Muslim99Muslim99
← Tafsir library

7. Al-A'raaf

The Heights · Meccan · 206 ayahs

سُورَةُ الأَعۡرَافِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 201–206 of 206

201

إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ إِذَا مَسَّهُمْ طَٰٓئِفٌۭ مِّنَ ٱلشَّيْطَٰنِ تَذَكَّرُوا۟ فَإِذَا هُم مُّبْصِرُونَ

Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.

200- Sana şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve bilendir. 201- Takva sahiplerine şeytandan bir vesvese geldiğinde onlar iyice düşünürler, bakarsın ki onlar (doğruyu) görmüşler bile! 202- Şeytanların kardeşlerine gelince şeytanlar, onları sapıklığa sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

200. Her ne vakit ve her ne durumda “sana şeytandan bir vesvese gelirse” onun sana vesvese verdiğini, seni hayırdan alıkoymak istediğini hisseder yahut seni kötülüğe teşvik edip ona doğru ittiğini fark edersen “hemen Allah’a sığın” O’na sarıl ve O’nun himayesine sığın! “Çünkü O” senin söylediğin “her şeyi işiten ve” senin niyetini, zayıflığını, ona ne kadar güçlü bir şekilde sığındığını “bilendir.” O, seni şeytanın fitnesinden koruyacak, vesvesesine karşı muhafaza edecektir. Nitekim Yüce Allah bize (Nas Sûresi’nde): “De ki; sığınırım insanların rabbine...” diyerek kendisine sığınmayı emretmektedir.

201. Kulun gaflete düşmesi, sürekli olarak gaflete düşeceği anı gözetleyip duran şeytandan zarar görmesi kaçınılmaz olduğundan dolayı Allah, takvâ sahibi olan kimseleri azgın ve haddi aşan kimselerden ayırt eden bir alameti söz konusu etmektedir. Bu da şudur: Takva sahibi eğer bir günah işleme isteği hisseder de şeytandan ona bir vesvese geldiğinden dolayı haram olan bir fiili işlemek yahut da farz olan bir işi terk etmek suretiyle günah işleyecek olursa hemen o vesveseye nereden kapıldığını düşünür ve şeytanın kendisine hangi kapıdan yaklaştığını tespit eder. Allah’ın kendisine neyi farz kıldığını, sahip olduğu imanın kendisine ne gibi sorumluluklar yüklediğini düşünüp hatırlar. Böylece gerçeği basiretle görür, Yüce Allah’tan mağfiret diler, samimi bir tevbe eder ve pek çok iyilikler işlemek sureti ile de kusurunu telafi eder. Böylelikle şeytanın kendisine vermiş olduğu bütün zararları telafi etmiş, oyunlarını bozmuş olarak, onun hor, hakir ve eliboş dönmesini sağlar.

202. Şeytanların kardeşleri ve onların dostları olanlara gelince bunlar, günaha düşecek olurlarsa şeytanlar ardı arkasına günahlar işleterek azgınlıklarında devam etmelerini sağlarlar ve bu konuda ellerini onların yakalarından çekmezler. Çünkü şeytanlar, onları azdırmakta sınır tanımazlar, belli bir yerde durmazlar. Zira şeytanlar onların dizginlerini ellerine kolaylıkla aldıklarını ve kötülük işlemekten de hiç geri durmadıklarını görünce onlardan yaa iyice ümitlenirler.

Al-A'raaf 7:201Listen in Qur'an →
202

وَإِخْوَٰنُهُمْ يَمُدُّونَهُمْ فِى ٱلْغَىِّ ثُمَّ لَا يُقْصِرُونَ

Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar.

200- Sana şeytandan bir vesvese gelirse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, her şeyi işiten ve bilendir. 201- Takva sahiplerine şeytandan bir vesvese geldiğinde onlar iyice düşünürler, bakarsın ki onlar (doğruyu) görmüşler bile! 202- Şeytanların kardeşlerine gelince şeytanlar, onları sapıklığa sürükler, sonra da yakalarını bırakmazlar.

