Muslim99Muslim99
← Tafsir library

7. Al-A'raaf

The Heights · Meccan · 206 ayahs

سُورَةُ الأَعۡرَافِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 41–50 of 206

41

لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌۭ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍۢ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلظَّٰلِمِينَ

Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerine de örtüler vardır. Zalimleri böyle cezalandırırız.

40- Âyetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı büyüklenenler var ya; onlar için gök kapıları açılmayacaktır ve onlar deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete de giremeyeceklerdir. Biz günahkârları işte böyle cezalandırırız. 41- Onlar için cehennemden bir döşek, üstlerinde de (ateşten) örtüler vardır. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.

40. Yüce Allah, apaçık olmalarına rağmen âyetlerini yalanlayan, onlara iman etmeyen ve onlara karşı büyüklük taslayan, hükümlerine boyun eğecek yerde onları yalanlayıp yüz çeviren kimselerin görecekleri cezayı bildirmektedir. Şöyle ki bunlar, her türlü hayırdan yana ümitlerini keseceklerdir. Ölecekleri vakit ruhları Yüce Allah’a doğru yükselmek maksadıyla yukarı doğru çıkıp izin isteyeceğinde onlara izin verilmeyecek ve ruhlarına semanın kapıları açılmayacaktır. Nitekim ruhları dünyada iken de Allah’a iman, O’nu tanımak ve O’nu sevmek sureti ile yücelmemişti. İşte ölümden sonra da aynı şekilde yükselmeyecek ve yücelmeyecektir. Çünkü ceza amelin türünden olur. Âyetin mefhumundan da şu anlaşılmaktadır: Allah’ın emrine itaat eden ve âyetlerini tasdik eden mü’minlerin ruhlarına semanın kapıları açılacak ve bunlar Yüce Allah’a yükselecektir. Allah’ın o ulvi alemde dilediği noktaya kadar ulaşacak, Rablerine yakınlık ve O’nun rızasına ermek dolayısıyla da sevineceklerdir. Yüce Allah’ın cehennemlikler hakkında şöyle buyurmaktadır:“Onlar deve, iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremeyeceklerdir.” Yani cismi itibari ile hayvanların en büyüklerinden olan deve, eşyanın en darlarından biri olan iğne deliğine girmedikçe cennete giremeyeceklerdir. Bu, herhangi bir şeyin gerçekleşmesini, imkânsız olan bir şarta bağlamak kabilindendir. Yani devenin iğne deliğinden geçmesi imkânsız olduğu gibi Allah’ın âyetlerini inkâr edenlerin cennete girmeleri de aynı şekilde imkânsızdır. Çünkü Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Gerçek şu ki; kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah, ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir.”(el-Maide, 5/72) Yüce Allah burada da: “Biz günahkârları” yani suçları pek çok olan ve azgınlıkları ileri dereceye varanları “işte böyle cezalandırırız” buyurmaktadır.

41. “Onlara cehennemden” altlarına “bir döşek, üstlerinde de” onları örtecek, azaptan üzerlerine gölge yapacak “örtüler vardır. İşte biz” kendilerine zulmeden “zalimleri böyle” amellerine uygun bir şekilde “cezalandırırız.” Rabbin ise kullara asla zulmedici değildir.

Al-A'raaf 7:41Listen in Qur'an →
42

وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

İnanan ve yararlı iş işleyenler ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar yükleriz işte cennetlikler onlardır, orada temelli kalacaklardır.

42- İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 43- Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atarız. Altlarından da ırmaklar akar. “Bizi bu (nimetleri kazandıracak amele) hidayet eden Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bizi hidayete erdirmeseydi biz, kendiliğimizden hidayeti bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin peygamberleri hak ile gelmişlerdir” derler. Onlara şöyle seslenilir:“Yapmakta olduğunuz ameller sebebiyle mirasçısı kılındığınız cennet, işte budur.”

