden öncekiler kendi nasipleri ile faydalandıkları gibi siz de kendi nasiplerinizle faydalandınız ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız. İşte bunlar, dünyada da âhirette de amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlar zarara uğrayanların ta kendileridir. 70- Kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin haberi onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık delillerle gelmişti (ama iman etmediler). Allah asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

69-70. Yüce Allah münafıkları kendilerinden önce geçmiş olan inkarcı ümmetlere gelip çatan musibetlerden sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin” yani Lût kavmine ait şehirlerin “haberleri onlara gelmedi mi?” Çünkü bunların hepsine “peygamberleri apaçık delillerle” yani varlıkların gerçek yüzünü beyan eden, açık ve seçik hak ile “gelmişlerdi.” Ancak onlar bunları yalanladılar. O nedenle de başlarına Yüce Allah’ın, anlattığı musibetler gelip çattı. İşte -ey münafıklar- sizlerin de amelleri bu ümmetlerin amellerine benzemektedir. Zira “Siz de kendi nasibinizle faydalandınız” dünyadaki payınız kadar yararlandınız, onu zevk ve arzu ile aldınız ve bu paydan gözetilen maksattan yüz çevirdiniz. Onları Yüce Allah’a isyanda kullandınız. Sizin bütün gayret ve iradeniz, tıpkı sizden öncekilerin yaptığı gibi size bağışlanan dünyalık nimetlerden öteye geçmedi. “Ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız.” Siz de batıla ve yalana dalıp batıl ile hakkı çürütmek amacıyla batıl adına mücadele verdiniz. İşte onların amelleri ve ilimleri, kendi paylarından yararlanmak ve batıla dalmaktan ibaretti. Bundan dolayı onlar, kendilerinden öncekilerin yaptıklarını yaparak onların hak ettikleri cezayı ve helaki de hak ettiler. Müminlere gelince onlar her ne kadar kendi nasipleri ile ve onlara verilen dünya nimetleri ile faydalansalar da bunları Yüce Allah’a itaate yardımcı olmak üzere kullanmışlardır. Onların ilimlerine gelince bu, peygamberlerin getirdikleri ilimdir. O da bütün üstün maksatlarda kesin bir kanaate ulaşmak ve batılı ortadan kaldırmak için hak ile mücadele vermektir. “Allah” helak ettiği kavimleri cezalandırmak sureti ile “asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar” Allah’a isyan etmek cesaretini gösterdikleri, peygamberlerine asi olup inatçı ve zorba olan herkesin emrine uydukları için “kendi kendilerine zulmediyorlardı.”

70

أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍۢ وَعَادٍۢ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَٰهِيمَ وَأَصْحَٰبِ مَدْيَنَ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتِ ۚ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ ۖ فَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِن كَانُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Kendilerinden önce olan Nuh, Ad, Semud milletlerinin, İbrahim milletinin, Medyen ve altüst olmuş şehirler halkının haberleri onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara belgeler getirmişlerdi. Allah onlara zulmetmemiş, onlar kendilerine yazık etmişlerdir.

69- (Ey münafıklar!) Siz de kendinizden öncekiler gibisiniz. Üstelik onlar sizden daha güçlü idi, malları ve evlatları da daha çoktu. Onlar kendi nasipleri ile faydalandılar. Sizden öncekiler kendi nasipleri ile faydalandıkları gibi siz de kendi nasiplerinizle faydalandınız ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız. İşte bunlar, dünyada da âhirette de amelleri boşa gitmiş olanlardır. Onlar zarara uğrayanların ta kendileridir. 70- Kendilerinden öncekilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin haberi onlara gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık delillerle gelmişti (ama iman etmediler). Allah asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.

69-70. Yüce Allah münafıkları kendilerinden önce geçmiş olan inkarcı ümmetlere gelip çatan musibetlerden sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim’in kavminin, Medyen ehlinin ve altüst edilen şehirlerin” yani Lût kavmine ait şehirlerin “haberleri onlara gelmedi mi?” Çünkü bunların hepsine “peygamberleri apaçık delillerle” yani varlıkların gerçek yüzünü beyan eden, açık ve seçik hak ile “gelmişlerdi.” Ancak onlar bunları yalanladılar. O nedenle de başlarına Yüce Allah’ın, anlattığı musibetler gelip çattı. İşte -ey münafıklar- sizlerin de amelleri bu ümmetlerin amellerine benzemektedir. Zira “Siz de kendi nasibinizle faydalandınız” dünyadaki payınız kadar yararlandınız, onu zevk ve arzu ile aldınız ve bu paydan gözetilen maksattan yüz çevirdiniz. Onları Yüce Allah’a isyanda kullandınız. Sizin bütün gayret ve iradeniz, tıpkı sizden öncekilerin yaptığı gibi size bağışlanan dünyalık nimetlerden öteye geçmedi. “Ve onlar (batıla) daldığı gibi siz de daldınız.” Siz de batıla ve yalana dalıp batıl ile hakkı çürütmek amacıyla batıl adına mücadele verdiniz. İşte onların amelleri ve ilimleri, kendi paylarından yararlanmak ve batıla dalmaktan ibaretti. Bundan dolayı onlar, kendilerinden öncekilerin yaptıklarını yaparak onların hak ettikleri cezayı ve helaki de hak ettiler. Müminlere gelince onlar her ne kadar kendi nasipleri ile ve onlara verilen dünya nimetleri ile faydalansalar da bunları Yüce Allah’a itaate yardımcı olmak üzere kullanmışlardır. Onların ilimlerine gelince bu, peygamberlerin getirdikleri ilimdir. O da bütün üstün maksatlarda kesin bir kanaate ulaşmak ve batılı ortadan kaldırmak için hak ile mücadele vermektir. “Allah” helak ettiği kavimleri cezalandırmak sureti ile “asla onlara zulmetmedi. Fakat onlar” Allah’a isyan etmek cesaretini gösterdikleri, peygamberlerine asi olup inatçı ve zorba olan herkesin emrine uydukları için “kendi kendilerine zulmediyorlardı.”

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.