Muslim99Muslim99
← Tafsir library

9. At-Tawba

The Repentance · Medinan · 129 ayahs

سُورَةُ التَّوۡبَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 1–10 of 129

1

بَرَآءَةٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.

1- Kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere Allah ve Rasûlü tarafından ilişkilerin kesildiğine dâir bir uyarı(dır bu)! 2- (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay (daha rahatça) dolaşın. Bilin ki Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah da kâfirleri elbette rüsvay edecektir.

(Berâe suresi de denmektedir. Medine’de inmiştir, 129 âyettir)

1-2. Bu, Allah ve Rasûlünden Müslümanlarla anlaşması olan bütün müşriklere yönelik, ilişkilerin koparıldığını bildiren bir ihtardır. Şöyle ki yeryüzünde istedikleri gibi ve mü’minlerden yana güven içerisinde rahatça dolaşabilecekleri dört ayları var. Bu dört aylık süreden sonra artık onların göz önünde bulundurulacak herhangi bir ahit ya da antlaşmaları olmayacaktır. Bu, süresi tespit edilmemiş ucu açık yahut da dört ay ve daha az bir süre ile sınırlanmış olan antlaşmalar için geçerlidir. Dört aydan daha uzun süreli olarak belirlenmiş antlaşmaları bulunanların ise eğer hainlik yapacaklarından korkulmuyorsa ve öncelikle onlar bu antlaşmayı bozmayacak olurlarsa, ahitlerinin tamamlanması beklenecektir. Daha sonra Yüce Allah, antlaşması bulunan müşriklerin her ne kadar antlaşma süresi içerisinde güven içerisinde olsalarda Allah’ı asla aciz bırakamayacakları ve O’nun elinden kurtulamayacaklarını bildirerek uyarmaktadır. Onlardan şirk üzere kalmayı devam ettirenlerin, Allah tarafından hakir ve zelil düşürülmesi kaçınılmazdır. Bu uyarı, -inat eden, küfrü üzere ısrar eden ve Allah’ın tehdidine aldırmayanlar müstesna- onların İslâm’a girmelerine vesile olan hususlar arasında idi.

2

فَسِيحُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍۢ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ ۙ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُخْزِى ٱلْكَٰفِرِينَ

Allah'tan ve Peygamberinden, kendileriyle andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır: Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı aciz bırakamayacağınızı, Allah'ın inkarcıları rezil edeceğini bilin.

1- Kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere Allah ve Rasûlü tarafından ilişkilerin kesildiğine dâir bir uyarı(dır bu)! 2- (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay (daha rahatça) dolaşın. Bilin ki Allah’ı âciz bırakamazsınız ve Allah da kâfirleri elbette rüsvay edecektir.

(Berâe suresi de denmektedir. Medine’de inmiştir, 129 âyettir)

1-2. Bu, Allah ve Rasûlünden Müslümanlarla anlaşması olan bütün müşriklere yönelik, ilişkilerin koparıldığını bildiren bir ihtardır. Şöyle ki yeryüzünde istedikleri gibi ve mü’minlerden yana güven içerisinde rahatça dolaşabilecekleri dört ayları var. Bu dört aylık süreden sonra artık onların göz önünde bulundurulacak herhangi bir ahit ya da antlaşmaları olmayacaktır. Bu, süresi tespit edilmemiş ucu açık yahut da dört ay ve daha az bir süre ile sınırlanmış olan antlaşmalar için geçerlidir. Dört aydan daha uzun süreli olarak belirlenmiş antlaşmaları bulunanların ise eğer hainlik yapacaklarından korkulmuyorsa ve öncelikle onlar bu antlaşmayı bozmayacak olurlarsa, ahitlerinin tamamlanması beklenecektir. Daha sonra Yüce Allah, antlaşması bulunan müşriklerin her ne kadar antlaşma süresi içerisinde güven içerisinde olsalarda Allah’ı asla aciz bırakamayacakları ve O’nun elinden kurtulamayacaklarını bildirerek uyarmaktadır. Onlardan şirk üzere kalmayı devam ettirenlerin, Allah tarafından hakir ve zelil düşürülmesi kaçınılmazdır. Bu uyarı, -inat eden, küfrü üzere ısrar eden ve Allah’ın tehdidine aldırmayanlar müstesna- onların İslâm’a girmelerine vesile olan hususlar arasında idi.

