Muslim99Muslim99
← Tafsir library

7. Al-A'raaf

The Heights · Meccan · 206 ayahs

سُورَةُ الأَعۡرَافِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 51–60 of 206

51

ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَهْوًۭا وَلَعِبًۭا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ فَٱلْيَوْمَ نَنسَىٰهُمْ كَمَا نَسُوا۟ لِقَآءَ يَوْمِهِمْ هَٰذَا وَمَا كَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يَجْحَدُونَ

Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.

50- Cehennemlikler, cennetliklere:“Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar ise:“Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. 51- O (kafirler) dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinip de dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz. 52- Halbuki biz onlara iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere bir ilme dayanarak uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir. 53- Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar şöyle diyeceklerdir: “Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Onlar, kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır ve uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.

50. “Cehennemlikler, cennetliklere…” Yani cehennemlikler alabildiğine azaptan sonra aşırı derecede açlığın ve susuzluğun ızdırabını hissedecekleri vakit cennetliklere seslenerek onlardan yardım isteyecekler ve: “Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan” yiyeceklerden “verin, diye seslenirler.” Cennetlikler ise onlara şu sözlerle cevap verirler: “Allah bunları” yani cennetin suyunu da yiyeceklerini de “kâfirlere haram kılmıştır.” 51. Bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerine, üzerinde dosdoğru yürümekle emrolundukları, kendisine bağlı kalmaları halinde pekçok mükâfaat vaadini aldıkları dinlerini “bir eğlence ve bir oyun” edinmelerine karşılık bir cezadır. Yani onların kalpleri bu dinden yüz çevirmiş, başka şeylerle oyalanmış ve onu alay konusu edinmişlerdi. Ya da onlar bizzat oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmişler ve dosdoğru dinin yerine bunları benimsemişlerdi. “Dünya hayatı” süsü, zineti ve davetçilerinin çokluğu ile “kendilerini” aldatmış, onlar da dünya hayatıyla tatmin olmuş, ona rıza göstermiş ve sevinerek kabullenmişlerdi. Buna karşılık âhiretten yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardı. “Nasıl bu güne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz.” Yani biz de onları azapta öylece bırakırız. Onlar sanki dünya için yaratılmışlar, önlerinde amellerinin karşılarına konulması ve bu amellerinin karşılığının verilmesi diye bir şey hiç olmayacak gibi davranmışlar ve ayetlerimizi inkâr etmişlerdir. Onların bu inkârları Allah’ın âyetlerinde ve O’nun apaçık belgelerinde bulunan herhangi bir kusurdan ileri gelmiyordu. Aksine: 52. “Biz onlara... uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir.” Bu kitapta bütün insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi açıkladık. Bizim bu açıklamalarımız da “bir ilme dayanarak” yapılmıştır. Yani Allah’ın her zaman ve mekanda kulların durumlarını, onlar için uygun olanı ve olmayanı bilmesi esasına göre yapılmıştır. Yoksa bu kitaptaki açıklamalar, işi bilmeyen kimsenin açıklamaları olmadığı gibi bazı halleri bilmeyerek uygun olmayan bir hüküm veren kimsenin açıklamaları gibi de değildir. Aksine …

Al-A'raaf 7:51Listen in Qur'an →
52

وَلَقَدْ جِئْنَٰهُم بِكِتَٰبٍۢ فَصَّلْنَٰهُ عَلَىٰ عِلْمٍ هُدًۭى وَرَحْمَةًۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ

And olsun ki Biz onlara bir Kitap getirdik, inanan bir millet için yol gösterici ve rahmet olarak onu bilgiyle uzun uzun açıkladık.

50- Cehennemlikler, cennetliklere:“Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar ise:“Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. 51- O (kafirler) dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinip de dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz. 52- Halbuki biz onlara iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere bir ilme dayanarak uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir. 53- Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar şöyle diyeceklerdir: “Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Onlar, kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır ve uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.

