Muslim99Muslim99
← Tafsir library

9. At-Tawba

The Repentance · Medinan · 129 ayahs

سُورَةُ التَّوۡبَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 41–50 of 129

41

ٱنفِرُوا۟ خِفَافًۭا وَثِقَالًۭا وَجَٰهِدُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ ذَٰلِكُمْ خَيْرٌۭ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ

İsteyen, istemeyen, hepiniz savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihat edin. Bilirseniz bu sizin için hayırlıdır.

41- Ağır ve hafif (her halde) savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla da canlarınızla da cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. 42- Eğer yakın bir menfaat ve orta yollu bir yolculuk olsaydı (münafıklar) elbette arkandan gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. “Eğer gücümüz yetseydi elbette biz de sizinle beraber (savaşa) çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Böylece kendilerini helâke sürüklüyorlar. Halbuki Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

41. Yüce Allah, mü’min kullarını kendi yolunda cihada çıkmak için gayrete getirip teşvik etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Ağır ve hafif (her halde)” zorluk halinde, kolaylık halinde, hoşunuza gitsin, gitmesin, sıcakta ve soğukta ve bütün hallerde “savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla da canlarınızla da cihad edin.” Bu uğurda bütün gayretinizi ortaya koyun. Mal ve can türünden imkânlarınızı bu uğurda harcayın. Bu buyrukta canla cihad farz olduğu gibi ihtiyaç olması halinde mal ile cihadın da farz olduğuna delil vardır. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Can ve mal ile cihad etmek, sizin için cihaddan uzak kalıp oturmaktan daha hayırlıdır. Çünkü cihad, Yüce Allah’ı razı eder. Cihad sayesinde Allah nezdinde üstün derecelere ulaşılır, Allah’ın dinine yardım edilir ve cihadla Allah’ın askerleri ve hizbi arasına girilir.

42. “Eğer” onların çıkıp gidecekleri yer “yakın bir menfaat” yani kolaylıkla elde edilebilecek ve çabuk ulaşılabilecek bir dünyevi menfaat ve “orta yollu bir yolculuk” kolay ve yakın mesafeli bir yolculuk “olsaydı elbette” çok zorluğu gerektirmeyeceğinden dolayı “arkandan gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi.” Bu kadar uzun mesafeyi uzak gördüler ve böyle bir yolculuğa katlanmak onlara zor geldi. İşte bundan dolayı seninle beraber çıkmayı ağırdan aldılar. Oysa bu, Allah’a kulluğun alâmetlerinden değildir. Aksine gerçek kul, her halde Rabbine ibadet eden, kolay olsun, zor olsun her ibadeti yerine getiren kimsedir. İşte her durumda Allah’a kulluk eden gerçek kul, budur. “Eğer gücümüz yetseydi elbette biz de sizinle beraber (savaşa) çıkardık, diye Allah’a yemin edeceklerdir.” Yani sizinle birlikte cihada çıkmamaktan dolayı mazeretlerinin bulunduğuna ve buna güçlerinin yetmediğine dair yemin edeceklerdir. “Böylece” savaşa çıkmayıp oturmakla, yalan söylemekle ve durumlarına dair gerçeğe aykırı beyanda bulunmakla “kendilerini helâke sürüklüyorlar. Halbuki Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.” Bu ayetteki azarlama, Tebûk gazvesinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya çıkmayıp yalan birtakım mazeretleri dile getiren münafıklara yöneliktir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise kimin doğru kimin yalancı olduğunu açığa çıkartacak bir şekilde onları sınavdan geçirmeksizin sadece mazeret belirtmeleri üzerine onları affetmişti. Bundan dolayı Yüce Allah Peygamber’in, onların mazeretlerini kabul etmekte acele davranmasına şöylece serzenişte bulunmaktadır:

42

لَوْ كَانَ عَرَضًۭا قَرِيبًۭا وَسَفَرًۭا قَاصِدًۭا لَّٱتَّبَعُوكَ وَلَٰكِنۢ بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ ٱلشُّقَّةُ ۚ وَسَيَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ لَوِ ٱسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ

Kolay bir kazanç, normal bir yolculuk olsaydı sana uyarlardı, fakat çıkılacak yol onlara uzak geldi, kendilerini helak ederek, "Gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduğunu elbette biliyor.