42. Yüce Allah zalim ve isyankârların cezalarını söz konusu ettikten sonra itaatkarların mükâfaatlarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: Kalpleri ile “iman edip” azaları ile “salih ameller işleyenlere” böylelikle iman ile ameli, zahirî ameller ile batınî amelleri birlikte yerine getiren, farzları işleyip haramları da terk edenlere “gelince…” Burada “salih ameller işleyenler” buyruğu, farz ve müstehab bütün salih amelleri kuşatan umumi bir lafız olduğundan ve bunların bazılarına kulun güç yetirmeme ihtimali bulunduğundan dolayı Yüce Allah:“ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz” buyurmaktadır. Yani biz herkesi ancak gücünün yettiği ve kendisini aciz bırakmayacak miktarla mükellef tutarız. O halde her bir kimsenin güç yetirebildiği kadarı ile Allah’tan korkması gerekir. Birilerinin güç yetirebildiği birtakım görevlerden eğer başkaları aciz kalacak olursa aciz olanlardan o görevler düşer. Nitekim Yüce Allah başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez”(el-Bakara, 2/186); “Allah hiçbir kimseye verdiği (imkandan) başkasını yüklemez.”(et-Talak, 65/7); “Dinde sizin aleyhinize bir zorluk kılmamıştır.”(el-Hac, 22/78); “Elinizden geldiğince Allah’tan korkun.”(et-Tağabun, 64/16) O nedenle acizlik halinde farziyet söz konusu olmadığı gibi zaruretle birlikte de haramlık söz konusu değildir. “Onlar” yani iman sahibi olmak ve salih amel işlemek niteliğine sahip olanlar “cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Oradan başka bir yere gitmezler ve yerlerini değiştirmek de istemezler. Çünkü orada çeşit çeşit lezzetlerden ve arzuladıkları şeylerden öylelerini görecekler ki onlardan daha iyisi yoktur. İstenebilecek şeylerin en nihai derecesi onlardır.

43. “Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atacağız.” Bu da Yüce Allah’ın cennetliklere lütuf ve ihsanındandır. O, dünya hayatında iken kalplerinde bulunan kini ve birbirleriyle yarış hırsını söküp atacak, ortadan kaldıracaktır. Böylelikle birbirini seven gerçek kardeşler, kendilerine karşı olumsuz duyguları bulunmayan samimi dostlar olacaklardır. Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.”(el-Hicr, 15/47) Allah onlara öyle bir lütuf ve ihsanda bulunacak ki her biri mutlu olacak ve içinde bulunduğu nimetlerin daha üstünde bir nimet olmadığı kanaatine sahip olacak. Böylelikle birbirlerini kıskanmaktan, birbirlerine buğzetmekten yana emin olacaklardır. Çünkü bunun sebepleri ortadan kalkmış olacaktır. “Altlarından da ırmaklar akar.” Yani istedikleri …

Al-A'raaf 7:42Listen in Qur'an →
43

وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهِمُ ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَقَالُوا۟ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى هَدَىٰنَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلَآ أَنْ هَدَىٰنَا ٱللَّهُ ۖ لَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِٱلْحَقِّ ۖ وَنُودُوٓا۟ أَن تِلْكُمُ ٱلْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. "Bizi buraya eriştiren Allah'a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin peygamberleri bize gerçeği getirmiştir" derler. Onlara, "İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet" diye seslenilir.

42- İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 43- Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atarız. Altlarından da ırmaklar akar. “Bizi bu (nimetleri kazandıracak amele) hidayet eden Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bizi hidayete erdirmeseydi biz, kendiliğimizden hidayeti bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin peygamberleri hak ile gelmişlerdir” derler. Onlara şöyle seslenilir:“Yapmakta olduğunuz ameller sebebiyle mirasçısı kılındığınız cennet, işte budur.”

42. Yüce Allah zalim ve isyankârların cezalarını söz konusu ettikten sonra itaatkarların mükâfaatlarını da söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: Kalpleri ile “iman edip” azaları ile “salih ameller işleyenlere” böylelikle iman ile ameli, zahirî ameller ile batınî amelleri birlikte yerine getiren, farzları işleyip haramları da terk edenlere “gelince…” Burada “salih ameller işleyenler” buyruğu, farz ve müstehab bütün salih amelleri kuşatan umumi bir lafız olduğundan ve bunların bazılarına kulun güç yetirmeme ihtimali bulunduğundan dolayı Yüce Allah:“ki biz kimseye gücünden fazlasını yüklemeyiz” buyurmaktadır. Yani biz herkesi ancak gücünün yettiği ve kendisini aciz bırakmayacak miktarla mükellef tutarız. O halde her bir kimsenin güç yetirebildiği kadarı ile Allah’tan korkması gerekir. Birilerinin güç yetirebildiği birtakım görevlerden eğer başkaları aciz kalacak olursa aciz olanlardan o görevler düşer. Nitekim Yüce Allah başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah hiçbir kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez”(el-Bakara, 2/186); “Allah hiçbir kimseye verdiği (imkandan) başkasını yüklemez.”(et-Talak, 65/7); “Dinde sizin aleyhinize bir zorluk kılmamıştır.”(el-Hac, 22/78); “Elinizden geldiğince Allah’tan korkun.”(et-Tağabun, 64/16) O nedenle acizlik halinde farziyet söz konusu olmadığı gibi zaruretle birlikte de haramlık söz konusu değildir. “Onlar” yani iman sahibi olmak ve salih amel işlemek niteliğine sahip olanlar “cennetliklerdir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır.” Oradan başka bir yere gitmezler ve yerlerini değiştirmek de istemezler. Çünkü orada çeşit çeşit lezzetlerden ve arzuladıkları şeylerden öylelerini görecekler ki onlardan daha iyisi yoktur. İstenebilecek şeylerin en nihai derecesi onlardır.

