Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 21–30 of 286

21

يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱعْبُدُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, O'na karşı gelmekten korunmuş olabilesiniz.

21- Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize ibadet edin ki takva sahibi olasınız. 22- O (Rabbiniz) ki yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Sizin için gökten bir su indirdi de onunla size rızık olmak üzere türlü mahsuller çıkardı. Artık siz de bile bile Allah’a eşler koşmayın.

21-22. Bu bütün insanlara yönelik genel bir emirdir. Bu emir, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeyi, yasaklarından kaçınmayı ve haber verdiği şeyleri tasdik etmeyi kapsayan ibadet emridir. Yüce Allah insanlara, ne için yaratılmışlarsa onu yerine getirmelerini emretmektedir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:“Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 52/56) Daha sonra Yüce Allah yalnızca kendisine ibadet etmenin gerekliliğine dair kendisinin insanların Rabb’i oluşunu delil göstermektedir. O ki -ey insanlar-, sizleri çeşitli nimetlerle besleyip büyüttü. Yok iken sizi yaratıp var etti. Sizden öncekileri de yarattı. Üzerinize görünür görünmez nimetlerini ihsan etti. Bu kabilden olmak üzere yeryüzünü sizin için bir döşek yaptı ki bu sayede siz onun üzerinde yerleşir, bina yapar, ekip biçer ve bir yerden bir yere (rahatlıkla) gider ve bunun dışında daha pek çok şeyden istifade edersiniz. Semayı da sizin meskenleriniz için bir bina (tavan) kıldı. Orada sizin için ve ihtiyaçlarınızın görülmesi için zorunlu olan güneş, ay ve yıldızlar gibi faydalı pek çok şeyler var etti. “Sizin için gökten bir su indirdi de...” Gök (sema) insanın üstünde kalan her şeyin adıdır. O nedenle müfessirler buradaki “sema=gök”ten kastın bulutlar olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah işte bu bulutlardan bir su indirip “onunla size rızık olmak üzere türlü mahsuller çıkardı.” Tahıl, hurma, meyveler, ekinler ve bunun dışında birçok mahsuller çıkardı. Bunlar sizin için bir rızıktır. Onlar sayesinde rızkınızı sağlamakta, yaşam sürmekte ve onlardan yararlanmaktasınız. “Artık siz de… Allah’a eşler koşmayın.” Yani O’na yarattıkları arasından benzerler ve ortaklar edinip de Allah’a ibadet ettiğiniz gibi onlara da ibadet etmeyin. O’nu sevdiğiniz gibi onları da sevmeye kalkışmayın. Çünkü onlar da sizin gibi yaratılmışlardır. Onların rızkı da idaresi de Allah’ın elindedir. Yerde olsun, gökte olsun, zerre ağırlığı kadar bir şeye dahi sahip değildirler. Size de ne faydaları dokunur, ne de size zarar verebilirler. “bile bile” Yani Allah’ın ortağının olmadığını; ne yaratmada, ne rızık vermede, ne işleri çekip çevirmekte, ne uluhiyette, ne de kemal vasıflarda Allah’ın ortağı olmadığını bildiğiniz halde... Nasıl bunları bildiğiniz halde O’nunla beraber başka ilâhlara da ibadet edebilirsiniz? Şüphesiz ki bu, çok şaşırtıcı bir şeydir ve son derece büyük bir akılsızlıktır. Bu âyet-i kerime yalnızca Yüce Allah’a ibadet etme emri ile O’nun dışındaki varlıklara ibadet etme yasağını ihtiva ettiği gibi; O’na ibadet etmenin gereğine, O’ndan başkasına ibadetin de batıl olduğuna dair oldukça açık ve kesin bir delili de açıklamaktadır. Bu delil yalnızca tek başına yaratanın, rızık verenin, kâinatı idare edenin Allah olduğu gerçeğini ifade eden Rububiyet tevhididir. Herkes bu konuda Allah’ın hiçbir ortağının olmadığını kabul ettiğine göre, ibadette de …

Al-Baqara 2:21Listen in Qur'an →
22

ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ فِرَٰشًۭا وَٱلسَّمَآءَ بِنَآءًۭ وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۭ فَأَخْرَجَ بِهِۦ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ رِزْقًۭا لَّكُمْ ۖ فَلَا تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًۭا وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızık olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a, bile bile eş koşmayın.

21- Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratmış olan Rabbinize ibadet edin ki takva sahibi olasınız. 22- O (Rabbiniz) ki yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Sizin için gökten bir su indirdi de onunla size rızık olmak üzere türlü mahsuller çıkardı. Artık siz de bile bile Allah’a eşler koşmayın.

21-22. Bu bütün insanlara yönelik genel bir emirdir. Bu emir, Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmeyi, yasaklarından kaçınmayı ve haber verdiği şeyleri tasdik etmeyi kapsayan ibadet emridir. Yüce Allah insanlara, ne için yaratılmışlarsa onu yerine getirmelerini emretmektedir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır:“Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 52/56) Daha sonra Yüce Allah yalnızca kendisine ibadet etmenin gerekliliğine dair kendisinin insanların Rabb’i oluşunu delil göstermektedir. O ki -ey insanlar-, sizleri çeşitli nimetlerle besleyip büyüttü. Yok iken sizi yaratıp var etti. Sizden öncekileri de yarattı. Üzerinize görünür görünmez nimetlerini ihsan etti. Bu kabilden olmak üzere yeryüzünü sizin için bir döşek yaptı ki bu sayede siz onun üzerinde yerleşir, bina yapar, ekip biçer ve bir yerden bir yere (rahatlıkla) gider ve bunun dışında daha pek çok şeyden istifade edersiniz. Semayı da sizin meskenleriniz için bir bina (tavan) kıldı. Orada sizin için ve ihtiyaçlarınızın görülmesi için zorunlu olan güneş, ay ve yıldızlar gibi faydalı pek çok şeyler var etti. “Sizin için gökten bir su indirdi de...” Gök (sema) insanın üstünde kalan her şeyin adıdır. O nedenle müfessirler buradaki “sema=gök”ten kastın bulutlar olduğunu söylemişlerdir. Yüce Allah işte bu bulutlardan bir su indirip “onunla size rızık olmak üzere türlü mahsuller çıkardı.” Tahıl, hurma, meyveler, ekinler ve bunun dışında birçok mahsuller çıkardı. Bunlar sizin için bir rızıktır. Onlar sayesinde rızkınızı sağlamakta, yaşam sürmekte ve onlardan yararlanmaktasınız. “Artık siz de… Allah’a eşler koşmayın.” Yani O’na yarattıkları arasından benzerler ve ortaklar edinip de Allah’a ibadet ettiğiniz gibi onlara da ibadet etmeyin. O’nu sevdiğiniz gibi onları da sevmeye kalkışmayın. Çünkü onlar da sizin gibi yaratılmışlardır. Onların rızkı da idaresi de Allah’ın elindedir. Yerde olsun, gökte olsun, zerre ağırlığı kadar bir şeye dahi sahip değildirler. Size de ne faydaları dokunur, ne de size zarar verebilirler. “bile bile” Yani Allah’ın ortağının olmadığını; ne yaratmada, ne rızık vermede, ne işleri çekip çevirmekte, ne uluhiyette, ne de kemal vasıflarda Allah’ın ortağı olmadığını bildiğiniz halde... Nasıl bunları bildiğiniz halde O’nunla beraber başka ilâhlara da ibadet edebilirsiniz? Şüphesiz ki bu, çok şaşırtıcı bir şeydir ve son derece büyük bir akılsızlıktır. Bu âyet-i kerime yalnızca Yüce Allah’a ibadet etme emri ile O’nun dışındaki varlıklara ibadet etme yasağını ihtiva ettiği gibi; O’na ibadet etmenin gereğine, O’ndan başkasına ibadetin de batıl olduğuna dair oldukça açık ve kesin bir delili de açıklamaktadır. Bu delil yalnızca tek başına yaratanın, rızık verenin, kâinatı idare edenin Allah olduğu gerçeğini ifade eden Rububiyet tevhididir. Herkes bu konuda Allah’ın hiçbir ortağının olmadığını kabul ettiğine göre, ibadette de …

Al-Baqara 2:22Listen in Qur'an →
23

وَإِن كُنتُمْ فِى رَيْبٍۢ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَىٰ عَبْدِنَا فَأْتُوا۟ بِسُورَةٍۢ مِّن مِّثْلِهِۦ وَٱدْعُوا۟ شُهَدَآءَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.

23- Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz, haydi siz de onun dengi bir sûre getirin. Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer doğru söyleyen kimselerdenseniz (haydi bunu yapın!). 24- Yok yapmazsanız -ki hiçbir zaman da yapamayacaksınız- o halde yakacağı insanlar ve taşlar olan, kafirler için hazırlanmış o ateşten sakının.

23-24. “Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz…” Bu âyet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna ve getirdiğinin hak oluşuna dair aklî bir delildir: Ey Allah Rasûlü’ne karşı inatla direnen, onun çağrısını reddedip yalancı olduğunu iddia edenler! Eğer sizler kulumuza indirdiğimizden yana hak mıdır, değil midir diye şüphe ve tereddüt içerisinde iseniz, işte karşınızda, O’nunla sizin aranızda haklıyı haksızdan ayırdedecek, insafla yapılmış bir teklif: O, sizin gibi bir insandır, başka bir tür varlık değildir. Aranızda yetiştiği günden beri siz O’nu tanımaktasınız, okuması da yok, yazması da. O, size bir kitap getirdi ve bu Kitab’ın Allah’tan gönderildiğini haber verdi. Siz ise “O’nu kendisi uydurup ortaya attı” diyorsunuz. Eğer durum, dediğiniz gibi ise haydi onun benzeri bir sûre getirin! Yardımcılarınızdan ve size tanıklık edeceklerden güç yetirdiğiniz kim varsa hepsinin de yardımını isteyin. Çünkü bu, sizin için kolay bir iştir. Zira sizler fesahat ehli kimselersiniz ve hitabetiniz de güçlüdür. Ayrıca Allah Rasûlü’ne karşı düşmanlığınız da çok büyüktür. Eğer Kur’ân’ın benzeri bir sûre ortaya koyabilirseniz, Allah Rasûlü sizin dediğiniz gibi biri demektir. Şâyet ona benzer bir sûre getiremeyecek olur ve bundan tam anlamıyla acze düşecek olursanız -ki bunu asla yapamayacaksınız, ancak bu, insaflı davranma ve size anladığınız dilden hitap etme adına sunulmuş bir tekliften ibarettir- işte bu, O’nun doğru söylediğine ve getirdiğinin doğruluğuna kesin ve açık bir delil, büyük bir belgedir. O zaman O’na tabi olmanız gerekir. Tâ ki son derece sıcak ve çetin bir azap yeri olan ateşten sakınasınız. Bu ateşin yakacağı insanlar ve taşlardır. Odunla tutuşturulan dünya ateşine benzemez. Ayrıca bu ateş, Allah'ı ve rasullerini inkâr edenler için hazırlanmıştır. O halde siz onun Allah Rasûlü olduğunu anladıktan sonra artık küfürden ve inkârdan sakının. Bu âyet-i kerime ve benzerlerine “tahaddi/meydan okuma âyeti” denilir. Bu da bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek veya herhangi bir yönden onun benzerini ortaya koymak açısından bütün insanların acizliklerini açıkça ortaya koyma amacı taşımaktadır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“De ki: Andolsun bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansalar, birbirine yardımcı olsalar dahi yine de onun benzerini getiremezler.”(el-İsra, 17/88) Topraktan yaratılmış bir varlık, nasıl en Yüce Rabb’in sözüne benzer bir söz söyleyebilir? Yahut bütün yönleri ile eksik ve muhtaç olan bir varlık, nasıl olur da mutlak kemâle ve her bakımdan uçsuz bucaksız zenginliğe sahip o kâmil zâtın Kelâm’ına benzer bir söz ortaya koyabilir? Böyle bir şeye imkân yoktur, bu insanın gücünün altından kalkabileceği bir şey de değildir. Söz çeşitleri ile ilgili asgari bilgisi ve asgari …

Al-Baqara 2:23Listen in Qur'an →
24

فَإِن لَّمْ تَفْعَلُوا۟ وَلَن تَفْعَلُوا۟ فَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى وَقُودُهَا ٱلنَّاسُ وَٱلْحِجَارَةُ ۖ أُعِدَّتْ لِلْكَٰفِرِينَ

Yapamazsanız ki yapamayacaksınız o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.

23- Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz, haydi siz de onun dengi bir sûre getirin. Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer doğru söyleyen kimselerdenseniz (haydi bunu yapın!). 24- Yok yapmazsanız -ki hiçbir zaman da yapamayacaksınız- o halde yakacağı insanlar ve taşlar olan, kafirler için hazırlanmış o ateşten sakının.

23-24. “Eğer kulumuza parça parça indirdiğimiz (bu Kur’an’dan) şüphe içinde iseniz…” Bu âyet Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in doğruluğuna ve getirdiğinin hak oluşuna dair aklî bir delildir: Ey Allah Rasûlü’ne karşı inatla direnen, onun çağrısını reddedip yalancı olduğunu iddia edenler! Eğer sizler kulumuza indirdiğimizden yana hak mıdır, değil midir diye şüphe ve tereddüt içerisinde iseniz, işte karşınızda, O’nunla sizin aranızda haklıyı haksızdan ayırdedecek, insafla yapılmış bir teklif: O, sizin gibi bir insandır, başka bir tür varlık değildir. Aranızda yetiştiği günden beri siz O’nu tanımaktasınız, okuması da yok, yazması da. O, size bir kitap getirdi ve bu Kitab’ın Allah’tan gönderildiğini haber verdi. Siz ise “O’nu kendisi uydurup ortaya attı” diyorsunuz. Eğer durum, dediğiniz gibi ise haydi onun benzeri bir sûre getirin! Yardımcılarınızdan ve size tanıklık edeceklerden güç yetirdiğiniz kim varsa hepsinin de yardımını isteyin. Çünkü bu, sizin için kolay bir iştir. Zira sizler fesahat ehli kimselersiniz ve hitabetiniz de güçlüdür. Ayrıca Allah Rasûlü’ne karşı düşmanlığınız da çok büyüktür. Eğer Kur’ân’ın benzeri bir sûre ortaya koyabilirseniz, Allah Rasûlü sizin dediğiniz gibi biri demektir. Şâyet ona benzer bir sûre getiremeyecek olur ve bundan tam anlamıyla acze düşecek olursanız -ki bunu asla yapamayacaksınız, ancak bu, insaflı davranma ve size anladığınız dilden hitap etme adına sunulmuş bir tekliften ibarettir- işte bu, O’nun doğru söylediğine ve getirdiğinin doğruluğuna kesin ve açık bir delil, büyük bir belgedir. O zaman O’na tabi olmanız gerekir. Tâ ki son derece sıcak ve çetin bir azap yeri olan ateşten sakınasınız. Bu ateşin yakacağı insanlar ve taşlardır. Odunla tutuşturulan dünya ateşine benzemez. Ayrıca bu ateş, Allah'ı ve rasullerini inkâr edenler için hazırlanmıştır. O halde siz onun Allah Rasûlü olduğunu anladıktan sonra artık küfürden ve inkârdan sakının. Bu âyet-i kerime ve benzerlerine “tahaddi/meydan okuma âyeti” denilir. Bu da bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek veya herhangi bir yönden onun benzerini ortaya koymak açısından bütün insanların acizliklerini açıkça ortaya koyma amacı taşımaktadır. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“De ki: Andolsun bu Kur’ân’ın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplansalar, birbirine yardımcı olsalar dahi yine de onun benzerini getiremezler.”(el-İsra, 17/88) Topraktan yaratılmış bir varlık, nasıl en Yüce Rabb’in sözüne benzer bir söz söyleyebilir? Yahut bütün yönleri ile eksik ve muhtaç olan bir varlık, nasıl olur da mutlak kemâle ve her bakımdan uçsuz bucaksız zenginliğe sahip o kâmil zâtın Kelâm’ına benzer bir söz ortaya koyabilir? Böyle bir şeye imkân yoktur, bu insanın gücünün altından kalkabileceği bir şey de değildir. Söz çeşitleri ile ilgili asgari bilgisi ve asgari …