41- Ağır ve hafif (her halde) savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla da canlarınızla da cihad edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. 42- Eğer yakın bir menfaat ve orta yollu bir yolculuk olsaydı (münafıklar) elbette arkandan gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. “Eğer gücümüz yetseydi elbette biz de sizinle beraber (savaşa) çıkardık” diye Allah’a yemin edeceklerdir. Böylece kendilerini helâke sürüklüyorlar. Halbuki Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.

41. Yüce Allah, mü’min kullarını kendi yolunda cihada çıkmak için gayrete getirip teşvik etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Ağır ve hafif (her halde)” zorluk halinde, kolaylık halinde, hoşunuza gitsin, gitmesin, sıcakta ve soğukta ve bütün hallerde “savaşa çıkın ve Allah yolunda mallarınızla da canlarınızla da cihad edin.” Bu uğurda bütün gayretinizi ortaya koyun. Mal ve can türünden imkânlarınızı bu uğurda harcayın. Bu buyrukta canla cihad farz olduğu gibi ihtiyaç olması halinde mal ile cihadın da farz olduğuna delil vardır. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” Can ve mal ile cihad etmek, sizin için cihaddan uzak kalıp oturmaktan daha hayırlıdır. Çünkü cihad, Yüce Allah’ı razı eder. Cihad sayesinde Allah nezdinde üstün derecelere ulaşılır, Allah’ın dinine yardım edilir ve cihadla Allah’ın askerleri ve hizbi arasına girilir.

42. “Eğer” onların çıkıp gidecekleri yer “yakın bir menfaat” yani kolaylıkla elde edilebilecek ve çabuk ulaşılabilecek bir dünyevi menfaat ve “orta yollu bir yolculuk” kolay ve yakın mesafeli bir yolculuk “olsaydı elbette” çok zorluğu gerektirmeyeceğinden dolayı “arkandan gelirlerdi. Fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi.” Bu kadar uzun mesafeyi uzak gördüler ve böyle bir yolculuğa katlanmak onlara zor geldi. İşte bundan dolayı seninle beraber çıkmayı ağırdan aldılar. Oysa bu, Allah’a kulluğun alâmetlerinden değildir. Aksine gerçek kul, her halde Rabbine ibadet eden, kolay olsun, zor olsun her ibadeti yerine getiren kimsedir. İşte her durumda Allah’a kulluk eden gerçek kul, budur. “Eğer gücümüz yetseydi elbette biz de sizinle beraber (savaşa) çıkardık, diye Allah’a yemin edeceklerdir.” Yani sizinle birlikte cihada çıkmamaktan dolayı mazeretlerinin bulunduğuna ve buna güçlerinin yetmediğine dair yemin edeceklerdir. “Böylece” savaşa çıkmayıp oturmakla, yalan söylemekle ve durumlarına dair gerçeğe aykırı beyanda bulunmakla “kendilerini helâke sürüklüyorlar. Halbuki Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.” Bu ayetteki azarlama, Tebûk gazvesinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte gazaya çıkmayıp yalan birtakım mazeretleri dile getiren münafıklara yöneliktir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise kimin doğru kimin yalancı olduğunu açığa çıkartacak bir şekilde onları sınavdan geçirmeksizin sadece mazeret belirtmeleri üzerine onları affetmişti. Bundan dolayı Yüce Allah Peygamber’in, onların mazeretlerini kabul etmekte acele davranmasına şöylece serzenişte bulunmaktadır:

43

عَفَا ٱللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ ٱلَّذِينَ صَدَقُوا۟ وَتَعْلَمَ ٱلْكَٰذِبِينَ

Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin?

43- Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin? 44- Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad(ı terk) etme konusunda senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 45- Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.

43. Yüce Allah Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“Allah seni affetsin!” yani Allah yaptığını bağışlasın ve seni müsamaha ile karşılasın. Cihaddan geri kalma hususunda “doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin?” Onları kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ayırt etmek için sınamadan niye onlara izin verdin? Bu sınama sonucunda da mazur görülmeyi hak eden kimseyi hak etmeyenden ayırt edip hak edenleri mazur görmeliydin.

44. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimselerin mallarıyla ve canlarıyla cihadı terk etmek amacıyla izin istemeyeceklerini haber vermektedir. Çünkü onların hayır arzuları ve imanları, mazeretsiz olarak cihadı terk etmek için izin istemeleri şöyle dursun, teşvik edici herhangi bir sebep bulunmaksızın dahi onları cihada sevkeder. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Bu yüzden takvâlı davranışları dolayısı ile onları mükâfatlandıracaktır. Yüce Allah takvâ sahiplerini bildiğinden dolayıdır ki takvâlıların alâmetlerinden birisinin de cihadı terk etmek hususunda izin istememeleri olduğunu bildirmiştir.

45. “Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.” Yani böyleleri, şüphe ve şaşkınlıkları içerisinde devam edip duran, tam imana sahip olmayan ve samimi bir yakînleri bulunmayan kimselerdir. İşte bundan dolayı onların hayır elde etme istekleri azdır, savaşa katılmaktan korkarlar ve savaşı terk etmek için senden izin istemeye gerek duyarlar.

44

لَا يَسْتَـْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ أَن يُجَٰهِدُوا۟ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ

Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallariyle, canlariyle savaşmak istediklerinden ötürü geri kalmak için senden izin istemezler. Allah sakınanları bilir.

43- Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin? 44- Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad(ı terk) etme konusunda senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 45- Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.

43. Yüce Allah Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“Allah seni affetsin!” yani Allah yaptığını bağışlasın ve seni müsamaha ile karşılasın. Cihaddan geri kalma hususunda “doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin?” Onları kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ayırt etmek için sınamadan niye onlara izin verdin? Bu sınama sonucunda da mazur görülmeyi hak eden kimseyi hak etmeyenden ayırt edip hak edenleri mazur görmeliydin.

44. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimselerin mallarıyla ve canlarıyla cihadı terk etmek amacıyla izin istemeyeceklerini haber vermektedir. Çünkü onların hayır arzuları ve imanları, mazeretsiz olarak cihadı terk etmek için izin istemeleri şöyle dursun, teşvik edici herhangi bir sebep bulunmaksızın dahi onları cihada sevkeder. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Bu yüzden takvâlı davranışları dolayısı ile onları mükâfatlandıracaktır. Yüce Allah takvâ sahiplerini bildiğinden dolayıdır ki takvâlıların alâmetlerinden birisinin de cihadı terk etmek hususunda izin istememeleri olduğunu bildirmiştir.

45. “Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.” Yani böyleleri, şüphe ve şaşkınlıkları içerisinde devam edip duran, tam imana sahip olmayan ve samimi bir yakînleri bulunmayan kimselerdir. İşte bundan dolayı onların hayır elde etme istekleri azdır, savaşa katılmaktan korkarlar ve savaşı terk etmek için senden izin istemeye gerek duyarlar.

45

إِنَّمَا يَسْتَـْٔذِنُكَ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَٱرْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِى رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ

Ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalbleri şüpheye düşüp şüphelerinde bocalayan kimseler senden izin isterler.

43- Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin? 44- Allah’a ve âhiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad(ı terk) etme konusunda senden izin istemezler. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir. 45- Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.

43. Yüce Allah Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“Allah seni affetsin!” yani Allah yaptığını bağışlasın ve seni müsamaha ile karşılasın. Cihaddan geri kalma hususunda “doğru söyleyenler sana belli oluncaya ve sen yalancıları bilinceye kadar (beklemeyip) niçin onlara izin verdin?” Onları kimin doğru, kimin yalancı olduğunu ayırt etmek için sınamadan niye onlara izin verdin? Bu sınama sonucunda da mazur görülmeyi hak eden kimseyi hak etmeyenden ayırt edip hak edenleri mazur görmeliydin.

44. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a ve âhiret gününe iman eden kimselerin mallarıyla ve canlarıyla cihadı terk etmek amacıyla izin istemeyeceklerini haber vermektedir. Çünkü onların hayır arzuları ve imanları, mazeretsiz olarak cihadı terk etmek için izin istemeleri şöyle dursun, teşvik edici herhangi bir sebep bulunmaksızın dahi onları cihada sevkeder. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Bu yüzden takvâlı davranışları dolayısı ile onları mükâfatlandıracaktır. Yüce Allah takvâ sahiplerini bildiğinden dolayıdır ki takvâlıların alâmetlerinden birisinin de cihadı terk etmek hususunda izin istememeleri olduğunu bildirmiştir.