43. “Biz onların kalplerinde kin türünden ne varsa söküp atacağız.” Bu da Yüce Allah’ın cennetliklere lütuf ve ihsanındandır. O, dünya hayatında iken kalplerinde bulunan kini ve birbirleriyle yarış hırsını söküp atacak, ortadan kaldıracaktır. Böylelikle birbirini seven gerçek kardeşler, kendilerine karşı olumsuz duyguları bulunmayan samimi dostlar olacaklardır. Bir başka yerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.”(el-Hicr, 15/47) Allah onlara öyle bir lütuf ve ihsanda bulunacak ki her biri mutlu olacak ve içinde bulunduğu nimetlerin daha üstünde bir nimet olmadığı kanaatine sahip olacak. Böylelikle birbirlerini kıskanmaktan, birbirlerine buğzetmekten yana emin olacaklardır. Çünkü bunun sebepleri ortadan kalkmış olacaktır. “Altlarından da ırmaklar akar.” Yani istedikleri …

Al-A'raaf 7:43Listen in Qur'an →
44

وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْجَنَّةِ أَصْحَٰبَ ٱلنَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّۭا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّۭا ۖ قَالُوا۟ نَعَمْ ۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌۢ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ ٱللَّهِ عَلَى ٱلظَّٰلِمِينَ

Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.

44- Cennetlikler cehennemliklere:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk, siz de Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da:“Evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir münâdi: “Allah’ın laneti zulmedenlere olsun!” diye seslenir. 45- “Onlar ki Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyen kimselerdi. Onlar âhireti de inkâr ederlerdi.”

44. Yüce Allah, zikri geçen iki kesimin kendilerine ayrılan yere yerleşip peygamberlerin haber verdiği ve ilâhi kitapların sözünü ettiği mükâfat ve cezayı bulacaklarını söz konusu ettikten sonra cennet ehlinin cehennemliklere seslenerek:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk” diyeceklerini bize bildirmektedir. Yani Rabbimiz bize iman ve salih amele karşılık cenneti vaadetmişti. İşte O, bizi cennetine koydu ve biz, O’nun bize dünyada iken vereceğini vaadettiği nimetlerini gördük. “Siz de” küfür ve masiyetlere karşılık “Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenirler. Onlar da: Evet” O’nun bize vaadettiğini biz de gerçek olarak bulduk “derler.” Böylelikle bütün insanlar, Allah’ın vaadinin hiçbir şüphe taşımayan gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamış olacaktır ki zaten sözü Allah’tan daha doğru kim olabilir? Böylece her türlü şüphe ve tereddütleri ortadan kalkmış olacak ve bu konuda hakka’l-yakin derecesine ulaşmış olacaklardır. Mü’minler Allah’ın vaadinden sevinip memnun olacakken kâfirler de hayırdan ümitlerini kesecek ve kendi aleyhlerine azabı hak etmiş oldukları ikrarında bulunacaklardır. “Bunun üzerine aralarında” yani cennetliklerle cehennemlikler arasında “bir münâdi: Allah’ın laneti” yani her türlü hayırdan uzak tutması “zulmedenlere olsun, diye seslenir.” Çünkü Yüce Allah rahmet kapılarını karşılarına açtığı halde onlar, zulme saparak o yolları izlemekten uzak durdurlar. Hem kendilerini Allah’ın yolundan alıkoydular hem de başkalarını Allah’ın yolunu izlemekten alıkoydular. Böylelikle hem kendileri saptılar, hem de başkalarını saptırdılar. 45. Allah, kendi yolunun dosdoğru olmasını, kendisine doğru yol alacakların doğru yolda yürümelerini ister. Bunlar ise “onu eğri göstermek isteyen kimselerdi.” Yani onun eğri ve doğru yoldan uzak olmasını isterlerdi. Hem “onlar âhireti de inkâr ederlerdi.” İşte doğru yoldan sapmalarına ve nefsin haram kılınan arzularına yönelmelerine sebep olan şey, öldükten sonra dirilişe iman etmeyişleri ve ilâhi azaptan korkmayıp mükâfatı ummayışlarıdır. Bu buyruğun mefhumundan anlaşıldığına göre Allah’ın rahmeti mü’minleredir. O’nun lütuf ve ihsanı onları kuşatır ve kesintisiz olarak onlara ulaşır.

