Muslim99Muslim99
← Tafsir library

5. Al-Maaida

The Table · Medinan · 120 ayahs

سُورَةُ المَائـِدَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 81–90 of 120

81

وَلَوْ كَانُوا۟ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَٰكِنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُمْ فَٰسِقُونَ

Eğer Allah'a, Peygambere ve ona indirilen Kuran'a inanmış olsalardı, onları dost edinmezlerdi, fakat onların çoğu fasıktır.

77- De ki:“Ey ehl-i kitap! Dininizde haksız yere haddi aşmayın. Bundan önce sapıklığa düşmüş, birçok kimseyi saptırmış ve sonra da doğru yoldan sapmış bir toplumun hevalarına da uymayın.” 78- İsrailoğullarından kâfir olanlar, hem Dâvûd’un hem de Meryem oğlu İsa’nın dili ile lanetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayı idi. 79- Onlar işledikleri herhangi bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi. Yapmakta oldukları şey gerçekten ne kötüydü! 80- Onlardan birçok kimsenin kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için hazırladığı şey ne kadar da kötüdür: Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azapta ebedi kalacaklardır. 81- Eğer Allah’a, Peygamber’e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat birçoğu fasık kimselerdir.

77. Yüce Allah peygamberine şöyle buyurmaktadır:“De ki: Ey ehl-i kitap, dininizde haksız yere haddi aşmayın.” Yani hakkı aşarak, hakkı geride bırakarak batıla yönelmeyin. Haddi aşmalarının bir örneği, Mesih hakkında söyledikleri nakledilen sözlerle bazı ileri gelen kimseler hakkında aşırıya kaçarak söyledikleri sözlerdir. Onlar bunu yaparken “bundan önce sapıklığa düşmüş... bir toplumun hevalarına” uymaktadırlar. Bunlar, insanları izlemekte oldukları bâtıl dine davet ederek “birçok kimseyi saptırmış ve sonra da doğru yoldan sapmış” kimselerdir. Onlar doğru yoldan saparak hem kendileri sapmış, hem de başkalarını saptırmışlardır. Allah’ın kendilerinden ve helâke götüren hevaları ile saptırıcı görüşlerine uymaktan sakındırdığı sapıklığın önderleri, işte bunlardır.

78. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İsrailoğullarından kâfir olanlar hem Dâvûd’un hem de Meryem oğlu İsa’nın dili ile” İsrailoğullarına karşı delilin ortaya konulmuş olduğuna, onların ise bu delillere karşı inatla durduklarına dair şahitlik ve ikrarları ile “lanetlendiler.” Allah’ın rahmetinden kovulup uzaklaştırıldılar. “Bu” küfür ve lanete uğrama, “onların isyan etmeleri ve haddi aşmalarından dolayı idi.” Allah’a isyan edip Allah’ın kullarına zulmetmeleri, onların küfre ve Allah’ın rahmetinden uzak düşmelerine sebep olmuştur. Hiç şüphesiz günahların ve zulmün bir takım cezaları vardır.

79. Başlarına ibret verici cezaların gelmesine ve türlü türlü cezalara uğratılmalarına sebep olan günahlarından bir diğeri de şudur:“Onlar işledikleri herhangi bir münkerden birbirlerini vazgeçirmezlerdi.” Yani onlar, münkeri (kötülüğü) işler ama biri diğerini o münkerden alıkoymaz, vazgeçirmezdi. Böylelikle kötülüğü fiilen işleyen kimse ile alıkoyma imkânına sahip olduğu halde susan kişi, o kötülüğü işlemekte ortak oluyordu. Bu, onların Allah’ın emrini önemsemediklerine ve Allah’a karşı gelip asi olmanın hafif bir iş olduğunu kabul ettiklerine delildir. Eğer onlar Rab’lerini gereği gibi tazim eden kimseler olsalardı, O’nun haramlarının işlenmesinden gayrete gelir ve Allah’ı gazaplandıran iş dolayısı ile kendileri de gazaplanırlardı. Engelleme gücü olmakla birlikte kötülüğe karşı ses çıkarmayıp susmak, ilâhi azabı gerektirir. Çünkü böyle bir tutumun çok büyük kötülükleri vardır: 1. Yalnızca susmak -susan kişi fiilen günah işlemese dahi- bir günahtır. Çünkü günahtan kaçınmak gerektiği gibi, günahın …

Al-Maaida 5:81Listen in Qur'an →
82

۞ لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةًۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةًۭ لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَٰرَىٰ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًۭا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

İnananlara en şiddetli düşman olarak, insanlardan yahudileri ve Allah'a eş koşanları bulursun. Onlardan, inananlara sevgice en yakın "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Bu, onların içinde bilginler ve rahibler bulunmasından ve büyüklük taslamamalarındandır.

82- Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise:“Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin ve rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır. 83- Peygambere indirileni işittiklerinde aşina oldukları haktan ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki:“Rabbimiz, iman ettik; artık bizi şahid olanlarla beraber yaz.” 84- “Rabbimizden bizi de salihler topluluğu ile birlikte kılmasını ümit edip dururken ne diye Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?” 85- Allah da söylediklerinden dolayı altlarından nehirler akan cennetleri, orada ebedi kalmak üzere onlara mükâfat olarak ihsan etmiştir. İşte ihsan sahiplerinin mükâfatı budur. 86- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, o çılgın ateşin ehlidirler.

82. Yüce Allah müslümanları dost edinmeye ve onları sevmeye daha yakın olan ve bu hususta daha uzak olan iki kesimi açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin.” Kayıtsız ve şartsız olarak bu iki kesim, insanlar arasında İslâm’a ve müslümanlara en büyük çapta düşmanlık besleyen, onlara zarar vermek için en büyük gayret ve çabaları ortaya koyan kimselerdir. Buna sebep ise kıskançlıklarından, inat ve küfürlerinden ötürü müslümanlara besledikleri ileri derecedeki öfkedir. “İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise: “Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin.” Yüce Allah, bunun çeşitli sebeplerini de söz konusu etmektedir: Bunlardan birisi: “Aralarında keşişlerin ve rahiplerin” bulunmasıdır. Yani kendilerini zühde veren ilim adamları ile manastırlarda ibadete çekilen abidlerin bulunmasıdır. İlim ile birlikte zühd ve aynı şekilde ibadet, kalbe incelik ve yumuşaklık veren, kalbin katılığını gideren hususlar arasındadır. Onlarda yahudilerin kabalıkları ile müşriklerin katılığı bulunmaz. Diğer bir sebep “onların büyüklük taslamamaları”dır. Yani bunlarda hakka bağlanıp itaat etmeye karşı bir büyüklük ve bir dikkafalılık yoktur. Bu da onların müslümanlara yakın olmalarını ve onları sevmelerini gerektirir. Çünkü alçak gönüllü bir kimse büyüklük taslayana göre hayra daha yakındır.

83. Bir diğer sebep de onların:“Peygambere indirileni işittiklerinde” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirileni işittiklerinde bunun kalplerini etkilemesi ve bundan dolayı kalplerinin yumuşaması, gözlerinin de -kesin doğru olduğuna inandıkları hakkı işittiklerine uygun olarak- yaşla dolup taşmasıdır. Bundan dolayı onlar, hakka iman etmiş, onu ikrar etmiş ve:“Rabbimiz iman ettik, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz” diye dua etmişlerdir. Burada sözü geçen “şahit olanlar” ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetidir. Allah’ın vahdaniyetine, peygamberlerinin risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettikleri gibi önceki ümmetlerin tasdiklerine ve yalanlamalarına da şahitlik ederler. Bunlar adaletli kimselerdir ve onların şahitlikleri makbuldür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. …

Al-Maaida 5:82Listen in Qur'an →
83

وَإِذَا سَمِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا۟ مِنَ ٱلْحَقِّ ۖ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّٰهِدِينَ

Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.

82- Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise:“Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin ve rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır. 83- Peygambere indirileni işittiklerinde aşina oldukları haktan ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki:“Rabbimiz, iman ettik; artık bizi şahid olanlarla beraber yaz.” 84- “Rabbimizden bizi de salihler topluluğu ile birlikte kılmasını ümit edip dururken ne diye Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?” 85- Allah da söylediklerinden dolayı altlarından nehirler akan cennetleri, orada ebedi kalmak üzere onlara mükâfat olarak ihsan etmiştir. İşte ihsan sahiplerinin mükâfatı budur. 86- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, o çılgın ateşin ehlidirler.

