Muslim99Muslim99
← Tafsir library

3. Aal-i-Imraan

The Family of Imraan · Medinan · 200 ayahs

سُورَةُ آلِ عِمۡرَانَ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 111–120 of 200

111

لَن يَضُرُّوكُمْ إِلَّآ أَذًۭى ۖ وَإِن يُقَٰتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ ٱلْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ

Onlar incitmekten başka size bir zarar veremezler. Sizinle savaşa koyulurlarsa, geri dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

110- Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirir ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Kitap ehli de iman etmiş olsalardı, kendileri için daha hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler olmakla birlikte onların çoğu fasıktır. 111- Onlar (dil ile) eziyet etmenin dışında size asla zarar veremezler. Şayet sizinle savaşacak olurlarsa size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.

110-111. Yüce Allah bu ayetlerde zikrettiği vasıflarla bu ümmeti üstün kılmıştır. Onlar bu özellikler sayesinde temayüz etmiş ve diğer ümmetlerden üstte olmuşlardır. Onlar, insanlar içinde nasihat, hayrı istemek, davet, öğretim, irşat, iyiliği emretme, kötülüğü engelleme konularında insanlara en fazla hayrı dokunan kimselerdir. Onlar, hem imkan ölçüsünde insanların yararına olan işlerde koşuşturmak suretiyle ahlaklarını kemale erdirmişlerdir, hem de Allah'a iman etmek ve imanın gereklerini yerine getirmek suretiyle nefislerini kemale erdirmişlerdir. Şayet ehli kitap da onlar gibi iman edecek olsalardı onlar da doğru yolu bulurlardı ve bu da onlar için çok hayırlı olurdu. Ancak onlardan pek az kimse iman etmiştir. Çoğu ise fasık, Allah'a ve Rasul’e itaatten çıkan, müminlere savaş açan ve onlara var güçleriyle zarar vermeye çalışan kimselerdir. Buna rağmen onlar, müminlere dilleriyle eziyet etmekten başka bir zarar veremezler. Zira onlarla savaşacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Onlara kimse yardım da etmez. Nitekim Allah'ın haber verdiği gibi de olmuştur. Onlar Müslümanlarla savaştıkları vakit arkalarını dönüp kaçmışlar ve Allah, onlara karşı Müslümanlara zafer ihsan etmiştir.

Aal-i-Imraan 3:111Listen in Qur'an →
112

ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوٓا۟ إِلَّا بِحَبْلٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍۢ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّۢ ۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

Nerede bulunsalar Allah'ın ve inanan insanların himayesinde olanlar müstesna onlara alçaklık damgası vurulmuştur. Allah'tan bir gazaba uğradılar, onlara aşağılık damgası vuruldu. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandır.

112- Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar zillet damgası üzerlerine vurulmuştur. Ancak Allah’ın ahdine ve insanların emanına sığınmış olmaları müstesna. Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar ve üzerlerine fakirlik damgası vurulmuştur. Bunun sebebi onların Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleridir. Bu, onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır.

112. Bu buyrukta Yüce Allah yahudilere zillet damgası vurulmuş olduğunu haber vermektedir. Bu nedenle onlar nerede olurlarsa olsunlar korku içerisindedirler. Herhangi bir antlaşma yahut İslâm’ın hükmüne boyun eğip cizye vermeyi kabul etmek suretiyle güven sağlayacak bir sebebe sarılmaları dışında hiçbir şey onları güven altında bulundurmaz. Yahut da “insanların emanına sığınmış olmaları müstesna” Yani başkalarının yönetim ve nezaretleri altında bulunmaları halinde kendilerini emniyet altında hissedebilirler. Nitekim öteden beri durumlarının böyle olduğu görülmüştür. Son dönemlerde Filistin’de elde ettikleri geçici egemenliği de ancak diğer büyük devletlerin yardım ve desteği ile ve bu büyük devletlerin onlara her türlü imkânı hazırlamaları sonucu elde edebilmişlerdir. “Onlar Allah’ın gazabına uğramışlar.” Allah onlara gazap etmiştir. Zillet ve fakirlik ile onları cezalandırmıştır. Buna sebep ise Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Onlar bunu bilgisizliklerinden dolayı yapmıyorlardı. Haddi aşmalarından ve inatlarından dolayı yapıyorlardı. Onlara verilen bu çeşitli cezalar “onların isyan etmiş ve aşırı gitmiş olmalarındandır.” Şanı Yüce Allah onlara asla zulmetmemiş ve suçsuz yere onları cezalandırmamıştır. Onlara verdiği bu cezalar, onların haddi aşmaları, düşmanlık etmeleri, küfre sapmaları, peygamberleri yalanlamaları ve korkunç cinâyetler işlemelerinden dolayıdır.