45. “Senden ancak Allah’a ve âhiret gününe iman etmeyen, kalpleri şüpheye düşüp de şüphelerinin içinde bocalayıp duran kimseler izin isterler.” Yani böyleleri, şüphe ve şaşkınlıkları içerisinde devam edip duran, tam imana sahip olmayan ve samimi bir yakînleri bulunmayan kimselerdir. İşte bundan dolayı onların hayır elde etme istekleri azdır, savaşa katılmaktan korkarlar ve savaşı terk etmek için senden izin istemeye gerek duyarlar.

46

۞ وَلَوْ أَرَادُوا۟ ٱلْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا۟ لَهُۥ عُدَّةًۭ وَلَٰكِن كَرِهَ ٱللَّهُ ٱنۢبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ ٱقْعُدُوا۟ مَعَ ٱلْقَٰعِدِينَ

Eğer savaşa çıkmak isteselerdi bir hazırlık yaparlardı. Ama Allah davranışlarını beğenmedi de onları alıkoydu. "Acizlerle beraber oturun" denildi.

46- Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların çıkmalarını hoş görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine:“(Savaşa çıkmayıp evde) oturanlarla beraber oturun” denildi. 47- Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı. Aranızda onlara kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri çok iyi bilendir. 48- Andolsun ki onlar bundan önce de fitne çıkarmak istemişler ve arkandan birtakım işler çevirmişlerdi. Nihâyet hak geldi ve onlar hoşlanmadıkları halde Allah’ın emri üstün geldi.

46. Yüce Allah cihaddan geri kalan münafıkların durumunu beyan ederek onların durumlarında, savaşa çıkma isteklerinin olmadığını gösteren ve ileri sürdükleri mazeretlerin asılsız olduğunu ortaya koyan birtakım deliller olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gerçek mazeret, kulun bütün gücünü ortaya koyup savaşa çıkmanın sebeplerini gerçekleştirmeye çalışmakla birlikte dinen geçerli bir engel ile karşılaşan kimsenin mazeretidir. Kişi ancak bu şekilde mazur görülebilir. Bu münafıklara gelince “eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı.” Gerekli hazırlıkları yapar ve imkânları ölçüsünde savaşa çıkma sebeplerini yerine getirirlerdi. Fakat onlar savaşa çıkmak için hazırlık yapmadıkların için onların savaşa çıkma niyetleri olmadığı anlaşılmış olmaktadır. “Fakat Allah onların” sizinle birlikte gazaya “çıkmalarını hoş görmedi de onları” kader ve kazası gereği “alıkoydu.” Savaşa çıkma emrini vermek ve buna teşvik etmekle birlikte, yine bunu gerçekleştirme kudretini onlara bahşetmekle beraber hikmeti gereği onlara yardımcı olmamayı murad etti. Onları yardımsız bıraktı ve alıkoydu “ve kendilerine” savaşa çıkmamakta mazur olanlardan ve kadınlardan oluşan “oturanlarla beraber oturun, denildi.” Daha sonra Yüce Allah, bundaki hikmeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

47. “Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan” yani cihad gücünüzün eksiltmekten “başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı.” Aranızda fitneyi ve kötülüğü körüklemek için çalışır, birliğinizi dağıtmaya gayret ederlerdi. Onlar, aranızda fitne çıkartmaya ve düşmanlık sokmaya gayretle çalışırlardı. “Aranızda” aklî güçleri zayıf olup “onlara kulak verecekler” onlara aldanarak çağrılarını kabul edecek kimseler “de vardır.” Bu durumda onlar sizi yardımsız bırakmaya, aranızda kötülükler yaymaya ve düşmanlarınızla savaşmaktan alıkoymaya son derece gayret ederlerken, üstelik aranızda da onların söylediklerini kabul edecek ve onlardan öğüt almak isteyecek kimseler de bulunurken eğer onlar, mü’minlerle birlikte savaşa çıksalardı onlara verecekleri sayısız zararı var sen hesap et! Gerçekten Yüce Allah'ın, onların mü’min kulları ile birlikte savaşa çıkmalarını engellemesi, mükemmel bir ilahî hikmet ve mü’min kulları için de büyük bir rahmettir. O, onlara fayda sağlamayacak, aksine zarar verecek unsurları aralarına katmamakla onlara büyük bir lütufta bulunmuştur. “Allah zalimleri çok iyi bilendir.” O nedenle kullarına bu zalimlerden …

47

لَوْ خَرَجُوا۟ فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًۭا وَلَأَوْضَعُوا۟ خِلَٰلَكُمْ يَبْغُونَكُمُ ٱلْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّٰعُونَ لَهُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

Aranızda savaşa çıkmış olsalardı, ancak sizi bozmağa çalışırlar ve fitneye düşürmek için aranıza sokulurlardı. İçinizde onlara kulak verenler var. Allah kendilerine yazık edenleri bilir.

46- Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların çıkmalarını hoş görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine:“(Savaşa çıkmayıp evde) oturanlarla beraber oturun” denildi. 47- Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı. Aranızda onlara kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri çok iyi bilendir. 48- Andolsun ki onlar bundan önce de fitne çıkarmak istemişler ve arkandan birtakım işler çevirmişlerdi. Nihâyet hak geldi ve onlar hoşlanmadıkları halde Allah’ın emri üstün geldi.

46. Yüce Allah cihaddan geri kalan münafıkların durumunu beyan ederek onların durumlarında, savaşa çıkma isteklerinin olmadığını gösteren ve ileri sürdükleri mazeretlerin asılsız olduğunu ortaya koyan birtakım deliller olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gerçek mazeret, kulun bütün gücünü ortaya koyup savaşa çıkmanın sebeplerini gerçekleştirmeye çalışmakla birlikte dinen geçerli bir engel ile karşılaşan kimsenin mazeretidir. Kişi ancak bu şekilde mazur görülebilir. Bu münafıklara gelince “eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı.” Gerekli hazırlıkları yapar ve imkânları ölçüsünde savaşa çıkma sebeplerini yerine getirirlerdi. Fakat onlar savaşa çıkmak için hazırlık yapmadıkların için onların savaşa çıkma niyetleri olmadığı anlaşılmış olmaktadır. “Fakat Allah onların” sizinle birlikte gazaya “çıkmalarını hoş görmedi de onları” kader ve kazası gereği “alıkoydu.” Savaşa çıkma emrini vermek ve buna teşvik etmekle birlikte, yine bunu gerçekleştirme kudretini onlara bahşetmekle beraber hikmeti gereği onlara yardımcı olmamayı murad etti. Onları yardımsız bıraktı ve alıkoydu “ve kendilerine” savaşa çıkmamakta mazur olanlardan ve kadınlardan oluşan “oturanlarla beraber oturun, denildi.” Daha sonra Yüce Allah, bundaki hikmeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

47. “Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan” yani cihad gücünüzün eksiltmekten “başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı.” Aranızda fitneyi ve kötülüğü körüklemek için çalışır, birliğinizi dağıtmaya gayret ederlerdi. Onlar, aranızda fitne çıkartmaya ve düşmanlık sokmaya gayretle çalışırlardı. “Aranızda” aklî güçleri zayıf olup “onlara kulak verecekler” onlara aldanarak çağrılarını kabul edecek kimseler “de vardır.” Bu durumda onlar sizi yardımsız bırakmaya, aranızda kötülükler yaymaya ve düşmanlarınızla savaşmaktan alıkoymaya son derece gayret ederlerken, üstelik aranızda da onların söylediklerini kabul edecek ve onlardan öğüt almak isteyecek kimseler de bulunurken eğer onlar, mü’minlerle birlikte savaşa çıksalardı onlara verecekleri sayısız zararı var sen hesap et! Gerçekten Yüce Allah'ın, onların mü’min kulları ile birlikte savaşa çıkmalarını engellemesi, mükemmel bir ilahî hikmet ve mü’min kulları için de büyük bir rahmettir. O, onlara fayda sağlamayacak, aksine zarar verecek unsurları aralarına katmamakla onlara büyük bir lütufta bulunmuştur. “Allah zalimleri çok iyi bilendir.” O nedenle kullarına bu zalimlerden …

48

لَقَدِ ٱبْتَغَوُا۟ ٱلْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَّبُوا۟ لَكَ ٱلْأُمُورَ حَتَّىٰ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ ٱللَّهِ وَهُمْ كَٰرِهُونَ

And olsun ki, daha önce de fitne koparmak istemişlerdi. Sana karşı bir takım işler çeviriyorlardı, sonunda onlar istemedikleri halde hak ortaya çıktı, Allah'ın emri üstün geldi.

46- Eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların çıkmalarını hoş görmedi de onları alıkoydu ve kendilerine:“(Savaşa çıkmayıp evde) oturanlarla beraber oturun” denildi. 47- Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı. Aranızda onlara kulak verecekler de vardır. Allah zalimleri çok iyi bilendir. 48- Andolsun ki onlar bundan önce de fitne çıkarmak istemişler ve arkandan birtakım işler çevirmişlerdi. Nihâyet hak geldi ve onlar hoşlanmadıkları halde Allah’ın emri üstün geldi.

46. Yüce Allah cihaddan geri kalan münafıkların durumunu beyan ederek onların durumlarında, savaşa çıkma isteklerinin olmadığını gösteren ve ileri sürdükleri mazeretlerin asılsız olduğunu ortaya koyan birtakım deliller olduğunu ifade etmektedir. Çünkü gerçek mazeret, kulun bütün gücünü ortaya koyup savaşa çıkmanın sebeplerini gerçekleştirmeye çalışmakla birlikte dinen geçerli bir engel ile karşılaşan kimsenin mazeretidir. Kişi ancak bu şekilde mazur görülebilir. Bu münafıklara gelince “eğer onlar (savaşa) çıkmak isteselerdi, elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı.” Gerekli hazırlıkları yapar ve imkânları ölçüsünde savaşa çıkma sebeplerini yerine getirirlerdi. Fakat onlar savaşa çıkmak için hazırlık yapmadıkların için onların savaşa çıkma niyetleri olmadığı anlaşılmış olmaktadır. “Fakat Allah onların” sizinle birlikte gazaya “çıkmalarını hoş görmedi de onları” kader ve kazası gereği “alıkoydu.” Savaşa çıkma emrini vermek ve buna teşvik etmekle birlikte, yine bunu gerçekleştirme kudretini onlara bahşetmekle beraber hikmeti gereği onlara yardımcı olmamayı murad etti. Onları yardımsız bıraktı ve alıkoydu “ve kendilerine” savaşa çıkmamakta mazur olanlardan ve kadınlardan oluşan “oturanlarla beraber oturun, denildi.” Daha sonra Yüce Allah, bundaki hikmeti söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

47. “Eğer sizinle birlikte (savaşa) çıksalardı içinizde fesadı artırmaktan” yani cihad gücünüzün eksiltmekten “başka bir şey yapmazlardı ve mutlaka mutlaka sizi fitneye düşürme arzusuyla aranızı bozmaya çalışırlardı.” Aranızda fitneyi ve kötülüğü körüklemek için çalışır, birliğinizi dağıtmaya gayret ederlerdi. Onlar, aranızda fitne çıkartmaya ve düşmanlık sokmaya gayretle çalışırlardı. “Aranızda” aklî güçleri zayıf olup “onlara kulak verecekler” onlara aldanarak çağrılarını kabul edecek kimseler “de vardır.” Bu durumda onlar sizi yardımsız bırakmaya, aranızda kötülükler yaymaya ve düşmanlarınızla savaşmaktan alıkoymaya son derece gayret ederlerken, üstelik aranızda da onların söylediklerini kabul edecek ve onlardan öğüt almak isteyecek kimseler de bulunurken eğer onlar, mü’minlerle birlikte savaşa çıksalardı onlara verecekleri sayısız zararı var sen hesap et! Gerçekten Yüce Allah'ın, onların mü’min kulları ile birlikte savaşa çıkmalarını engellemesi, mükemmel bir ilahî hikmet ve mü’min kulları için de büyük bir rahmettir. O, onlara fayda sağlamayacak, aksine zarar verecek unsurları aralarına katmamakla onlara büyük bir lütufta bulunmuştur. “Allah zalimleri çok iyi bilendir.” O nedenle kullarına bu zalimlerden …

49

وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ٱئْذَن لِّى وَلَا تَفْتِنِّىٓ ۚ أَلَا فِى ٱلْفِتْنَةِ سَقَطُوا۟ ۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌۢ بِٱلْكَٰفِرِينَ

Onlardan, "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" diyen vardır. Bilin ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdi. Cehennem, inkar edenleri şüphesiz kuşatacaktır.

49- Onlardan bazıları da:“Bana izin ver, beni fitneye düşürme!” derler. Bilin ki onlar zaten fitnenin ortasına düşmüşlerdir. Şüphe yok ki cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.

