Muslim99Muslim99
← Tafsir library

3. Aal-i-Imraan

The Family of Imraan · Medinan · 200 ayahs

سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 11–20 of 200

11

كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

Bunların tutumu, Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin tutumu gibi ki, ayetlerimizi yalanladılar da Allah onları günahlarından dolayı yok (helak) etti. Allah'ın cezalandırması şiddetlidir.

10- Kâfirlere ne mallarının, ne de evlatlarının Allah’a karşı hiçbir faydası olmayacaktır. İşte ateşin yakacağı da onlardır. 11- Tıpkı Firavun hanedanı ve onlardan önce gelenlerin yaptıkları gibi. Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Allah cezası pek şiddetli olandır.

10-11. Yüce Allah Kıyamet gününü söz konusu ettikten sonra Allah’a küfredenlerin, peygamberlerini yalanlayanların cehenneme girmelerinin ve orayı boylamalarının kaçınılmaz olduğunu zikretmektedir. Bunların malları ve evlatları Allah’ın azabına karşı kendilerine herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Dünya hayatında da başlarına, Firavun’un ve Allah’ın âyetlerini yalanlayan diğer ümmetlerin başına gelen ceza ve azapların benzerinin geleceğini bildirmektedir ki “Allah onları günahlarından dolayı yakalayıverdi” ve onlara uhrevi cezalar ile birleştirilecek şekilde dünyevi cezaları da derhal verdi. “Allah cezası pek şiddetli olandır.” Sakın O’nun cezasını küçümsemeye kalkışmayın, böyle yaparsanız küfür ve yalanlamayı sürdürmek size kolay gelir.

Aal-i-Imraan 3:11Listen in Qur'an →
12

قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

İnkar edenlere: "Yenileceksiniz, toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, orası ne kötü döşektir" de.

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

Aal-i-Imraan 3:12Listen in Qur'an →
13

قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌۭ فِى فِئَتَيْنِ ٱلْتَقَتَا ۖ فِئَةٌۭ تُقَٰتِلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخْرَىٰ كَافِرَةٌۭ يَرَوْنَهُم مِّثْلَيْهِمْ رَأْىَ ٱلْعَيْنِ ۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةًۭ لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَٰرِ

Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret vardır; biri Allah yolunda savaşanlardır, diğeri inkarcılardır ki, bunlar karşı tarafı gözleriyle kendilerinin iki misli görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Bunda görebilenler için ibret vardır.

12- O kâfirlere de ki:“Yakında yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. O ne kötü döşektir!” 13- (Bedir’de) karşılaşan iki toplulukta sizin için gereçkten bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfirdi ve onlar, diğerlerini (Allah yolunda savaşanları) gözleri ile kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah yardımı ile dilediğini destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için bir ibret vardır.

12-13. Bu buyruklar mü’minler için bir hayır ve müjde, kâfirler için de bir korkutmadır. Allah Dünya’da kafirlerin mutlaka yenileceklerini bildirmektedir. Nitekim iş Yüce Allah’ın haber verdiği şekilde gerçekleşmiş ve benzeri görülmedik bir şekilde yenik düşmüşlerdir. Yüce Allah Bedir’de meydana gelen olayları, Peygamberinin doğruluğuna, onun hak üzere bulunduğuna, düşmanlarının da batıl üzere olduklarına delalet eden ilâhi belgelerden birisi kılmıştır. O savaşta iki kesim karşı karşıya gelmişti. Mü’minler tarafı ancak üç yüz on küsür kişi idi ve hazırlıkları da azdı. Onlar az olmakla birlikte kâfirler bin kişiye yakın idiler. Ayrıca silâh ve diğer gereçleri itibari ile de hazırlıkları tamdı. Yüce Allah yardımı ile mü’minleri destekledi ve Allah’ın izni ile mü’minler kâfirleri yendi. İşte bu olayda basiret sahibi kimselere büyük bir ibret vardır. Şâyet bu, batıl ile karşılaştığında onu darmadağın ve yok eden hakkın ta kendisi olmasa idi sonucun -maddi sebeplere göre- tam aksi olması gerekirdi.

Aal-i-Imraan 3:13Listen in Qur'an →
14

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلْبَنِينَ وَٱلْقَنَٰطِيرِ ٱلْمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلْفِضَّةِ وَٱلْخَيْلِ ٱلْمُسَوَّمَةِ وَٱلْأَنْعَٰمِ وَٱلْحَرْثِ ۗ ذَٰلِكَ مَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلْمَـَٔابِ

Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin güzeli Allah katındadır.