3

وَأَذَٰنٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌۭ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ۙ وَرَسُولُهُۥ ۚ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Allah'ın ve Peygamberinin, ortak koşanlardan uzak olduğunu, büyük hac günü, Allah ve peygamberi insanlara ilan eder. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlı olur, yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamazsınız. İnkar edenlere can yakıcı azabı müjdele.

3- (Yine bu), Allah ve Rasûlü’nden hacc-ı ekber günü insanlara yönelik bir bildiridir: Allah ve Rasûlü, müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok, eğer yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız. Kâfirlere can yakıcı bir azabı müjdele!

3. Burada Yüce Allah, mü’minlere yönelik bir vaadini dile getirmektedir: O, dinini zafere kavuşturup kelimesini yüceltecek, Allah’ın peygamberini ve onunla birlikte bulunanları Mekke’den ve Allah’ın Beyt-i Haram’ından çıkartan, onları otoriteleri altında bulunan Hicaz topraklarından süren müşrik düşmanlarını da yardımsız bırakacaktır. Gerçekten de Yüce Allah, Rasûlüne ve mü’minlere yardım etmiş ve nihâyet Mekke fethedilmiş, müşrikleri zelil olmuş, mü’minler ise o topraklar üzerinde egemen olmuş ve galip gelmişlerdir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de münadisine Kurban Bayramının birinci günü olan Hacc-ı Ekber günü, insanların müslümanları ile kâfirleri ile bütün Arap Yarımadası’ndan toplanıp bir araya geldikleri vakit onlara Allah’ın da Rasûlünün de müşriklerden uzak olduğunu ilan etmesini emretmiştir. Bu ilanda artık müşriklerin Allah’ın ve Rasûlünün nezdinde herhangi bir ahit ve antlaşmalarının bulunmadığı, nerede bulunurlarsa öldürülecekleri, artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşamayacakları bildirilmiştir. Bu ilan, hicretin dokuzuncu yılına rastlamakta idi. O sene Ebu Bekir es-Sıddik radıyallahu anh’ın başkanlığında hac yapılmış ve Kurban Bayramının birinci günü, Allah Rasûlü’nün amcasının oğlu Ali b. Ebu Tâlib radıyallahu anh Allah’ın da Rasûlünün de müşriklerden uzak olduğunu ilan etmişti. Daha sonra Yüce Allah müşrikleri tevbeye teşvik edip şirk üzere kalmaktan sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Eğer tevbe ederseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız.” O’nun elinden kurtulamazsınız. Aksine siz O’nun idaresi altındasınız. O sizlere mü’min kullarını musallat kılmaya kadir olandır. “Kâfirlere can yakıcı bir azabı müjdele!” Dünyada öldürülmek, esir alınmak ve yurtlarından sürülmek gibi oldukça ağır, âhirette de kalacak en kötü yer olan cehennem ateşi olmak üzere can yakıcı azabı bildir.

4

إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْـًۭٔا وَلَمْ يُظَٰهِرُوا۟ عَلَيْكُمْ أَحَدًۭا فَأَتِمُّوٓا۟ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

Yalnız, andlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız andlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah sakınanları sever.

4- Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden size karşı bir kusur yapmamış ve aleyhinizde kimseye yardım etmemiş olanlar müstesnâdır. O nedenle onların ahitlerini sürelerinin sonuna kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah takva sahiplerini sever.

4. Yani bu, bütün müşriklerden mutlak ve kesin bir ayrılma ve uzaklaşmadır; “ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden... olanlar müstesnâdır.” Yani antlaşmaları üzere devam eden, ahitlerini bozacak bir şey yapmayan, bu konuda size karşı kusur etmeyen ve size karşı başkalarına destek vermeyenlerin ise antlaşmalarını süreleri -az ya da çok olsun- bitinceye kadar sürdürün ve gereğini yerine getirin. Çünkü İslâm hainliği değil, söze bağlılığı emreder. “Şüphesiz Allah” emrolundukları şeyi eksiksiz yerine getiren, şirkten, hainlikten ve bunların dışında her türlü masiyetten uzak duran “takva sahiplerini sever.”

