Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 41–50 of 286

41

وَءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلْتُ مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوٓا۟ أَوَّلَ كَافِرٍۭ بِهِۦ ۖ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِى ثَمَنًۭا قَلِيلًۭا وَإِيَّٰىَ فَٱتَّقُونِ

Yanınızdaki Tevrat'ı tasdik ederek indirdiğim Kuran'a, inanın; onu ilk inkar edenler siz olmayın, ayetlerimi hiçbir değere karşılık değiştirmeyin ve bile bile hakkı gizlemeyin.

40- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki ben de ahdinizi yerine getireyim. (Bir de) yalnız benden korkun. 41- Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın ve yalnız benden korkup sakının. 42- Hakkı batılla bulayıp bile bile hakkı gizlemeyin. 43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

40. “Ey İsrailoğulları” buyruğunda geçen İsrail’den kasıt, Yakub aleyhisselam’dır. Burada hitap Medine ve etrafında bulunan çeşitli İsrailoğulları fırkalarına yöneliktir. Onlardan sonra gelenler de bu hitaba dahildirler. Allah onlara genel bir emir vererek:“Size verdiğim nimetimi hatırlayın” buyurmaktadır. Bu buyruk bir bölümü bu sûrede söz konusu edilecek olan bütün nimetleri kapsar. Hatırlamaktan maksat kalp ile itiraf etmek, dil ile övmek, âzâları da Allah’ın seveceği ve razı olacağı yollarda kullanmak sureti ile bu nimetlerin hatırlanmasıdır. “Ve ahdimi yerine getirin” buyruğu ise Allah'ın onlardan kendisine ve Peygamberlerine iman edeceklerine ve Şeriat’i uygulayacaklarına dair almış olduğu sözdür. “Ki ben de ahdinizi yerine getireyim.” Bu da onların sözlerinde durmalarına karşılık verilecek mükâfattır. Burada sözü edilen ahitten kasıt Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözü edilen hususlardır:“Andolsun, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz içlerinden oniki de temsilci belirlemiştik. Allah buyurmuştu ki: Ben şüphesiz sizinle beraberim, andolsun ki eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanırsanız... bundan sonra içinizden kim kâfir olursa, muhakkak doğru yoldan sapmış olur.”(el-Maide, 5/12) xxxbu ve benzeri bazı ayetler metinde de yarım ama aslında tamamının verilmesi daha doğru ve okuyucu açısından da daha anlaşılır olurXXX hocaya sorulabilirXXXX Bunun ardından Yüce Allah onlara, verdikleri sözde durmalarını sağlayacak sebebi emretmektedir ki bu da gereği üzere yalnızca O’ndan korkmaktır. Çünkü O’ndan korkan bir kimse bu korkusu dolayısıyla emrine uyar ve yasaklarından sakınır. Daha sonra Yüce Allah onlara kendisi olmaksızın imanlarının ne tamam ne de sahih olamayacağı bir hususu şöyle emretmektedir:

41. “Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin” Bundan kasıt Yüce Allah’ın kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’dir. Ona iman etmelerini ve uymalarını etmektedir. Bu Kitab’ın üzerine indirildiği kişiye iman etmeyi de gerektirir. Allah iman etmelerini gerektiren hususu da söz konusu etmiş “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyurmuştur. Yani ona uygun olan, muhalif olmayan ve onunla çelişmeyen Kitab’a iman edin, demektir. Kur’ân-ı Kerîm beraberinizde bulunan kitaplara uygun düştüğüne, aykırı olmadığına göre, sizin ona iman etmenize bir engel yoktur. Çünkü bu kitap diğer Rasûllerin getirdikleri ile aynıdır. O halde bu Kitab’a iman edip tasdik etmek, herkesten çok size yaraşır. Çünkü sizler Kitab ve ilim ehli kimselersiniz. Aynı şekilde “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyruğunda şuna da işaret vardır: Eğer bu Kitab’a iman etmeyecek olursanız, bu sizin beraberinizde bulunanları da yalanlamanız anlamına …

Al-Baqara 2:41Listen in Qur'an →
42

وَلَا تَلْبِسُوا۟ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَٰطِلِ وَتَكْتُمُوا۟ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin.

40- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki ben de ahdinizi yerine getireyim. (Bir de) yalnız benden korkun. 41- Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın ve yalnız benden korkup sakının. 42- Hakkı batılla bulayıp bile bile hakkı gizlemeyin. 43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

40. “Ey İsrailoğulları” buyruğunda geçen İsrail’den kasıt, Yakub aleyhisselam’dır. Burada hitap Medine ve etrafında bulunan çeşitli İsrailoğulları fırkalarına yöneliktir. Onlardan sonra gelenler de bu hitaba dahildirler. Allah onlara genel bir emir vererek:“Size verdiğim nimetimi hatırlayın” buyurmaktadır. Bu buyruk bir bölümü bu sûrede söz konusu edilecek olan bütün nimetleri kapsar. Hatırlamaktan maksat kalp ile itiraf etmek, dil ile övmek, âzâları da Allah’ın seveceği ve razı olacağı yollarda kullanmak sureti ile bu nimetlerin hatırlanmasıdır. “Ve ahdimi yerine getirin” buyruğu ise Allah'ın onlardan kendisine ve Peygamberlerine iman edeceklerine ve Şeriat’i uygulayacaklarına dair almış olduğu sözdür. “Ki ben de ahdinizi yerine getireyim.” Bu da onların sözlerinde durmalarına karşılık verilecek mükâfattır. Burada sözü edilen ahitten kasıt Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözü edilen hususlardır:“Andolsun, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz içlerinden oniki de temsilci belirlemiştik. Allah buyurmuştu ki: Ben şüphesiz sizinle beraberim, andolsun ki eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanırsanız... bundan sonra içinizden kim kâfir olursa, muhakkak doğru yoldan sapmış olur.”(el-Maide, 5/12) xxxbu ve benzeri bazı ayetler metinde de yarım ama aslında tamamının verilmesi daha doğru ve okuyucu açısından da daha anlaşılır olurXXX hocaya sorulabilirXXXX Bunun ardından Yüce Allah onlara, verdikleri sözde durmalarını sağlayacak sebebi emretmektedir ki bu da gereği üzere yalnızca O’ndan korkmaktır. Çünkü O’ndan korkan bir kimse bu korkusu dolayısıyla emrine uyar ve yasaklarından sakınır. Daha sonra Yüce Allah onlara kendisi olmaksızın imanlarının ne tamam ne de sahih olamayacağı bir hususu şöyle emretmektedir:

41. “Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin” Bundan kasıt Yüce Allah’ın kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’dir. Ona iman etmelerini ve uymalarını etmektedir. Bu Kitab’ın üzerine indirildiği kişiye iman etmeyi de gerektirir. Allah iman etmelerini gerektiren hususu da söz konusu etmiş “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyurmuştur. Yani ona uygun olan, muhalif olmayan ve onunla çelişmeyen Kitab’a iman edin, demektir. Kur’ân-ı Kerîm beraberinizde bulunan kitaplara uygun düştüğüne, aykırı olmadığına göre, sizin ona iman etmenize bir engel yoktur. Çünkü bu kitap diğer Rasûllerin getirdikleri ile aynıdır. O halde bu Kitab’a iman edip tasdik etmek, herkesten çok size yaraşır. Çünkü sizler Kitab ve ilim ehli kimselersiniz. Aynı şekilde “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyruğunda şuna da işaret vardır: Eğer bu Kitab’a iman etmeyecek olursanız, bu sizin beraberinizde bulunanları da yalanlamanız anlamına …

Al-Baqara 2:42Listen in Qur'an →
43

وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱرْكَعُوا۟ مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ

Namazı kılın, zekatı verin, rüku edenlerle birlikte rüku edin.

40- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin ki ben de ahdinizi yerine getireyim. (Bir de) yalnız benden korkun. 41- Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın ve yalnız benden korkup sakının. 42- Hakkı batılla bulayıp bile bile hakkı gizlemeyin. 43- Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

40. “Ey İsrailoğulları” buyruğunda geçen İsrail’den kasıt, Yakub aleyhisselam’dır. Burada hitap Medine ve etrafında bulunan çeşitli İsrailoğulları fırkalarına yöneliktir. Onlardan sonra gelenler de bu hitaba dahildirler. Allah onlara genel bir emir vererek:“Size verdiğim nimetimi hatırlayın” buyurmaktadır. Bu buyruk bir bölümü bu sûrede söz konusu edilecek olan bütün nimetleri kapsar. Hatırlamaktan maksat kalp ile itiraf etmek, dil ile övmek, âzâları da Allah’ın seveceği ve razı olacağı yollarda kullanmak sureti ile bu nimetlerin hatırlanmasıdır. “Ve ahdimi yerine getirin” buyruğu ise Allah'ın onlardan kendisine ve Peygamberlerine iman edeceklerine ve Şeriat’i uygulayacaklarına dair almış olduğu sözdür. “Ki ben de ahdinizi yerine getireyim.” Bu da onların sözlerinde durmalarına karşılık verilecek mükâfattır. Burada sözü edilen ahitten kasıt Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözü edilen hususlardır:“Andolsun, Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Biz içlerinden oniki de temsilci belirlemiştik. Allah buyurmuştu ki: Ben şüphesiz sizinle beraberim, andolsun ki eğer namaz kılar, zekât verir, Peygamberlerime inanırsanız... bundan sonra içinizden kim kâfir olursa, muhakkak doğru yoldan sapmış olur.”(el-Maide, 5/12) xxxbu ve benzeri bazı ayetler metinde de yarım ama aslında tamamının verilmesi daha doğru ve okuyucu açısından da daha anlaşılır olurXXX hocaya sorulabilirXXXX Bunun ardından Yüce Allah onlara, verdikleri sözde durmalarını sağlayacak sebebi emretmektedir ki bu da gereği üzere yalnızca O’ndan korkmaktır. Çünkü O’ndan korkan bir kimse bu korkusu dolayısıyla emrine uyar ve yasaklarından sakınır. Daha sonra Yüce Allah onlara kendisi olmaksızın imanlarının ne tamam ne de sahih olamayacağı bir hususu şöyle emretmektedir:

41. “Beraberinizde bulunanları tasdik edici olarak indirdiğime iman edin” Bundan kasıt Yüce Allah’ın kulu ve Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e indirdiği Kur’ân-ı Kerîm’dir. Ona iman etmelerini ve uymalarını etmektedir. Bu Kitab’ın üzerine indirildiği kişiye iman etmeyi de gerektirir. Allah iman etmelerini gerektiren hususu da söz konusu etmiş “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyurmuştur. Yani ona uygun olan, muhalif olmayan ve onunla çelişmeyen Kitab’a iman edin, demektir. Kur’ân-ı Kerîm beraberinizde bulunan kitaplara uygun düştüğüne, aykırı olmadığına göre, sizin ona iman etmenize bir engel yoktur. Çünkü bu kitap diğer Rasûllerin getirdikleri ile aynıdır. O halde bu Kitab’a iman edip tasdik etmek, herkesten çok size yaraşır. Çünkü sizler Kitab ve ilim ehli kimselersiniz. Aynı şekilde “beraberinizde bulunanları tasdik edici” buyruğunda şuna da işaret vardır: Eğer bu Kitab’a iman etmeyecek olursanız, bu sizin beraberinizde bulunanları da yalanlamanız anlamına …

Al-Baqara 2:43Listen in Qur'an →
44

۞ أَتَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Kitap'ı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?

