Muslim99Muslim99
← Tafsir library

5. Al-Maaida

The Table · Medinan · 120 ayahs

سُورَةُ المَائـِدَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 31–40 of 120

31

فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًۭا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ ۚ قَالَ يَٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى ۖ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّٰدِمِينَ

Allah, kardeşinin ölüsünü nasıl gömeceğini göstermek üzere, ona yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun! Kardeşimin ölüsünü örtmek için bu karga kadar olmaktan aciz kaldım" dedi de ettiğine yananlardan oldu.

27- Bir de onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını hak ile oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da birininki kabul olunmuş, diğerinden ise kabul olunmamıştı. O:“Seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öbürü:“Allah ancak muttakilerden kabul eder” demişti. 28- “Yemin ederim eğer sen beni öldürmek için bana elini uzatsan bile ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” 29- “Ben isterim ki sen kendi günahını da benim günahımı da yüklenip cehennemliklerden olasın. İşte zalimlerin cezası budur.” 30- Nihâyet nefsi ona kardeşini öldürmeyi güzel gösterdi de o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğrayanlardan oldu. 31- Sonra Allah ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.

27. “Bir de onlara Adem’in iki oğlunun kıssasını hak ile oku.” Yani insanlara Adem’in iki oğlu arasında meydana gelen olayı hak ile anlat, yalan değil doğru, oyun değil ciddi olan bu hadiseyi onlara haber verip oku ki ibret alacak olanlar ondan ibret alsın. Adem’in iki oğlundan kasıt, âyetin zahirinin ve siyakın da delâlet ettiği üzere kendi sulbünden olan iki oğludur. Müfessirlerin büyük çoğunluğunun görüşü de budur. Yani sen insanlara onların, sonu sözü geçen duruma kadar varan kurban sunmaları ile ilgili haberlerini oku:“Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı” Onların her birisi Yüce Allah’a yakınlaşmak kastı ile malının bir bölümünü ayırmıştı. “birininki kabul olunmuş, diğerinden ise kabul olunmamıştı.” Bu ise semadan gelen haber ile yahut da geçmiş ümmetlerde görülen âdet ile anlaşılmıştır ki o dönemlerde kurbanın Allah tarafından kabul olunduğunun alâmeti, semadan gelen bir ateşin o kurbanı yakması idi. Adem’in, kurbanı kabul olunmayan oğlu kıskançlık ve çekememezlik ederek diğerine:“Seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Diğeri ise bu hususta onu yumuşatmak üzere:“Allah ancak muttakilerden kabul eder” diye cevap vermişti. Ben beni öldürmeni gerektiren ne günah işledim, ne suçum var? Ben sadece bana da sana da herkese de farz olan takvayı ıerine getirip Allah’tan korkup sakındım, o kadar! Burada sözü geçen muttakilerin açıklanması ile ilgili en sahih görüş; bu ameli yerine getirme hususunda Allah'tan korkup sakınanlar, yani Yüce Allah’ın rızasını talep ederek, ihlas ile ve Allah Rasûlü’nün sünnetine ittiba ile amel etmektir.

28. Daha sonra, onu öldürmeyi ne saldırma ne de savunma şeklinde istemediğini haber vererek:“Sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim.” dedi. Bu, benim korkaklığım ve acizliğim dolayısı ile değil, aksine “ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” Allah’tan korkan bir kimse ise günahlara özellikle de büyük günahlara kalkışmaz. Bu, kendisini öldürmek isteyen kardeşine bir uyarı, Allah’tan korkup O’na karşı takvâlı olması gerektiğine dair bir hatırlatma idi.

29. “Ben isterim ki; sen kendi günahını da benim günahımı da yüklenip cehennemliklerden olasın.” Yani eğer ben katil veya maktul olmaktan birisi olacaksam, senin beni öldürmeni tercih ederim. Böylelikle her iki …

Al-Maaida 5:31Listen in Qur'an →
32

مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسًۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًۭا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًۭا ۚ وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًۭا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ

Bunun için İsrailoğullarına şöyle yazdık: "Kim bir kimseyi bir kimseye veya yeryüzünde bozgunculuğa karşılık olmadan öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur". And olsun ki, onlara belgelerle peygamberlerimiz geldi, sonra buna rağmen, onların çoğu yeryüzünde taşkınlık edenler oldu.

32- İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şöyle yazdık:“Her kim bir cana veya yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın birini öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de birini yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur.” Andolsun peygamberlerimiz onlara apaçık belgelerle geldiler. Sonra içlerinden birçoğu (bütün) bunlardan sonra yine de yeryüzünde taşkınlık etmekteler.

32. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İşte bundan dolayı” Adem’in iki oğlunun kıssalarında anlatıldığı üzere onlardan birinin kardeşini öldürüp kendinden sonrakiler için öldürme yolunu açması, öldürmenin âkıbetinin dünya ve âhirette çok vahim ve büyük bir zarar olması nedeniyle “İsrailoğullarına” kendilerine semavi Kitap indirilmiş olan bu kavme “şöyle yazdık: Her kim bir cana veya yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın” yani haksız yere “birini öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur.” Çünkü onun bu şekilde davranışını açıklayabilecek ve ancak haklı olarak öldürdüğünü ortaya koyabilecek herhangi bir gerekçesi bulunmamaktadır. Böyle bir kimsenin öldürülmeyi hak etmemiş bir canı öldürme cüretkârlığını göstermesi, onun öldürdüğü kimse ile başkaları arasında bir fark görmediğini (herkesi öldürebileceğini) ortaya koymaktadır. Yine onun bu öldürmesinin tek sebebinin de kötülüğü emreden nefsine uyması olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısı ile böyle bir kimseyi öldürme cüretkârlığını göstermesi, bütün insanları öldürmesi gibidir. Diğer taraftan bir kimse de “birini yaşatırsa” yani nefsi kendisine onu ölürmeyi telkin etmekle birlikte öldürmeyip hayatta kalmasına vesile olur, Allah korkusu onu öldürmekten alıkoyarsa bu kimse de “bütün insanları yaşatmış gibi olur.” Çünkü onun sahip olduğu Allah korkusu, öldürülmeyi hak etmemiş bir kimseyi öldürmesine engel teşkil eder. Âyet-i kerime öldürmenin iki sebepten birisi ile caiz olabileceğine delildir: Ya bir kimse kasten ve haksız yere bir başkasını öldürdüğü için -ki eğer mükellef ve maktüle denk olursa, maktülün babası da değilse- onun öldürülmesi helâl olur yahut da yeryüzünde insanların dinlerini, bedenlerini, mallarını ifsad etmek sureti ile fesat çıkartan bir kimse olursa onun öldürülmesi de caizdir. Mesela mürted kâfirler, muharip kafirler, öldürmekten başka bir yolla kötülükleri önlenemeyen bid’at davetçileri vb. gibi. İnsanları öldürmek yahut da mallarını almak kastı ile üzerlerine saldıran yol kesiciler, eşkıya ve benzerleri de bu kabildendir. “Andolsun peygamberlerimiz onlara” hiçbir kimsenin karşı delil getirmeye imkân bulamayacağı “apaçık belgelerle geldiler. Sonra içlerinden” insanlardan “birçoğu (bütün) bunlardan sonra” yeryüzünde dosdoğru yürümeyi gerektiren ve karşı delil ileri sürme imkânı bırakmayan bu açıklamalardan sonra “yeryüzünde” masiyetler işlemek ve bu apaçık belge ve delilleri getiren peygamberlere aykırı davranmak sureti ile “taşkınlık etmekteler.”

Al-Maaida 5:32Listen in Qur'an →
33

إِنَّمَا جَزَٰٓؤُا۟ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓا۟ أَوْ يُصَلَّبُوٓا۟ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَٰفٍ أَوْ يُنفَوْا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ ۚ ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌۭ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ

Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.

33- Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesada çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da yer(lerin)den sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır. 34- Ancak elinize geçirmezden önce tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

33. “Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan”; Bunlar Allah Rasulü’ne karşı açıktan açığa düşmanlık gösteren, yeryüzünde küfür, haksız yere öldürme, malları alma ve yollarda korku salma sureti ile fesad çıkartan kimselerdir. Meşhur olan görüşe göre bu âyet-i kerime kasaba ve çöllerde insanların önlerini kesip mallarını gasbeden, onları öldüren ve onları korkutan yol kesiciler (eşkıya) hakkındadır ki insanlar, bu yol kesicilerin bulundukları yolları izlemekten kaçınırlar ve böylece bu yollar işlemez hale gelir. İşte Yüce Allah had uygulanması esnasında böylelerinin cezasının, sözü geçen hususlardan birisi olduğunu haber vermektedir. Müfessirler bu cezalar konusunda ihtilaf etmişlerdir: Bunlardan birisini seçmede muhayyerlik var mıdır ve yönetici ya da naibi her bir yol kesici hakkında zikredilen cezalardan maslahata uygun gördüğünü uygulayabilir mi? Ki ayetin zahirinden anlaşılan böyle olacağıdır. Yoksa cezaları, işledikleri suçlara göre mi olacaktır; zira işledikleri her bir suç için adaletli bir karşılık vardır ki ayetteki hikmet buna delalet etmektedir ve Allah’ın hikmetine uygun olan da budur. Şöyle ki eğer hem cana kıyar hem de mala el koyarlarsa öldürülmeleri ve asılmaları gerekir. Tâ ki teşhir edilip rezil olsunlar ve başkaları da ibret alarak bu işten vazgeçsin. Eğer sadece adam öldürmüş, ama mal almamış iseler yalnızca öldürülmeleri kesinlik kazanır. Eğer mal alıp kimseyi öldürmemiş iseler çaprazlama olarak el ve ayaklarının kesilmesi gerekir ki bu durumda sağ el ile sol ayakları kesilir. Şâyet insanlara korku salmış olmakla birlikte kimseyi öldürmemiş ve mal da almamış iseler sürgün edilirler ve tevbe ettikleri açıkça ortaya çıkıncaya kadar herhangi bir şehirde barınmalarına izin verilmez. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın da önder ilim adamlarının bir çoğunun da -teferruata dair hususlardaki farklılık ile birlikte- kanaati budur. “Bu” ibretli ceza “onlar için dünyada bir zillettir” rezilliktir ve utanç sebebidir. “Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.” İşte bu, yol kesiciliğin dünyada horlanıp rezil olmaya âhirette de azap görmeye sebep teşkil eden en büyük günahlardan olduğunun delili olup bu işi yapanın, Allah’a ve Rasûlüne karşı savaş açmak olduğunu göstermektedir. Böyle bir suçun büyüklüğü bu olduğuna göre yeryüzünün bu bozgunculardan arındırılması, yollarda yolcuların öldürülmemesi, mallarının alınmaması ve gidip gelenlerin korkutulmaması için gerekli önlemlerin alınıp emniyetin sağlanması en büyük iyiliklerden ve en üstün itaatlerden olduğu ortaya çıkmaktadır. Yine bu, yeryüzünü ıslah etmek demekti, zira zıddı, yeryüzünde fesad çıkarmaktır.

34. “Ancak elinize geçirmezden önce” bu savaş açanlardan “tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani Allah böyle birisinden öldürülmek, asılmak, elinin ve ayağının çaprazlama kesilmesi, …

Al-Maaida 5:33Listen in Qur'an →
34

إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهِمْ ۖ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ

Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder.

33- Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesada çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da yer(lerin)den sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır. 34- Ancak elinize geçirmezden önce tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.