Al-A'raaf 7:44Listen in Qur'an →
45

ٱلَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًۭا وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ كَٰفِرُونَ

Cennetlikler, cehennemliklere: "Biz Rabbimizin bize vadettiğini gerçek bulduk, Rabbinizin size de vadettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler, "Evet" derler. Aralarında bir münadi, "Allah'ın laneti Allah yolundan alıkoyan, o yolun eğriliğini isteyen ve ahireti inkar eden zalimleredir" diye seslenir.

44- Cennetlikler cehennemliklere:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk, siz de Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu?” diye seslenirler. Onlar da:“Evet” derler. Bunun üzerine aralarında bir münâdi: “Allah’ın laneti zulmedenlere olsun!” diye seslenir. 45- “Onlar ki Allah yolundan alıkoyan ve onu eğri göstermek isteyen kimselerdi. Onlar âhireti de inkâr ederlerdi.”

44. Yüce Allah, zikri geçen iki kesimin kendilerine ayrılan yere yerleşip peygamberlerin haber verdiği ve ilâhi kitapların sözünü ettiği mükâfat ve cezayı bulacaklarını söz konusu ettikten sonra cennet ehlinin cehennemliklere seslenerek:“Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak bulduk” diyeceklerini bize bildirmektedir. Yani Rabbimiz bize iman ve salih amele karşılık cenneti vaadetmişti. İşte O, bizi cennetine koydu ve biz, O’nun bize dünyada iken vereceğini vaadettiği nimetlerini gördük. “Siz de” küfür ve masiyetlere karşılık “Rabbinizin vaadettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenirler. Onlar da: Evet” O’nun bize vaadettiğini biz de gerçek olarak bulduk “derler.” Böylelikle bütün insanlar, Allah’ın vaadinin hiçbir şüphe taşımayan gerçeğin ta kendisi olduğunu anlamış olacaktır ki zaten sözü Allah’tan daha doğru kim olabilir? Böylece her türlü şüphe ve tereddütleri ortadan kalkmış olacak ve bu konuda hakka’l-yakin derecesine ulaşmış olacaklardır. Mü’minler Allah’ın vaadinden sevinip memnun olacakken kâfirler de hayırdan ümitlerini kesecek ve kendi aleyhlerine azabı hak etmiş oldukları ikrarında bulunacaklardır. “Bunun üzerine aralarında” yani cennetliklerle cehennemlikler arasında “bir münâdi: Allah’ın laneti” yani her türlü hayırdan uzak tutması “zulmedenlere olsun, diye seslenir.” Çünkü Yüce Allah rahmet kapılarını karşılarına açtığı halde onlar, zulme saparak o yolları izlemekten uzak durdurlar. Hem kendilerini Allah’ın yolundan alıkoydular hem de başkalarını Allah’ın yolunu izlemekten alıkoydular. Böylelikle hem kendileri saptılar, hem de başkalarını saptırdılar. 45. Allah, kendi yolunun dosdoğru olmasını, kendisine doğru yol alacakların doğru yolda yürümelerini ister. Bunlar ise “onu eğri göstermek isteyen kimselerdi.” Yani onun eğri ve doğru yoldan uzak olmasını isterlerdi. Hem “onlar âhireti de inkâr ederlerdi.” İşte doğru yoldan sapmalarına ve nefsin haram kılınan arzularına yönelmelerine sebep olan şey, öldükten sonra dirilişe iman etmeyişleri ve ilâhi azaptan korkmayıp mükâfatı ummayışlarıdır. Bu buyruğun mefhumundan anlaşıldığına göre Allah’ın rahmeti mü’minleredir. O’nun lütuf ve ihsanı onları kuşatır ve kesintisiz olarak onlara ulaşır.

Al-A'raaf 7:45Listen in Qur'an →
46

وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌۭ ۚ وَعَلَى ٱلْأَعْرَافِ رِجَالٌۭ يَعْرِفُونَ كُلًّۢا بِسِيمَىٰهُمْ ۚ وَنَادَوْا۟ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَن سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ ۚ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.

