Muslim99Muslim99
← Tafsir library

7. Al-A'raaf

The Heights · Meccan · 206 ayahs

سُورَةُ الأَعۡرَافِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 171–180 of 206

171

۞ وَإِذْ نَتَقْنَا ٱلْجَبَلَ فَوْقَهُمْ كَأَنَّهُۥ ظُلَّةٌۭ وَظَنُّوٓا۟ أَنَّهُۥ وَاقِعٌۢ بِهِمْ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱذْكُرُوا۟ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Tur dağını, gölgelik gibi onların üzerlerine yükseltmiştik, onlar tepelerine düşeceğini sanmışlardı. Onlara: "Size verdiğimiz Kitap'a sıkıca sarılın, içinde olanı düşünün ki sakınanlardan olasınız" demiştik.

103- Sonra onların ardından Musa’yı mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Onlarsa bu mucizelere karşı zalimlik ettiler. Fesatçıların sonu nice oldu bir bak! 104- Mûsâ dedi ki:“Ey Firavun, ben şüphesiz ki âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.” 105- “Allah hakkında haktan başkasını söylememem üzerime bir borçtur. Gerçekten size Rabbinizden apaçık bir delil ile geldim. Artık İsrailoğullarını benimle beraber gönder.” 106- Dedi ki:“Eğer bir mucize getirdiysen ve de doğru söyleyenlerden isen haydi onu göster!” 107- Bunun üzerine Musa asasını attı da o, birden apaçık bir yılan oluverdi. 108- Elini çıkardı, bir de ne görsünler! O, bakanların önünde bembeyaz parlıyordu. 109- Firavun’un kavminden ileri gelenler:“Gerçekten de bu, gâyet bilgin bir sihirbazdır” dediler. 110- “Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor.”(Firavun:)“O halde ne buyurursunuz?” 111- Dediler ki:“Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere de toplayıcılar gönder de; 112- “Sana ne kadar bilgin sihirbaz varsa hepsini getirsinler.” 113- Sihirbazlar Firavun’a gelip dediler ki:“Eğer galip gelen biz olursak her halde bize bir mükâfaat var, değil mi?” 114- O da:“Evet, hem siz elbette çok yakınlarımdan da olacaksınız” dedi. 115- “Ey Mûsâ, sen mi ilk atacaksın, yoksa ilk atan biz mi olalım?” dediler. 116- “(Önce) siz atın” dedi. Onlar atınca insanların gözlerini büyülediler, onlara korku saldılar ve böylece büyük bir sihir ortaya koydular. 117- Biz de Mûsâ’ya:“Asanı at!” diye vahyettik. Bir de ne görsünler, onların uydurup düzdüklerini bir bir yakalayıp yutuyor! 118- Böylece hak ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları şeyler de boşa gitti. 119- Oracıkta yenildiler ve küçük düştüler. 120- Sihirbazlar da secdeye kapandılar. 121- Dediler ki: “Âlemlerin Rabbine iman ettik.” 122- “Mûsâ ve Harun’un Rabbine.” 123- Firavun:“Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Bu, şüphe yok ki ahalisini oradan çıkarmanız için şehirde kurduğunuz (gizli) bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz” dedi. 124- “Andolsun ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Sonra da hepinizi birden asacağım.” 125- Dediler ki:“Biz elbette Rabbimize döneceğiz.” 126- “Sen bizden sırf Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara iman ettik diye intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al!” 127- Firavun’un kavminden ileri gelenler şöyle dedi:“Mûsâ ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarsınlar ve Musa da hem seni hem de ilahlarını terk etsin diye mi (serbest) bırakacaksın?” O da: “Oğullarını öldüreceğiz ve kadınlarını diri bırakacağız. Şüphesiz biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz” dedi. 128- Mûsâ kavmine:“Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır. Orayı kullarından dilediğine miras kılar. Güzel akıbet takvâ sahiplerinindir” dedi. 129- Dediler ki:“Sen bize gelmeden önce de eziyet görüyorduk sen bize geldikten sonra da…” Dedi ki: “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizi yeryüzünde halifeler kılar da sizin nasıl amel edeceğinize bakar.” 130- Andolsun ki biz Firavun hanedanını belki düşünüp öğüt alırlar diye kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık. 131- Onlara bir iyilik geldiğinde:“Bu zaten bizim hakkımız” dediler. …

Al-A'raaf 7:171Listen in Qur'an →
172

وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ ۖ قَالُوا۟ بَلَىٰ ۛ شَهِدْنَآ ۛ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ

Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.