33. “Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan”; Bunlar Allah Rasulü’ne karşı açıktan açığa düşmanlık gösteren, yeryüzünde küfür, haksız yere öldürme, malları alma ve yollarda korku salma sureti ile fesad çıkartan kimselerdir. Meşhur olan görüşe göre bu âyet-i kerime kasaba ve çöllerde insanların önlerini kesip mallarını gasbeden, onları öldüren ve onları korkutan yol kesiciler (eşkıya) hakkındadır ki insanlar, bu yol kesicilerin bulundukları yolları izlemekten kaçınırlar ve böylece bu yollar işlemez hale gelir. İşte Yüce Allah had uygulanması esnasında böylelerinin cezasının, sözü geçen hususlardan birisi olduğunu haber vermektedir. Müfessirler bu cezalar konusunda ihtilaf etmişlerdir: Bunlardan birisini seçmede muhayyerlik var mıdır ve yönetici ya da naibi her bir yol kesici hakkında zikredilen cezalardan maslahata uygun gördüğünü uygulayabilir mi? Ki ayetin zahirinden anlaşılan böyle olacağıdır. Yoksa cezaları, işledikleri suçlara göre mi olacaktır; zira işledikleri her bir suç için adaletli bir karşılık vardır ki ayetteki hikmet buna delalet etmektedir ve Allah’ın hikmetine uygun olan da budur. Şöyle ki eğer hem cana kıyar hem de mala el koyarlarsa öldürülmeleri ve asılmaları gerekir. Tâ ki teşhir edilip rezil olsunlar ve başkaları da ibret alarak bu işten vazgeçsin. Eğer sadece adam öldürmüş, ama mal almamış iseler yalnızca öldürülmeleri kesinlik kazanır. Eğer mal alıp kimseyi öldürmemiş iseler çaprazlama olarak el ve ayaklarının kesilmesi gerekir ki bu durumda sağ el ile sol ayakları kesilir. Şâyet insanlara korku salmış olmakla birlikte kimseyi öldürmemiş ve mal da almamış iseler sürgün edilirler ve tevbe ettikleri açıkça ortaya çıkıncaya kadar herhangi bir şehirde barınmalarına izin verilmez. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın da önder ilim adamlarının bir çoğunun da -teferruata dair hususlardaki farklılık ile birlikte- kanaati budur. “Bu” ibretli ceza “onlar için dünyada bir zillettir” rezilliktir ve utanç sebebidir. “Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.” İşte bu, yol kesiciliğin dünyada horlanıp rezil olmaya âhirette de azap görmeye sebep teşkil eden en büyük günahlardan olduğunun delili olup bu işi yapanın, Allah’a ve Rasûlüne karşı savaş açmak olduğunu göstermektedir. Böyle bir suçun büyüklüğü bu olduğuna göre yeryüzünün bu bozgunculardan arındırılması, yollarda yolcuların öldürülmemesi, mallarının alınmaması ve gidip gelenlerin korkutulmaması için gerekli önlemlerin alınıp emniyetin sağlanması en büyük iyiliklerden ve en üstün itaatlerden olduğu ortaya çıkmaktadır. Yine bu, yeryüzünü ıslah etmek demekti, zira zıddı, yeryüzünde fesad çıkarmaktır.

34. “Ancak elinize geçirmezden önce” bu savaş açanlardan “tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani Allah böyle birisinden öldürülmek, asılmak, elinin ve ayağının çaprazlama kesilmesi, …

Al-Maaida 5:34Listen in Qur'an →
35

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓا۟ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَٰهِدُوا۟ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

Ey İnananlar! Allah'tan sakının, O'na ulaşmaya yol arayın, yolunda cihad edin ki kurtulasınız.

35- Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının, O’na vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kutuluşa eresiniz.