Aal-i-Imraan 3:112Listen in Qur'an →
113

۞ لَيْسُوا۟ سَوَآءًۭ ۗ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَٰبِ أُمَّةٌۭ قَآئِمَةٌۭ يَتْلُونَ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.

113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır.

115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Aal-i-Imraan 3:113Listen in Qur'an →
114

يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Kitap ehlinin hepsi bir değildir: Onlardan geceleri secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okuyup duranlar vardır; bunlar Allah'a ve ahiret gününe inanır, kötülükten meneder, iyiliklere koşarlar. İşte onlar iyilerdendir.

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.

113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır.

115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Aal-i-Imraan 3:114Listen in Qur'an →
115

وَمَا يَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَلَن يُكْفَرُوهُ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ

Ne iyilik yaparlarsa, karşılığını bulacaklardır. Allah sakınanları bilir.

113- Onların hepsi bir değildir. Kitap ehlinden bir zümre vardır ki (hak üzere) dosdoğru yürürler. Gece saatlerinde de secde ederek Allah’ın âyetlerini okurlar. 114- Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar ve hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar. İşte onlar salihlerdendir. 115- Onlar her ne hayır işlerlerse ondan mahrum bırakılmayacaklardır. Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.

113-114. Yüce Allah Kitap ehlinden sapanları söz konusu ettikten sonra, aralarından dosdoğru yolda gidenlerin halini açıklamakta, onlardan dinin aslî ve fer’î hükümlerini dosdoğru uygulayan kimselerin bulunduğunu bildirmektedir:“Allah’a ve âhiret gününe iman ederler. İyiliği emrederler,” İyilik (ma’ruf) bütün hayırlı şeylerdir “kötülükten alıkoyarlar” kötülük (münker) de kötü ve şer olan her şeydir. Aynı anlamda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Mûsâ’nın kavminden de (insanları) hakka yönelten ve hak gereğince adaletle hükmeden bir topluluk vardır.”(el-Araf, 7/159)“Hayırlı işlerde ellerini çabuk tutarlar.” Hayırlı işlerde elleri çabuk tutmak, bunları işlemekten daha ileri bir şeydir. Bu onların hem hayırları işlediklerini, hem de bu konuda ellerini çabuk tuttuklarını ayrıca farz olsun müstehab olsun bunların tamamlayıcı bütün unsurlarını da yerine getirdiklerini belirten bir vasıftır.

115. Daha sonra Yüce Allah az olsun, çok olsun hayır türünden işledikleri her bir şeyi, iman ve ihlâs ile yapılmış olması şartı ile kabul edeceğini haber vermektedir. “Ondan mahrum bırakılmayacaklardır.” Yani onların işledikleri asla inkâr olunmayacak ve boşa gitmeyecektir. “Allah takvâ sahiplerini çok iyi bilendir.” Takvâ sahipleri ise hayırları işleyen, haramları terk eden ve bunları da Allah’ın rızasını ve mükafatını elde etmek maksadıyla yapanlardır.

Aal-i-Imraan 3:115Listen in Qur'an →
116

إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۚ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

İnkar eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara bir fayda vermeyecektir. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temellidirler.

116- Kâfirlerin mallarının da oğullarının da Allah’(ın azabın)a karşı kendilerine asla bir faydası olmayacaktır. Onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. 117- Onların bu dünya hayatında harcadıkları, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurup da helâk eden kavurucu bir rüzgâra benzer. Allah onlara zulmetmemiştir; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.

