Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 91–100 of 286

91

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ ءَامِنُوا۟ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ قَالُوا۟ نُؤْمِنُ بِمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَآءَهُۥ وَهُوَ ٱلْحَقُّ مُصَدِّقًۭا لِّمَا مَعَهُمْ ۗ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنۢبِيَآءَ ٱللَّهِ مِن قَبْلُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Onlara, "Allah'ın indirdiğine inanın" denildiğinde "Bize indirilene inanırız" deyip ondan sonra gelen Kuran'ı inkar ederler; halbuki o, ellerinde bulunan Tevrat'ı tasdik eden hak bir Kitap'dır. Onlara "Eğer inanıyor idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?" diye sor.

91- Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman; “Biz, bize indirilene iman ederiz” derler de ondan ötesini inkâr ederler. Hâlbuki o, beraberlerinde bulunanı doğrulayan hakkın tâ kendisidir. De ki: Madem iman ediyordunuz da niçin daha önce Allah’ın Peygamberlerini öldürüyordunuz?” 92- Andolsun Mûsâ size apaçık belgelerle gelmişti de siz onun ardından (açıkça) zulme saparak buzağıyı (ilah) edindiniz. 93- Hani sizden bir söz almış ve Tur’u üstünüze kaldırıp; “Size verdiğimiz (Kitabı) kuvvetle tutun ve dinleyin” demiştik. Onlar ise “Dinledik, isyan ettik” demişlerdi. Küfürleri yüzünden buzağı (sevgisi) kalplerine içirildi. De ki:“Eğer mümin iseniz, imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!”

91. “Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman” Yani yahudilere Allah’ın Peygamberine indirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmeleri söylendiği zaman büyüklenir ve azgınlık ederler:“Biz bize indirilene iman ederiz derler de ondan ötesini” yani onun dışındaki diğer kitapları “inkar ederler.” Hâlbuki ister kendilerine indirilmiş olsun, ister başkalarına indirilmiş olsun, kayıtsız şartsız olarak Allah’ın bütün indirdiklerine iman etmeleri gerekirdi. Fayda verecek olan iman, Allah’ın bütün Peygamberlerine indirdiklerine iman etmek şeklindeki imandır. Peygamberlerle kitaplar arasında ayırım gözeterek onların bir bölümüne iman ettiğini ileri sürmek iman değil, küfrün tâ kendisidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Allah’ı ve Peygamberlerini inkar edenler, bir de Allah ve Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler; “Kimine iman eder, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece ikisi arasında bir yol tutturmaya yeltenenler, işte onlar gerçek kâfirlerin tâ kendileridirler.” (en-Nisa, 4/150-151) Bundan dolayı Yüce Allah burada bu gibi kimselerin kabahatlerini mükemmel bir şekilde reddetmekte ve kaçıp kurtulamayacakları bir şekilde onları susturmaktadır. Kur’ân’ı inkârlarına iki husus ile cevap vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Hâlbuki o... hakkın tâ kendisidir.” İhtiva ettiği bütün haberleri, emirleri ve yasakları ile hakkın tâ kendisi olduğuna ve Rab’lerinden geldiğine göre -buna rağmen- onu inkar etmek, hem Allah’a, hem de O’nun indirdiği hakkı inkar etmektir. Yüce Allah ayrıca “beraberlerinde bulunanı doğrulayan” diye buyurmaktadır. Yani bu Kur’ân onların ellerinde bulunan ve hak olan her şeye uygun ve onun hakkında hüküm vericidir. Peki, ne diye üzerinize indirilene iman ediyorsunuz da onun benzerine küfrediyorsunuz? Bu, taassup ve hidâyete değil hevâya tâbî olmaktan başka nedir? Aynı şekilde Kur’ân’ın onların beraberinde bulunanı doğrulaması, onlar için de ellerinde bulunan kitaplardan doğru olan hususlar hakkında bir delildir. Kur’ân’dan başka bir şeyle bunun ispatı mümkün değildir. Onlar Kur’ân’ı inkar ederek şöyle bir kimsenin durumuna düşmüş oldular: Bir kimse bir iddiada bulunmaktadır ve iddiasını ispatlamak için tek bir delili vardır. Bu iddiasının tahakkuku ise o delilin gerçek ve sağlıklı bir delil olmasına bağlıdır. Ancak tutar, kendisi kendi delilini, tenkit eder ve yalanlar. Böyle bir tutum ahmaklık ve delilikten başka nedir ki? Buna göre onların Kur’ân’ı inkar etmeleri, bizzat …

Al-Baqara 2:91Listen in Qur'an →
92

۞ وَلَقَدْ جَآءَكُم مُّوسَىٰ بِٱلْبَيِّنَٰتِ ثُمَّ ٱتَّخَذْتُمُ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَنتُمْ ظَٰلِمُونَ

And olsun ki, Musa size mucizeler getirdi, sonra ardından kendinize yazık ederek buzağıyı tanrı olarak benimsediniz.

91- Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman; “Biz, bize indirilene iman ederiz” derler de ondan ötesini inkâr ederler. Hâlbuki o, beraberlerinde bulunanı doğrulayan hakkın tâ kendisidir. De ki: Madem iman ediyordunuz da niçin daha önce Allah’ın Peygamberlerini öldürüyordunuz?” 92- Andolsun Mûsâ size apaçık belgelerle gelmişti de siz onun ardından (açıkça) zulme saparak buzağıyı (ilah) edindiniz. 93- Hani sizden bir söz almış ve Tur’u üstünüze kaldırıp; “Size verdiğimiz (Kitabı) kuvvetle tutun ve dinleyin” demiştik. Onlar ise “Dinledik, isyan ettik” demişlerdi. Küfürleri yüzünden buzağı (sevgisi) kalplerine içirildi. De ki:“Eğer mümin iseniz, imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!”

91. “Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman” Yani yahudilere Allah’ın Peygamberine indirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmeleri söylendiği zaman büyüklenir ve azgınlık ederler:“Biz bize indirilene iman ederiz derler de ondan ötesini” yani onun dışındaki diğer kitapları “inkar ederler.” Hâlbuki ister kendilerine indirilmiş olsun, ister başkalarına indirilmiş olsun, kayıtsız şartsız olarak Allah’ın bütün indirdiklerine iman etmeleri gerekirdi. Fayda verecek olan iman, Allah’ın bütün Peygamberlerine indirdiklerine iman etmek şeklindeki imandır. Peygamberlerle kitaplar arasında ayırım gözeterek onların bir bölümüne iman ettiğini ileri sürmek iman değil, küfrün tâ kendisidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Allah’ı ve Peygamberlerini inkar edenler, bir de Allah ve Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler; “Kimine iman eder, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece ikisi arasında bir yol tutturmaya yeltenenler, işte onlar gerçek kâfirlerin tâ kendileridirler.” (en-Nisa, 4/150-151) Bundan dolayı Yüce Allah burada bu gibi kimselerin kabahatlerini mükemmel bir şekilde reddetmekte ve kaçıp kurtulamayacakları bir şekilde onları susturmaktadır. Kur’ân’ı inkârlarına iki husus ile cevap vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Hâlbuki o... hakkın tâ kendisidir.” İhtiva ettiği bütün haberleri, emirleri ve yasakları ile hakkın tâ kendisi olduğuna ve Rab’lerinden geldiğine göre -buna rağmen- onu inkar etmek, hem Allah’a, hem de O’nun indirdiği hakkı inkar etmektir. Yüce Allah ayrıca “beraberlerinde bulunanı doğrulayan” diye buyurmaktadır. Yani bu Kur’ân onların ellerinde bulunan ve hak olan her şeye uygun ve onun hakkında hüküm vericidir. Peki, ne diye üzerinize indirilene iman ediyorsunuz da onun benzerine küfrediyorsunuz? Bu, taassup ve hidâyete değil hevâya tâbî olmaktan başka nedir? Aynı şekilde Kur’ân’ın onların beraberinde bulunanı doğrulaması, onlar için de ellerinde bulunan kitaplardan doğru olan hususlar hakkında bir delildir. Kur’ân’dan başka bir şeyle bunun ispatı mümkün değildir. Onlar Kur’ân’ı inkar ederek şöyle bir kimsenin durumuna düşmüş oldular: Bir kimse bir iddiada bulunmaktadır ve iddiasını ispatlamak için tek bir delili vardır. Bu iddiasının tahakkuku ise o delilin gerçek ve sağlıklı bir delil olmasına bağlıdır. Ancak tutar, kendisi kendi delilini, tenkit eder ve yalanlar. Böyle bir tutum ahmaklık ve delilikten başka nedir ki? Buna göre onların Kur’ân’ı inkar etmeleri, bizzat …

Al-Baqara 2:92Listen in Qur'an →
93

وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَٰقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ ٱلطُّورَ خُذُوا۟ مَآ ءَاتَيْنَٰكُم بِقُوَّةٍۢ وَٱسْمَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرِبُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْ ۚ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُم بِهِۦٓ إِيمَٰنُكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ

Sizden kesin söz almış ve Tur'u tepenize dikmiştik, "Size verdiğimize kuvvetle sarılın ve dinleyin" demiştik "İşittik ve karşı geldik" dediler de inkarları yüzünden buzağı sevgisi kalblerine sindirildi. De ki, "Eğer inanmışsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor?"

91- Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman; “Biz, bize indirilene iman ederiz” derler de ondan ötesini inkâr ederler. Hâlbuki o, beraberlerinde bulunanı doğrulayan hakkın tâ kendisidir. De ki: Madem iman ediyordunuz da niçin daha önce Allah’ın Peygamberlerini öldürüyordunuz?” 92- Andolsun Mûsâ size apaçık belgelerle gelmişti de siz onun ardından (açıkça) zulme saparak buzağıyı (ilah) edindiniz. 93- Hani sizden bir söz almış ve Tur’u üstünüze kaldırıp; “Size verdiğimiz (Kitabı) kuvvetle tutun ve dinleyin” demiştik. Onlar ise “Dinledik, isyan ettik” demişlerdi. Küfürleri yüzünden buzağı (sevgisi) kalplerine içirildi. De ki:“Eğer mümin iseniz, imanınız size ne çirkin şeyler emrediyor!”

91. “Onlara; “Allah’ın indirdiğine iman edin” denildiği zaman” Yani yahudilere Allah’ın Peygamberine indirmiş olduğu Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmeleri söylendiği zaman büyüklenir ve azgınlık ederler:“Biz bize indirilene iman ederiz derler de ondan ötesini” yani onun dışındaki diğer kitapları “inkar ederler.” Hâlbuki ister kendilerine indirilmiş olsun, ister başkalarına indirilmiş olsun, kayıtsız şartsız olarak Allah’ın bütün indirdiklerine iman etmeleri gerekirdi. Fayda verecek olan iman, Allah’ın bütün Peygamberlerine indirdiklerine iman etmek şeklindeki imandır. Peygamberlerle kitaplar arasında ayırım gözeterek onların bir bölümüne iman ettiğini ileri sürmek iman değil, küfrün tâ kendisidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Allah’ı ve Peygamberlerini inkar edenler, bir de Allah ve Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler; “Kimine iman eder, kimini inkar ederiz” diyenler ve böylece ikisi arasında bir yol tutturmaya yeltenenler, işte onlar gerçek kâfirlerin tâ kendileridirler.” (en-Nisa, 4/150-151) Bundan dolayı Yüce Allah burada bu gibi kimselerin kabahatlerini mükemmel bir şekilde reddetmekte ve kaçıp kurtulamayacakları bir şekilde onları susturmaktadır. Kur’ân’ı inkârlarına iki husus ile cevap vermekte ve şöyle buyurmaktadır:“Hâlbuki o... hakkın tâ kendisidir.” İhtiva ettiği bütün haberleri, emirleri ve yasakları ile hakkın tâ kendisi olduğuna ve Rab’lerinden geldiğine göre -buna rağmen- onu inkar etmek, hem Allah’a, hem de O’nun indirdiği hakkı inkar etmektir. Yüce Allah ayrıca “beraberlerinde bulunanı doğrulayan” diye buyurmaktadır. Yani bu Kur’ân onların ellerinde bulunan ve hak olan her şeye uygun ve onun hakkında hüküm vericidir. Peki, ne diye üzerinize indirilene iman ediyorsunuz da onun benzerine küfrediyorsunuz? Bu, taassup ve hidâyete değil hevâya tâbî olmaktan başka nedir? Aynı şekilde Kur’ân’ın onların beraberinde bulunanı doğrulaması, onlar için de ellerinde bulunan kitaplardan doğru olan hususlar hakkında bir delildir. Kur’ân’dan başka bir şeyle bunun ispatı mümkün değildir. Onlar Kur’ân’ı inkar ederek şöyle bir kimsenin durumuna düşmüş oldular: Bir kimse bir iddiada bulunmaktadır ve iddiasını ispatlamak için tek bir delili vardır. Bu iddiasının tahakkuku ise o delilin gerçek ve sağlıklı bir delil olmasına bağlıdır. Ancak tutar, kendisi kendi delilini, tenkit eder ve yalanlar. Böyle bir tutum ahmaklık ve delilikten başka nedir ki? Buna göre onların Kur’ân’ı inkar etmeleri, bizzat …