200. Her ne vakit ve her ne durumda “sana şeytandan bir vesvese gelirse” onun sana vesvese verdiğini, seni hayırdan alıkoymak istediğini hisseder yahut seni kötülüğe teşvik edip ona doğru ittiğini fark edersen “hemen Allah’a sığın” O’na sarıl ve O’nun himayesine sığın! “Çünkü O” senin söylediğin “her şeyi işiten ve” senin niyetini, zayıflığını, ona ne kadar güçlü bir şekilde sığındığını “bilendir.” O, seni şeytanın fitnesinden koruyacak, vesvesesine karşı muhafaza edecektir. Nitekim Yüce Allah bize (Nas Sûresi’nde): “De ki; sığınırım insanların rabbine...” diyerek kendisine sığınmayı emretmektedir.

201. Kulun gaflete düşmesi, sürekli olarak gaflete düşeceği anı gözetleyip duran şeytandan zarar görmesi kaçınılmaz olduğundan dolayı Allah, takvâ sahibi olan kimseleri azgın ve haddi aşan kimselerden ayırt eden bir alameti söz konusu etmektedir. Bu da şudur: Takva sahibi eğer bir günah işleme isteği hisseder de şeytandan ona bir vesvese geldiğinden dolayı haram olan bir fiili işlemek yahut da farz olan bir işi terk etmek suretiyle günah işleyecek olursa hemen o vesveseye nereden kapıldığını düşünür ve şeytanın kendisine hangi kapıdan yaklaştığını tespit eder. Allah’ın kendisine neyi farz kıldığını, sahip olduğu imanın kendisine ne gibi sorumluluklar yüklediğini düşünüp hatırlar. Böylece gerçeği basiretle görür, Yüce Allah’tan mağfiret diler, samimi bir tevbe eder ve pek çok iyilikler işlemek sureti ile de kusurunu telafi eder. Böylelikle şeytanın kendisine vermiş olduğu bütün zararları telafi etmiş, oyunlarını bozmuş olarak, onun hor, hakir ve eliboş dönmesini sağlar.

202. Şeytanların kardeşleri ve onların dostları olanlara gelince bunlar, günaha düşecek olurlarsa şeytanlar ardı arkasına günahlar işleterek azgınlıklarında devam etmelerini sağlarlar ve bu konuda ellerini onların yakalarından çekmezler. Çünkü şeytanlar, onları azdırmakta sınır tanımazlar, belli bir yerde durmazlar. Zira şeytanlar onların dizginlerini ellerine kolaylıkla aldıklarını ve kötülük işlemekten de hiç geri durmadıklarını görünce onlardan yaa iyice ümitlenirler.

Al-A'raaf 7:202Listen in Qur'an →
203

وَإِذَا لَمْ تَأْتِهِم بِـَٔايَةٍۢ قَالُوا۟ لَوْلَا ٱجْتَبَيْتَهَا ۚ قُلْ إِنَّمَآ أَتَّبِعُ مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ مِن رَّبِّى ۚ هَٰذَا بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمْ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُؤْمِنُونَ

Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane yapsaydın ya" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu Kitap inanan millete Rabbinizden açık belgeler, yol gösterme ve rahmettir."

203- Onlara bir mucize getirmediğin zaman:“Onu kendin uydurup getirseydin ya!” derler. De ki:“Ben, ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur'ân), Rabbinizden gelen basiretlerdir, iman eden bir toplum için de hidâyet ve rahmettir.”