35. Bu, Allah’tan mü’min kullarına, imanlarının gereklerinden olan Allah’tan korkup sakınmaya, gazabına ve öfkesine uğramaktan kaçınmaya dair bir emirdir. Bunun için kulun çalışması, gücü ve imkanları yettiğince tüm gayretini harcaması, Allah’ı öfkelendiren kalbin, dilin ve diğer azaların zahiri ve batıni masiyetlerinden uzaklaşması gerekir. Bunları terk edebilmek için de Allah’tan yardım dilemelidir. Ta ki O’nun gazabından ve azabından kurtulabilsin. “Ona vesile” yani O’na yakınlaşmak, O’nun nezdinde makbul bir kimse olmak ve O’nun sevgisini kazanmak için yol “arayın.” Bu da Allah için sevmek, Allah yolunda sevmek, korku, ümit, kalbi yöneliş, tevekkül gibi kalbe ait farzları, zekât ve hac gibi bedeni farzları; namaz, Kur’ân okuma ve zikir gibi hem kalbi hem bedeni farzları; insanlara mal, ilim, mevki ve beden ile çeşitli türlerde iyilikte bulunma ve Allah’ın kullarına nasihat etme (samimi olarak iyiliklerini istemek) gibi amelleri yapmakla olur. Çünkü bütün bu ameller, Allah’a yakınlaştırıcı amellerdir. Kul bu amellerle Allah’a yakınlaşmaya devam ederse sonunda Allah onu sever. Allah onu sevdi mi bu sefer onun kendisi ile işittiği kulağı, kendisi ile gördüğü gözü, kendisi ile tuttuğu eli, kendisi ile yürüdüğü ayağı olur ve Allah, onun duasını kabul eder. Daha sonra Allah tebâreke ve teâlâ kendisine yakınlaştırıcı bir ibadet olan kendi yolunda cihad etmeyi özellikle söz konusu etmektedir. Cihad: Kâfirlerle savaşmak için kişinin malıyla, canıyla, görüşleriyle, diliyle, Allah’ın dininin zafere ulaşması için güç yetirebildiği her şeyi ile bu uğurda bütün gayretini ortaya koyması demektir. Bu tür bir ibadet itaatlerin en üstünü ve Allah’a yakınlaştırıcı ibadetlerin en faziletlisidir. Bu ibadeti gereği gibi yerine getiren bir kimse diğer ibadetleri haydi haydi yerine getirir. “ki kurtuluşa/felaha eresiniz” yani masiyetleri terk edip itaatleri işleyerek O’ndan korkup sakınır, O’nun rızasını aramak sureti ile yolunda cihad ederek Allah’a vesile arayacak olursanız, felaha erersiniz. Felah, istenip arzu edilenleri elde etme başarısını elde etmek ve korkulup istenmeyen her şeyden yana da emin olmaktır. Bunun gerçek mahiyeti ise ebedi mutluluk ve sürekli nimetler içerisinde bulunmaktır.

Al-Maaida 5:35Listen in Qur'an →
36

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُوا۟ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌۭ

Doğrusu, yeryüzünde olan bütün şeyler ve onların bir katı daha kafirlerin olsa da, kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verseler kabul edilmez. Onlara elem verici azab vardır.

36- Yeryüzünde ne varsa hepsi, hatta bir o kadarı daha kafirlerin olsa ve onlar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye olarak verseler bu, onlardan kabul olunmaz. Onlar için çok acı bir azap vardır. 37- Ateşten çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

36-37. Yüce Allah Kıyamet gününde kâfirlerin durumlarının oldukça feci olacağını ve onlar için çok şiddetli bir azap bulunduğunu haber vermektedir. Şayet O’nun azabından kurtulmak için yeryüzü dolusu altını ve bir o kadarını daha feda edecek olsalar dahi bunun onlardan kabul olunmayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlamayacağını bildirmektedir. Çünkü fidye verecek yer artık geçmiştir. Geriye yalnızca ebediyyen içinden çıkamayacakları, aksine sonsuza dek içinde kalmaya devam edecekleri sürekli ve can yakıcı azaptan başka bir şey kalmamıştır.

Al-Maaida 5:36Listen in Qur'an →
37

يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنْهَا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌۭ مُّقِيمٌۭ

Ateşten çıkmak isterler, çıkamazlar. Onlara sürekli azab vardır.

36- Yeryüzünde ne varsa hepsi, hatta bir o kadarı daha kafirlerin olsa ve onlar da kıyamet gününün azabından kurtulmak için onu fidye olarak verseler bu, onlardan kabul olunmaz. Onlar için çok acı bir azap vardır. 37- Ateşten çıkmak isterler. Ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için sürekli bir azap vardır.