50. “Cehennemlikler, cennetliklere…” Yani cehennemlikler alabildiğine azaptan sonra aşırı derecede açlığın ve susuzluğun ızdırabını hissedecekleri vakit cennetliklere seslenerek onlardan yardım isteyecekler ve: “Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan” yiyeceklerden “verin, diye seslenirler.” Cennetlikler ise onlara şu sözlerle cevap verirler: “Allah bunları” yani cennetin suyunu da yiyeceklerini de “kâfirlere haram kılmıştır.” 51. Bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerine, üzerinde dosdoğru yürümekle emrolundukları, kendisine bağlı kalmaları halinde pekçok mükâfaat vaadini aldıkları dinlerini “bir eğlence ve bir oyun” edinmelerine karşılık bir cezadır. Yani onların kalpleri bu dinden yüz çevirmiş, başka şeylerle oyalanmış ve onu alay konusu edinmişlerdi. Ya da onlar bizzat oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmişler ve dosdoğru dinin yerine bunları benimsemişlerdi. “Dünya hayatı” süsü, zineti ve davetçilerinin çokluğu ile “kendilerini” aldatmış, onlar da dünya hayatıyla tatmin olmuş, ona rıza göstermiş ve sevinerek kabullenmişlerdi. Buna karşılık âhiretten yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardı. “Nasıl bu güne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz.” Yani biz de onları azapta öylece bırakırız. Onlar sanki dünya için yaratılmışlar, önlerinde amellerinin karşılarına konulması ve bu amellerinin karşılığının verilmesi diye bir şey hiç olmayacak gibi davranmışlar ve ayetlerimizi inkâr etmişlerdir. Onların bu inkârları Allah’ın âyetlerinde ve O’nun apaçık belgelerinde bulunan herhangi bir kusurdan ileri gelmiyordu. Aksine: 52. “Biz onlara... uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir.” Bu kitapta bütün insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi açıkladık. Bizim bu açıklamalarımız da “bir ilme dayanarak” yapılmıştır. Yani Allah’ın her zaman ve mekanda kulların durumlarını, onlar için uygun olanı ve olmayanı bilmesi esasına göre yapılmıştır. Yoksa bu kitaptaki açıklamalar, işi bilmeyen kimsenin açıklamaları olmadığı gibi bazı halleri bilmeyerek uygun olmayan bir hüküm veren kimsenin açıklamaları gibi de değildir. Aksine …

Al-A'raaf 7:52Listen in Qur'an →
53

هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُۥ ۚ يَوْمَ يَأْتِى تَأْوِيلُهُۥ يَقُولُ ٱلَّذِينَ نَسُوهُ مِن قَبْلُ قَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ فَهَل لَّنَا مِن شُفَعَآءَ فَيَشْفَعُوا۟ لَنَآ أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ ٱلَّذِى كُنَّا نَعْمَلُ ۚ قَدْ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ

Kitap'ın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu unutmuş olanlar, "Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin, yahut geriye çevrilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek" derler. Doğrusu kendilerini mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler onları koyup kaçmışlardır.

50- Cehennemlikler, cennetliklere:“Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar ise:“Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. 51- O (kafirler) dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinip de dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz. 52- Halbuki biz onlara iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere bir ilme dayanarak uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir. 53- Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar şöyle diyeceklerdir: “Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Onlar, kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır ve uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.

50. “Cehennemlikler, cennetliklere…” Yani cehennemlikler alabildiğine azaptan sonra aşırı derecede açlığın ve susuzluğun ızdırabını hissedecekleri vakit cennetliklere seslenerek onlardan yardım isteyecekler ve: “Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan” yiyeceklerden “verin, diye seslenirler.” Cennetlikler ise onlara şu sözlerle cevap verirler: “Allah bunları” yani cennetin suyunu da yiyeceklerini de “kâfirlere haram kılmıştır.” 51. Bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerine, üzerinde dosdoğru yürümekle emrolundukları, kendisine bağlı kalmaları halinde pekçok mükâfaat vaadini aldıkları dinlerini “bir eğlence ve bir oyun” edinmelerine karşılık bir cezadır. Yani onların kalpleri bu dinden yüz çevirmiş, başka şeylerle oyalanmış ve onu alay konusu edinmişlerdi. Ya da onlar bizzat oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmişler ve dosdoğru dinin yerine bunları benimsemişlerdi. “Dünya hayatı” süsü, zineti ve davetçilerinin çokluğu ile “kendilerini” aldatmış, onlar da dünya hayatıyla tatmin olmuş, ona rıza göstermiş ve sevinerek kabullenmişlerdi. Buna karşılık âhiretten yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardı. “Nasıl bu güne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz.” Yani biz de onları azapta öylece bırakırız. Onlar sanki dünya için yaratılmışlar, önlerinde amellerinin karşılarına konulması ve bu amellerinin karşılığının verilmesi diye bir şey hiç olmayacak gibi davranmışlar ve ayetlerimizi inkâr etmişlerdir. Onların bu inkârları Allah’ın âyetlerinde ve O’nun apaçık belgelerinde bulunan herhangi bir kusurdan ileri gelmiyordu. Aksine: 52. “Biz onlara... uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir.” Bu kitapta bütün insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi açıkladık. Bizim bu açıklamalarımız da “bir ilme dayanarak” yapılmıştır. Yani Allah’ın her zaman ve mekanda kulların durumlarını, onlar için uygun olanı ve olmayanı bilmesi esasına göre yapılmıştır. Yoksa bu kitaptaki açıklamalar, işi bilmeyen kimsenin açıklamaları olmadığı gibi bazı halleri bilmeyerek uygun olmayan bir hüküm veren kimsenin açıklamaları gibi de değildir. Aksine …

Al-A'raaf 7:53Listen in Qur'an →
54

إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُغْشِى ٱلَّيْلَ ٱلنَّهَارَ يَطْلُبُهُۥ حَثِيثًۭا وَٱلشَّمْسَ وَٱلْقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتٍۭ بِأَمْرِهِۦٓ ۗ أَلَا لَهُ ٱلْخَلْقُ وَٱلْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ

Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir.

54- Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’a istiva eden Allah’tır. O, geceyi gündüze bürür ki bunlar süratle birbirini kovalar. Güneşi, ayı ve yıldızları yaratıp emri ile ram eden O’dur. İyi bilin ki yaratma da emretme de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir!

54. Yüce Allah, hiçbir ortağı söz konusu olmaksızın tek mabud ve yegane Rabbin kendisi olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri” ve de onlarda bulunanları büyüklüklerine, genişliklerine, sağlamlıklarına, muhkemliklerine ve harikulade yaratılışlarına rağmen “altı günde yaratan” ki bu günlerin ilki Pazar, sonuncusu da Cuma günüdür. Onları yaratmayı bitirip onlara gerekli emirlerini tevdi ettikten sonra Yüce Allah “Arş’a istiva” etmiştir. Gökleri, yeri, içindekileri ve ikisi arasında bulunanları kuşatan o muazzam Arş’a celâline, azametine ve hükümranlığına yakışan bir şekilde istiva etmiş, yükselmiştir. O, Arşa istiva etmiş, hükümranlığı ele alıp mahlukatı yönetmiş ve onlarla ilgili hem kevni hem dini hükümlerini icra etmiştir. Bu yüzden şöyle buyurmaktadır:“O” karanlık “geceyi” aydınlık “gündüze bürür.” Böylelikle yeryüzünde ne varsa karanlığa bürünür. Ademoğulları dinlenir, bütün mahlukat yuvalarına çekilir ve hepsi de gündüzün çalışmaktan ve gidip gelmekten kaynaklanan yorgunluktan dolayı istirahat ederler. “ki bunlar süratle birbirini kovalar.” Gece geldi mi gündüz gider, gündüz geldi mi gece gider ve bu, sürekli olarak böylece devam eder. Yüce Allah'ın bu kainatı katlayıp düreceği, kulların da bu diyardan başka bir yurda intikal edecekleri vakte kadar da böyle devam edecektir. “Güneşi, ayı ve yıldızları yaratıp emri ile ram eden O’dur.” Sahip olduğu kemal sıfatlarına delâlet eden idaresi ile O, onları emrine amade kılmıştır. Bunların yaratılması ve büyüklükleri, O’nun kudretinin kemaline; bunlardaki muhkemlik, düzenlilik ve sağlamlık hikmetinin kemaline; bunlardaki faydalar, olmazsa olmaz maslahatlar vb. de rahmetinin ve ilminin genişliğine, ayrıca sadece kendisine ibadet edilmesi gerekli olan hak ilahın yalızca O olduğuna delildir:“İyi bilin ki yaratma da emretme de O’na mahsustur.” Yani ulvi ve süfli bütün alemlerdeki yaratılmışları, bizzat kendilerini de sıfatlarını da fiillerini de yaratan O’dur. Şer’i hükümleri ve ilahi mesajları ihtiva eden emirleri de O verir. Yaratmak, O’nun kevnî ve kaderî hükümlerini, emretmek de O’nun dinî ve şer’î hükümlerini içerir. Amellere verilecek karşılıklara dair hükümler de bu kapsama girer ki bunlar, ebedilik yurdunda söz konusu olacaktır. “Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir!” Ne azametlidir, ne üstündür! O’nun hayır ve ihsanları pek çoktur. O, zatı ile de sıfatlarının azameti ve kemali dolayısı ile de mübarektir/bereket sahibi ve yücedir. Ayrıca O, başkalarına pek çok hayrı ve pek çok iyilikleri ihsan etmesi sureti ile onları mübarek/bereketli kılmıştır. Kainattaki her bir bereket O’nun rahmetinin bir sonucudur. Bundan dolayı Yüce Allah:“Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir!” buyurmaktadır.

Yüce Allah, özlü akıl sahiplerine bütün ihtiyaçlarda maksat olarak gözetilmesi gereken tek mabudun kendisi olduğuna delâlet edecek …

Al-A'raaf 7:54Listen in Qur'an →
55

ٱدْعُوا۟ رَبَّكُمْ تَضَرُّعًۭا وَخُفْيَةً ۚ إِنَّهُۥ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

Rabbinize gönülden ve gizlice yalvarın. Doğrusu O aşırı gidenleri sevmez.

55- Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Gerçek şu ki O, haddi aşanları sevmez. 56- Islah edilmişken yeryüzünde fesat çıkarmayın. O’na korku ve ümitle dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, ihsan sahiplerine yakındır.