Al-Baqara 2:24Listen in Qur'an →
25

وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّٰتٍۢ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ كُلَّمَا رُزِقُوا۟ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍۢ رِّزْقًۭا ۙ قَالُوا۟ هَٰذَا ٱلَّذِى رُزِقْنَا مِن قَبْلُ ۖ وَأُتُوا۟ بِهِۦ مُتَشَٰبِهًۭا ۖ وَلَهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌۭ مُّطَهَّرَةٌۭ ۖ وَهُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.

25- İman edip salih ameller işleyenlere de şunu müjdele: Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Her ne zaman o cennetlerin meyvelerinden bir rızka kavuşsalar:“Bu, daha önce bize rızık olarak verilen(le aynı!)” derler. Hâlbuki kendilerine öyle benzer olarak sunulur. Bir de orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.

25. Yüce Allah kâfirlerin amellerinin cezasını söz konusu ettikten sonra, salih amellere sahip olan mü’minlerin de görecekleri karşılığı söz konusu etmektedir. Nitekim Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde izlediği yol da budur: Korkutma ve teşviki bir arada zikretmek. Tâ ki kul hem çekinsin, hem arzulasın. Hem korksun, hem de ümitlensin. Bunun için şöyle buyurmaktadır: Kalpleri ile “iman edip” azaları ile “salih ameller işleyenlere” böylelikle de imanlarını salih amelleri ile tasdik edenlere “şunu müjdele!” Sen ey Peygamber ve senin (tebliğ) makamına geçenler (müjdeleyin). Âyet-i kerimede hayırlı amellerin “salih” olmakla nitelendirilmesinin sebebi, bu amellerle onları işleyenlerin durumlarının, din ve dünya işlerinin, dünyevî ve uhrevî hayatlarının ıslah olması; bozuk hallerinin gidip düzelmesi, bunun sonucunda da kulun Cennet’te Rahman olan Allah’a komşuluk etmeye elverişli salih kimselerden olmasındandır. İşte bu gibi kimselere şunu müjdele: “Onlar için... cennetler vardır” yani hayret verici güzellikte ağaçlar, enfes meyveler, uzayıp giden gölgeler, sarmaş dolaş olmuş dallar bulunan bahçeler vardır ki bunlardan dolayı ona cennet adı verilmiştir. Çünkü oraya girenler, o ağaç ve dalların arasında adeta gizlenip örtülürler ve türlü nimetlere gark olurlar. “altından ırmaklar akan” yani sudan, sütten, baldan ve şaraptan ırmaklar akar. Onları diledikleri gibi akıtacaklar, istedikleri yere yönlendireceklerdir. Bu ağaçlar da onunla sulanacak, böylelikle çeşitli meyveler verecektir. “Her ne zaman o cennetlerin meyvelerinden bir rızka kavuşsalar: “Bu, daha önce bize rızık olarak verilen(le aynı)!” derler.” Yani bu önceki rızkımızla aynı türden ve aynı nitelikler sahip bir rızık! Hepsi güzellik ve lezzet bakımından birbirine benzer. Orada ne kötü bir meyve vardır, ne de lezzetsiz geçirdikleri bir vakit. Onlar yedikleri şeylerden daima lezzet alırlar. “Hâlbuki kendilerine öyle benzer olarak sunulur.” ifadesi “isimleri itibari ile birbirine benzer, fakat tatları itibari ile farklı farklıdır” şeklinde açıklandığı gibi “rengi itibari ile benzer, fakat isimleri farklıdır” şeklinde de açıklanmıştır. Ayrıca güzellik, lezzet ve hoş oluşları itibari ile birbirlerine benzerler diye de açıklanmıştır. En güzel açıklama bu olsa gerektir. Yüce Allah Cennet ehlinin kalacakları yerleri; yiyecek, içecek ve meyve gibi çeşitli gıdalarını söz konusu ettikten sonra, eşlerini de söz konusu ederek en mükemmel, en açık ve en özlü şekilde onları nitelendirerek:“Bir de orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır” buyurmuştur. Burada “filan kusurdan temizlenmiş” buyrulmayarak, her türlü temizlik çeşidini kapsayan bir ifade kullanılmıştır. O halde bu zevceler ahlâk bakımından tertemiz kılınmışlardır, yaratılış bakımından tertemizdirler, dilleri tertemizdir, gözleri tertemizdir. Güzel yaratılışları, …