172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutup:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(buyurmuştu). Onlar da:“Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü:“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diyedir. 173- Yahut:“Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık (ve onlara uyduk). Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” demeyesiniz diyedir. 174- İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz ki belki dönerler.

172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur: “Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur. 173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir. İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün …

Al-A'raaf 7:172Listen in Qur'an →
173

أَوْ تَقُولُوٓا۟ إِنَّمَآ أَشْرَكَ ءَابَآؤُنَا مِن قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةًۭ مِّنۢ بَعْدِهِمْ ۖ أَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ ٱلْمُبْطِلُونَ

Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim" demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: "Evet şahidiz" demişlerdi. Bu, kıyamet günü, "Bizim bundan haberimiz yoktu" dersiniz veya "Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?" dersiniz diyedir.

172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutup:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(buyurmuştu). Onlar da:“Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü:“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diyedir. 173- Yahut:“Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık (ve onlara uyduk). Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” demeyesiniz diyedir. 174- İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz ki belki dönerler.

172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur: “Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur. 173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir. İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün …

Al-A'raaf 7:173Listen in Qur'an →
174

وَكَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ ٱلْءَايَٰتِ وَلَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ

Belki doğru yola dönerler diye ayetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.

172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şahit tutup:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”(buyurmuştu). Onlar da:“Evet, şahit olduk” demişlerdi. Bu, kıyamet günü:“Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz diyedir. 173- Yahut:“Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık (ve onlara uyduk). Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin?” demeyesiniz diyedir. 174- İşte biz âyetleri böyle açıklıyoruz ki belki dönerler.

172. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış” sulblerinden zürriyetlerini çıkartmış, onları nesiller halinde arka arkaya birbirinden türeyip doğmalarını sağlamış “ve” annelerinin karınları ile babalarının sulblerinden çıkartınca “onları kendilerine şahit tutup: Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Yani onların fıtratlarına kendilerinin Rabbi, yaratıcıları ve mutlak sahipleri olduğuna dair koymuş olduğu ikrar gereğince onlara rububiyetini kabul ettiklerini ikrar ettirmişti. Onlar da “Evet” biz bunu kabul ettik, demişlerdi. Çünkü Yüce Allah, kullarını dosdoğru ve hanif din üzere yaratmıştır. Herkes bu şekilde yaratılmıştır. Fakat fıtrat, akılların maruz kalacağı bozuk akîdelerin etkisi altında değişebilir, değişikliğe uğrayabilir. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur: “Bu, kıyamet günü: Bizim bundan haberimiz yoktu, demeyesiniz diyedir.” Yani biz, sizleri imtihan ettik, sizler de Yüce Allah’ın, Rabbiniz olduğuna dair sahip olduğunuz bilgiler ile bu ikrarı yaptınız. Zira kıyamet günü bu ikrarı inkâr edip buna dair hiçbir şeyi kabul etmeyebilir ve size karşı Allah’ın delilinin ortaya konmadığını, sizin buna dair hiçbir bilginizin bulunmadığını ileri sürebilirsiniz. Hatta siz, bundan kesinlikle habersiz olduğunuzu iddia edebilirsiniz. Artık bugün sizin ileri sürebileceğiniz bir deliliniz kalmamıştır. Yüce Allah’ın kesin ve nihai delili de sizin aleyhinizde sabit olmuştur. 173. “Yahut” da sizler bir başka mazeret ileri sürerek şöyle demeyesiniz: “Daha önce atalarımız Allah’a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir kuşaktık” bu yüzden onların izinden gittik ve onların batıllarında onlara uyduk. “Şimdi o batıla saplananların işledikleri yüzünden bizi de mi helak edeceksin? demeyesiniz diyedir.” Çünkü Yüce Allah, atalarınızın izledikleri yolun batıl olduğunu size gösterecek, gerçeğin peygamberlerin getirdikleri olduğunu açıkça ortaya koyacak hususları fıtratlarınıza yerleştirmiştir. Bu, sizin atalarınızı üzerinde bulduğunuz hale karşı ve hatta ondan daha ileri bir delildir. Evet, kul kimi zaman sapık atalarının görüşleri ve bozuk yolları içinden hak zannettiği birtakım kanaatlere sahip olabilir. Ancak bunun tek sebebi, Yüce Allah’ın delillerinden, açıklamalarından, afaki ve enfüsi âyetlerinden yüz çevirmesidir. Onun bu yüz çevirmesi ve batıl içerisinde olanların söylediklerine yönelmesi, belki de onu batılı hakka üstün tutacak bir hale bile götürebilir. İşte bu âyet-i kerimenin doğru tefsiri budur. Bununla birlikte bu ayet şöyle de açıklanmıştır: Bu olay, Yüce Allah’ın Adem’in zürriyetini Adem’in sulbünden çıkartıp da onlardan söz aldığı gün …