82. Yüce Allah müslümanları dost edinmeye ve onları sevmeye daha yakın olan ve bu hususta daha uzak olan iki kesimi açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin.” Kayıtsız ve şartsız olarak bu iki kesim, insanlar arasında İslâm’a ve müslümanlara en büyük çapta düşmanlık besleyen, onlara zarar vermek için en büyük gayret ve çabaları ortaya koyan kimselerdir. Buna sebep ise kıskançlıklarından, inat ve küfürlerinden ötürü müslümanlara besledikleri ileri derecedeki öfkedir. “İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise: “Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin.” Yüce Allah, bunun çeşitli sebeplerini de söz konusu etmektedir: Bunlardan birisi: “Aralarında keşişlerin ve rahiplerin” bulunmasıdır. Yani kendilerini zühde veren ilim adamları ile manastırlarda ibadete çekilen abidlerin bulunmasıdır. İlim ile birlikte zühd ve aynı şekilde ibadet, kalbe incelik ve yumuşaklık veren, kalbin katılığını gideren hususlar arasındadır. Onlarda yahudilerin kabalıkları ile müşriklerin katılığı bulunmaz. Diğer bir sebep “onların büyüklük taslamamaları”dır. Yani bunlarda hakka bağlanıp itaat etmeye karşı bir büyüklük ve bir dikkafalılık yoktur. Bu da onların müslümanlara yakın olmalarını ve onları sevmelerini gerektirir. Çünkü alçak gönüllü bir kimse büyüklük taslayana göre hayra daha yakındır.

83. Bir diğer sebep de onların:“Peygambere indirileni işittiklerinde” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirileni işittiklerinde bunun kalplerini etkilemesi ve bundan dolayı kalplerinin yumuşaması, gözlerinin de -kesin doğru olduğuna inandıkları hakkı işittiklerine uygun olarak- yaşla dolup taşmasıdır. Bundan dolayı onlar, hakka iman etmiş, onu ikrar etmiş ve:“Rabbimiz iman ettik, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz” diye dua etmişlerdir. Burada sözü geçen “şahit olanlar” ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetidir. Allah’ın vahdaniyetine, peygamberlerinin risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettikleri gibi önceki ümmetlerin tasdiklerine ve yalanlamalarına da şahitlik ederler. Bunlar adaletli kimselerdir ve onların şahitlikleri makbuldür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. …

Al-Maaida 5:83Listen in Qur'an →
84

وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّٰلِحِينَ

Peygambere indirilen Kuran'ı işittiklerinde, gerçeği öğrenmelerinden gözlerinin yaşla dolarak, "Rabbimiz! İnandık, bizi de şahidlerden yaz. Rabbimizin bizi iyi milletle birlikte bulundurmasını umarken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım?" dediklerini görürsün.

82- Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise:“Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin ve rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır. 83- Peygambere indirileni işittiklerinde aşina oldukları haktan ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki:“Rabbimiz, iman ettik; artık bizi şahid olanlarla beraber yaz.” 84- “Rabbimizden bizi de salihler topluluğu ile birlikte kılmasını ümit edip dururken ne diye Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?” 85- Allah da söylediklerinden dolayı altlarından nehirler akan cennetleri, orada ebedi kalmak üzere onlara mükâfat olarak ihsan etmiştir. İşte ihsan sahiplerinin mükâfatı budur. 86- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, o çılgın ateşin ehlidirler.

82. Yüce Allah müslümanları dost edinmeye ve onları sevmeye daha yakın olan ve bu hususta daha uzak olan iki kesimi açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin.” Kayıtsız ve şartsız olarak bu iki kesim, insanlar arasında İslâm’a ve müslümanlara en büyük çapta düşmanlık besleyen, onlara zarar vermek için en büyük gayret ve çabaları ortaya koyan kimselerdir. Buna sebep ise kıskançlıklarından, inat ve küfürlerinden ötürü müslümanlara besledikleri ileri derecedeki öfkedir. “İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise: “Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin.” Yüce Allah, bunun çeşitli sebeplerini de söz konusu etmektedir: Bunlardan birisi: “Aralarında keşişlerin ve rahiplerin” bulunmasıdır. Yani kendilerini zühde veren ilim adamları ile manastırlarda ibadete çekilen abidlerin bulunmasıdır. İlim ile birlikte zühd ve aynı şekilde ibadet, kalbe incelik ve yumuşaklık veren, kalbin katılığını gideren hususlar arasındadır. Onlarda yahudilerin kabalıkları ile müşriklerin katılığı bulunmaz. Diğer bir sebep “onların büyüklük taslamamaları”dır. Yani bunlarda hakka bağlanıp itaat etmeye karşı bir büyüklük ve bir dikkafalılık yoktur. Bu da onların müslümanlara yakın olmalarını ve onları sevmelerini gerektirir. Çünkü alçak gönüllü bir kimse büyüklük taslayana göre hayra daha yakındır.