46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. Âraf üzerinde de her iki grubu simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere:“Selamun aleykum” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş (fakat oraya girmeyi) uman kimselerdir. 47- Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman:“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma” derler. 48- A’raf’takiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” 49- “Allah’ın, kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi? İşte (onlara): Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz, (denmiştir).”

46. Yani cennetlikler ile cehennemlikler arasında A’raf diye bilinen bir perde vardır. Bu, cennetten de değildir, cehennemden de değildir. Her iki tarafa da bakar, o nedenle de burada bulunan kimse, her iki kesimin durumu da görür. Bu perde üzerinde ise cennet ve cehennem ehlinden her bir kimseyi “simalarından” yani kendileri vasıtası ile tanındıkları ve başkalarından ayırt edildikleri alametleri ile “tanıyan adamlar vardır.” İşte bunlar cennet ehline baktıklarında “Selamun aleykum” diye seslenirler” ve onlara böylece selam verirler. Bunlar o ana kadar henüz cennete girmemiş olmakla birlikte cennete girmeyi ümid ederler. Allah’ın kalplerine böyle bir ümidi yerleştirmesinin ise onlara lütuf ve ihsanda bulunmak istemesinden başka bir sebebi yoktur.

47. “Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman” dehşetli görüntülerle ve korkunç durumlarla karşı karşıya kalırlar da “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.” Böylece a’raftakiler cennetlikleri görecekleri vakit onlarla birlikte cennette olmayı ümid ederler ve onları selamlarlar. İstemeyerek de olsa cehennemdekilere doğru gözleri kaydığında ise onların bu hallerinden kendilerini koruması için Allah’a sığınırlar.

48. Bu genel durumdan sonra özel bir durumdan söz edilerek şöyle buyrulmaktadır:“A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler...” Burada tanıdıklarından söz edilen kimseler cehennemliklerdir. Dünyada iken bunların azametleri, şerefleri, mal ve çocukları vardı. İşte A’raftakiler bunları tek başlarına yardımcısız ve imdatlarına koşacak kimse bulunmaksızın azap içinde görecekleri vakit şöyle diyeceklerdir:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” Dünyada iken kendileri vasıtası ile hoşlanmadığınız şeylere karşı kendinizi savunduğunuz ve isteklerinizi de bu yolla elde ettiğiniz o topluluğunuz, bugün darmadağın olmuş ve size hiçbir fayda sağlamamıştır. Aynı şekilde hakka karşı, hakkı getirenlere ve hakka uyanlara karşı büyüklenmenizin de size hiçbir faydası olmamıştır.

49. Daha sonra onlara cennet ehlinden olup da dünya hayatında iken fakir ve zayıf olan ve cehennemlik kafirlerin kendileriyle alay ettikleri birtakım kimseleri gösterecekler ve bu cehennemliklere şöyle diyecekler:“Allah’ın kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi?” Siz Allah'ın cennetine koyduğu bu kimseleri hakir görp küçümseyerek ve kendinizi de beğenerek böyle yemin ediyordunuz. İşte …

Al-A'raaf 7:46Listen in Qur'an →
47

۞ وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَٰرُهُمْ تِلْقَآءَ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ قَالُوا۟ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

Gözleri cehennemlikler yönüne çevrilince: "Rabbimiz! Bizi zalimlerle beraber bulundurma" derler.

46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. Âraf üzerinde de her iki grubu simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere:“Selamun aleykum” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş (fakat oraya girmeyi) uman kimselerdir. 47- Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman:“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma” derler. 48- A’raf’takiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” 49- “Allah’ın, kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi? İşte (onlara): Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz, (denmiştir).”

46. Yani cennetlikler ile cehennemlikler arasında A’raf diye bilinen bir perde vardır. Bu, cennetten de değildir, cehennemden de değildir. Her iki tarafa da bakar, o nedenle de burada bulunan kimse, her iki kesimin durumu da görür. Bu perde üzerinde ise cennet ve cehennem ehlinden her bir kimseyi “simalarından” yani kendileri vasıtası ile tanındıkları ve başkalarından ayırt edildikleri alametleri ile “tanıyan adamlar vardır.” İşte bunlar cennet ehline baktıklarında “Selamun aleykum” diye seslenirler” ve onlara böylece selam verirler. Bunlar o ana kadar henüz cennete girmemiş olmakla birlikte cennete girmeyi ümid ederler. Allah’ın kalplerine böyle bir ümidi yerleştirmesinin ise onlara lütuf ve ihsanda bulunmak istemesinden başka bir sebebi yoktur.