Al-A'raaf 7:174Listen in Qur'an →
175

وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱلَّذِىٓ ءَاتَيْنَٰهُ ءَايَٰتِنَا فَٱنسَلَخَ مِنْهَا فَأَتْبَعَهُ ٱلشَّيْطَٰنُ فَكَانَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ

Onlara, şeytanın peşine takdığı ve kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılarak azgınlıklardan olan kişinin olayını anlat.

175- Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın kendisine uydurduğu ve böylece azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku. 176- Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o yere mıhlandı ve hevasına uydu. Artık onun misali, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur. Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler. 177- Âyetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların durumu ne kötüdür! 178- Allah kime hidâyet verirse işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte onlar da zarara uğrayanların ta kendileridirler.

175. Yüce Allah peygamberine şöyle hitap etmektedir:“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz” Allah’ın Kitabını öğrettiğimiz, böylece büyük bir ilim adamı ve derin alim olduğu “halde onlardan sıyrılıp çıkan” yani Allah’ın âyetlerini bilmenin gerektirdiği gerçek vasıftan sıyrılmıştı. Çünkü Allah’ın âyetlerini bilmek sayesinde kişi üstün ahlakî değerler kazanır. Güzel ameller işler, en yüksek derecelere ve en üstün makamlara çıkar. Ancak bu kişi, Allah’ın Kitabını arkasına attı, Kitabın emretmiş olduğu ahlakı bir kenara bıraktı ve elbisenin çıkarılması gibi bu ahlakı kendinden soyup çıkardı. İşte bunlardan sıyrıldıktan sonra da şeytan onu kendisine uydurdu:“derken şeytanın kendisine uydurduğu” Yani artık o, en sağlam ve koruyucu kalenin içinden çıktıktan sonra şeytan da ona musallat oldu ve aşağıların aşağısına düştü. Şeytan onu masiyetlere doğru ittikçe itti, onları işlemeye teşvik edip kışkırttı. Sonunda o da azgınlardan oldu:“ve böylece” daha önce doğru yolda giden ve doğru yola ileten bir kimse iken “azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku!”