116-117. Yüce Allah kâfirlerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip peygamberlerini yalanlayan kimseleri hiçbir şeyin, Allah’ın azabından kurtaramayacağını, hiçbir kimsenin onlara bir fayda sağlayamayacağını ve Allah nezdinde hiçbir kimsenin onlara şefaatçi olmayacağını beyan etmektedir. Zorlu zamanlar ve hoşlanmadıkları haller için hazırladıkları mallarının ve evlatlarının da kendilerine hiçbir faydasının olmayacağını, dünyada iken batıllarının zaferi için harcadıkları bütün mallarının da zayi olup gideceğini ifade etmektedir. Onların bu harcamalarının misali ise “kavurucu” çok soğuk yahut da yakıcı bir ateş içeren oldukça şiddetli bir rüzgârın isabet ettiği ekine benzer ki böyle bir rüzgâr o ekini mahveder. Bütün bunların sebebi ise onların zulümleridir. Allah onlara zulmetmemiş, günahsız yere onları cezalandırmamıştır, asıl onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “O kâfirler, şüphesiz mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, yakında da onları harcayacaklar, sonra bu onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da yenilgiye uğrayacaklardır...”(el-Enfal, 8/36)

Aal-i-Imraan 3:116Listen in Qur'an →
117

مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍۢ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍۢ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ ۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَٰكِنْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

Bu dünya hayatında sarfettiklerinin durumu, kendilerine zulmeden kimselerin ekinlerine isabetle kavurup mahveden soğuk bir rüzgarın durumu gibidir. Allah onlara zulmetmedi, onlar kendilerine yazık ettiler.

116- Kâfirlerin mallarının da oğullarının da Allah’(ın azabın)a karşı kendilerine asla bir faydası olmayacaktır. Onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyyen kalacaklardır. 117- Onların bu dünya hayatında harcadıkları, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerini vurup da helâk eden kavurucu bir rüzgâra benzer. Allah onlara zulmetmemiştir; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.

116-117. Yüce Allah kâfirlerin Allah’ın âyetlerini inkâr edip peygamberlerini yalanlayan kimseleri hiçbir şeyin, Allah’ın azabından kurtaramayacağını, hiçbir kimsenin onlara bir fayda sağlayamayacağını ve Allah nezdinde hiçbir kimsenin onlara şefaatçi olmayacağını beyan etmektedir. Zorlu zamanlar ve hoşlanmadıkları haller için hazırladıkları mallarının ve evlatlarının da kendilerine hiçbir faydasının olmayacağını, dünyada iken batıllarının zaferi için harcadıkları bütün mallarının da zayi olup gideceğini ifade etmektedir. Onların bu harcamalarının misali ise “kavurucu” çok soğuk yahut da yakıcı bir ateş içeren oldukça şiddetli bir rüzgârın isabet ettiği ekine benzer ki böyle bir rüzgâr o ekini mahveder. Bütün bunların sebebi ise onların zulümleridir. Allah onlara zulmetmemiş, günahsız yere onları cezalandırmamıştır, asıl onlar kendi kendilerine zulmetmektedirler. Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “O kâfirler, şüphesiz mallarını Allah yolundan alıkoymak için harcarlar, yakında da onları harcayacaklar, sonra bu onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da yenilgiye uğrayacaklardır...”(el-Enfal, 8/36)

Aal-i-Imraan 3:117Listen in Qur'an →
118

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ بِطَانَةًۭ مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًۭا وَدُّوا۟ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ ٱلْبَغْضَآءُ مِنْ أَفْوَٰهِهِمْ وَمَا تُخْفِى صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Ey İnananlar! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalblerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız, şüphesiz size ayetleri açıkladık.

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir.

120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” …

Aal-i-Imraan 3:118Listen in Qur'an →
119

هَٰٓأَنتُمْ أُو۟لَآءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِٱلْكِتَٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ عَضُّوا۟ عَلَيْكُمُ ٱلْأَنَامِلَ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۚ قُلْ مُوتُوا۟ بِغَيْظِكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve Kitapların bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: "İnandık" derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın". Allah kalblerde olanı bilir.

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir.