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.

14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.”

15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

Aal-i-Imraan 3:14Listen in Qur'an →
15

۞ قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍۢ مِّن ذَٰلِكُمْ ۚ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتٌۭ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَٰجٌۭ مُّطَهَّرَةٌۭ وَرِضْوَٰنٌۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ

De ki: Bundan daha iyisini size haber vereyim mi? Allah'a karşı gelmekten sakınanlara, Rab'lerinin katında, altlarından ırmaklar akan ve orada temelli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah kullarını hakkiyle görücüdür.

14- Kadınlar, oğullar, yığın yığın yüklerle altın ve gümüş, salma güzel atlar, davarlar ve ekinler gibi arzulanan şeylere düşkünlük, insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir. 15- De ki: “Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri nezdinde altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada ebedi kalacaklardır. Onlar için tertemiz zevceler ve Allah’tan da bir rıza vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.

14. Yüce Allah bu iki âyet-i kerimede dünya hayatını âhirete tercih hususunda insanların durumunu ve iki yurt arasındaki büyük farklılığı ve muazzam ayrılığı haber vermektedir. Yine insanlara bu dünyevi süslerin, cazip ve güzel gösterildiğini, onların da gözlerini bunlara diktiklerini, kalplerine tatlı geldiğini, nefislerin bunlarla zevk alıp lezzetlerine varmaya yöneldiklerini haber vermektedir. Her bir kesim bu türlerden birisine meyleder, bu süslü gördükleri şeyi elde etmek için bütün gayretlerini ortaya koyar ve bunun bilgilerinin vardığı son nokta olarak kabul ederler. Buna rağmen bütün bunlar dünya hayatının az olan faydasıdır ve kısa bir süre içerisinde geçip gidecektir. İşte “Bunlar dünya hayatının (geçici) faydalarıdır. Güzel dönüş yeri ise Allah nezdindedir.”

15. Daha sonra Yüce Allah, Allah’tan sakınan, O’na kulluk eden takva sahipleri için bu zevk ve lezzetlerden daha hayırlı olanlarının hazılanmış olduğunu haber vermektedir. Onlar için çeşit çeşit, hayırlı ve kalıcı nimetler hazırlanmıştır. Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırına bile gelmedik ebedi nimetler vardır. Onlar için Allah’tan bir razı oluş da vardır. Bu ise her şeyden daha büyüktür. Onlara her türlü rahatsızlık ve eksiklikten tertemiz kılınmış zevceler de vardır. Onların huyları güzel, yaratılışları da mükemmeldir. Zira bir şeyin nefyedilmesi (olmadığının söylenmesi) onun zıddının varlığını gerektirir. İşte bu zevcelerin rahatsızlık verici hususlardan arındırılmış olmaları da kemal sıfatları ile nitelendirilmelerini gerektirmektedir. “Allah kullarını hakkıyla görendir.” Dolaysıyla da onlardan her birisi ne için yaratılmış ise onu, o kimselere kolaylaştırır. Mutlu ve bahtiyar olanlara bu kalıcı âhiret yurdu için amelde bulunmayı kolaylaştırır. Onlar da bu dünya hayatından Allah’a ibadet ve O’na itaatte kendilerine yardım ve destek sağlayacak şeyleri alırlar. Bedbaht ve haktan yüz çeviren kimselere gelince onlar da kendilerine yaraşır amelleri işlerler, dünya hayatından razı ve memnun olur, bu hayata meyleder ve bu hayatı kalıcı kabul ederler.

Aal-i-Imraan 3:15Listen in Qur'an →
16

ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir.

16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

Aal-i-Imraan 3:16Listen in Qur'an →
17

ٱلصَّٰبِرِينَ وَٱلصَّٰدِقِينَ وَٱلْقَٰنِتِينَ وَٱلْمُنفِقِينَ وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ بِٱلْأَسْحَارِ

Onlar ki, "Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

16, 17- Onlar:“Rabbimiz, biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru.” diyen, sabreden, sadık olan, kunut eden, infak eden ve seher vakitlerinde mağfiret dileyen kimselerdir.