176. Bunun sebebi ise şudur: Yüce Allah onu yardımından mahrum etmiş ve kendi haline bırakmıştır. İşte bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik.” Onlarla amel etmeye muvaffak kılardık, o da dünya ve âhirette yükselir ve düşmanlarına karşı koruma altında olurdu. “Fakat o” Allah’ın yardımından mahrum kılınmayı gerektiren işleri yaptı. Çünkü “yere mıhlandı” yani aşağılık arzulara ve dünyevi maksatlara yöneldi “ve hevasına uydu” Mevlasına itaati ise terk etti. “Artık onun misali” dünyaya aşırı derecedeki tutkunluğu ve kalbinin büsbütün ona meyletmesi bakımından “üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer.” Yani bu kişi her durumda dilini uzatıp solur. Böyle bir kimse sürekli olarak dünyaya tutkundur. Kalbini büsbütün ona vermiştir, dünyevî hiçbir şey onun açgözlülüğünü gidermeye yetmez. “İşte” Allah kendilerine âyetleri gösterdiği halde itaat etmeyerek, yalanlayarak ve reddederek “âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur.” Çünkü bu kimselerin Allah nezdinde hiçbir değerleri yoktur. Bunlar Allah’tan gelen hidâyeti terk edip kendi hevalarına tâbi olmuşlardır. “Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.” Verilen bu misaller üzerinde, ibretli kıssalar ve âyetler hakkında eğer tefekkür edip düşünecek olurlarsa gerçeği bilirler, bilirlerse amel ederler. …

Al-A'raaf 7:175Listen in Qur'an →
176

وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَٰهُ بِهَا وَلَٰكِنَّهُۥٓ أَخْلَدَ إِلَى ٱلْأَرْضِ وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ ۚ فَمَثَلُهُۥ كَمَثَلِ ٱلْكَلْبِ إِن تَحْمِلْ عَلَيْهِ يَلْهَثْ أَوْ تَتْرُكْهُ يَلْهَث ۚ ذَّٰلِكَ مَثَلُ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا ۚ فَٱقْصُصِ ٱلْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ

Dileseydik, onu ayetlerimizle üstün kılardık; fakat o, dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da, dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalan sayan kimselerin hali böyledir. Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde düşünürler.

175- Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın kendisine uydurduğu ve böylece azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku. 176- Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o yere mıhlandı ve hevasına uydu. Artık onun misali, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur. Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler. 177- Âyetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların durumu ne kötüdür! 178- Allah kime hidâyet verirse işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte onlar da zarara uğrayanların ta kendileridirler.

175. Yüce Allah peygamberine şöyle hitap etmektedir:“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz” Allah’ın Kitabını öğrettiğimiz, böylece büyük bir ilim adamı ve derin alim olduğu “halde onlardan sıyrılıp çıkan” yani Allah’ın âyetlerini bilmenin gerektirdiği gerçek vasıftan sıyrılmıştı. Çünkü Allah’ın âyetlerini bilmek sayesinde kişi üstün ahlakî değerler kazanır. Güzel ameller işler, en yüksek derecelere ve en üstün makamlara çıkar. Ancak bu kişi, Allah’ın Kitabını arkasına attı, Kitabın emretmiş olduğu ahlakı bir kenara bıraktı ve elbisenin çıkarılması gibi bu ahlakı kendinden soyup çıkardı. İşte bunlardan sıyrıldıktan sonra da şeytan onu kendisine uydurdu:“derken şeytanın kendisine uydurduğu” Yani artık o, en sağlam ve koruyucu kalenin içinden çıktıktan sonra şeytan da ona musallat oldu ve aşağıların aşağısına düştü. Şeytan onu masiyetlere doğru ittikçe itti, onları işlemeye teşvik edip kışkırttı. Sonunda o da azgınlardan oldu:“ve böylece” daha önce doğru yolda giden ve doğru yola ileten bir kimse iken “azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku!”