203. Yani seni yalanlayan bu kimseler inatlaşmaya devam ederler ve işleri yokuşa sürmeyi sürdürürler. İsterse doğruluğu ve hidâyeti gösteren ayet ve mucizeler onlara gelmiş olsun, fark etmez. Sen bunlara doğruluğuna delil olan âyet ve mucizeleri getirecek olsan da yine bunlara boyun eğmezler. Diğer taraftan “onlara bir mucize getirmediğin zaman” onların tayin edip gösterilmesini istedikleri bir mucize göstermezsen: “Onu kendin uydurup getirseydin ya, derler.” Sanki mucizelerin sen indiriyormuşsun ve bütün mahlukatın işlerini sen idare ediyormuşsun gibi “O mucizeyi sen seçmeli, böylelikle filan mucize ve falan mucizeyi kendin göstermeli değil miydin? derler. Halbuki onlar senin kendiliğinden hiçbir şey yapma gücüne sahip olmadığını bilmiyorlar. Bu buyruğun şu manada olması da muhtemeldir: Sen bu mucizeyi kendiliğinden uydurup getirmeli değil miydin? demek isterler. “De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım.” Ben tâbi olan, işleri Allah tarafından idare edilen bir kulum. Âyetleri ve mucizeleri dolayısıyla hamdedilmesi gereken ve onları nihaî hikmetine göre indiren ve gönderen Allah’tır. Eğer sizler zaman geçince yok olmayacak bir mucize, bütün çağlar boyunca çürütülemeyecek bir delil istiyorsanız hiç şüphesiz “bu”, Kur’an-ı Azim’dir. O hikmet dolu zikir “Rabbinizden gelen basiretlerdir” kendisi vasıtası ile bütün ilâhi isteklerin ve insani maksatların basiretle yerine getirildiği delillerdir. O hem delil, hem medlüldür. Onun üzerinde iyice düşünen kimse, onun hikmet sahibi ve hamde layık olan Allah'tan indirilmiş olduğunu anlar. Önünden de ardından da batıl ona erişemez. Bu Kur’an kime ulaşırsa ona karşı ilâhi delil de konmuş demektir. Fakat insanların çoğu iman etmezler. Oysa “iman eden” kimseler için bu Kur’an “hidâyet ve” yine o kimseler için bedbahtlıktan kurtaran bir “rahmettir.” Mü’min kimse Kur’an-ı Kerim ile hidâyet bulur, ona uyar, böylece dünya ve âhiretinde mutluluğa kavuşur. Ona iman etmeyen ise dünyada da âhirette de sapar ve bedbaht olur.

Al-A'raaf 7:203Listen in Qur'an →
204

وَإِذَا قُرِئَ ٱلْقُرْءَانُ فَٱسْتَمِعُوا۟ لَهُۥ وَأَنصِتُوا۟ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Kuran okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamet olunasınız.

204- Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmete nail olasınız.

204. Bu, Allah’ın Kitabı’nın okunduğunu işiten herkese yönelik umumî bir emirdir. O kitabın okunduğunu işiten herkes, “istimâ/dinlemek” ve “insat/susmak” ile emrolunmuştur. İstimâ’ ile insat arasındaki farka gelince; insat konuşmayı terk etmek yahut da onu dinlemekten alıkoyan meşguliyetleri bırakmak ile olur. İstimâ’ ise kişinin kulak vermekle birlikte kalbinin uyanık olması ve duyduklarını düşünüp tefekkür ederek dinlemesi ile olur. Yüce Allah’ın Kitabı okununca bu iki emri (yani onu dinleme ve susma emirlerini) yerine getiren bir kimse pek çok hayra nail olur, pek çok ilim elde eder. Sürekli ve yenilenip duran bir imana, devamlı artan bir hidâyete ve dininde basirete sahip olur. Bundan dolayı Yüce Allah bu iki emrin yerine getirilmesi halinde ilâhi rahmete nail olunacağını bildirmiştir. Bu da yanında Allah’ın Kitabı okunduğu halde onu dinlemeyen ve susmayan kimsenin, ilâhi rahmetten payına düşenden mahrum kalacağına ve pek çok hayrı elden kaçırmış olacağına delildir. Kur’an dinleyen kimseye yönelik en kesin emirlerden birisi de cehrî (sesli kıraat yapılan) namazlarda susup uyduğu imamın okuduğu Kur’an’ı dinlemesidir. Çünkü kişi, bu durumda Kur’an’ı dinlemekle emrolunmuştur. Hatta alimlerin çoğunluğu şöyle demiştir: İmama uyan kimsenin susup dinlemekle meşgul olması, Fatiha’yı da başka bir sureyi de okumasından daha uygundur.