Al-Baqara 2:25Listen in Qur'an →
26

۞ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَسْتَحْىِۦٓ أَن يَضْرِبَ مَثَلًۭا مَّا بَعُوضَةًۭ فَمَا فَوْقَهَا ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَيَقُولُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَٰذَا مَثَلًۭا ۘ يُضِلُّ بِهِۦ كَثِيرًۭا وَيَهْدِى بِهِۦ كَثِيرًۭا ۚ وَمَا يُضِلُّ بِهِۦٓ إِلَّا ٱلْفَٰسِقِينَ

Allah sivrisineği ve onun üstününü misal olarak vermekten çekinmez. İnananlar bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkar edenler ise "Allah bu misalle neyi murad etti?" derler, O, bu misalle birçoğunu saptırır, birçoğunu da yola getirir. Onunla saptırdığı yalnız fasıklardır ki onlar Allah'la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar; zarara uğrayanlar işte onlardır.

26- Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi misal vermekten hayâ etmez. İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler. Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler. Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir. O, onunla fasıklardan başkasını saptırmaz. 27- O (fasıklar) Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir.

26. Yüce Allah buyuruyor ki:“Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi” yani misal olarak ne olursa olsun “misal vermekten hayâ etmez.” Çünkü bu misaller, hikmeti kapsayıcı olmaları ve hakkı açıklamalarıdır. Yüce Allah hakkı söylemekten haya etmez. Bu buyrukta basit ve önemsiz şeylerin misal verilmesine tepki gösterip bu konuda Allah’a itiraz eden kimselere cevap verilmiştir. Oysa bu gibi şeylerin misal verilmesinde itirazı gerektiren bir taraf yoktur. Aksine bu, Yüce Allah’ın, kullarına yönelik bir dersi ve rahmetidir. Öyleyse bunun kabul ve şükür ile karşılanması gerekir. İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler” Bu misalleri kavrarlar ve bu misaller üzerinde tefekkür ederler. Şâyet bu misallerin muhtevasını etraflı bir şekilde öğrenirlerse, ilim ve imanları artar. Yok, bilemezler ise en azından hem o misallerin hem de onların ihtiva ettikleri şeylerin hak olduğunu bilirler. İsterse bunların içerdikleri hakkın ne olduğu onlara kapalı kalsın. Çünkü onlar Allah’ın bu misalleri boş yere vermediğini, aksine sonsuz bir hikmet ve büyük bir nimet dolayısı ile bunları örnek verdiğini bilmektedirler. “Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler” ve böylelikle itiraz eder ve şaşırır kalırlar. Mü’minler bu konuda imanlarına iman kattıkları gibi, kâfirler de küfürlerine küfür katarlar. Bundan dolayı “Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir” diye buyrulmaktadır. İşte Kur’ân âyetlerinin inişi esnasında mü’minlerle kâfirlerin hali budur. Bu konuda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Bir sûre indirildiği zaman içlerinden bazıları: Bu hanginizin imanını artırdı? derler. İman etmiş olanlara gelince, daima onların imanını artırmıştır ve onlar birbirlerini müjdeleyip sevinirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların murdarlıklarına murdarlık katıp artırmış ve onlar kâfirler olarak ölüp gitmişlerdir.”(et-Tevbe, 9/124-125) Kullar için Kur’ân âyetlerinin nüzûlünden daha büyük bir nimet olamaz. Ama buna rağmen bu âyetler kimi topluluklar için imtihan, şaşkınlık, sapıklık ve mevcut kötülüklerine kötülük katmaya sebep olur. Kimilerine de ihsan, rahmet ve mevcut hayırlarına hayır katmaya sebep olur. Kulları arasında farklılık kılan; tek başına hidâyete ileten ve dalâlete götüren Yüce Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir. Bundan sonra Yüce Allah sapanları saptırmaktaki hikmet ve adaletini söz konusu ederek “O, bununla fasıklardan başkasını saptırmaz.” diye buyurmaktadır. Fasıklar; Allah’a itaatin dışına çıkan, Allah’ın Rasûllerine …