5

فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلْأَشْهُرُ ٱلْحُرُمُ فَٱقْتُلُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَٱحْصُرُوهُمْ وَٱقْعُدُوا۟ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۢ ۚ فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّوا۟ سَبِيلَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ

Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.

5- Haram aylar çıkınca artık müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve geçecekleri bütün geçitleri tutun. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah Ğafurdur, Rahimdir.

5. Yüce Allah’ın antlaşmalı müşriklerle savaşmayı haram kılmış olduğu “haram aylar” ki bunlar serbest dolaşılabilecek dört ay ile daha uzun antlaşma süresi bulunanlar için sürenin bitimini ifade eden aylardır “çıkınca artık” onlara karşı sorumluluk ortadan kalkmış olacağından “o müşrikleri nerede bulursanız” hangi yer ve zamanda olursa olsunlar “öldürün. Yakalayın” esir alın, “hapsedin” sıkıştırın ve Allah’ın gerçek kulları için bir mabed kılmış olduğu arzında rahat rahat dolaşmalarına imkân vermeyin. Çünkü bunlar esasen Allah’ın arzını mesken tutmaya ehil de değildirler ve oradan bir karışlık yer üzerinde dahi hak sahibi olamazlar. Çünkü arz Allah’ındır. Onlar ise Allah’a ve Rasûlüne karşı çıkan, yeryüzünde Allah’ın dininin yer etmesini istemeyen ve O’na karşı savaş açanlar Allah düşmanlarıdır. Ancak Allah kâfirler hoşlanmasa da nurunu mutlaka tamamlayacaktır. “ve geçecekleri bütün geçitleri tutun.” Onların geçip gidecekleri her bir tepeyi, her bir yeri kontrolünüz altına alın ve onlara karşı cihadda nöbet tutun. Bu uğurda bütün gayretinizi ortaya koyun. Onlar şirklerinden vazgeçip tevbe edinceye kadar da bu halinizi sürdürün. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer” şirklerinden “tevbe eder, namaz kılar” o ibadeti hakkı ile eda eder ve hak edenlere “zekât verirlerse onları serbest bırakın.” Onlara ilişmeyin, onları da sizin gibi kabul edin. Sizin lehinize olan haklar onların da lehinedir, sizin üzerinizde olan vazifeler onların da üzerinde borçtur. “Şüphesiz Allah Ğafurdur” Tevbe edenlerin, şirk ve diğer günahlarını bağışlar, “Rahimdir.” Onları tevbe etmeye muvaffak kılmakla sonra da tevbelerini kabul etmekle onlara merhamette bulunur. Bu âyet-i kerimede namaz veya zekâtı edâ etmeyi kabul etmeyenlerle onları edâ edinceye kadar savaşılacağına dair delil vardır. Nitekim Ebû Bekir radıyallahu anh da (zekat vermeyenlerle savaşırken) bunu delil almıştır.

6

وَإِنْ أَحَدٌۭ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٱسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّىٰ يَسْمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۥ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌۭ لَّا يَعْلَمُونَ

Puta tapanlardan biri sana sığınırsa, onu güvene al; ta ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.

6- Eğer müşriklerden biri senden emân dilerse ona emân ver. Tâ ki Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra da onu güvende olacağı yere kadar ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir toplum olmalarından dolayıdır.