55. “Rabbinize… dua edin.” Buradaki duanın kapsamına hem Allah’tan istekte bulunmak için yapılan dua, hem de ibadet anlamındaki dua girmektedir. Yüce Allah kendisine “yalvara yakara” ısrarla istekte bulunarak ve ibadetlere de devam ederek “ve gizlice dua edin” diye emretmektedir. Yani duanız, riyanın bulaşacağından korkulacak şekilde açık ve aleni olmasın. Aksine Yüce Allah’a ihlasla ve sessizce dua edin. “Gerçek şu ki O, haddi” bütün hususlarda sınırları “aşanları sevmez.” Kulun Yüce Allah’tan kendisine uygun olmayan bir dilekte bulunmak yahut da istekte aşırı gitmek ve yapmacık davranmak ya da dua ederken sesi aşırı yükseltmek gibi. Bütün bu hususlar yasak kılınmış olan haddi aşmanın kapsamı içerisindedir.

56. İtaatler ile “ıslah edilmişken yeryüzünde” masiyetler işlemek sureti ile “fesat çıkarmayın.” Çünkü masiyetler ahlakı, amelleri ve rızıkları bozar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsanların kendi elleri ile kazandıklarından ötürü karada ve denizde fesat başgösterdi.”(en-Nur, 30/41) Diğer taraftan taatler ile de ahlak, ameller, rızıklar, dünya ve âhiret halleri salah bulur, düzene girer. “Ona korku ve ümitle dua edin”; yani O’nun cezasından korkarak ve mükâfaatını umarak, kabul edileceğini umarak ve reddedileceğinden korkarak dua edin. Yoksa kendisini beğenen ve kendini gerçek konumundan yukarıda kabul edip Rabbinden ukalaca isteklerde bulunan kimse yahut da gafil ve kalbi başka şeylerle oyalanıp duran kimse gibi dua etmeyin. Yüce Allah’ın, dua adabı ile ilgili olarak zikrettiklerinden anlaşılanlar özetle şudur: Dua ihlas içinde ve yalnızca Allah’a yapılmalıdır. Çünkü duanın gizli yapılmasının ihtiva ettiği mana budur. Yine dua, gizlice ve sessizce yapılmalı, kalp korku ve ümit içinde olmalıdır. Gafil, duasının kabul edileceğinden emin ya da kabul edilip edilmemesine aldırış etmeyen bir halde olmamalıdır. Bu şekilde dua etmek, duanın ihsan ile yapılması demektir. İhsan ise bütün ibadetlerde gayretin tümünü ortaya koymak, o ibadeti tam anlamı ile ve herhangi bir şekilde eksik içermeksizin eda etmek demektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah’ın rahmeti ihsan sahiplerine yakındır.” Yani Allah'ın rahmeti, Allah’a ibadetinde ihsan sahibi olup Allah’ın kullarına da ihsanda bulunan kimselere yakındır. Kulun ihsanı ne kadar çok olursa Rabbinin rahmetine o kadar yakın olur. Rabbi de rahmeti ile ona o kadar yakın olur. Bu buyruklarda -açıkça görüleceği gibi- ihsana büyük bir teşvik vardır.

Al-A'raaf 7:55Listen in Qur'an →
56

وَلَا تُفْسِدُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَٰحِهَا وَٱدْعُوهُ خَوْفًۭا وَطَمَعًا ۚ إِنَّ رَحْمَتَ ٱللَّهِ قَرِيبٌۭ مِّنَ ٱلْمُحْسِنِينَ

Düzeltilmişken, yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a korkarak ve umutla yalvarın. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyi davrananlara yakındır.

55- Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Gerçek şu ki O, haddi aşanları sevmez. 56- Islah edilmişken yeryüzünde fesat çıkarmayın. O’na korku ve ümitle dua edin. Şüphesiz Allah’ın rahmeti, ihsan sahiplerine yakındır.

55. “Rabbinize… dua edin.” Buradaki duanın kapsamına hem Allah’tan istekte bulunmak için yapılan dua, hem de ibadet anlamındaki dua girmektedir. Yüce Allah kendisine “yalvara yakara” ısrarla istekte bulunarak ve ibadetlere de devam ederek “ve gizlice dua edin” diye emretmektedir. Yani duanız, riyanın bulaşacağından korkulacak şekilde açık ve aleni olmasın. Aksine Yüce Allah’a ihlasla ve sessizce dua edin. “Gerçek şu ki O, haddi” bütün hususlarda sınırları “aşanları sevmez.” Kulun Yüce Allah’tan kendisine uygun olmayan bir dilekte bulunmak yahut da istekte aşırı gitmek ve yapmacık davranmak ya da dua ederken sesi aşırı yükseltmek gibi. Bütün bu hususlar yasak kılınmış olan haddi aşmanın kapsamı içerisindedir.