36-37. Yüce Allah Kıyamet gününde kâfirlerin durumlarının oldukça feci olacağını ve onlar için çok şiddetli bir azap bulunduğunu haber vermektedir. Şayet O’nun azabından kurtulmak için yeryüzü dolusu altını ve bir o kadarını daha feda edecek olsalar dahi bunun onlardan kabul olunmayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlamayacağını bildirmektedir. Çünkü fidye verecek yer artık geçmiştir. Geriye yalnızca ebediyyen içinden çıkamayacakları, aksine sonsuza dek içinde kalmaya devam edecekleri sürekli ve can yakıcı azaptan başka bir şey kalmamıştır.

Al-Maaida 5:37Listen in Qur'an →
38

وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَٰلًۭا مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ

Erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü Allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. Allah Güçlü'dür, Hakim'dir.

38- Hırsızlık eden erkekle hırsızlık eden kadının ellerini, hem işlediklerine bir karşılık hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere kesin. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 39- (Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 40- Bilmez misin ki göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır? O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye güç yetirendir.

38. Hırsız (السارق); başkasının el sürülmemesi gereken malını, onun rızası olmaksızın gizlice alan kimseye denir. Hırsızlık böyle ağır bir cezayı gerektirdiği için büyük günahlardandır. Söz konusu ağır ceza ise -sahabeden bazılarının kıraatinde de olduğu gibi- sağ elinin kesilmesidir. Mutlak olarak “el” zikredildiği vakit onun sınırı bilekten başlar. Buna göre hırsızlık yapan bir kimsenin eli bilekten kesilir ve damarların tıkanıp kanın durması için zeytinyağında dağlanır. Ancak sünnet, bu âyetin umumi ifadesini bir kaç yönden kayıtlamış bulunmaktadır. Bu kayıtlardan birisi hırz; yani malın muhafaza altında olmasıdır. Hırsızlığın cezayı gerektirmesi için malın, mutlaka muhafaza edilen bir yerden alınması gerekir. Her malın muhafazası da âdeten kendisine uygun olan korunma şeklidir. Koruma altında olmayan bir yerden çalan kimsenin eli kesilmez. Diğer bir kayıt ise çalınan malın nisab miktarını bulması gerekir ki bu da ya çeyrek dinar yahut üç dirhem veya bunlardan herhangi birisine eşit olan bir kıymettir. Bundan daha aşağı değerde bir şey çalacak olursa elin kesilmesi söz konusu değildir. Bu hususlar, “hırsızlık (السرقة)” kelimesinden ve onun anlamından da çıkartılabilir. Çünkü bu kelime, kendisine karşı korunulması mümkün olmayan bir şekilde herhangi bir şeyi almak demektir. Bu da malın koruma altında olması anlamına gelir. Eğer mal koruma altında değilse bu, şer’an bir hırsızlık olmaz. Yine hikmetin bir gereği olarak elin, oldukça basit ve değersiz birşey dolayısı ile kesilmemesi gerekir. Belli bir miktarın tesbiti kaçınılmaz bir şey olduğuna göre şer’î olarak sünnette varid olan mikar, Kitabın umumi hükmünü tahsis edici olmaktadır. Hırsızlıkta elin kesilmesinin hikmeti; bu yolla malların korunması, bu konuda gereken ihtiyati tedbirlerin alınması ve bizzat cinâyeti işleyen organın kesilmesidir. Eğer tekrar aynı fiili işleyecek olursa bu sefer sol ayağı kesilir. Bir daha hırsızlık yaparsa; sol elinin bir daha yaparsa sağ ayağının kesileceği söylendiği gibi ölünceye kadar hapsedileceği de söylenmiştir. Yüce Allah’ın “hem işlediklerine bir karşılık” buyruğu şu demektir: Bu şekildeki el kesme, hırsızın başkalarına ait olan malı çalmasının bir cezasıdır; “hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza” yani hırsızlar, hırsızlık yaptıkları vakit ellerinin kesileceğini bilecek olurlarsa bu işten vazgeçerler; böylelikle bu, hem hırsız için hem başkası için ibretlik ve caydırıcı bir ceza olmuş olur. “Allah Azîzdir, Hakimdir” Yani O izzeti ve hikmeti ile hırsızın elinin kesilmesine hükmetmiştir.