Al-Baqara 2:93Listen in Qur'an →
94

قُلْ إِن كَانَتْ لَكُمُ ٱلدَّارُ ٱلْءَاخِرَةُ عِندَ ٱللَّهِ خَالِصَةًۭ مِّن دُونِ ٱلنَّاسِ فَتَمَنَّوُا۟ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

De ki, "Eğer ahiret yurdu Allah katında başkalarına değil de yalnız size mahsus ise ve eğer doğru sözlü iseniz, ölümü dilesenize!"

94- De ki:“Eğer Allah katında âhiret yurdu başkalarının değil de sadece sizin ise haydi ölümü temenni edin bakalım, eğer doğru söylüyorsanız…” 95- Fakat ellerinin gönderdiklerinden dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. 96- Andolsun ki onları insanlar içinde yaşama en düşkün hatta müşriklerden bile daha düşkün bulursun. Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister. Hâlbuki ömrünün uzun olması kendisini azaptan kurtaracak değildir. Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.

94. Sen iddialarının doğruluğunu ispat etmeleri için onlara “De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu” yani Cennet “başkalarının değil de” iddia ettiğiniz gibi “sadece sizin ise” yani “Cennet’e ancak yahudi ve hıristiyanlar girecektir, Cehennem ateşi de sayılı günler dışında bizlere asla dokunmayacaktır”, şeklindeki bu iddianızda samimi iseniz “haydi ölümü temenni edin bakalım” Bu, onlarla Allah Rasûlü arasında bir çeşit mubahele (iddiada bulunan tarafların Allah’ın lânetinin, yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dilemeleri)dir. Bu inatlaşmalarından sonra bu şekilde doğruyu itiraf etmek için köşeye sıkıştırılınca yapabilecekleri ancak şu iki şeyden birisi idi: Ya Allah’a ve Rasûlü’ne iman edeceklerdi yahut da onlar için oldukça kolay bir iş hakkında böyle temennide (mubahelede) bulunacaklardı. Bu kolay iş ise kendilerini yalnızca kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri yurda (Cennet’e) ulaştıracak olan ölümü temenni etmekten ibaretti. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Böylelikle herkes onların alabildiğine inat eden ve Allah Rasûlü’ne -doğruyu bile bile- karşı çıkan, onların yolundan uzaklaşan kimseler olduklarını öğrenmiş olmaktadır. İşte bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

95-96. “Fakat ellerinin gönderdiklerinden” küfür ve masiyetlerden “dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler.” Çünkü onlar ölümün kötü amellerinin cezasını görmeye götüren bir yol olduğunu çok iyi bilirler. O bakımdan ölüm onlar için her şeyden daha tiksindiricidir ve onlar hiçbir peygambere ve kitaba iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, herkesten daha ileri derecede hayata tutkun ve bağlıdırlar. Daha sonra Yüce Allah onların dünyaya aşırı sevgilerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister.” Bu da tutkunluğun en ileri derecesidir. Onlar imkânsız bir şeyi temenni ettiler. Halbuki onlara sözünü ettikleri kadar ömür verilecek olsa dahi bunun kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve azabı hiçbir şekilde onlardan uzaklaştırmayacaktır. “Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.” Bu da amellerine karşılık ceza göreceklerine dair onlara yapılan bir tehdittir.

Al-Baqara 2:94Listen in Qur'an →
95

وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

Bunu, önceden işlediklerinden ötürü, asla dilemeyeceklerdir. Allah zalimleri bilir.

94- De ki:“Eğer Allah katında âhiret yurdu başkalarının değil de sadece sizin ise haydi ölümü temenni edin bakalım, eğer doğru söylüyorsanız…” 95- Fakat ellerinin gönderdiklerinden dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. 96- Andolsun ki onları insanlar içinde yaşama en düşkün hatta müşriklerden bile daha düşkün bulursun. Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister. Hâlbuki ömrünün uzun olması kendisini azaptan kurtaracak değildir. Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.