44- İnsanlara iyiliği emredip de kendinizi unutuyor musunuz? Hâlbuki Kitab’ı da okuyup duruyorsunuz. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?

44. “İnsanlara iyiliği” yani imanı ve hayrı “emredip de kendinizi unutuyor musunuz?” Yani kendinize bunları emretmeyi terk mi ediyorsunuz? “Hâlbuki Kitab’ı da okuyup duruyorsunuz. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”(Arapçada bağlamak anlamına gelen)“akl”a bu adın veriliş sebebi kişinin onun vasıtası ile kendisine fayda sağlayacak hayırlı şeyleri bağlaması ve onun sayesinde kendisine zarar verecek şeylerden uzak kalmasıdır. Akıl kişiye emrettiği şeyi ilk yapanın kendisi olmasını, yine vazgeçilmesini istediği şeyden de ilk vazgeçenin kendisi olmasını söyler. Buna göre bir kimse başkasına hayır olan bir şeyi emretmekle birlikte kendisi o şeyi yapmazsa yahut başkasını bir kötülükten alıkoyarken kendisi o kötülüğü terk etmeyecek olursa bu, o kimsenin akılsız ve cahil olduğunun bir delilidir. Özellikle de bunun farkında ise artık ona karşı delil gereği gibi ortaya konulmuş demektir. Bu âyet her ne kadar İsrailoğulları sebebi ile inmiş ise de herkes hakkında umumidir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah’ın nezdinde büyük bir gazabı gerektirir!”(es-Saff, 61/2-3) Âyet-i kerimedeki bu emir, kendisi amel etmeyenin, iyiliği emredip kötülükten alıkoymayı terk edeceği anlamında değildir. Zira ayet sadece iki yönlü görev ile ilgili kusurdan dolayı azarlama içermektedir. Bilindiği gibi insanın iki görevi vardır. Bir, başkasına emir vermesi ve yasaklaması, bir de kendisine emir verip yasaklaması. Bunlardan herhangi birisini terk etmek diğerini terk etmeye ruhsat değildir. Çünkü en mükemmel olan, insanın her iki görevi de yerine getirmesindedir. Tam eksiklik de her ikisini birlikte terk etmesindedir. Bunlardan birisini yerine getirip diğerini yerine getirmemesi ise birinci mertebeye ulaşmıyor ise de ikincisinden daha iyidir. Aynı şekilde nefisler sözü ile davranışı birbirine aykırı olan kimselere itaat etmemek gibi fıtrî bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla da insanların davranışları örnek almaları, kuru sözlere uymalarından daha ileri derecededir.

Al-Baqara 2:44Listen in Qur'an →
45

وَٱسْتَعِينُوا۟ بِٱلصَّبْرِ وَٱلصَّلَوٰةِ ۚ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى ٱلْخَٰشِعِينَ

Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.

45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:

46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.

47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:

48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak …

Al-Baqara 2:45Listen in Qur'an →
46

ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ

Sabır ve namazla Allah'a sığınıp yardım isteyin; Rablerine kavuşacaklarını ve Ona döneceklerini umanlar ve huşu duyanlardan başkasına namaz elbette ağır gelir.

45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:

46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.

47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:

48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak …

Al-Baqara 2:46Listen in Qur'an →
47

يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:

46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.

47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:

48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak …

Al-Baqara 2:47Listen in Qur'an →
48

وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍۢ شَيْـًۭٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَٰعَةٌۭ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌۭ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.

45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.

45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:

46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.

47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:

48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak …

Al-Baqara 2:48Listen in Qur'an →
49

وَإِذْ نَجَّيْنَٰكُم مِّنْ ءَالِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوٓءَ ٱلْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَآءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَآءَكُمْ ۚ وَفِى ذَٰلِكُم بَلَآءٌۭ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌۭ

Size işkence eden, kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık; bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi.

49- Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor; oğullarınızı boğazlıyor ve kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir nimet bulunuyor. 50- Hani sizin için denizi yarıp sizi kurtarmış, Firavun ve hanedanını ise gözleriniz önünde suda boğmuştuk. 51- Hani hatırlayın Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra siz de tutup O’nun arkasından buzağı(yı ilah) edindiniz de (kendinize) zulmettiniz. 52- Sonra bunun ardından şükredersiniz diye sizi affetmiştik. 53- Hani doğru yola gelirsiniz diye Mûsâ’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik. 54- Hatırlayın, Mûsâ kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edin ve nefislerinizi/birbirinizi öldürün. Bu, Yaradanınız katında sizin için daha hayırlıdır.” Böylelikle tevbenizi kabul etti. Gerçekten O, kullarının tevbelerini çok kabul edendir, çok merhametlidir. 55- Hani “Ey Mûsâ, biz Allah’ı aşikâre görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz de (o anda) siz bakıp dururken yıldırım sizi çarpmıştı. 56- Sonra ölümünüzün ardından şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik. 57- (Tih’de) sizi bulutla gölgelendirdik, size men ve selvâ indirdik. “Size verdiğimiz helâl ve temiz rızıklardan yiyin”(dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi kendilerine zulmetmekteydiler.

49-54. Burada Yüce Allah İsrailoğullarına nimetlerini tafsilatı ile saymaya başlayarak şöyle buyurmaktadır:“Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından” Firavun’dan, onun ileri gelenlerinden ve askerlerinden “kurtarmıştık.” Bundan önce ise “Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor” sizleri çeşitli işlerde ve hizmetlerinde (köle olarak) kullanıyorlardı. “Azabın en kötüsü” azabın en ağırı demektir ki o da şudur: “oğullarınızı boğazlıyor” çoğalırsınız korkusu ile boğazlayarak öldürüyorlar “kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı” onları öldürmüyorlardı. Böylece sizler ya öldürülüyor yahut da ağır işlerde çalıştırılıp zelil edilmek üzere hayatta bırakılıyordunuz ki bu da o kimseye bir lütuf olarak gösteriliyor ve onun üzerinde üstünlük kurularak yapılıyordu. Bu ise aşağılanmalarının en ileri derecesidir. İşte Yüce Allah onları (bu durumda iken) tam anlamı ile kurtarmış ve gözleri iyice aydın olsun diye bakıp dururlarken düşmanlarını suda boğmuştu. “Bunda” kurtarılmanızda, “sizin için Rabb’iniz tarafından büyük bir nimet” yani lütuf ve ihsan “bulunuyor.” İşte bu da şükretmenizi ve O’nun emirlerini yerine getirmenizi gerektiren hususlardandır. Daha sonra Yüce Allah, onlara büyük bir nimet olan, genel ve kapsamlı maslahatlar içeren Tevrat’ı onlara indirmek için Mûsâ aleyhisselam ile kırk gece sözleşmesi yönündeki lütfunu hatırlatmaktadır. Ancak onlar bu sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar sabredemediler. O’nun arkasından yani Musa’nın gidişinden sonra buzağıya taptılar. “(kendinize) zulmettiniz” Yani zulmettiğinizi de biliyordunuz. Size karşı delil ortaya konulmuştu. İşte böylesi suçun ve günahın en büyüğüdür. Daha sonra O, size tevbe etmenizi emretti, bu tevbenin de birbirinizi öldürmek şeklinde olacağını Peygamberi Mûsâ aleyhisselam’ın diliyle bildirdi. Bunu yapınca da Allah “şükredersiniz …

Al-Baqara 2:49Listen in Qur'an →
50

وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ ٱلْبَحْرَ فَأَنجَيْنَٰكُمْ وَأَغْرَقْنَآ ءَالَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.

49- Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor; oğullarınızı boğazlıyor ve kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı. Bunda sizin için Rabbiniz tarafından büyük bir nimet bulunuyor. 50- Hani sizin için denizi yarıp sizi kurtarmış, Firavun ve hanedanını ise gözleriniz önünde suda boğmuştuk. 51- Hani hatırlayın Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik. Sonra siz de tutup O’nun arkasından buzağı(yı ilah) edindiniz de (kendinize) zulmettiniz. 52- Sonra bunun ardından şükredersiniz diye sizi affetmiştik. 53- Hani doğru yola gelirsiniz diye Mûsâ’ya Kitab’ı ve Furkan’ı vermiştik. 54- Hatırlayın, Mûsâ kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen Yaradanınıza tevbe edin ve nefislerinizi/birbirinizi öldürün. Bu, Yaradanınız katında sizin için daha hayırlıdır.” Böylelikle tevbenizi kabul etti. Gerçekten O, kullarının tevbelerini çok kabul edendir, çok merhametlidir. 55- Hani “Ey Mûsâ, biz Allah’ı aşikâre görmedikçe sana asla inanmayacağız” demiştiniz de (o anda) siz bakıp dururken yıldırım sizi çarpmıştı. 56- Sonra ölümünüzün ardından şükredesiniz diye sizi tekrar diriltmiştik. 57- (Tih’de) sizi bulutla gölgelendirdik, size men ve selvâ indirdik. “Size verdiğimiz helâl ve temiz rızıklardan yiyin”(dedik). Onlar bize zulmetmediler, ancak kendi kendilerine zulmetmekteydiler.

49-54. Burada Yüce Allah İsrailoğullarına nimetlerini tafsilatı ile saymaya başlayarak şöyle buyurmaktadır:“Hatırlayın ki sizi Firavun hanedanından” Firavun’dan, onun ileri gelenlerinden ve askerlerinden “kurtarmıştık.” Bundan önce ise “Onlar size azabın en kötüsünü tattırıyor” sizleri çeşitli işlerde ve hizmetlerinde (köle olarak) kullanıyorlardı. “Azabın en kötüsü” azabın en ağırı demektir ki o da şudur: “oğullarınızı boğazlıyor” çoğalırsınız korkusu ile boğazlayarak öldürüyorlar “kız çocuklarınızı diri bırakıyorlardı” onları öldürmüyorlardı. Böylece sizler ya öldürülüyor yahut da ağır işlerde çalıştırılıp zelil edilmek üzere hayatta bırakılıyordunuz ki bu da o kimseye bir lütuf olarak gösteriliyor ve onun üzerinde üstünlük kurularak yapılıyordu. Bu ise aşağılanmalarının en ileri derecesidir. İşte Yüce Allah onları (bu durumda iken) tam anlamı ile kurtarmış ve gözleri iyice aydın olsun diye bakıp dururlarken düşmanlarını suda boğmuştu. “Bunda” kurtarılmanızda, “sizin için Rabb’iniz tarafından büyük bir nimet” yani lütuf ve ihsan “bulunuyor.” İşte bu da şükretmenizi ve O’nun emirlerini yerine getirmenizi gerektiren hususlardandır. Daha sonra Yüce Allah, onlara büyük bir nimet olan, genel ve kapsamlı maslahatlar içeren Tevrat’ı onlara indirmek için Mûsâ aleyhisselam ile kırk gece sözleşmesi yönündeki lütfunu hatırlatmaktadır. Ancak onlar bu sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar sabredemediler. O’nun arkasından yani Musa’nın gidişinden sonra buzağıya taptılar. “(kendinize) zulmettiniz” Yani zulmettiğinizi de biliyordunuz. Size karşı delil ortaya konulmuştu. İşte böylesi suçun ve günahın en büyüğüdür. Daha sonra O, size tevbe etmenizi emretti, bu tevbenin de birbirinizi öldürmek şeklinde olacağını Peygamberi Mûsâ aleyhisselam’ın diliyle bildirdi. Bunu yapınca da Allah “şükredersiniz …

Al-Baqara 2:50Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.