47. “Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman” dehşetli görüntülerle ve korkunç durumlarla karşı karşıya kalırlar da “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.” Böylece a’raftakiler cennetlikleri görecekleri vakit onlarla birlikte cennette olmayı ümid ederler ve onları selamlarlar. İstemeyerek de olsa cehennemdekilere doğru gözleri kaydığında ise onların bu hallerinden kendilerini koruması için Allah’a sığınırlar.

48. Bu genel durumdan sonra özel bir durumdan söz edilerek şöyle buyrulmaktadır:“A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler...” Burada tanıdıklarından söz edilen kimseler cehennemliklerdir. Dünyada iken bunların azametleri, şerefleri, mal ve çocukları vardı. İşte A’raftakiler bunları tek başlarına yardımcısız ve imdatlarına koşacak kimse bulunmaksızın azap içinde görecekleri vakit şöyle diyeceklerdir:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” Dünyada iken kendileri vasıtası ile hoşlanmadığınız şeylere karşı kendinizi savunduğunuz ve isteklerinizi de bu yolla elde ettiğiniz o topluluğunuz, bugün darmadağın olmuş ve size hiçbir fayda sağlamamıştır. Aynı şekilde hakka karşı, hakkı getirenlere ve hakka uyanlara karşı büyüklenmenizin de size hiçbir faydası olmamıştır.

49. Daha sonra onlara cennet ehlinden olup da dünya hayatında iken fakir ve zayıf olan ve cehennemlik kafirlerin kendileriyle alay ettikleri birtakım kimseleri gösterecekler ve bu cehennemliklere şöyle diyecekler:“Allah’ın kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi?” Siz Allah'ın cennetine koyduğu bu kimseleri hakir görp küçümseyerek ve kendinizi de beğenerek böyle yemin ediyordunuz. İşte …

Al-A'raaf 7:47Listen in Qur'an →
48

وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلْأَعْرَافِ رِجَالًۭا يَعْرِفُونَهُم بِسِيمَىٰهُمْ قَالُوا۟ مَآ أَغْنَىٰ عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ

Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."

46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. Âraf üzerinde de her iki grubu simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere:“Selamun aleykum” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş (fakat oraya girmeyi) uman kimselerdir. 47- Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman:“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma” derler. 48- A’raf’takiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” 49- “Allah’ın, kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi? İşte (onlara): Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz, (denmiştir).”

46. Yani cennetlikler ile cehennemlikler arasında A’raf diye bilinen bir perde vardır. Bu, cennetten de değildir, cehennemden de değildir. Her iki tarafa da bakar, o nedenle de burada bulunan kimse, her iki kesimin durumu da görür. Bu perde üzerinde ise cennet ve cehennem ehlinden her bir kimseyi “simalarından” yani kendileri vasıtası ile tanındıkları ve başkalarından ayırt edildikleri alametleri ile “tanıyan adamlar vardır.” İşte bunlar cennet ehline baktıklarında “Selamun aleykum” diye seslenirler” ve onlara böylece selam verirler. Bunlar o ana kadar henüz cennete girmemiş olmakla birlikte cennete girmeyi ümid ederler. Allah’ın kalplerine böyle bir ümidi yerleştirmesinin ise onlara lütuf ve ihsanda bulunmak istemesinden başka bir sebebi yoktur.

47. “Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman” dehşetli görüntülerle ve korkunç durumlarla karşı karşıya kalırlar da “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.” Böylece a’raftakiler cennetlikleri görecekleri vakit onlarla birlikte cennette olmayı ümid ederler ve onları selamlarlar. İstemeyerek de olsa cehennemdekilere doğru gözleri kaydığında ise onların bu hallerinden kendilerini koruması için Allah’a sığınırlar.

48. Bu genel durumdan sonra özel bir durumdan söz edilerek şöyle buyrulmaktadır:“A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler...” Burada tanıdıklarından söz edilen kimseler cehennemliklerdir. Dünyada iken bunların azametleri, şerefleri, mal ve çocukları vardı. İşte A’raftakiler bunları tek başlarına yardımcısız ve imdatlarına koşacak kimse bulunmaksızın azap içinde görecekleri vakit şöyle diyeceklerdir:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” Dünyada iken kendileri vasıtası ile hoşlanmadığınız şeylere karşı kendinizi savunduğunuz ve isteklerinizi de bu yolla elde ettiğiniz o topluluğunuz, bugün darmadağın olmuş ve size hiçbir fayda sağlamamıştır. Aynı şekilde hakka karşı, hakkı getirenlere ve hakka uyanlara karşı büyüklenmenizin de size hiçbir faydası olmamıştır.