94. Sen iddialarının doğruluğunu ispat etmeleri için onlara “De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu” yani Cennet “başkalarının değil de” iddia ettiğiniz gibi “sadece sizin ise” yani “Cennet’e ancak yahudi ve hıristiyanlar girecektir, Cehennem ateşi de sayılı günler dışında bizlere asla dokunmayacaktır”, şeklindeki bu iddianızda samimi iseniz “haydi ölümü temenni edin bakalım” Bu, onlarla Allah Rasûlü arasında bir çeşit mubahele (iddiada bulunan tarafların Allah’ın lânetinin, yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dilemeleri)dir. Bu inatlaşmalarından sonra bu şekilde doğruyu itiraf etmek için köşeye sıkıştırılınca yapabilecekleri ancak şu iki şeyden birisi idi: Ya Allah’a ve Rasûlü’ne iman edeceklerdi yahut da onlar için oldukça kolay bir iş hakkında böyle temennide (mubahelede) bulunacaklardı. Bu kolay iş ise kendilerini yalnızca kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri yurda (Cennet’e) ulaştıracak olan ölümü temenni etmekten ibaretti. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Böylelikle herkes onların alabildiğine inat eden ve Allah Rasûlü’ne -doğruyu bile bile- karşı çıkan, onların yolundan uzaklaşan kimseler olduklarını öğrenmiş olmaktadır. İşte bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

95-96. “Fakat ellerinin gönderdiklerinden” küfür ve masiyetlerden “dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler.” Çünkü onlar ölümün kötü amellerinin cezasını görmeye götüren bir yol olduğunu çok iyi bilirler. O bakımdan ölüm onlar için her şeyden daha tiksindiricidir ve onlar hiçbir peygambere ve kitaba iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, herkesten daha ileri derecede hayata tutkun ve bağlıdırlar. Daha sonra Yüce Allah onların dünyaya aşırı sevgilerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister.” Bu da tutkunluğun en ileri derecesidir. Onlar imkânsız bir şeyi temenni ettiler. Halbuki onlara sözünü ettikleri kadar ömür verilecek olsa dahi bunun kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve azabı hiçbir şekilde onlardan uzaklaştırmayacaktır. “Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.” Bu da amellerine karşılık ceza göreceklerine dair onlara yapılan bir tehdittir.

Al-Baqara 2:95Listen in Qur'an →
96

وَلَتَجِدَنَّهُمْ أَحْرَصَ ٱلنَّاسِ عَلَىٰ حَيَوٰةٍۢ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۚ يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍۢ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِۦ مِنَ ٱلْعَذَابِ أَن يُعَمَّرَ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.

94- De ki:“Eğer Allah katında âhiret yurdu başkalarının değil de sadece sizin ise haydi ölümü temenni edin bakalım, eğer doğru söylüyorsanız…” 95- Fakat ellerinin gönderdiklerinden dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. 96- Andolsun ki onları insanlar içinde yaşama en düşkün hatta müşriklerden bile daha düşkün bulursun. Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister. Hâlbuki ömrünün uzun olması kendisini azaptan kurtaracak değildir. Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.

94. Sen iddialarının doğruluğunu ispat etmeleri için onlara “De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu” yani Cennet “başkalarının değil de” iddia ettiğiniz gibi “sadece sizin ise” yani “Cennet’e ancak yahudi ve hıristiyanlar girecektir, Cehennem ateşi de sayılı günler dışında bizlere asla dokunmayacaktır”, şeklindeki bu iddianızda samimi iseniz “haydi ölümü temenni edin bakalım” Bu, onlarla Allah Rasûlü arasında bir çeşit mubahele (iddiada bulunan tarafların Allah’ın lânetinin, yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dilemeleri)dir. Bu inatlaşmalarından sonra bu şekilde doğruyu itiraf etmek için köşeye sıkıştırılınca yapabilecekleri ancak şu iki şeyden birisi idi: Ya Allah’a ve Rasûlü’ne iman edeceklerdi yahut da onlar için oldukça kolay bir iş hakkında böyle temennide (mubahelede) bulunacaklardı. Bu kolay iş ise kendilerini yalnızca kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri yurda (Cennet’e) ulaştıracak olan ölümü temenni etmekten ibaretti. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Böylelikle herkes onların alabildiğine inat eden ve Allah Rasûlü’ne -doğruyu bile bile- karşı çıkan, onların yolundan uzaklaşan kimseler olduklarını öğrenmiş olmaktadır. İşte bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