176. Bunun sebebi ise şudur: Yüce Allah onu yardımından mahrum etmiş ve kendi haline bırakmıştır. İşte bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik.” Onlarla amel etmeye muvaffak kılardık, o da dünya ve âhirette yükselir ve düşmanlarına karşı koruma altında olurdu. “Fakat o” Allah’ın yardımından mahrum kılınmayı gerektiren işleri yaptı. Çünkü “yere mıhlandı” yani aşağılık arzulara ve dünyevi maksatlara yöneldi “ve hevasına uydu” Mevlasına itaati ise terk etti. “Artık onun misali” dünyaya aşırı derecedeki tutkunluğu ve kalbinin büsbütün ona meyletmesi bakımından “üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer.” Yani bu kişi her durumda dilini uzatıp solur. Böyle bir kimse sürekli olarak dünyaya tutkundur. Kalbini büsbütün ona vermiştir, dünyevî hiçbir şey onun açgözlülüğünü gidermeye yetmez. “İşte” Allah kendilerine âyetleri gösterdiği halde itaat etmeyerek, yalanlayarak ve reddederek “âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur.” Çünkü bu kimselerin Allah nezdinde hiçbir değerleri yoktur. Bunlar Allah’tan gelen hidâyeti terk edip kendi hevalarına tâbi olmuşlardır. “Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.” Verilen bu misaller üzerinde, ibretli kıssalar ve âyetler hakkında eğer tefekkür edip düşünecek olurlarsa gerçeği bilirler, bilirlerse amel ederler. …

Al-A'raaf 7:176Listen in Qur'an →
177

سَآءَ مَثَلًا ٱلْقَوْمُ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا وَأَنفُسَهُمْ كَانُوا۟ يَظْلِمُونَ

Ayetlerimizi yalan sayan, kendine zulmeden millet ne kötü bir misaldir!

175- Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın kendisine uydurduğu ve böylece azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku. 176- Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o yere mıhlandı ve hevasına uydu. Artık onun misali, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur. Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler. 177- Âyetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların durumu ne kötüdür! 178- Allah kime hidâyet verirse işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte onlar da zarara uğrayanların ta kendileridirler.

175. Yüce Allah peygamberine şöyle hitap etmektedir:“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz” Allah’ın Kitabını öğrettiğimiz, böylece büyük bir ilim adamı ve derin alim olduğu “halde onlardan sıyrılıp çıkan” yani Allah’ın âyetlerini bilmenin gerektirdiği gerçek vasıftan sıyrılmıştı. Çünkü Allah’ın âyetlerini bilmek sayesinde kişi üstün ahlakî değerler kazanır. Güzel ameller işler, en yüksek derecelere ve en üstün makamlara çıkar. Ancak bu kişi, Allah’ın Kitabını arkasına attı, Kitabın emretmiş olduğu ahlakı bir kenara bıraktı ve elbisenin çıkarılması gibi bu ahlakı kendinden soyup çıkardı. İşte bunlardan sıyrıldıktan sonra da şeytan onu kendisine uydurdu:“derken şeytanın kendisine uydurduğu” Yani artık o, en sağlam ve koruyucu kalenin içinden çıktıktan sonra şeytan da ona musallat oldu ve aşağıların aşağısına düştü. Şeytan onu masiyetlere doğru ittikçe itti, onları işlemeye teşvik edip kışkırttı. Sonunda o da azgınlardan oldu:“ve böylece” daha önce doğru yolda giden ve doğru yola ileten bir kimse iken “azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku!”

176. Bunun sebebi ise şudur: Yüce Allah onu yardımından mahrum etmiş ve kendi haline bırakmıştır. İşte bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik.” Onlarla amel etmeye muvaffak kılardık, o da dünya ve âhirette yükselir ve düşmanlarına karşı koruma altında olurdu. “Fakat o” Allah’ın yardımından mahrum kılınmayı gerektiren işleri yaptı. Çünkü “yere mıhlandı” yani aşağılık arzulara ve dünyevi maksatlara yöneldi “ve hevasına uydu” Mevlasına itaati ise terk etti. “Artık onun misali” dünyaya aşırı derecedeki tutkunluğu ve kalbinin büsbütün ona meyletmesi bakımından “üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer.” Yani bu kişi her durumda dilini uzatıp solur. Böyle bir kimse sürekli olarak dünyaya tutkundur. Kalbini büsbütün ona vermiştir, dünyevî hiçbir şey onun açgözlülüğünü gidermeye yetmez. “İşte” Allah kendilerine âyetleri gösterdiği halde itaat etmeyerek, yalanlayarak ve reddederek “âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur.” Çünkü bu kimselerin Allah nezdinde hiçbir değerleri yoktur. Bunlar Allah’tan gelen hidâyeti terk edip kendi hevalarına tâbi olmuşlardır. “Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.” Verilen bu misaller üzerinde, ibretli kıssalar ve âyetler hakkında eğer tefekkür edip düşünecek olurlarsa gerçeği bilirler, bilirlerse amel ederler. …