56. İtaatler ile “ıslah edilmişken yeryüzünde” masiyetler işlemek sureti ile “fesat çıkarmayın.” Çünkü masiyetler ahlakı, amelleri ve rızıkları bozar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsanların kendi elleri ile kazandıklarından ötürü karada ve denizde fesat başgösterdi.”(en-Nur, 30/41) Diğer taraftan taatler ile de ahlak, ameller, rızıklar, dünya ve âhiret halleri salah bulur, düzene girer. “Ona korku ve ümitle dua edin”; yani O’nun cezasından korkarak ve mükâfaatını umarak, kabul edileceğini umarak ve reddedileceğinden korkarak dua edin. Yoksa kendisini beğenen ve kendini gerçek konumundan yukarıda kabul edip Rabbinden ukalaca isteklerde bulunan kimse yahut da gafil ve kalbi başka şeylerle oyalanıp duran kimse gibi dua etmeyin. Yüce Allah’ın, dua adabı ile ilgili olarak zikrettiklerinden anlaşılanlar özetle şudur: Dua ihlas içinde ve yalnızca Allah’a yapılmalıdır. Çünkü duanın gizli yapılmasının ihtiva ettiği mana budur. Yine dua, gizlice ve sessizce yapılmalı, kalp korku ve ümit içinde olmalıdır. Gafil, duasının kabul edileceğinden emin ya da kabul edilip edilmemesine aldırış etmeyen bir halde olmamalıdır. Bu şekilde dua etmek, duanın ihsan ile yapılması demektir. İhsan ise bütün ibadetlerde gayretin tümünü ortaya koymak, o ibadeti tam anlamı ile ve herhangi bir şekilde eksik içermeksizin eda etmek demektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Allah’ın rahmeti ihsan sahiplerine yakındır.” Yani Allah'ın rahmeti, Allah’a ibadetinde ihsan sahibi olup Allah’ın kullarına da ihsanda bulunan kimselere yakındır. Kulun ihsanı ne kadar çok olursa Rabbinin rahmetine o kadar yakın olur. Rabbi de rahmeti ile ona o kadar yakın olur. Bu buyruklarda -açıkça görüleceği gibi- ihsana büyük bir teşvik vardır.

Al-A'raaf 7:56Listen in Qur'an →
57

وَهُوَ ٱلَّذِى يُرْسِلُ ٱلرِّيَٰحَ بُشْرًۢا بَيْنَ يَدَىْ رَحْمَتِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَآ أَقَلَّتْ سَحَابًۭا ثِقَالًۭا سُقْنَٰهُ لِبَلَدٍۢ مَّيِّتٍۢ فَأَنزَلْنَا بِهِ ٱلْمَآءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِۦ مِن كُلِّ ٱلثَّمَرَٰتِ ۚ كَذَٰلِكَ نُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

Rahmetinin önünde, müjdeci olarak rüzgarları gönderen Allah'tır. Rüzgarlar, yağmur yüklü bulutları taşıdığında, onu ölü bir memlekete gönderir, su indirir ve onunla her türlü ürünü yetiştiririz; ölüleri de bunun gibi diriltip, çıkarırız; belki bundan ibret alırsınız.

57- Rahmetinin önünde rüzgarları müjde olmak üzere gönderen O’dur. Nihâyet bu rüzgarlar (yağmur yüklü) ağır bulutları kaldırınca biz, onları ölü bir beldeye süreriz de oraya su indiririz ve derken o su ile ürünün her türlüsünü çıkartırız. İşte biz ölüleri de böyle çıkartacağız. Belki düşünüp öğüt alırsınız. 58- İyi ve temiz beldeye gelince oranın bitkisi Rabbinin izni ile çıkar. Kötü ve çorak olandan ise ancak az ve faydasız bir şeyler çıkar. İşte biz âyetlerimizi şükreden bir topluluk için böylece türlü türlü açıklarız.