Al-A'raaf 7:204Listen in Qur'an →
205

وَٱذْكُر رَّبَّكَ فِى نَفْسِكَ تَضَرُّعًۭا وَخِيفَةًۭ وَدُونَ ٱلْجَهْرِ مِنَ ٱلْقَوْلِ بِٱلْغُدُوِّ وَٱلْءَاصَالِ وَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْغَٰفِلِينَ

Rabbini gönülden ve korkarak içinden hafif bir sesle sabah akşam an, gafillerden olma.

205- Rabbini içinden, yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam an ve gafillerden olma. 206- Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler, O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

205. Yüce Allah’ın anılması hem kalple, hem dille hem de her ikisi ile birlikte olur. Zikrin en mükemmel türü ve hali bu sonuncusudur. Yüce Allah, kulu ve Rasûlü Muhammed’e asaleten, onun dışındakilere de ona tâbi olarak şu emri vermektedir:“Rabbini içinden”, yani ihlasla ve yalnız başına iken, “yalvararak” yakarıp dili ile çeşitli zikir türlerini tekrarlayarak, “korkarak” kalbinden de Allah’tan korkup ameli kabul edilmez diye kalbi titreyip endişe ederek -ki korkmanın alameti amelini tam yapmak, güzel ve salih olması için gayret etmek ve samimi bir niyete sahip olmaktır- “ve yüksek olmayan bir sesle” yani (ne kısık ne yüksek) orta bir yol tutarak; “Namazında yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma, bu ikisinin arası bir yol tut.”(el-İsra, 17/110)“sabah” günün başında “akşam” günün sonunda “an!” Bu iki vakitte yapılan zikrin, diğer vakittekilere göre bir üstünlüğü ve bir meziyeti vardır. “Ve gafillerden” Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerine bizzat kendilerini unutturduğu kimselerden “olma!” Çünkü bu kimseler, dünya ve âhiret hayırlarından mahrum kalmışlardır. O’nu anmak ve O’na ubudiyette bulunmak ile ele geçecek her türlü mutluluk ve kurtuluştan yüz çevirmişler; buna karşılık kendisi ile uğraşmak bedbahtlık olan ve ziyana götüren şahıs ve işlere yönelmişlerdir. İşte bunlar kulun hakkı ile riâyet etmesi gereken adabın bir bölümüdür: Gece ve gündüzün bütün vakitlerinde, özellikle de günün iki ucunda Yüce Allah’ı ihlas ile itaat ile yalvarıp yakararak, zilletini arz ederek, sükunet içerisinde, kalbi ve dili uyumlu olarak, tam bir edep ve vakar içinde dua ve zikre yönelmek, kalp huzuru ile ve gaflete düşmeksizin -Çünkü Allah, gafil kalbin duasını kabul etmez- çokça Allah’ı anmak.

206. Daha sonra Yüce Allah devamlı kendisine ibadet eden, O’na hizmeti sürekli olan kullarından yani meleklerden söz etmektedir ki bu da şu anlama gelmektedir: Allah’ın sizin ibadetinizle kendisine yapılan az ibadeti artırmak, zelil olduğu için de o ibadet sayesinde güçlenmek gibi bir isteği yoktur. O, bununla ancak sizin fayda görmenizi ve sizin bu yolla yaptığınız amellerin mükafatını kat kat fazlasıyla elde ederek kâra geçmenizi istemektedir.” İşte bunu anlatmak üzere Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler” mukarreb, Arş’ı taşıyan ve Kerrubi melekler, “O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler.” Aksine itaatle boyun eğerler, Rablerinin emirlerine gönülden bağlı kalırlar. Gece-gündüz aralıksız olarak “O’nu tesbih ederler ve yalnız” O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın “secde ederler.” O halde kullar da bu Melaike-i Kirama uysunlar ve mutlak egemen ve her şeyi bilen Allah'a ibadeti aralıksız sürdürsünler.