83. Bir diğer sebep de onların:“Peygambere indirileni işittiklerinde” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirileni işittiklerinde bunun kalplerini etkilemesi ve bundan dolayı kalplerinin yumuşaması, gözlerinin de -kesin doğru olduğuna inandıkları hakkı işittiklerine uygun olarak- yaşla dolup taşmasıdır. Bundan dolayı onlar, hakka iman etmiş, onu ikrar etmiş ve:“Rabbimiz iman ettik, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz” diye dua etmişlerdir. Burada sözü geçen “şahit olanlar” ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetidir. Allah’ın vahdaniyetine, peygamberlerinin risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettikleri gibi önceki ümmetlerin tasdiklerine ve yalanlamalarına da şahitlik ederler. Bunlar adaletli kimselerdir ve onların şahitlikleri makbuldür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. …

Al-Maaida 5:84Listen in Qur'an →
85

فَأَثَٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُوا۟ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ

Allah onlara, dediklerine karşılık, temelli kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler verdi. Bu, iyi davrananların mükafatıdır.

82- Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise:“Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin ve rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır. 83- Peygambere indirileni işittiklerinde aşina oldukları haktan ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki:“Rabbimiz, iman ettik; artık bizi şahid olanlarla beraber yaz.” 84- “Rabbimizden bizi de salihler topluluğu ile birlikte kılmasını ümit edip dururken ne diye Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?” 85- Allah da söylediklerinden dolayı altlarından nehirler akan cennetleri, orada ebedi kalmak üzere onlara mükâfat olarak ihsan etmiştir. İşte ihsan sahiplerinin mükâfatı budur. 86- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, o çılgın ateşin ehlidirler.

82. Yüce Allah müslümanları dost edinmeye ve onları sevmeye daha yakın olan ve bu hususta daha uzak olan iki kesimi açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin.” Kayıtsız ve şartsız olarak bu iki kesim, insanlar arasında İslâm’a ve müslümanlara en büyük çapta düşmanlık besleyen, onlara zarar vermek için en büyük gayret ve çabaları ortaya koyan kimselerdir. Buna sebep ise kıskançlıklarından, inat ve küfürlerinden ötürü müslümanlara besledikleri ileri derecedeki öfkedir. “İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise: “Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin.” Yüce Allah, bunun çeşitli sebeplerini de söz konusu etmektedir: Bunlardan birisi: “Aralarında keşişlerin ve rahiplerin” bulunmasıdır. Yani kendilerini zühde veren ilim adamları ile manastırlarda ibadete çekilen abidlerin bulunmasıdır. İlim ile birlikte zühd ve aynı şekilde ibadet, kalbe incelik ve yumuşaklık veren, kalbin katılığını gideren hususlar arasındadır. Onlarda yahudilerin kabalıkları ile müşriklerin katılığı bulunmaz. Diğer bir sebep “onların büyüklük taslamamaları”dır. Yani bunlarda hakka bağlanıp itaat etmeye karşı bir büyüklük ve bir dikkafalılık yoktur. Bu da onların müslümanlara yakın olmalarını ve onları sevmelerini gerektirir. Çünkü alçak gönüllü bir kimse büyüklük taslayana göre hayra daha yakındır.

83. Bir diğer sebep de onların:“Peygambere indirileni işittiklerinde” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirileni işittiklerinde bunun kalplerini etkilemesi ve bundan dolayı kalplerinin yumuşaması, gözlerinin de -kesin doğru olduğuna inandıkları hakkı işittiklerine uygun olarak- yaşla dolup taşmasıdır. Bundan dolayı onlar, hakka iman etmiş, onu ikrar etmiş ve:“Rabbimiz iman ettik, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz” diye dua etmişlerdir. Burada sözü geçen “şahit olanlar” ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetidir. Allah’ın vahdaniyetine, peygamberlerinin risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettikleri gibi önceki ümmetlerin tasdiklerine ve yalanlamalarına da şahitlik ederler. Bunlar adaletli kimselerdir ve onların şahitlikleri makbuldür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. …

Al-Maaida 5:85Listen in Qur'an →
86

وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ

İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cehennemliklerdir.

82- Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise:“Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin ve rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır. 83- Peygambere indirileni işittiklerinde aşina oldukları haktan ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Derler ki:“Rabbimiz, iman ettik; artık bizi şahid olanlarla beraber yaz.” 84- “Rabbimizden bizi de salihler topluluğu ile birlikte kılmasını ümit edip dururken ne diye Allah’a ve bize gelen hakka iman etmeyelim?” 85- Allah da söylediklerinden dolayı altlarından nehirler akan cennetleri, orada ebedi kalmak üzere onlara mükâfat olarak ihsan etmiştir. İşte ihsan sahiplerinin mükâfatı budur. 86- Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince onlar, o çılgın ateşin ehlidirler.

82. Yüce Allah müslümanları dost edinmeye ve onları sevmeye daha yakın olan ve bu hususta daha uzak olan iki kesimi açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin.” Kayıtsız ve şartsız olarak bu iki kesim, insanlar arasında İslâm’a ve müslümanlara en büyük çapta düşmanlık besleyen, onlara zarar vermek için en büyük gayret ve çabaları ortaya koyan kimselerdir. Buna sebep ise kıskançlıklarından, inat ve küfürlerinden ötürü müslümanlara besledikleri ileri derecedeki öfkedir. “İman edenlere sevgi bakımından en yakınlarının ise: “Biz hıristiyanlarız” diyenlerin olduğunu göreceksin.” Yüce Allah, bunun çeşitli sebeplerini de söz konusu etmektedir: Bunlardan birisi: “Aralarında keşişlerin ve rahiplerin” bulunmasıdır. Yani kendilerini zühde veren ilim adamları ile manastırlarda ibadete çekilen abidlerin bulunmasıdır. İlim ile birlikte zühd ve aynı şekilde ibadet, kalbe incelik ve yumuşaklık veren, kalbin katılığını gideren hususlar arasındadır. Onlarda yahudilerin kabalıkları ile müşriklerin katılığı bulunmaz. Diğer bir sebep “onların büyüklük taslamamaları”dır. Yani bunlarda hakka bağlanıp itaat etmeye karşı bir büyüklük ve bir dikkafalılık yoktur. Bu da onların müslümanlara yakın olmalarını ve onları sevmelerini gerektirir. Çünkü alçak gönüllü bir kimse büyüklük taslayana göre hayra daha yakındır.

83. Bir diğer sebep de onların:“Peygambere indirileni işittiklerinde” yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirileni işittiklerinde bunun kalplerini etkilemesi ve bundan dolayı kalplerinin yumuşaması, gözlerinin de -kesin doğru olduğuna inandıkları hakkı işittiklerine uygun olarak- yaşla dolup taşmasıdır. Bundan dolayı onlar, hakka iman etmiş, onu ikrar etmiş ve:“Rabbimiz iman ettik, artık bizi şahit olanlarla beraber yaz” diye dua etmişlerdir. Burada sözü geçen “şahit olanlar” ise Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ümmetidir. Allah’ın vahdaniyetine, peygamberlerinin risaletine ve getirdiklerinin doğruluğuna şahitlik ettikleri gibi önceki ümmetlerin tasdiklerine ve yalanlamalarına da şahitlik ederler. Bunlar adaletli kimselerdir ve onların şahitlikleri makbuldür. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. …

Al-Maaida 5:86Listen in Qur'an →
87

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ

Ey İnananlar! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın, hududu da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.

87- Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. 88- Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin ve iman ettiğiniz Allah’tan korkup sakının.

87. “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri” yiyecek ve içecekleri “haram kılmayın.” Çünkü onlar, Allah’ın size nimet olarak ihsan ettikleridir. Bunları size helâl kıldığı için O’na hamd ve şükredin. O nimete nankörlük etmek yahut onu kabul etmemek ya da o helâl nimetlerin haram olduğuna inanmak sureti ile O’nun nimetlerini geri çevirip reddetmeyin. Böyle yapacak olursanız aynı zamanda hem Allah’a iftira etmiş, hem nimete karşı nankörlük etmiş, hem de temiz ve helâl olan bir şeyin murdar ve haram olduğuna inanmış olursunuz. Bu ise haddi aşmak kabilindendir. Allah ise haddi aşmayı yasaklamıştır. Zira O şöyle buyurmaktadır:“ve haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” Aksine onlara buğzeder, onlara gazabeder, bundan dolayı da onları cezalandırır.