57. Yüce Allah, kudretinin etkilerinden ve rahmet esintilerinden birisini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Rahmetinin önünde rüzgarları müjde olmak üzere gönderen O’dur.” Yani yağmuru müjdeleyen rüzgarları O gönderir. Bu rüzgarlar Allah’ın izni ile bulutları yerden kaldırıp yükseltir, böylelikle insanlar da Allah’ın rahmeti ile sevinir, daha yağmur yağmadan önce bu rahmet dolayısı ile kalpleri ferahlar. “Nihâyet bu rüzgarlar, (yağmur yüklü) ağır bulutları kaldırınca” o rüzgarların bir bölümü bulutları kaldırır, bir bölümü onları birbirine kaynaştırır, başka bir bölümü de onları aşılar “Biz onları ölü” hayvanları neredeyse helak olacak, ahalisi de Allah’ın rahmetinden ümit kesecek hale gelmiş “bir beldeye süreriz de oraya” o ölü beldeye “su indiririz.” O buluttan bol yağmur indiririz. Allah, o bulutun yağmur yağmasını sağlayacak rüzgar ile yine Allah’ın izni ile onu dağıtacak bir başka rüzgar müsahhar kılar. “Ve derken o su ile ürünün her türlüsünü çıkartırız.” Böylelikle Allah’ın rahmetiyle sevinirler ve Allah’ın ihsanından faydalanırlar. “İşte biz ölüleri de böyle çıkartacağız” Yani Biz, ölümünden sonra yeri bitkilerle diriltip canlandırdığımız gibi ölüleri de çürüyüp darmadağın ve kemikleri de toprak olduktan sonra kabirlerinden böylece çıkartacağız. Bu, gayet açık bir delillendirmedir. İki durum arasında bir fark yoktur. Bir benzerini gözüyle gördüğü halde öldükten sonra dirilişi uzak bir ihtimal kabul ederek inkâr eden kimsenin, bu inkârı inat kabilinden ve gözle görülen maddi şeyleri inkâr etmek türündendir. Bu buyrukta Allah’ın nimetleri üzerinde ibretle düşünmeye, bunlara öğüt almak ve istidlal etmek kastı ile bakmaya bir teşvik olduğu gibi gaflet ve ihmal gözü ile bakmamaya da bir irşad vardır. Daha sonra Yüce Allah üzerine yağmurun yağdığı toprakların farklılıklarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

58. “İyi ve temiz beldeye gelince” toprağı ve anamaddesi iyi ve temiz arazinin üzerine yağmur yağacak olursa “oranın bitkisi” bitmeye hazır halde iken “Rabbinin izni ile” O’nun irade ve meşieti ile “çıkar.” Çünkü sebepler, Allah bu konuda izin vermedikçe bağımsız olarak varlıkları vücuda getiremezler. “Kötü ve çorak olandan” bu tür topraklardan “ise ancak az ve faydasız bir şeyler çıkar” yani ancak hiçbir fayda ve bereketi bulunmayan, oldukça önemsiz şeyler biter. “İşte biz âyetlerimizi şükreden bir topluluk için türlü türlü açıklarız.” Çeşitli şekillerde beyan ederiz ve bu âyetlerimizle misaller veririz. Biz bunları Allah’ın nimetlerini hem itiraf ve ikrar etmek hem de onları Allah’ın razı olacağı alanlarda harcamak sureti ile Allah’a şükreden bir topluluğa sunarız. Çünkü Allah’ın, Kitab-ı Keriminde açıklamış …

Al-A'raaf 7:57Listen in Qur'an →
58

وَٱلْبَلَدُ ٱلطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُۥ بِإِذْنِ رَبِّهِۦ ۖ وَٱلَّذِى خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًۭا ۚ كَذَٰلِكَ نُصَرِّفُ ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يَشْكُرُونَ

İyi toprak Rabbinin izniyle bitki verir, çorak toprak kavruk bitki çıkarır. Şükredecek millet için böylece ayetleri yerli yerince açıklarız.

57- Rahmetinin önünde rüzgarları müjde olmak üzere gönderen O’dur. Nihâyet bu rüzgarlar (yağmur yüklü) ağır bulutları kaldırınca biz, onları ölü bir beldeye süreriz de oraya su indiririz ve derken o su ile ürünün her türlüsünü çıkartırız. İşte biz ölüleri de böyle çıkartacağız. Belki düşünüp öğüt alırsınız. 58- İyi ve temiz beldeye gelince oranın bitkisi Rabbinin izni ile çıkar. Kötü ve çorak olandan ise ancak az ve faydasız bir şeyler çıkar. İşte biz âyetlerimizi şükreden bir topluluk için böylece türlü türlü açıklarız.