39. “(Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Tevbe edip de günahları terk eden, …

Al-Maaida 5:38Listen in Qur'an →
39

فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌ

Ettiği zulümden sonra tevbe edip düzelen kimse, bilsin ki Allah onun tevbesini kabul eder. Allah şüphesiz Bağışlayan'dır, merhametli olandır.

38- Hırsızlık eden erkekle hırsızlık eden kadının ellerini, hem işlediklerine bir karşılık hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere kesin. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 39- (Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 40- Bilmez misin ki göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır? O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye güç yetirendir.

38. Hırsız (السارق); başkasının el sürülmemesi gereken malını, onun rızası olmaksızın gizlice alan kimseye denir. Hırsızlık böyle ağır bir cezayı gerektirdiği için büyük günahlardandır. Söz konusu ağır ceza ise -sahabeden bazılarının kıraatinde de olduğu gibi- sağ elinin kesilmesidir. Mutlak olarak “el” zikredildiği vakit onun sınırı bilekten başlar. Buna göre hırsızlık yapan bir kimsenin eli bilekten kesilir ve damarların tıkanıp kanın durması için zeytinyağında dağlanır. Ancak sünnet, bu âyetin umumi ifadesini bir kaç yönden kayıtlamış bulunmaktadır. Bu kayıtlardan birisi hırz; yani malın muhafaza altında olmasıdır. Hırsızlığın cezayı gerektirmesi için malın, mutlaka muhafaza edilen bir yerden alınması gerekir. Her malın muhafazası da âdeten kendisine uygun olan korunma şeklidir. Koruma altında olmayan bir yerden çalan kimsenin eli kesilmez. Diğer bir kayıt ise çalınan malın nisab miktarını bulması gerekir ki bu da ya çeyrek dinar yahut üç dirhem veya bunlardan herhangi birisine eşit olan bir kıymettir. Bundan daha aşağı değerde bir şey çalacak olursa elin kesilmesi söz konusu değildir. Bu hususlar, “hırsızlık (السرقة)” kelimesinden ve onun anlamından da çıkartılabilir. Çünkü bu kelime, kendisine karşı korunulması mümkün olmayan bir şekilde herhangi bir şeyi almak demektir. Bu da malın koruma altında olması anlamına gelir. Eğer mal koruma altında değilse bu, şer’an bir hırsızlık olmaz. Yine hikmetin bir gereği olarak elin, oldukça basit ve değersiz birşey dolayısı ile kesilmemesi gerekir. Belli bir miktarın tesbiti kaçınılmaz bir şey olduğuna göre şer’î olarak sünnette varid olan mikar, Kitabın umumi hükmünü tahsis edici olmaktadır. Hırsızlıkta elin kesilmesinin hikmeti; bu yolla malların korunması, bu konuda gereken ihtiyati tedbirlerin alınması ve bizzat cinâyeti işleyen organın kesilmesidir. Eğer tekrar aynı fiili işleyecek olursa bu sefer sol ayağı kesilir. Bir daha hırsızlık yaparsa; sol elinin bir daha yaparsa sağ ayağının kesileceği söylendiği gibi ölünceye kadar hapsedileceği de söylenmiştir. Yüce Allah’ın “hem işlediklerine bir karşılık” buyruğu şu demektir: Bu şekildeki el kesme, hırsızın başkalarına ait olan malı çalmasının bir cezasıdır; “hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza” yani hırsızlar, hırsızlık yaptıkları vakit ellerinin kesileceğini bilecek olurlarsa bu işten vazgeçerler; böylelikle bu, hem hırsız için hem başkası için ibretlik ve caydırıcı bir ceza olmuş olur. “Allah Azîzdir, Hakimdir” Yani O izzeti ve hikmeti ile hırsızın elinin kesilmesine hükmetmiştir.