95-96. “Fakat ellerinin gönderdiklerinden” küfür ve masiyetlerden “dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler.” Çünkü onlar ölümün kötü amellerinin cezasını görmeye götüren bir yol olduğunu çok iyi bilirler. O bakımdan ölüm onlar için her şeyden daha tiksindiricidir ve onlar hiçbir peygambere ve kitaba iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, herkesten daha ileri derecede hayata tutkun ve bağlıdırlar. Daha sonra Yüce Allah onların dünyaya aşırı sevgilerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister.” Bu da tutkunluğun en ileri derecesidir. Onlar imkânsız bir şeyi temenni ettiler. Halbuki onlara sözünü ettikleri kadar ömür verilecek olsa dahi bunun kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve azabı hiçbir şekilde onlardan uzaklaştırmayacaktır. “Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.” Bu da amellerine karşılık ceza göreceklerine dair onlara yapılan bir tehdittir.

Al-Baqara 2:96Listen in Qur'an →
97

قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّۭا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُۥ نَزَّلَهُۥ عَلَىٰ قَلْبِكَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ مُصَدِّقًۭا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًۭى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ

De ki, "Cebrail'e düşman olan kimse Allah'a düşmandır", çünkü O, Kuran'ı Allah'ın izniyle kendinden öncekini tasdik ederek, yol gösterici ve inananlara müjdeci olarak senin kalbine indirmiştir.

97- De ki:“Her kim Cebrail’e düşman ise bilsin ki o, o (Kur’an’ı) senin kalbin üzerine önündekileri doğrulayıcı, mü’minlere de bir hidâyet ve bir müjde olmak üzere Allah’ın izniyle indirdi.” 98- Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ve Mikail’e düşman olursa, bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.

97-98. Yani o, iman etmekten kendilerini alıkoyanın senin dostu olan Cebrail aleyhisselam olduğunu ve eğer Allah’ın melekleri içinde ondan başkası olsaydı mutlaka sana iman edip seni tasdik edeceklerini iddia eden yahudilere de ki: Şüphesiz sizin bu iddianız bir çelişkidir, bir saçmalıktır. Allah’a karşı büyüklenmektir. Çünkü Allah nezdinden senin kalbinin üzerine Kur’ân-ı Kerîm’i indiren de, senden önceki peygamberlere vahiy indirmiş olan da odur. Ona bu emri veren ve bu görevle gönderen de Allah’tır. O halde Cebrail sadece bir elçidir. Bununla birlikte Cebrail’in kendisinden önceki kitapları doğrulamak üzere indirmiş olduğu bu Kitab-ı Kerîm de, ne önceki kitaplara muhaliftir, ne de onlarla herhangi bir hususta çelişki içindedir. Bu kitapta ona iman edenler için bütün çeşitleri ile sapıklıklardan kurtarıcı tam bir hidâyet, dünyevi ve uhrevi hayırlarla ilgili müjde vardır. Buna göre bu niteliklere sahip olan Cebrail’e düşmanlık etmek, Allah’a ve ayetlerine küfretmek; Allah’a, peygamberlerine ve meleklerine düşmanlık beslemek demektir. Yahudilerin Cebrail’e düşmanlıkları bizzat ona değil, Allah’ın, peygamberlerine indirmiş olduğu hakka düşmanlıktır. Dolayısı ile onların bu düşmanlıkları Cebrail’i indirene, onu elçi olarak gönderene, Cebrail’in elçi olarak getirdiklerine ve Cebrail’in elçi olarak geldiği kimseye bir düşmanlıktır ve bunların hepsine toptan küfürdür. İşte onların bu düşmanlıklarının açıklaması ve iç yüzü budur.

Al-Baqara 2:97Listen in Qur'an →
98

مَن كَانَ عَدُوًّۭا لِّلَّهِ وَمَلَٰٓئِكَتِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَىٰلَ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَدُوٌّۭ لِّلْكَٰفِرِينَ

Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olan kimse inkar etmiş olur. Allah şüphesiz, inkar edenlerin düşmanıdır.

97- De ki:“Her kim Cebrail’e düşman ise bilsin ki o, o (Kur’an’ı) senin kalbin üzerine önündekileri doğrulayıcı, mü’minlere de bir hidâyet ve bir müjde olmak üzere Allah’ın izniyle indirdi.” 98- Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ve Mikail’e düşman olursa, bilsin ki Allah da kâfirlerin düşmanıdır.