88. Daha sonra Yüce Allah, kendisinin helâl kıldığı şeyleri haram kabul eden müşriklerin izlediği yolun tam zıddını emrederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin.” Yani Allah’ın sizin için kolaylaştırdığı sebepler vasıtası ile vermiş olduğu rızıktan helâl olması, çalıntı, gasp vb. türden haksız yere alınmış mallardan olmaması, aynı şekilde hoş ve temiz şartı ile yiyin. Hoş ve temiz (الطيب) ise herhangi bir pislik ve murdarlığı bulunmayan demektir. Bu kayıt ile pis olan yırtıcı hayvanlar ile diğer pis ve murdar olan şeyler helâl kapsamının dışında kalmaktadır. Emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak “iman ettiğiniz Allah’tan korkup sakının.” Çünkü sizin Allah’a iman etmeniz, O’ndan korkup sakınmanızı ve O’nun hakkına riâyet etmenizi gerektirir. Zira bunlar olmaksızın iman tamam olmaz. Âyet-i kerime şuna da delildir: Bir kimse kendisi için helâl olan yiyeceği, içeceği, cariyeyi ve buna benzer herhangi bir şeyi haram kılacak olursa onun bu haram kılması ile o şey haram olmaz, ancak böyle bir haram kılmadan sonra o işi işleyecek olursa bir yemin keffaretinde bulunması gerekir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey peygamber... Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram edersin?”(et-Tahrim, 66/1) Ancak, zevcenin haram kılınması halinde ise zıhar keffareti gerekir. Yine bu âyet-i kerimenin kapsamına şu da girmektedir. İnsanın hoş ve temiz olan şeylerden kaçınıp bunları kendisine haram kılmaması gerekir. Aksine bunları alıp kullanması ve bunların yardımı ile Rabbine itaatte bulunması gerekmektedir.

Al-Maaida 5:87Listen in Qur'an →
88

وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَٰلًۭا طَيِّبًۭا ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ

Allah'ın size verdiği rızıktan temiz ve helal olarak yiyin. İnandığınız Allah'tan sakının.

87- Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. 88- Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin ve iman ettiğiniz Allah’tan korkup sakının.

87. “Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı temiz ve hoş şeyleri” yiyecek ve içecekleri “haram kılmayın.” Çünkü onlar, Allah’ın size nimet olarak ihsan ettikleridir. Bunları size helâl kıldığı için O’na hamd ve şükredin. O nimete nankörlük etmek yahut onu kabul etmemek ya da o helâl nimetlerin haram olduğuna inanmak sureti ile O’nun nimetlerini geri çevirip reddetmeyin. Böyle yapacak olursanız aynı zamanda hem Allah’a iftira etmiş, hem nimete karşı nankörlük etmiş, hem de temiz ve helâl olan bir şeyin murdar ve haram olduğuna inanmış olursunuz. Bu ise haddi aşmak kabilindendir. Allah ise haddi aşmayı yasaklamıştır. Zira O şöyle buyurmaktadır:“ve haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.” Aksine onlara buğzeder, onlara gazabeder, bundan dolayı da onları cezalandırır.

88. Daha sonra Yüce Allah, kendisinin helâl kıldığı şeyleri haram kabul eden müşriklerin izlediği yolun tam zıddını emrederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yiyin.” Yani Allah’ın sizin için kolaylaştırdığı sebepler vasıtası ile vermiş olduğu rızıktan helâl olması, çalıntı, gasp vb. türden haksız yere alınmış mallardan olmaması, aynı şekilde hoş ve temiz şartı ile yiyin. Hoş ve temiz (الطيب) ise herhangi bir pislik ve murdarlığı bulunmayan demektir. Bu kayıt ile pis olan yırtıcı hayvanlar ile diğer pis ve murdar olan şeyler helâl kapsamının dışında kalmaktadır. Emirlerine uyup yasaklarından kaçınarak “iman ettiğiniz Allah’tan korkup sakının.” Çünkü sizin Allah’a iman etmeniz, O’ndan korkup sakınmanızı ve O’nun hakkına riâyet etmenizi gerektirir. Zira bunlar olmaksızın iman tamam olmaz. Âyet-i kerime şuna da delildir: Bir kimse kendisi için helâl olan yiyeceği, içeceği, cariyeyi ve buna benzer herhangi bir şeyi haram kılacak olursa onun bu haram kılması ile o şey haram olmaz, ancak böyle bir haram kılmadan sonra o işi işleyecek olursa bir yemin keffaretinde bulunması gerekir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey peygamber... Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram edersin?”(et-Tahrim, 66/1) Ancak, zevcenin haram kılınması halinde ise zıhar keffareti gerekir. Yine bu âyet-i kerimenin kapsamına şu da girmektedir. İnsanın hoş ve temiz olan şeylerden kaçınıp bunları kendisine haram kılmaması gerekir. Aksine bunları alıp kullanması ve bunların yardımı ile Rabbine itaatte bulunması gerekmektedir.