Âraf suresinin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve sena yalnız Allah’adır. Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e aile halkına ve ashabına salat ve selam eylesin.

***

Al-A'raaf 7:205Listen in Qur'an →
206

إِنَّ ٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيُسَبِّحُونَهُۥ وَلَهُۥ يَسْجُدُونَ ۩

Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler.

205- Rabbini içinden, yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam an ve gafillerden olma. 206- Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler, O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

205. Yüce Allah’ın anılması hem kalple, hem dille hem de her ikisi ile birlikte olur. Zikrin en mükemmel türü ve hali bu sonuncusudur. Yüce Allah, kulu ve Rasûlü Muhammed’e asaleten, onun dışındakilere de ona tâbi olarak şu emri vermektedir:“Rabbini içinden”, yani ihlasla ve yalnız başına iken, “yalvararak” yakarıp dili ile çeşitli zikir türlerini tekrarlayarak, “korkarak” kalbinden de Allah’tan korkup ameli kabul edilmez diye kalbi titreyip endişe ederek -ki korkmanın alameti amelini tam yapmak, güzel ve salih olması için gayret etmek ve samimi bir niyete sahip olmaktır- “ve yüksek olmayan bir sesle” yani (ne kısık ne yüksek) orta bir yol tutarak; “Namazında yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma, bu ikisinin arası bir yol tut.”(el-İsra, 17/110)“sabah” günün başında “akşam” günün sonunda “an!” Bu iki vakitte yapılan zikrin, diğer vakittekilere göre bir üstünlüğü ve bir meziyeti vardır. “Ve gafillerden” Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerine bizzat kendilerini unutturduğu kimselerden “olma!” Çünkü bu kimseler, dünya ve âhiret hayırlarından mahrum kalmışlardır. O’nu anmak ve O’na ubudiyette bulunmak ile ele geçecek her türlü mutluluk ve kurtuluştan yüz çevirmişler; buna karşılık kendisi ile uğraşmak bedbahtlık olan ve ziyana götüren şahıs ve işlere yönelmişlerdir. İşte bunlar kulun hakkı ile riâyet etmesi gereken adabın bir bölümüdür: Gece ve gündüzün bütün vakitlerinde, özellikle de günün iki ucunda Yüce Allah’ı ihlas ile itaat ile yalvarıp yakararak, zilletini arz ederek, sükunet içerisinde, kalbi ve dili uyumlu olarak, tam bir edep ve vakar içinde dua ve zikre yönelmek, kalp huzuru ile ve gaflete düşmeksizin -Çünkü Allah, gafil kalbin duasını kabul etmez- çokça Allah’ı anmak.

206. Daha sonra Yüce Allah devamlı kendisine ibadet eden, O’na hizmeti sürekli olan kullarından yani meleklerden söz etmektedir ki bu da şu anlama gelmektedir: Allah’ın sizin ibadetinizle kendisine yapılan az ibadeti artırmak, zelil olduğu için de o ibadet sayesinde güçlenmek gibi bir isteği yoktur. O, bununla ancak sizin fayda görmenizi ve sizin bu yolla yaptığınız amellerin mükafatını kat kat fazlasıyla elde ederek kâra geçmenizi istemektedir.” İşte bunu anlatmak üzere Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler” mukarreb, Arş’ı taşıyan ve Kerrubi melekler, “O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler.” Aksine itaatle boyun eğerler, Rablerinin emirlerine gönülden bağlı kalırlar. Gece-gündüz aralıksız olarak “O’nu tesbih ederler ve yalnız” O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın “secde ederler.” O halde kullar da bu Melaike-i Kirama uysunlar ve mutlak egemen ve her şeyi bilen Allah'a ibadeti aralıksız sürdürsünler.

Âraf suresinin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve sena yalnız Allah’adır. Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e aile halkına ve ashabına salat ve selam eylesin.

***

Al-A'raaf 7:206Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.