49. Daha sonra onlara cennet ehlinden olup da dünya hayatında iken fakir ve zayıf olan ve cehennemlik kafirlerin kendileriyle alay ettikleri birtakım kimseleri gösterecekler ve bu cehennemliklere şöyle diyecekler:“Allah’ın kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi?” Siz Allah'ın cennetine koyduğu bu kimseleri hakir görp küçümseyerek ve kendinizi de beğenerek böyle yemin ediyordunuz. İşte …

Al-A'raaf 7:48Listen in Qur'an →
49

أَهَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ ٱللَّهُ بِرَحْمَةٍ ۚ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَآ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ

Burçlarda olanlar, simalarından tanıdıkları adamlara; Topluluğunuz, topladığınız mal ve büyüklük taslamalarınız size fayda vermedi. Allah'ın rahmetine erdirmeyeceğine yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Oysa Allah onlara şöyle der: "Cennete girin, size korku yoktur, sizler mahzun da olmayacaksınız."

46- Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. Âraf üzerinde de her iki grubu simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennetliklere:“Selamun aleykum” diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş (fakat oraya girmeyi) uman kimselerdir. 47- Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman:“Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma” derler. 48- A’raf’takiler simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” 49- “Allah’ın, kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi? İşte (onlara): Girin cennete! Size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz, (denmiştir).”

46. Yani cennetlikler ile cehennemlikler arasında A’raf diye bilinen bir perde vardır. Bu, cennetten de değildir, cehennemden de değildir. Her iki tarafa da bakar, o nedenle de burada bulunan kimse, her iki kesimin durumu da görür. Bu perde üzerinde ise cennet ve cehennem ehlinden her bir kimseyi “simalarından” yani kendileri vasıtası ile tanındıkları ve başkalarından ayırt edildikleri alametleri ile “tanıyan adamlar vardır.” İşte bunlar cennet ehline baktıklarında “Selamun aleykum” diye seslenirler” ve onlara böylece selam verirler. Bunlar o ana kadar henüz cennete girmemiş olmakla birlikte cennete girmeyi ümid ederler. Allah’ın kalplerine böyle bir ümidi yerleştirmesinin ise onlara lütuf ve ihsanda bulunmak istemesinden başka bir sebebi yoktur.

47. “Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman” dehşetli görüntülerle ve korkunç durumlarla karşı karşıya kalırlar da “Rabbimiz, bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma, derler.” Böylece a’raftakiler cennetlikleri görecekleri vakit onlarla birlikte cennette olmayı ümid ederler ve onları selamlarlar. İstemeyerek de olsa cehennemdekilere doğru gözleri kaydığında ise onların bu hallerinden kendilerini koruması için Allah’a sığınırlar.

48. Bu genel durumdan sonra özel bir durumdan söz edilerek şöyle buyrulmaktadır:“A’raf’takiler yüzlerinden tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek şöyle derler...” Burada tanıdıklarından söz edilen kimseler cehennemliklerdir. Dünyada iken bunların azametleri, şerefleri, mal ve çocukları vardı. İşte A’raftakiler bunları tek başlarına yardımcısız ve imdatlarına koşacak kimse bulunmaksızın azap içinde görecekleri vakit şöyle diyeceklerdir:“Çokluğunuzun da büyüklenip durmanızın da size bir faydası olmadı.” Dünyada iken kendileri vasıtası ile hoşlanmadığınız şeylere karşı kendinizi savunduğunuz ve isteklerinizi de bu yolla elde ettiğiniz o topluluğunuz, bugün darmadağın olmuş ve size hiçbir fayda sağlamamıştır. Aynı şekilde hakka karşı, hakkı getirenlere ve hakka uyanlara karşı büyüklenmenizin de size hiçbir faydası olmamıştır.