57. Yüce Allah, kudretinin etkilerinden ve rahmet esintilerinden birisini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Rahmetinin önünde rüzgarları müjde olmak üzere gönderen O’dur.” Yani yağmuru müjdeleyen rüzgarları O gönderir. Bu rüzgarlar Allah’ın izni ile bulutları yerden kaldırıp yükseltir, böylelikle insanlar da Allah’ın rahmeti ile sevinir, daha yağmur yağmadan önce bu rahmet dolayısı ile kalpleri ferahlar. “Nihâyet bu rüzgarlar, (yağmur yüklü) ağır bulutları kaldırınca” o rüzgarların bir bölümü bulutları kaldırır, bir bölümü onları birbirine kaynaştırır, başka bir bölümü de onları aşılar “Biz onları ölü” hayvanları neredeyse helak olacak, ahalisi de Allah’ın rahmetinden ümit kesecek hale gelmiş “bir beldeye süreriz de oraya” o ölü beldeye “su indiririz.” O buluttan bol yağmur indiririz. Allah, o bulutun yağmur yağmasını sağlayacak rüzgar ile yine Allah’ın izni ile onu dağıtacak bir başka rüzgar müsahhar kılar. “Ve derken o su ile ürünün her türlüsünü çıkartırız.” Böylelikle Allah’ın rahmetiyle sevinirler ve Allah’ın ihsanından faydalanırlar. “İşte biz ölüleri de böyle çıkartacağız” Yani Biz, ölümünden sonra yeri bitkilerle diriltip canlandırdığımız gibi ölüleri de çürüyüp darmadağın ve kemikleri de toprak olduktan sonra kabirlerinden böylece çıkartacağız. Bu, gayet açık bir delillendirmedir. İki durum arasında bir fark yoktur. Bir benzerini gözüyle gördüğü halde öldükten sonra dirilişi uzak bir ihtimal kabul ederek inkâr eden kimsenin, bu inkârı inat kabilinden ve gözle görülen maddi şeyleri inkâr etmek türündendir. Bu buyrukta Allah’ın nimetleri üzerinde ibretle düşünmeye, bunlara öğüt almak ve istidlal etmek kastı ile bakmaya bir teşvik olduğu gibi gaflet ve ihmal gözü ile bakmamaya da bir irşad vardır. Daha sonra Yüce Allah üzerine yağmurun yağdığı toprakların farklılıklarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

58. “İyi ve temiz beldeye gelince” toprağı ve anamaddesi iyi ve temiz arazinin üzerine yağmur yağacak olursa “oranın bitkisi” bitmeye hazır halde iken “Rabbinin izni ile” O’nun irade ve meşieti ile “çıkar.” Çünkü sebepler, Allah bu konuda izin vermedikçe bağımsız olarak varlıkları vücuda getiremezler. “Kötü ve çorak olandan” bu tür topraklardan “ise ancak az ve faydasız bir şeyler çıkar” yani ancak hiçbir fayda ve bereketi bulunmayan, oldukça önemsiz şeyler biter. “İşte biz âyetlerimizi şükreden bir topluluk için türlü türlü açıklarız.” Çeşitli şekillerde beyan ederiz ve bu âyetlerimizle misaller veririz. Biz bunları Allah’ın nimetlerini hem itiraf ve ikrar etmek hem de onları Allah’ın razı olacağı alanlarda harcamak sureti ile Allah’a şükreden bir topluluğa sunarız. Çünkü Allah’ın, Kitab-ı Keriminde açıklamış …

Al-A'raaf 7:58Listen in Qur'an →
59

لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥٓ إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍۢ

And olsun ki Nuh'u milletine gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi.

59- Andolsun biz Nûh’u kavmine gönderdik de o:“Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur. Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. 60- Kavminden ileri gelenler:“Şüphesiz biz, seni apaçık bir sapıklık içerisinde görüyoruz” dediler. 61- Dedi ki:“Ey kavmim, bende hiçbir sapıklık yoktur; aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” 62- “Ben, Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum, size nasihatte bulunuyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” 63- “Sizi uyarması için, sizin de sakınmanız ve (bu sayede) merhamete nail olmanız için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbiniz tarafından size bir öğüt geldi diye şaştınız mı yoksa?” 64- Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Çünkü onlar, kör bir toplum idiler.

59. “Andolsun biz Nûh’u kavmine” putlara tapıyorlarken yalnızca Allah’a ibadet etmeye davet etmek üzere “gönderdik de o” onlara: ”Ey kavmim, Allah’a ibadet edin” yani O’nu tevhid edin. “Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur.” Çünkü O; yaratan, rızık veren ve bütün işleri çekip çevirendir. O’nun dışındaki bütün varlıklar ise O’nun yarattığı ve O’nun tarafından idare olunan mahluklardır. Bu mahlukların hiçbirisinin hiçbir emir, yetki ve mülkiyeti sözkonusu değildir. Nuh aleyhisselam daha sonra kendisine itaat etmeyecek olurlarsa Allah’ın azabı ile onları korkutarak şöyle demişti:“Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.” Bu, Nuh’un kavmine samimi olarak öğüt verdiğini ve onlara karşı çok şefkatli olduğunu göstermektedir. Çünkü onların ebedî azaba ve sonu gelmez bedbahtlığa mahkum olacaklarından endişe etmektedir. Tıpkı insanlara anne ve babalarından daha ileri derecede şefkat gösteren diğer peygamber kardeşleri gibi.