Al-A'raaf 7:177Listen in Qur'an →
178

مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِى ۖ وَمَن يُضْلِلْ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

Allah'ın doğru yola sevkettiği kimse doğru yolda olur. Saptırdığı kimseler ise, işte onlar mahvolanlardır.

175- Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp çıkan, derken şeytanın kendisine uydurduğu ve böylece azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku. 176- Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o yere mıhlandı ve hevasına uydu. Artık onun misali, üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur. Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler. 177- Âyetlerimizi yalanlayan ve yalnızca kendilerine zulmetmekte olanların durumu ne kötüdür! 178- Allah kime hidâyet verirse işte doğru yolu bulan odur. Kimi de saptırırsa işte onlar da zarara uğrayanların ta kendileridirler.

175. Yüce Allah peygamberine şöyle hitap etmektedir:“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz” Allah’ın Kitabını öğrettiğimiz, böylece büyük bir ilim adamı ve derin alim olduğu “halde onlardan sıyrılıp çıkan” yani Allah’ın âyetlerini bilmenin gerektirdiği gerçek vasıftan sıyrılmıştı. Çünkü Allah’ın âyetlerini bilmek sayesinde kişi üstün ahlakî değerler kazanır. Güzel ameller işler, en yüksek derecelere ve en üstün makamlara çıkar. Ancak bu kişi, Allah’ın Kitabını arkasına attı, Kitabın emretmiş olduğu ahlakı bir kenara bıraktı ve elbisenin çıkarılması gibi bu ahlakı kendinden soyup çıkardı. İşte bunlardan sıyrıldıktan sonra da şeytan onu kendisine uydurdu:“derken şeytanın kendisine uydurduğu” Yani artık o, en sağlam ve koruyucu kalenin içinden çıktıktan sonra şeytan da ona musallat oldu ve aşağıların aşağısına düştü. Şeytan onu masiyetlere doğru ittikçe itti, onları işlemeye teşvik edip kışkırttı. Sonunda o da azgınlardan oldu:“ve böylece” daha önce doğru yolda giden ve doğru yola ileten bir kimse iken “azgınlardan olan kişinin haberini onlara oku!”

176. Bunun sebebi ise şudur: Yüce Allah onu yardımından mahrum etmiş ve kendi haline bırakmıştır. İşte bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Eğer biz dileseydik onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik.” Onlarla amel etmeye muvaffak kılardık, o da dünya ve âhirette yükselir ve düşmanlarına karşı koruma altında olurdu. “Fakat o” Allah’ın yardımından mahrum kılınmayı gerektiren işleri yaptı. Çünkü “yere mıhlandı” yani aşağılık arzulara ve dünyevi maksatlara yöneldi “ve hevasına uydu” Mevlasına itaati ise terk etti. “Artık onun misali” dünyaya aşırı derecedeki tutkunluğu ve kalbinin büsbütün ona meyletmesi bakımından “üstüne varsan da dilini sarkıtıp soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumuna benzer.” Yani bu kişi her durumda dilini uzatıp solur. Böyle bir kimse sürekli olarak dünyaya tutkundur. Kalbini büsbütün ona vermiştir, dünyevî hiçbir şey onun açgözlülüğünü gidermeye yetmez. “İşte” Allah kendilerine âyetleri gösterdiği halde itaat etmeyerek, yalanlayarak ve reddederek “âyetlerimizi yalanlayan kimselerin misali budur.” Çünkü bu kimselerin Allah nezdinde hiçbir değerleri yoktur. Bunlar Allah’tan gelen hidâyeti terk edip kendi hevalarına tâbi olmuşlardır. “Artık sen kıssayı anlat, belki iyice düşünürler.” Verilen bu misaller üzerinde, ibretli kıssalar ve âyetler hakkında eğer tefekkür edip düşünecek olurlarsa gerçeği bilirler, bilirlerse amel ederler. …