16-17. İlimde derinleşmiş, ilim ve iman ehli kimseler, günahlarının bağışlanması ve cehennem azabından korunmak için imanları ile Rablerine yalvarır ve yönelirler. İşte bu, Yüce Allah’ın sevdiği vesilelerden (tevessül çeşitlerinden)dir. Kul Rabbine, Allah’ın kendisine lütfetmiş olduğu iman ve salih amelleri vesile kılarak Allah’ın kendi üzerindeki nimetlerini -mükâfaatın elde edilmesi ve cezanın da uzaklaştırılması sureti ile- tamamlamasını ister. Daha sonra Yüce Allah bu hayırlı kullarını en güzel nitelikler ile vasfetmektedir ki bunların ilki “Allah’ın rızasını isteyerek nefsi, Allah’ın sevdiği şeylerin sınırında tutmak” demek olan sabırdır. Onlar Allah’a itaat üzere sabrederler, O’nun masiyetlerine karşı sabrederler ve can yakıcı ilahi takdire sabrederler. Söz ve fiillerde “sıdk/doğruluk” da onların sıfatlarındandır. “Sıdk”, iç ile dışın aynı olması ve Sırat-i Müstakimi izlemekte samimi ve kararlı olmak demektir. Yine “gönülden boyun eğmek ve itaat üzere devam etmek” demek olan kunût da onların sıfatları arasındadır. Hayır yollarında fakirlere ve muhtaçlara infak etmek, özellikle de seher vakitlerinde Allah’tan mağfiret dilemek de bu hayırlı kulların nitelikleri arasındadır. Bunlar gece namazlarını seher vaktine kadar devam ettirirler ve bu vakitte de oturup Yüce Allah’tan mağfiret dilerler.

Aal-i-Imraan 3:17Listen in Qur'an →
18

شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْعِلْمِ قَآئِمًۢا بِٱلْقِسْطِ ۚ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.

18- Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti. Melekler ve ilim sahipleri de (buna şahitlik ettiler). O’ndan başka (hak) ilâh yoktur, Azîz’dir, Hakîm’dir.

18. “Allah adaleti ortaya koyarak kendisinden başka (hak) ilâh olmadığına şehadet etti.” İşte bu yüce ve mutlak egemen el-Melik’in, meleklerin ve ilim ehlinin yaptıkları şehadetlerin en büyüğüdür. Şahitlik ettikleri şey de hakkında şahitlik edilenlerin en üstün ve en değerlisidir. O da Yüce Allah’ın tevhidi ve O’nun adaleti ayakta tuttuğudur. Bu aynı zamanda şeriatın bütün hükümlerine ve amellerin karşılıklarına dair bütün ahkâma şehadet etmeyi de kapsar. Çünkü şeriat ve dinin aslı ve temeli, Yüce Allah’ı tevhid, yalnız O’na ibadet etmek, azamet ve kibriya sıfatlarına tek başına O’nun sahip olduğunu itiraf etmektir. Bunlar; şeref, izzet, kudret, celal, cömertlik sıfatları, iyilik, rahmet, ihsan, cemal ve yaratılmışlardan hiçbir kimsenin sayamayacağı, kısmen dahi kuşatamayacağı yahut ulaşamayacağı ya da O’na övgünün nihaî derecesine varamayacağı mutlak kemal sıfatlarının yalnız O’na ait olduğunu kabul etmektir. Şeriatın öngördüğü ibadetler, muamelat ve bunlara dair diğer hükümler, emir ve nehiyler gibi şeyler de mutlak adalettir. Bunlarda herhangi bir şekilde zulüm ve haksızlık yoktur. Aksine bütün bunlar son derece hikmetli ve muhkemdir. Aynı şekilde iyi ve kötü amellere verilecek karşılıkların hepsi de adalettir. “De ki: Kimin şahitliği en büyüktür. De ki: Allah...”(el-En’âm, 6/19) Buna göre Allah’ın tevhidi, dini ve amellere tespit ettiği karşılıkların verilmesi hususları, en ufak bir şüpheyi taşımayacak şekilde sabit olmuştur ve bunlar, hakikatlerin en büyüğü ve en açık olanıdır. Allah buna dair sayılamayacak ve hesap edilemeyecek kadar kat’i delil ve belgeyi ortaya koymuştur. Bu âyet-i kerimede ilim ve ilim adamlarının fazileti de ortaya çıkmaktadır. Çünkü Allah sair insanlar arasından özellikle onları zikretmiş ve onların şahitliklerini kendisinin ve meleklerin şahitliği ile birlikte söz konusu etmiş, ilim adamlarının şahitliğini Allah’ın tevhidine, dinine, amellerin karşılığının verileceğine dair en büyük delil ve belgeler arasında değerlendirmiş, böylece mükelleflerin bu adil ve doğru şahitliği kabul etmeleri gerektiğini vurgulamıştır. Yine bunun kapsamında ilim adamlarının adil oldukları, diğer insanların onlara tabi oldukları, ilim adamlarının ise kendilerine uyulması gereken önderler oldukları ortaya konmaktadır. Bu ise değeri ve kadri tespit edilemeyecek kadar büyük bir fazileti, şerefi ve üstün bir mevkiyi ifade eder.