6. Yüce Allah’ın bundan önce geçen:“Haram aylar çıkınca artık müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve geçecekleri bütün geçitleri tutun” buyruğu, bütün haller ve bütün müşrik kişiler hakkında umumi bir emir olduğundan ötürü Yüce Allah, bu âyet-i kerimede eğer maslahat onların bazılarına yakınlık göstermeyi gerektirecek olursa bunun caiz, hatta farz olacağını zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Eğer müşriklerden biri” Allah’ın kelamını dinlemek ve İslâm’ı incelemek için “senden eman dilerse” senden kendisini himaye etmeni ve kendisine gelecek zararı önlemeni isterse “ona eman ver. Tâ ki Allah’ın kelamını dinlesin.” Bundan sonra da artık müslüman olursa ne âla! Aksi takdirde “onu güvende olacağı yere kadar ulaştır.” Buna sebepse kâfirlerin “bilmeyen bir toplum” olmalarıdır. Bazen küfürleri üzere devam edişlerinin sebebi onların bilgisizlikleri olabilir. Bu bilgisizlik ortadan kalktı mı İslâm’ı küfre tercih edebilirler. İşte bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlüne ve ahkamda ona uymakla yükümlü olan ümmetine Allah’ın kelamını dinlemek isteyen kimseleri himaye etmelerini emretmektedir. Bu ayet, Kur’an-ı Kerim’in, Allah’ın kelamı olduğunu ve mahlûk olmadığını kabul eden Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin görüşünün lehine açık bir delildir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’i (kelam sıfatı ile) söyleyen/konuşan bizzat Yüce Allah’tır ve O, bu kelamı, sıfatın mevsufuna izafe edilmesi şeklinde kendi zatına izafe etmiştir. Yine bu buyruk Mutezile ile onların görüşlerini kabul edenlerin ileri sürdükleri Kur’an’ın mahluk olduğu görüşünün batıl olduğuna da delildir. Esasen bu görüşün batıl olduğunu gösteren deliller pek çoktur, ancak bunları sıralamanın yeri burası değildir.

7

كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ ۖ فَمَا ٱسْتَقَٰمُوا۟ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُوا۟ لَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

Mescidi Haram'ın yanında andlaştıklarınızın dışında, puta tapanların Allah katında ve Peygamberi önünde nasıl bir andlaşmaları olabilir. Size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah, sözleşmelerini bozmaktan sakınanları sever.

7- Müşriklerin, Allah katında ve Rasûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir ki?! Ancak Mescid-i Haram’ın yanında ahitleştikleriniz müstesnadır ki onlar, size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranın. Şüphesiz ki Allah takva sahiplerini sever.

7. Bu buyruk, Yüce Allah’ın ve Rasûlünün müşriklerden uzak olmalarını gerektiren hikmeti açıklamaktadır. Yüce Allah şöyle buyuruyor:“Müşriklerin, Allah katında ve Rasûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir ki?!” Bunlar iman farizasını yerine mi getirdiler yoksa Allah’ın Rasûlüne ve mü’minlere eziyetlerinden mi vazgeçtiler? Aksine onlar hakka savaş açıp batıla yardımcı olmadılar mı? Yeryüzünde fesad çıkarmadılar mı? O halde Allah’ın onlardan uzak olmasını, Allah nezdinde ve Rasûlü yanında geçerli herhangi bir ahitlerinin bulunmamasını hak ettiler. “Ancak Mescid-i Haram’ın yanında ahitleştikleriniz müstesnadır” Çünkü onların özellikle bu faziletli yerde yapılan ahitleri nedeniyle göz önünde bulundurulması gereken bir saygınlıkları vardır. “onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara karşı dürüst davranın. Şüphesiz ki Allah takva sahiplerini sever.” İşte bundan dolayı Yüce Allah bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:

8

كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا۟ عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا۟ فِيكُمْ إِلًّۭا وَلَا ذِمَّةًۭ ۚ يُرْضُونَكُم بِأَفْوَٰهِهِمْ وَتَأْبَىٰ قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَٰسِقُونَ

Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar.

8- Nasıl olabilir ki?! Zira onlar size karşı üstünlük sağlarlarsa hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit! Onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri (buna) karşıdır. Onların çoğu fâsık kimselerdir. 9- Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar ve O’nun yolundan alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür! 10- Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler. Onlar haddi aşanların ta kendileridir. 11- Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.

8. Müşriklerin Allah nezdinde uyulması gerekli bir ahit ve antlaşmaları “nasıl olabilir ki?” Çünkü onlar “size karşı” güç ve egemenlikleri ile “üstünlük sağlarlarsa” size acımazlar, “hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit!” Size kötü davranma konusunda Allah’tan korkmazlar. Aksine size en kötü işkenceleri yaparlar. İşte size üstünlük sağlayacak olurlarsa size yapacakları budur! Bu yüzden sakın sizden korktukları dönemlerde size karşı olan davranışları sizi aldatmasın! Çünkü “onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri” size meyletmeye ve sizi sevmeye “karşıdır.” isteksizdir. Aksine onlar gerçekten sizin düşmanlarınızdır ve tam anlamı ile sizden nefret eden kimselerdir. “Onların çoğu fâsık kimselerdir.” Onların ne dine bağlılıkları vardır ne de mertlikleri.