97-98. Yani o, iman etmekten kendilerini alıkoyanın senin dostu olan Cebrail aleyhisselam olduğunu ve eğer Allah’ın melekleri içinde ondan başkası olsaydı mutlaka sana iman edip seni tasdik edeceklerini iddia eden yahudilere de ki: Şüphesiz sizin bu iddianız bir çelişkidir, bir saçmalıktır. Allah’a karşı büyüklenmektir. Çünkü Allah nezdinden senin kalbinin üzerine Kur’ân-ı Kerîm’i indiren de, senden önceki peygamberlere vahiy indirmiş olan da odur. Ona bu emri veren ve bu görevle gönderen de Allah’tır. O halde Cebrail sadece bir elçidir. Bununla birlikte Cebrail’in kendisinden önceki kitapları doğrulamak üzere indirmiş olduğu bu Kitab-ı Kerîm de, ne önceki kitaplara muhaliftir, ne de onlarla herhangi bir hususta çelişki içindedir. Bu kitapta ona iman edenler için bütün çeşitleri ile sapıklıklardan kurtarıcı tam bir hidâyet, dünyevi ve uhrevi hayırlarla ilgili müjde vardır. Buna göre bu niteliklere sahip olan Cebrail’e düşmanlık etmek, Allah’a ve ayetlerine küfretmek; Allah’a, peygamberlerine ve meleklerine düşmanlık beslemek demektir. Yahudilerin Cebrail’e düşmanlıkları bizzat ona değil, Allah’ın, peygamberlerine indirmiş olduğu hakka düşmanlıktır. Dolayısı ile onların bu düşmanlıkları Cebrail’i indirene, onu elçi olarak gönderene, Cebrail’in elçi olarak getirdiklerine ve Cebrail’in elçi olarak geldiği kimseye bir düşmanlıktır ve bunların hepsine toptan küfürdür. İşte onların bu düşmanlıklarının açıklaması ve iç yüzü budur.

Al-Baqara 2:98Listen in Qur'an →
99

وَلَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍۢ ۖ وَمَا يَكْفُرُ بِهَآ إِلَّا ٱلْفَٰسِقُونَ

And olsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları sadece yoldan çıkmışlar inkar eder.

99- Andolsun ki biz sana apaçık âyetler indirdik. Bunları fasıklardan başkası inkâr etmez.

99. Allah Peygamber’ine hitaben şöyle buyuruyor:“Andolsun ki biz sana apaçık âyetler indirdik.” Öyle âyetler ki yol göstericilik isteyene yol gösterir, inat göstererek küfürde direnene karşı da hücceti ortaya koyar. Bu âyetlerin açıklığı ve hakka delâletleri öyle büyük bir derecede ve öyle bir durumdadır ki, ancak Allah’ın emrinin ve O’na itaatin dışına çıkarak fasıklık yapanlar ve alabildiğine boş bir kibirle büyüklük taslayanlar onları kabule yanaşmazlar.

Al-Baqara 2:99Listen in Qur'an →
100

أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًۭا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌۭ مِّنْهُم ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Onlar, her ne zaman bir ahidde bulunmuşlarsa içlerinden bir takımı onu bozmamış mıdır? Zaten onların çoğu inanmazlar.

100- Onlar her ne zaman bir ahit yapsalar, içlerinden bir topluluk onu (bozup bir kenara) atıvermedi mi? Dahası onların çoğu iman etmezler.

100. Bu buyruk verdikleri ahitlerin çokluğunun ve bu ahitlerine bağlı kalmak için hiçbir sabır ve çaba göstermeyişlerinin hayret edilecek bir husus olduğunu ortaya koymaktadır. “ كلما : her ne zaman” buyruğu tekrarı ifade etmektedir. Yani onlar ne zaman bir ahit verdilerse, mutlaka bu ahdi bozmuşlardır. Peki, buna sebep nedir? Sebep, onların pek çoğunun iman eden kimseler olmayışıdır. Onların iman etmemeleri, ahitlerini bozma sonucunu doğurmuştur. Şâyet samimi olarak iman etmiş olsalardı, mutlaka Yüce Allah’ın, haklarında:“Mü’minler arasında Allah’a verdikleri sözde içtenlikle sebat gösteren nice yiğitler vardır.”(el-Ahzab, 33/23) buyurduğu kimseler gibi olurlardı.

Al-Baqara 2:100Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.