Al-A'raaf 7:178Listen in Qur'an →
179

وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيرًۭا مِّنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ ۖ لَهُمْ قُلُوبٌۭ لَّا يَفْقَهُونَ بِهَا وَلَهُمْ أَعْيُنٌۭ لَّا يُبْصِرُونَ بِهَا وَلَهُمْ ءَاذَانٌۭ لَّا يَسْمَعُونَ بِهَآ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ كَٱلْأَنْعَٰمِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْغَٰفِلُونَ

And olsun ki, cehennem için de birçok cin ve insan yarattık; onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha sapıktırlar. İşte bunlar gafillerdir.

179- Andolsun ki biz Cehennem için cin ve insanlardan pek çok kimseler yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, fakat onlarla anlamazlar; gözleri vardır, fakat onlarla görmezler; kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. Onlar dört ayaklı hayvanlar gibidir, hatta daha da sapkındırlar. Onlar gafil olanların ta kendileridirler.

179. Şanı Yüce Allah azıp sapıtan ve lanetli İblis’e uyanların çokluğunu beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki biz Cehennem için cin ve insalardan pek çok kimseler yaratmışızdır.” Var etmiş ve yeryüzüne yaymışızdır ki hayvanlar dahi böylelerinden daha iyi bir durumdadır. “Onların kalpleri vardır fakat onlarla anlamazlar” Bu kalplere hiçbir faydalı bilgi ve düşünce ulaşmaz. Sadece kendilerine karşı delili ortaya koyan bilgi ulaşır. “Gözleri vardır fakat onlarla” kendilerine faydalı olacak şeyleri “görmezler.” Aksine onlar, bu gözlerin kendilerine sağlayacağı faydadan mahrumdurlar. “Kulakları vardır fakat onlarla” anlamı kalplerine ulaşacak şekilde “işitmezler. Onlar” işte bu çirkin vasıflara sahip olanlar, aklı bulunmayan “dört ayaklı hayvanlar gibidir.” İşte bunlar fani olanı kalıcı olana tercih ettiklerinden, akıllarını kullanmaktan mahrum bırakılmışlardır. “Hatta” hayvanlardan “daha da sapkındırlar.” Çünkü hayvanlar ne için yaratılmışlarsa o doğrultuda kullanılmaktadırlar. Onların kendilerine zararlı olan şeylerle faydalı olan şeyleri ayırdedebildikleri idrakleri vardır. İşte bundan dolayı hayvanlar, bunlardan daha iyi durumdadırlar. “Onlar gafil olanların ta kendileridirler.” Çünkü bunlar en faydalı şeyden gafil kalmışlardır. Zira Allah’a iman, O’na itaat ve O’nu zikretmekten yana gaflettedirler. Onlara kalpler, kulaklar, gözler verildi ki Allah’ın emir ve haklarını yerine getirmek üzere bunlar onlara yardımcı olsun. Ancak onlar bu organlarını bu maksadın tam zıddına kullanmışlardır. İşte bunların Yüce Allah’ın cehennem için yaratmış olduğu kimselerden olmaları tam onlara layık bir haldir. Yüce Allah böylelerini ateş için yaratmıştır ve bunlar cehenneme gideceklerin amelleri ile amel ederler. Bu azalarını Allah’a ibadet yolunda kullanan, kalbi Allah’a iman ve O’nun sevgisi ile boyanan ve Allah’tan gafil kalmayan kimselere gelince işte bunlar da cennetlik kimselerdir ve onlar cennetliklerin amelleri ile amel ederler.