Al-Maaida 5:88Listen in Qur'an →
89

لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَٰنِكُمْ وَلَٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَٰنَ ۖ فَكَفَّٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍۢ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَٰثَةِ أَيَّامٍۢ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّٰرَةُ أَيْمَٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَٰنَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Allah size rasgele yeminlerinizden dolayı değil, bile bile ettiğiniz yeminlerden ötürü hesap sorar. Yeminin keffareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on düşkünü yedirmek yahut giydirmek ya da bir köle azad etmektir. Bulamayan üç gün oruç tutmalıdır; yeminlerinizin keffareti budur. Yemin ettiğinizde yeminlerinizi tutun. Şükredesiniz diye Allah size böylece ayetlerini açıklıyor.

89- Allah sizi yeminlerinizdeki lağvden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat (kalben) bağlanmış olduğunuz yeminlerinizden sorumlu tutar. Bunun keffareti de ailenize yedirdiğinizin orta yollusundan on fakiri doyurmak veya onları giydirmek yahut da bir köle azat etmektir. Kim (bunlardan birini) bulamazsa üç gün oruç tutsun. İşte yemin ettiğiniz zaman (bozduğunuz takdirde) yeminlerinizin keffareti budur. Yeminlerinizi muhafaza edin. Şükredesiniz diye Allah âyetlerini size işte böyle açıklar.

89. Yani lağv yolu ile sizden sadır olan yeminlerinizde sizin için bir sorumluluk yoktur. Lağv yemini ise yemin eden kimsenin yemin niyeti ve kastı olmaksızın yaptığı yeminler veya bir kimsenin bizatihi doğru olduğunu sanmakla birlikte daha sonra durumun böyle olmadığı ortaya çıkan yeminlerdir. “Fakat (kalben) bağlanmış olduğunuz” yani azmettiğiniz, kalplerinizden kesin karar verdiğiniz ve içten içe kesin kanaate sahip bulunduğunuz “yeminlerinizden sorumlu tutar.” Nitekim bir başka âyet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Fakat kalplerinizin kazandığından dolayı sizi sorumlu tutar.”(el-Bakara, 2/225)“Bunun keffareti” yani yemin kastı güderek yapıp da yerine getirmediğiniz yeminlerin keffareti “ailenize yedirdiğinizin orta yollusundan on fakiri doyurmak veya onları giydirmek yahut da bir köle azad etmektir.” On yoksula yedirilecek bu yemek ile giydirilecek elbise, kişinin aile halkını yedirip giydirdiğinin ortalamasından olacaktır. Elbise ise namaz kılmak için yeterli olacak kadarıdır. Azat edilecek köle ise bir başka yerde:“Ve mü’min bir köle azat etmek”(en-Nisa, 4/92) ayeti ile kayıtlı olduğu üzere mü’min olmalıdır. Kişi bu üç keffarretten birisini yerine getirdi mi artık yemini çözülmüş olur. “Fakat kim (bunlardan birini)” bu üç husustan herhangi birisini yerine getirme imkânı “bulamazsa üç gün oruç tutsun. İşte” sözü edilen şekilde “yemin ettiğiniz zaman (bozduğunuz takdirde) yeminlerinizin keffareti budur.” Bu keffaret, yeminlerinizin günahını örter, siler ve ortadan kaldırır. “Yeminlerinizi” Allah adına yalan yere yemin etmekten ve çokça yemin etmekten uzak durarak “muhafaza edin.” Aynı şekilde yemin edecek olursanız da yeminlerinizi bozmaktan uzak durun. Ancak yemini bozmanın, yeminde ısrar etmekten hayırlı olma hali müstesnadır. Buna göre yemini muhafazanın mükemmel hali, kişinin hayırlı olanı yapması ve yaptığı yeminin bu hayra engel teşkil etmemesidir. Allah’a “şükredesiniz diye Allah” helâli haramdan ayırt edip açıklayan hükümleri beyan eden “âyetlerini size işte böyle açıklar.” Çünkü O, size bilmediklerinizi öğretmiştir. O halde kula, kendisine ihsan etmiş olduğu şer’î hükümleri bilme ve bu hükümlerin açıklanması nimetinden dolayı Allah’a şükretmek düşer.