120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” …

Aal-i-Imraan 3:119Listen in Qur'an →
120

إِن تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌۭ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌۭ يَفْرَحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌۭ

Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider; başınıza bir kötülük gelse buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Allah işlediklerinin hepsini ilmiyle kuşatmıştır.

118- Ey iman edenler! Kendinizden başkasını sırdaş edinmeyin. Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri arzu ederler. Onların kinleri ağızlarından (taşıp) açığa çıkmıştır. Göğüslerinde gizledikleri (kin) ise daha büyüktür. Şâyet düşünürseniz işte size âyetlerimizi açıkladık. 119- İşte siz onları seviyorsunuz, ama onlar sizi sevmiyorlar. Siz kitapların hepsine iman edersiniz, onlar ise sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat başbaşa kaldıklarında (size duydukları) kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki:“Kininizle geberin!” Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir. 120- Size bir iyilik dokunursa bu, onları üzer. Şayet size bir kötülük isabet ederse ondan dolayı sevinirler. Eğer siz sabreder ve takvalı olursanız onların tuzaklarının size zararı olmaz. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

118. Bu buyrukla Yüce Allah kullarını kâfirleri sırdaş edinmekten, onlarla içli dışlı olmaktan yahut da onlara gizliliklerini açacakları, mü’minlerin sırlarını açıklayacakları samimi ve özel arkadaş edinmekten sakındırmaktadır. Yüce Allah mü’min kullarına bunları sırdaş edinmekten uzak durmayı gerektiren hususları da şöyle açıklamaktadır:“Onlar size zarar vermekten hiç geri kalmazlar.” Yani onlar size zarar vermek hususunda ellerinden geleni yapmaktan geri durmazlar, aksine buna can atarlar. Üstelik sizlere karşı duydukları kin, sözlerinden ve zaman zaman dillerinden kaçırdıkları ifadelerden açıkça ortaya çıkmıştır. Kalplerinin gizlediği kin ve düşmanlık ise söz ve davranışlarında gördüklerinizden çok daha büyüktür. Eğer sizler anlayan ve aklı eren kimseler iseniz işte Allah onların durumlarını sizlere açıkça anlatmış bulunmaktadır. 119. Diğer taraftan onları sevmeye, onları dost ve sırdaş edinmeye iten, bunu gerektiren sebep nedir? Çünkü siz onların dinde büyük bir sapıklık içerisinde olduklarını ve sizin iyiliklerine verdikleri karşılıkları bilmektesiniz. Sizler bütün peygamberlerin bildirdikleri din üzere dosdoğru yürümektesiniz. Allah’ın göndermiş olduğu bütün peygamberlere ve Allah’ın indirmiş olduğu bütün kitaplara iman etmektesiniz. Onlar ise kitapların en üstününü, Rasûllerin en şereflisini inkâr etmektedir. Sizler onlara karşı şefkatlisiniz, onlara sevgi beslersiniz. Halbuki onlar bunun karşılığını asgari ölçülerde dahi vermemektedirler. O halde onlar sizi sevmezken siz onları nasıl seversiniz? Onlar size karşı riyâkarlık ve münafıklık yapmaktadırlar:“sizinle karşılaştıkları zaman “İman ettik” derler; fakat” kendileriyle aynı yolu izleyenler ile “başbaşa kaldıklarında” size ve dininize karşı olan aşırı kin ve öfkelerinden dolayı “parmaklarının uçlarını ısırırlar.”“De ki: Kininizle geberin.” Yani siz İslâm’ın aziz olduğunu, küfrün de zelil olduğunu görecek ve bundan hoşlanmayacaksınız. Kin ve öfkenizle geberip gideceksiniz. Hiçbir zaman maksadınıza erişerek gönülleriniz rahat edemeyecektir. “Şüphesiz Allah göğüslerde olanı çok iyi bilendir.” O nedenle de mü’min kullarına din düşmanı olan kâfir ve münafıkların kalplerinin sakladıklarını beyan etmiştir.

120. “Size bir iyilik” güç, yardım, afiyet ve hayır “dokunursa bu, onları üzer. Eğer size” …

Aal-i-Imraan 3:120Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.