49. Daha sonra onlara cennet ehlinden olup da dünya hayatında iken fakir ve zayıf olan ve cehennemlik kafirlerin kendileriyle alay ettikleri birtakım kimseleri gösterecekler ve bu cehennemliklere şöyle diyecekler:“Allah’ın kendilerini rahmetine erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı idi?” Siz Allah'ın cennetine koyduğu bu kimseleri hakir görp küçümseyerek ve kendinizi de beğenerek böyle yemin ediyordunuz. İşte …

Al-A'raaf 7:49Listen in Qur'an →
50

وَنَادَىٰٓ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا۟ عَلَيْنَا مِنَ ٱلْمَآءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ ۚ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

Cehennemlikler cennetliklere, "Bize biraz su veya Allah'ın size verdiği rızıktan gönderin" diye seslenirler, onlar da, "Doğrusu Allah dinlerini alay ve eğlenceye alan, dünya hayatına aldanan inkarcılara ikisini de haram etmiştir" derler. Bugünle karşılaşacaklarını unuttukları, ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de onları unutuyoruz.

50- Cehennemlikler, cennetliklere:“Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan verin” diye seslenirler. Onlar ise:“Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” derler. 51- O (kafirler) dinlerini bir eğlence ve bir oyun edinip de dünya hayatının kendilerini aldattığı kimselerdir. Onlar, nasıl bugüne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz. 52- Halbuki biz onlara iman eden bir kavme hidâyet ve rahmet olmak üzere bir ilme dayanarak uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir. 53- Onlar ille de (o kitabın) bildirdiklerinin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun bildirdiklerinin gerçekleşeceği gün daha önce onu unutanlar şöyle diyeceklerdir: “Gerçekten de Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler! Acaba bizim için şefaatçiler bulunur mu ki bize şefaat etsinler? Yahut (dünyaya) geri döndürülür müyüz ki (oradayken) işlediğimiz amellerden başkasını işleyelim?” Onlar, kendilerini gerçekten zarara sokmuşlardır ve uydurageldikleri şeyler de kendilerini (bırakıp) kaybolmuştur.

50. “Cehennemlikler, cennetliklere…” Yani cehennemlikler alabildiğine azaptan sonra aşırı derecede açlığın ve susuzluğun ızdırabını hissedecekleri vakit cennetliklere seslenerek onlardan yardım isteyecekler ve: “Bize biraz su veya Allah’ın size ihsan ettiği rızıktan” yiyeceklerden “verin, diye seslenirler.” Cennetlikler ise onlara şu sözlerle cevap verirler: “Allah bunları” yani cennetin suyunu da yiyeceklerini de “kâfirlere haram kılmıştır.” 51. Bu, Allah’ın âyetlerini inkâr etmelerine, üzerinde dosdoğru yürümekle emrolundukları, kendisine bağlı kalmaları halinde pekçok mükâfaat vaadini aldıkları dinlerini “bir eğlence ve bir oyun” edinmelerine karşılık bir cezadır. Yani onların kalpleri bu dinden yüz çevirmiş, başka şeylerle oyalanmış ve onu alay konusu edinmişlerdi. Ya da onlar bizzat oyun ve eğlenceyi kendilerine din edinmişler ve dosdoğru dinin yerine bunları benimsemişlerdi. “Dünya hayatı” süsü, zineti ve davetçilerinin çokluğu ile “kendilerini” aldatmış, onlar da dünya hayatıyla tatmin olmuş, ona rıza göstermiş ve sevinerek kabullenmişlerdi. Buna karşılık âhiretten yüz çevirmiş ve onu unutmuşlardı. “Nasıl bu güne kavuşacaklarını unuttular ve âyetlerimizi nasıl bilerek inkâr ettilerse biz de bugün onları öylece unuturuz.” Yani biz de onları azapta öylece bırakırız. Onlar sanki dünya için yaratılmışlar, önlerinde amellerinin karşılarına konulması ve bu amellerinin karşılığının verilmesi diye bir şey hiç olmayacak gibi davranmışlar ve ayetlerimizi inkâr etmişlerdir. Onların bu inkârları Allah’ın âyetlerinde ve O’nun apaçık belgelerinde bulunan herhangi bir kusurdan ileri gelmiyordu. Aksine: 52. “Biz onlara... uzun uzadıya açıkladığımız bir kitap getirmişizdir.” Bu kitapta bütün insanların ihtiyaç duyacakları her şeyi açıkladık. Bizim bu açıklamalarımız da “bir ilme dayanarak” yapılmıştır. Yani Allah’ın her zaman ve mekanda kulların durumlarını, onlar için uygun olanı ve olmayanı bilmesi esasına göre yapılmıştır. Yoksa bu kitaptaki açıklamalar, işi bilmeyen kimsenin açıklamaları olmadığı gibi bazı halleri bilmeyerek uygun olmayan bir hüküm veren kimsenin açıklamaları gibi de değildir. Aksine …

Al-A'raaf 7:50Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.