Al-Maaida 5:89Listen in Qur'an →
90

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَٰمُ رِجْسٌۭ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey İnananlar! İçki, kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.

90- Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytan işi birer pisliktir. O halde bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. 91- Muhakkak şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?

90-91. Yüce Allah bu çirkin şeyleri yermekte, bunların şeytanın işlerinden birer pislik olduklarını haber vermektedir. “O halde bunlardan kaçının” onları terk edin “ki kurtuluşa eresiniz.” Çünkü kurtuluş ancak Allah’ın haram kıldığı şeyleri, özellikle de sözü edilen bu çirkin ve hayasız işleri terk etmekle gerçekleşir. Sözü geçen bu çirkin işlerden biri içkidir. “İçki” (الخمر), sarhoşluk vermesi sebebi ile aklı örten ve perdeleyen her şeydir. “Kumar”(الميسر) ise tarafların karşılıklı olarak belli bir bedel koydukları -at yarışları vb. gibi- bütün yarışlardır. “Dikili taşlar” dikilip de Allah’tan başka kendilerine ibadet olunan putlar ve benzeri gibi Allah’a denk tutulan şeylerdir. “Fal okları” ise kendileri ile kısmetin öğrenilmeye çalışıldığı oklardır. İşte Allah bu dört hususu yasaklamakta ve onlardan uzak durulmasını istemektedir. Bunları terk etmeyi ve onlardan uzak durmayı gerektiren kötülüklerini de bize şöyle haber vermektedir: 1. Bu sözü edilenler, birer pislik, yani necasettir. Bunlar maddi bir necaset olmasalar da manevi birer pisliktir. Pis şeyler ise kendilerinden uzak kalınması ve pislikleri ile kirlenilmemesi gereken şeylerdir. 2. Bunlar, şeytan işidir. Şeytan ise insanın en azılı düşmanıdır. Bilindiği gibi düşmandan sakınmak gerekir. Düşmanın tuzaklarından, düşmanın işlerinden, özellikle de düşmanın düşürmek istediği hallerden uzak durmak, sakınmak gerekir. Çünkü kulun helaki bunlardadır. O halde kulun apaçık düşmanının işlerini işlemekten kesinlikle uzak kalması, bunlardan sakınması ve bunlara düşmekten yana korkması gerekir. 3. Bunlardan uzak durmayı gerektiren bir diğer sebep, kulun kutuluşunun, felahının ancak bunlardan uzak kalması halinde mümkün olmasıdır. Çünkü felâh sevilen ve istenen şeyleri elde etme başarısı, korkulan şeylerden yana da emin olmaktır. Bu işler ise felâha engeldir ve onun yolunda tökezletici sebeplerdir. 4. Bu gibi amellerin insanlar arasında düşmanlığı ve kini gerektirmesi de bunları terk etmeyi gerektiren sebeplerdendir. Şeytan bunları, özellikle de içki ve kumarı yaygınlaştırmaya özel gayret harcar. Çünkü o, bu yolla mü’minler arasına düşmanlık ve kin sokmak ister. Çünkü içki ile akıl altüst olur, aklın sınırları ortadan kalkar. Bu ise kişinin kendisi ile mü’min kardeşleri arasında kinin ortaya çıkmasına sebep olur. Özellikle de içki içmenin kaçınılmaz sonuçlarından olan sövme ve hakaret de buna eklenecek olursa… Hatta bu, kimi zaman adam öldürmeye kadar gidebilir. Kumar oyunlarındaki birinin diğerini yenmesi ve karşılıksız olarak karşı tarafın pek çok malını alması ise düşmanlık ve kinin en büyük sebepleri arasındadır. 5. Bu işler kalbi ve ona bağlı olarak bedeni Allah’ı anmaktan da namazdan da alıkoyar. Halbuki kul, bunlar için yaratılmıştır ve kulun mutluluğu bunlara bağlıdır. İçki ve kumar, kişiyi bunlardan en ileri derecede alıkoyar. Kişinin kalbi bunlarla meşgul olur ve aklı bunlarla oyalanıp durur. Bu …

Al-Maaida 5:90Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.