9. “Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar.” Yani dünyadaki değersiz ve dünyevi payı Allah’a ve Rasûlüne imana, Allah’ın âyetlerine itaatle boyun eğmeye tercih ettiler. “Ve O’nun yolundan” hem kendilerini hem de başkalarını “alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!”

10. “Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler.” Bunun sebebi imana ve mü’minlere olan düşmanlıklarıdır. Onların size düşmanık etmelerine ve size kin duymalarına sebep, imandır.

11. Bu yüzden sizler de dininizi koruyun ve ona arka çıkın. Dininize düşmanlık edenleri düşman belleyin. Yanınızda yer alarak dininize yardım edenleri de dost bilin. Sevgi ve düşmanlığınızda dininizi esas alın, vereceğiniz hükümlerde onu belirleyici yapın. Dostluk ve düşmanlığınız hevanıza, kötülüğü emreden nefse ve onun meyillerine göre olmasın. O nedenle de “eğer” şirklerinden “tevbe eder” imana dönerek “namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir.” Artık müşrik oldukları sırada aranızda olan düşmanlığı unutun ki Allah’ın ihlas sahibi kulları olasınız. İşte bu yolla kul, gerçek anlamı ile bir kul olur. Yüce Allah bunca önemli hükümleri beyan edip pek çok hikmetleri açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:“Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.” Açık bir şekilde beyan ederiz. Bizim bu açıklamalarımız bilen bir toplum içindir. Zira âyetler ve hükümler, onlar aracılığı ile bilinir. İslâm dini ve şer’î hükümleri onlar yolu ile öğrenilir. Allah’ım, ey âlemlerin Rabbi! Rahmetinle, lütuf, kerem ve ihsanınla sen bizleri bilen ve bildikleri ile amel eden topluluk arasına kat!

9

ٱشْتَرَوْا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

Allah'ın ayetlerini az bir değere değişip, O'nun yolundan alıkoydular. Onların işledikleri gerçekten ne kötüdür!

8- Nasıl olabilir ki?! Zira onlar size karşı üstünlük sağlarlarsa hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit! Onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri (buna) karşıdır. Onların çoğu fâsık kimselerdir. 9- Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar ve O’nun yolundan alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür! 10- Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler. Onlar haddi aşanların ta kendileridir. 11- Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.

8. Müşriklerin Allah nezdinde uyulması gerekli bir ahit ve antlaşmaları “nasıl olabilir ki?” Çünkü onlar “size karşı” güç ve egemenlikleri ile “üstünlük sağlarlarsa” size acımazlar, “hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit!” Size kötü davranma konusunda Allah’tan korkmazlar. Aksine size en kötü işkenceleri yaparlar. İşte size üstünlük sağlayacak olurlarsa size yapacakları budur! Bu yüzden sakın sizden korktukları dönemlerde size karşı olan davranışları sizi aldatmasın! Çünkü “onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri” size meyletmeye ve sizi sevmeye “karşıdır.” isteksizdir. Aksine onlar gerçekten sizin düşmanlarınızdır ve tam anlamı ile sizden nefret eden kimselerdir. “Onların çoğu fâsık kimselerdir.” Onların ne dine bağlılıkları vardır ne de mertlikleri.

9. “Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar.” Yani dünyadaki değersiz ve dünyevi payı Allah’a ve Rasûlüne imana, Allah’ın âyetlerine itaatle boyun eğmeye tercih ettiler. “Ve O’nun yolundan” hem kendilerini hem de başkalarını “alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!”

10. “Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler.” Bunun sebebi imana ve mü’minlere olan düşmanlıklarıdır. Onların size düşmanık etmelerine ve size kin duymalarına sebep, imandır.