Al-A'raaf 7:179Listen in Qur'an →
180

وَلِلَّهِ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ فَٱدْعُوهُ بِهَا ۖ وَذَرُوا۟ ٱلَّذِينَ يُلْحِدُونَ فِىٓ أَسْمَٰٓئِهِۦ ۚ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

En güzel isimler Allah'ındır, O'na o isimlerle dua edin, O'nun isimleri konusunda eğriliğe sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.

180- En güzel isimler Allah’ındır, o halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.

180. Burada, Yüce Allah’ın muazzam celali ve vasıflarının genişliği beyan edilmektedir. Şöyle ki en güzel isimler yalnız O’nundur. Yani her güzel isim O’nundur. İsmin güzelliğinin ölçüsü de şudur: Büyük bir kemâl sıfatına delalet eden her isim güzel isimdir ve bu yönüyle güzel isim olmuştur. Eğer bu isimler sıfata delalet etmez de sadece özel isim olursa güzel isimlerden olmaz. Aynı şekilde bir sıfata delalet etmekle birlikte bu, kemâl sıfatı olmazsa, aksine ya eksiklik belirten bir sıfat yahut da hem övmeye hem de yermeye müsait bir sıfat olursa o da güzel isimlerden olmaz. Yüce Allah’ın her bir ismi, o ismin türediği sıfatın tüm içeriğine delalet eder ve onun manalarını tümüyle kuşatır. Mesela Yüce Allah’ın genel ve bütün varlıkları kuşatan bir ilme sahip olduğuna delâlet eden “el-Alîm” ismi böyledir. Yerde olsun, gökte olsun, zerre ağırlığı kadar hiçbir şey O’nun bilgisi dışında değildir. Aynı şekilde büyük bir rahmete delâlet eden “er-Rahîm” ismi de böyledir. Yüce Allah’ın hiçbir şey tarafından aciz bırakılmayan kapsamlı bir kudretinin bulunduğuna delâlet eden “el-Kadir” ismi de bu şekildedir. Diğer bütün isimleri de böyledir. Bu isimlerin “güzel” olmasının tamamlayıcı bir unsuru da Yüce Allah’a ancak bunlarla dua edilmesidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“O halde O’na bunlarla dua edin” buyurmaktadır. Bu dua hem ibadet olan duayı, hem de Allah’tan dilekte bulunma anlamındaki duayı kapsar. İstenen her bir şey, o şeye uygun düşen isim ile dua edilerek istenir. Mesela dua eden bir kimse, “Allah’ım bana mağfiret buyur, bana merhamet buyur, çünkü sen Ğafursun, Rahimsin. Ey tevbeleri kabul eden Tevvab, tevbemi kabul buyur; ey Rezzak olan, bana rızık ver, ey Latif olan, bana lütfet” vb. şekillerde dua etmelidir. “Onun isimlerinde eğriliğe sapanları terk edin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” Yani onlar Allah’ın isimlerinde eğriliğe sapmalarına karşılık olarak ceza ve azap ile karşılaşacaklardır. “Eğriliğe sapma”nın (الإلحاد) gerçek mahiyeti, bunları asıl maksatlarından saptırıp uzaklaştırmaktır. Bu da ya bu isimlerin onlara layık olmayan kimselere ad olarak verilmesi ile olur, mesela müşriklerin bunları uydurma ilahlarına ad olarak vermesi gibi. Ya da bunların anlamları ret ve tahrif edilerek onlara Allah’ın da Rasûlü’nün de murad etmediği manalar vermek sureti ile olur. Yahut da bu isimlerin içerdiği manalara başkalarının da benzetilmesi (teşbih) suretiyle olur. O halde hem bu isimler konusunda eğriliğe sapmaktan sakınmak hem de bu isimlerde eğriliğe sapanlardan uzak durmak gerekir. Sahih bir hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu sabit olmuştur:“Yüce Allah’ın doksan dokuz ismi vardır ki her kim bunları ezberleyip bellerse Cennete girer.”[12]

Al-A'raaf 7:180Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.