60. Nuh aleyhisselam kavmine bu sözleri söyleyince kavmi ona en kötü ve en çirkin şekilde karşılık verdi. “Kavminden ileri gelenler” yani hakka karşı büyüklenmeleri ve peygamberlere itaat etmemeleri âdet halini almış olan zenginler ve kendilerine uyulan liderler: Şüphesiz biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler” Onlar, -kahrolasıcalar- Nuh’a itaat etmemekle yetinmediler bir de ona karşı çıkıp büyüklük tasladılar. Ona en ileri derecede hakarete yeltenip sapık olduğunu ileri sürdüler. Sıradan bir sapıklıkla itham etmekle de yetinmeyerek bu sapıklığını herkes tarafından açıkça görülen “apaçık bir sapıklık” diye nitelendirdiler. Bu ise en kıt akıllı insanın dahi kabul edemeyeceği bir şey olup hakka karşı bile bile gözleri kapatmanın en ileri derecesidir. Aksine bu nitelik, Nuh’un, hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şey görmeyen, kendilerine hiçbir fayda sağlayamayan cansız nesneleri kendi elleri ile yontup şekillendirerek putlar yapan kavmine daha uygundur. Zira onlar, kendi elleri ile yonttukları bu putları gökleri ve yeri yoktan var edene denk tutmuşlar, çeşitli ibadetleri onlara tahsis etmişlerdir. Eğer onların Allah’ın kendilerine karşı delilleri ortaya koymasına dayanak olacak düşünceleri olmasaydı, hiç şüphesiz delilerin onlardan daha doğru yolda olduklarına hüküm verilebilirdi. Hatta bu delilerin …

Al-A'raaf 7:59Listen in Qur'an →
60

قَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِۦٓ إِنَّا لَنَرَىٰكَ فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ

Milletinin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler.

59- Andolsun biz Nûh’u kavmine gönderdik de o:“Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur. Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi. 60- Kavminden ileri gelenler:“Şüphesiz biz, seni apaçık bir sapıklık içerisinde görüyoruz” dediler. 61- Dedi ki:“Ey kavmim, bende hiçbir sapıklık yoktur; aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” 62- “Ben, Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum, size nasihatte bulunuyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” 63- “Sizi uyarması için, sizin de sakınmanız ve (bu sayede) merhamete nail olmanız için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbiniz tarafından size bir öğüt geldi diye şaştınız mı yoksa?” 64- Yine de onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları ise boğduk. Çünkü onlar, kör bir toplum idiler.

59. “Andolsun biz Nûh’u kavmine” putlara tapıyorlarken yalnızca Allah’a ibadet etmeye davet etmek üzere “gönderdik de o” onlara: ”Ey kavmim, Allah’a ibadet edin” yani O’nu tevhid edin. “Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur.” Çünkü O; yaratan, rızık veren ve bütün işleri çekip çevirendir. O’nun dışındaki bütün varlıklar ise O’nun yarattığı ve O’nun tarafından idare olunan mahluklardır. Bu mahlukların hiçbirisinin hiçbir emir, yetki ve mülkiyeti sözkonusu değildir. Nuh aleyhisselam daha sonra kendisine itaat etmeyecek olurlarsa Allah’ın azabı ile onları korkutarak şöyle demişti:“Doğrusu ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.” Bu, Nuh’un kavmine samimi olarak öğüt verdiğini ve onlara karşı çok şefkatli olduğunu göstermektedir. Çünkü onların ebedî azaba ve sonu gelmez bedbahtlığa mahkum olacaklarından endişe etmektedir. Tıpkı insanlara anne ve babalarından daha ileri derecede şefkat gösteren diğer peygamber kardeşleri gibi.

60. Nuh aleyhisselam kavmine bu sözleri söyleyince kavmi ona en kötü ve en çirkin şekilde karşılık verdi. “Kavminden ileri gelenler” yani hakka karşı büyüklenmeleri ve peygamberlere itaat etmemeleri âdet halini almış olan zenginler ve kendilerine uyulan liderler: Şüphesiz biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz, dediler” Onlar, -kahrolasıcalar- Nuh’a itaat etmemekle yetinmediler bir de ona karşı çıkıp büyüklük tasladılar. Ona en ileri derecede hakarete yeltenip sapık olduğunu ileri sürdüler. Sıradan bir sapıklıkla itham etmekle de yetinmeyerek bu sapıklığını herkes tarafından açıkça görülen “apaçık bir sapıklık” diye nitelendirdiler. Bu ise en kıt akıllı insanın dahi kabul edemeyeceği bir şey olup hakka karşı bile bile gözleri kapatmanın en ileri derecesidir. Aksine bu nitelik, Nuh’un, hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şey görmeyen, kendilerine hiçbir fayda sağlayamayan cansız nesneleri kendi elleri ile yontup şekillendirerek putlar yapan kavmine daha uygundur. Zira onlar, kendi elleri ile yonttukları bu putları gökleri ve yeri yoktan var edene denk tutmuşlar, çeşitli ibadetleri onlara tahsis etmişlerdir. Eğer onların Allah’ın kendilerine karşı delilleri ortaya koymasına dayanak olacak düşünceleri olmasaydı, hiç şüphesiz delilerin onlardan daha doğru yolda olduklarına hüküm verilebilirdi. Hatta bu delilerin …

Al-A'raaf 7:60Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.