11. Bu yüzden sizler de dininizi koruyun ve ona arka çıkın. Dininize düşmanlık edenleri düşman belleyin. Yanınızda yer alarak dininize yardım edenleri de dost bilin. Sevgi ve düşmanlığınızda dininizi esas alın, vereceğiniz hükümlerde onu belirleyici yapın. Dostluk ve düşmanlığınız hevanıza, kötülüğü emreden nefse ve onun meyillerine göre olmasın. O nedenle de “eğer” şirklerinden “tevbe eder” imana dönerek “namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir.” Artık müşrik oldukları sırada aranızda olan düşmanlığı unutun ki Allah’ın ihlas sahibi kulları olasınız. İşte bu yolla kul, gerçek anlamı ile bir kul olur. Yüce Allah bunca önemli hükümleri beyan edip pek çok hikmetleri açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:“Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.” Açık bir şekilde beyan ederiz. Bizim bu açıklamalarımız bilen bir toplum içindir. Zira âyetler ve hükümler, onlar aracılığı ile bilinir. İslâm dini ve şer’î hükümleri onlar yolu ile öğrenilir. Allah’ım, ey âlemlerin Rabbi! Rahmetinle, lütuf, kerem ve ihsanınla sen bizleri bilen ve bildikleri ile amel eden topluluk arasına kat!

10

لَا يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ إِلًّۭا وَلَا ذِمَّةًۭ ۚ وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ

Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.

8- Nasıl olabilir ki?! Zira onlar size karşı üstünlük sağlarlarsa hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit! Onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri (buna) karşıdır. Onların çoğu fâsık kimselerdir. 9- Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar ve O’nun yolundan alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür! 10- Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler. Onlar haddi aşanların ta kendileridir. 11- Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.

8. Müşriklerin Allah nezdinde uyulması gerekli bir ahit ve antlaşmaları “nasıl olabilir ki?” Çünkü onlar “size karşı” güç ve egemenlikleri ile “üstünlük sağlarlarsa” size acımazlar, “hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler ne de bir ahit!” Size kötü davranma konusunda Allah’tan korkmazlar. Aksine size en kötü işkenceleri yaparlar. İşte size üstünlük sağlayacak olurlarsa size yapacakları budur! Bu yüzden sakın sizden korktukları dönemlerde size karşı olan davranışları sizi aldatmasın! Çünkü “onlar (şu durumda güya) ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, ama kalpleri” size meyletmeye ve sizi sevmeye “karşıdır.” isteksizdir. Aksine onlar gerçekten sizin düşmanlarınızdır ve tam anlamı ile sizden nefret eden kimselerdir. “Onların çoğu fâsık kimselerdir.” Onların ne dine bağlılıkları vardır ne de mertlikleri.

9. “Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedel karşılığında sattılar.” Yani dünyadaki değersiz ve dünyevi payı Allah’a ve Rasûlüne imana, Allah’ın âyetlerine itaatle boyun eğmeye tercih ettiler. “Ve O’nun yolundan” hem kendilerini hem de başkalarını “alıkoydular. Yapmakta oldukları ne kadar da kötüdür!”

10. “Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler.” Bunun sebebi imana ve mü’minlere olan düşmanlıklarıdır. Onların size düşmanık etmelerine ve size kin duymalarına sebep, imandır.

11. Bu yüzden sizler de dininizi koruyun ve ona arka çıkın. Dininize düşmanlık edenleri düşman belleyin. Yanınızda yer alarak dininize yardım edenleri de dost bilin. Sevgi ve düşmanlığınızda dininizi esas alın, vereceğiniz hükümlerde onu belirleyici yapın. Dostluk ve düşmanlığınız hevanıza, kötülüğü emreden nefse ve onun meyillerine göre olmasın. O nedenle de “eğer” şirklerinden “tevbe eder” imana dönerek “namaz kılar ve zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir.” Artık müşrik oldukları sırada aranızda olan düşmanlığı unutun ki Allah’ın ihlas sahibi kulları olasınız. İşte bu yolla kul, gerçek anlamı ile bir kul olur. Yüce Allah bunca önemli hükümleri beyan edip pek çok hikmetleri açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:“Biz, bilen bir toplum için âyetleri ayrıntılı olarak açıklarız.” Açık bir şekilde beyan ederiz. Bizim bu açıklamalarımız bilen bir toplum içindir. Zira âyetler ve hükümler, onlar aracılığı ile bilinir. İslâm dini ve şer’î hükümleri onlar yolu ile öğrenilir. Allah’ım, ey âlemlerin Rabbi! Rahmetinle, lütuf, kerem ve ihsanınla sen bizleri bilen ve bildikleri ile amel eden topluluk arasına kat!

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.