49. Yani bu münafıklar arasından cihaddan geri kalmak için izin isteyen ve şaşılacak başka bir mazeret belirten kimseler de vardır ki bunlar şöyle derler:“Bana” geri kalmak için “izin ver” ve savaşa çıkararak “beni fitneye düşürme!”“Çünkü ben savaşa gidecek olursam Bizanslıların kadınlarını görürüm de onlara karşı kendimi tutamam.” Nitekim el-Ced b. Kays böyle demişti. Onun asıl maksadı ise riyakarlık ve münafıklık idi. O dili ile: Benim niyetim güzel ve iyidir; çünkü benim savaşa çıkmama, fitneye düşmeme sebep olur ve ben kötülüğe maruz kalırım. Çıkmayışım ise esenlikte kalmama ve kötülükten uzak olmama vesile olacaktır, diyordu. Yüce Allah ise bu sözün yalan olduğunu beyan ederek:“Bilin ki onlar zaten fitnenin ortasına düşmüşlerdir” buyurmaktadır. Bu sözü söyleyenin maksadının samimi ve doğru olduğunu kabul etsek dahi savaştan geri kalmak büyük bir fesat, gerçekleşmesi kesin ve büyük bir fitnedir. Zira bu, Allah’a ve Rasûlüne isyan, oldukça büyük bir günaha ve büyük bir vebale karşı da cüretkârlıktır. Savaşa çıkmanın sebep olacağı kötülük ise geri kalmaya nispetle oldukça azdır ve böyle bir kötülüğün gerçekleşmesi de bir varsayımdan ibarettir. Bununla birlikte bu sözü söyleyenin, savaştan geri kalmaktan başka bir maksadı da yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah onları şöyle tehdit etmektedir:“Şüphe yok ki cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.” Onların bu cehennemden kurtuluşları, kaçışları, yakalarını ondan kurtarmaları ve uzaklaşmaları mümkün olmayacaktır.

50

إِن تُصِبْكَ حَسَنَةٌۭ تَسُؤْهُمْ ۖ وَإِن تُصِبْكَ مُصِيبَةٌۭ يَقُولُوا۟ قَدْ أَخَذْنَآ أَمْرَنَا مِن قَبْلُ وَيَتَوَلَّوا۟ وَّهُمْ فَرِحُونَ

Sana bir iyilik gelince onların fenasına gider; bir kötülük gelse, "Biz önceden ihtiyatlı davrandık" derler, sevinerek dönüp giderler.

50- Eğer sana bir güzellik erişirse bu, onları üzer. Şâyet başına bir musibet gelirse:“Biz önceden tedbirimizi almıştık” der ve sevinç içinde dönüp giderler. 51- De ki:“Allah’ın bizim için yazdığından başkası asla bize erişmez. O, bizim mevlâmızdır. O halde mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”

50. Yüce Allah gerçek düşmanların ve dine karşı tam bir nefret besleyenlerin, münafıklar olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Eğer sana” ilâhi yardıma mazhar olmak, düşmanlara karşı zafer kazanmak gibi “bir güzellik erişirse bu, onları üzer.” Onları kederlendirir ve hoşlarına gitmez. “Şâyet başına” düşmanın sana karşı zafer kazanması gibi “bir musibet gelirse” seninle birlikte olmamaları sayesinde esenliğe kavuşmalarıyla böbürlenerek: “Biz önceden tedbirimizi almıştık” yani bizler, önceden tedbir aldık ve bizi böyle bir musibete düşmekten kurtaracak işleri yerine getirdik “der ve sevinç içinde dönüp giderler” hem senin başına gelen musibete hem de bu musibette seninle ortak olmamalarına sevinirler. Yüce Allah bu konuda onların kanaatlerini reddederek şöyle buyurmaktadır:

51. “De ki: Allah’ın bizim için yazdığından” yani Levh-i Mahfuz’da yazdığı, takdir edip uygulamaya koyduğundan “başkası asla bize erişmez. O, bizim mevlâmızdır” dinî ve dünyevî bütün işlerimizi yürüten O’dur. Bize düşen de O’nun kaderine razı olmaktır. Bu konuda elimizden gelecek bir şey yoktur. “O halde mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.” Maslahatlarını gerçekleştirmek, zararları uzaklaştırmak hususunda O’na güvensinler, isteklerini elde etmekte yalnız O’na dayansınlar. Çünkü O’na tevekkül eden, asla hüsrana uğramaz. O’ndan başkasına güvenip dayanan ise yardımsız kalır ve hiçbir zaman istediğini elde edemez.

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.