39. “(Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Tevbe edip de günahları terk eden, …

Al-Maaida 5:39Listen in Qur'an →
40

أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌۭ

Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azabeder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye Kadir'dir.

38- Hırsızlık eden erkekle hırsızlık eden kadının ellerini, hem işlediklerine bir karşılık hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza olmak üzere kesin. Allah Azîzdir, Hakîmdir. 39- (Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 40- Bilmez misin ki göklerin ve yerin egemenliği Allah’ındır? O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye güç yetirendir.

38. Hırsız (السارق); başkasının el sürülmemesi gereken malını, onun rızası olmaksızın gizlice alan kimseye denir. Hırsızlık böyle ağır bir cezayı gerektirdiği için büyük günahlardandır. Söz konusu ağır ceza ise -sahabeden bazılarının kıraatinde de olduğu gibi- sağ elinin kesilmesidir. Mutlak olarak “el” zikredildiği vakit onun sınırı bilekten başlar. Buna göre hırsızlık yapan bir kimsenin eli bilekten kesilir ve damarların tıkanıp kanın durması için zeytinyağında dağlanır. Ancak sünnet, bu âyetin umumi ifadesini bir kaç yönden kayıtlamış bulunmaktadır. Bu kayıtlardan birisi hırz; yani malın muhafaza altında olmasıdır. Hırsızlığın cezayı gerektirmesi için malın, mutlaka muhafaza edilen bir yerden alınması gerekir. Her malın muhafazası da âdeten kendisine uygun olan korunma şeklidir. Koruma altında olmayan bir yerden çalan kimsenin eli kesilmez. Diğer bir kayıt ise çalınan malın nisab miktarını bulması gerekir ki bu da ya çeyrek dinar yahut üç dirhem veya bunlardan herhangi birisine eşit olan bir kıymettir. Bundan daha aşağı değerde bir şey çalacak olursa elin kesilmesi söz konusu değildir. Bu hususlar, “hırsızlık (السرقة)” kelimesinden ve onun anlamından da çıkartılabilir. Çünkü bu kelime, kendisine karşı korunulması mümkün olmayan bir şekilde herhangi bir şeyi almak demektir. Bu da malın koruma altında olması anlamına gelir. Eğer mal koruma altında değilse bu, şer’an bir hırsızlık olmaz. Yine hikmetin bir gereği olarak elin, oldukça basit ve değersiz birşey dolayısı ile kesilmemesi gerekir. Belli bir miktarın tesbiti kaçınılmaz bir şey olduğuna göre şer’î olarak sünnette varid olan mikar, Kitabın umumi hükmünü tahsis edici olmaktadır. Hırsızlıkta elin kesilmesinin hikmeti; bu yolla malların korunması, bu konuda gereken ihtiyati tedbirlerin alınması ve bizzat cinâyeti işleyen organın kesilmesidir. Eğer tekrar aynı fiili işleyecek olursa bu sefer sol ayağı kesilir. Bir daha hırsızlık yaparsa; sol elinin bir daha yaparsa sağ ayağının kesileceği söylendiği gibi ölünceye kadar hapsedileceği de söylenmiştir. Yüce Allah’ın “hem işlediklerine bir karşılık” buyruğu şu demektir: Bu şekildeki el kesme, hırsızın başkalarına ait olan malı çalmasının bir cezasıdır; “hem de Allah tarafından ibret verici bir ceza” yani hırsızlar, hırsızlık yaptıkları vakit ellerinin kesileceğini bilecek olurlarsa bu işten vazgeçerler; böylelikle bu, hem hırsız için hem başkası için ibretlik ve caydırıcı bir ceza olmuş olur. “Allah Azîzdir, Hakimdir” Yani O izzeti ve hikmeti ile hırsızın elinin kesilmesine hükmetmiştir.

39. “(Bununla birlikte) her kim zulmettikten sonra tevbe edip (halini) ıslah ederse Allah elbette tevbesini kabul eder. Çünkü Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Tevbe edip de günahları terk eden, …

Al-Maaida 5:40Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.