Aal-i-Imraan 3:18Listen in Qur'an →
19

إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَٰمُ ۗ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.

19- Şüphesiz Allah katında din İslâmdır. Kendilerine Kitap verilenler ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir.

19. “Şüphesiz Allah katında din İslâmdır.” Yüce Allah, katında kendisinden başka gerçek dinin bulunmadığı ve kendisinden başkasının makbul sayılmayacağı dinin İslam olduğunu haber veriyor. İslâm ise zahiren ve batınen Allah’ın peygamberleri vasıtası ile teşrî buyurduğu şekilde yalnızca Allah’a boyun eğmektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa o, ondan asla kabul olunmaz ve o, âhirette zarara uğrayanlardan olur.”(Âl-i İmran, 3/85) Buna göre İslâm dininden başka bir dine bağlanan kimse gerçekte Allah’a boyun eğmemiş olur. Çünkü o, Allah’ın peygamberi vasıtası ile teşrî buyurduğu yolu izlememektedir. Daha sonra Yüce Allah, Kitap ehlinin bunu bildiklerini, onların inat ederek ve kıskançlıkları sebebi ile anlaşmazlığa düşüp bu doğru yoldan saptıklarını haber vermektedir. Çünkü anlaşmazlığa düşmemelerini gerektiren ve gerçek dine bağlı kalmalarını ön gören bilgi onlara ulaşmıştır. Diğer taraftan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de onlara peygamber olarak geldiğinde onu tam olarak tanıdılar. Kıskançlık, haksızlık ve Allah’ın âyetlerini inkara sapmaları, onları hakka uymaktan alıkoydu. “Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse muhakkak Allah hesabı pek çabuk görendir.” O halde artık bunu beklesinler, şüphesiz ki o gün gelecektir ve Allah dünyada yaptıklarının karşılığı ile onları cezalandıracaktır.

Aal-i-Imraan 3:19Listen in Qur'an →
20

فَإِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِ ۗ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْأُمِّيِّۦنَ ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ فَإِنْ أَسْلَمُوا۟ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَٰغُ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ

Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, "Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a verdim" de. Kendilerine Kitap verilenlere ve kitapsızlara: "Siz de İslam oldunuz mu?" de, şayet İslam olurlarsa doğru yola girmişlerdir, yüz çevirirlerse, sana yalnız tebliğ etmek düşer. Allah kullarını görür.

20- Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki:“Ben yüzümü/kendimi Allah’a teslim ettim, bana uyanlar da.” Kendilerine Kitap verilenlerle ümmilere de de ki: “Siz de İslâm/teslim oldunuz mu?” Eğer İslâm/teslim olurlarsa muhakkak hidâyet bulmuş olurlar. Şâyet yüz çevirirlerse artık sana düşen ancak tebliğdir. Allah kulları çok iyi görendir.

20. “Şayet seninle münakaşaya kalkışırlarsa…” Yüce Allah, nezdinde geçerli olacak gerçek dinin İslâm olduğunu beyan etmiş, Kitap ehli de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile sözlü olarak tartışmaya girişmişler, bu konuda onlara karşı susturucu deliller ortaya konulmuş, ancak onlar bu delillere karşı inatla karşı koymuşlardır. Yüce Allah bunun üzerine Peygamber’e “yüzünü” yani zahiri ve batını ile kendisini Yüce Allah’a teslim ettiğini, kendisine tabi olanların durumunun da aynı olduğunu söyleyip bunu ilan etmesini emretti. Zira onlar da bu katıksız itaat ve boyun eğme hususunda ona muvafakat etmişlerdir. Yine ona bütün insanlara, hem Kitap ehline hem de “ümmilere” yani kendilerine kitap gönderilmemiş olan Araplara ve Arap olmayanlara şöyle demesini emretmiştir: Eğer İslam/teslim olursanız, dosdoğru yol, hidâyet ve hak üzeresiniz demektir. Eğer yüz çevirecek olursanız, hesabınızı görmek Allah’a aittir. Bana düşen ancak tebliğde bulunmaktır ve ben de size tebliğimi yaptım ve delili ortaya koydum.

Aal-i-Imraan 3:20Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.