Al-Baqara 2:26Listen in Qur'an →
27

ٱلَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مِيثَٰقِهِۦ وَيَقْطَعُونَ مَآ أَمَرَ ٱللَّهُ بِهِۦٓ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlâki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

26- Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi misal vermekten hayâ etmez. İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler. Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler. Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir. O, onunla fasıklardan başkasını saptırmaz. 27- O (fasıklar) Allah’ın ahdini sağlamlaştırdıktan sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri koparırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir.

26. Yüce Allah buyuruyor ki:“Gerçek şu ki Allah bir sivrisineği veya ondan öte herhangi bir şeyi” yani misal olarak ne olursa olsun “misal vermekten hayâ etmez.” Çünkü bu misaller, hikmeti kapsayıcı olmaları ve hakkı açıklamalarıdır. Yüce Allah hakkı söylemekten haya etmez. Bu buyrukta basit ve önemsiz şeylerin misal verilmesine tepki gösterip bu konuda Allah’a itiraz eden kimselere cevap verilmiştir. Oysa bu gibi şeylerin misal verilmesinde itirazı gerektiren bir taraf yoktur. Aksine bu, Yüce Allah’ın, kullarına yönelik bir dersi ve rahmetidir. Öyleyse bunun kabul ve şükür ile karşılanması gerekir. İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:“İman edenler onun, Rablerinden gelen hakikat olduğunu bilirler” Bu misalleri kavrarlar ve bu misaller üzerinde tefekkür ederler. Şâyet bu misallerin muhtevasını etraflı bir şekilde öğrenirlerse, ilim ve imanları artar. Yok, bilemezler ise en azından hem o misallerin hem de onların ihtiva ettikleri şeylerin hak olduğunu bilirler. İsterse bunların içerdikleri hakkın ne olduğu onlara kapalı kalsın. Çünkü onlar Allah’ın bu misalleri boş yere vermediğini, aksine sonsuz bir hikmet ve büyük bir nimet dolayısı ile bunları örnek verdiğini bilmektedirler. “Ama küfre saplananlar “Allah bu misal ile ne murad etmiş?” derler” ve böylelikle itiraz eder ve şaşırır kalırlar. Mü’minler bu konuda imanlarına iman kattıkları gibi, kâfirler de küfürlerine küfür katarlar. Bundan dolayı “Allah onunla bir çoklarını saptırır ve yine onunla çoklarını da hidâyete eriştirir” diye buyrulmaktadır. İşte Kur’ân âyetlerinin inişi esnasında mü’minlerle kâfirlerin hali budur. Bu konuda Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Bir sûre indirildiği zaman içlerinden bazıları: Bu hanginizin imanını artırdı? derler. İman etmiş olanlara gelince, daima onların imanını artırmıştır ve onlar birbirlerini müjdeleyip sevinirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların murdarlıklarına murdarlık katıp artırmış ve onlar kâfirler olarak ölüp gitmişlerdir.”(et-Tevbe, 9/124-125) Kullar için Kur’ân âyetlerinin nüzûlünden daha büyük bir nimet olamaz. Ama buna rağmen bu âyetler kimi topluluklar için imtihan, şaşkınlık, sapıklık ve mevcut kötülüklerine kötülük katmaya sebep olur. Kimilerine de ihsan, rahmet ve mevcut hayırlarına hayır katmaya sebep olur. Kulları arasında farklılık kılan; tek başına hidâyete ileten ve dalâlete götüren Yüce Allah, her türlü eksiklikten münezzehtir. Bundan sonra Yüce Allah sapanları saptırmaktaki hikmet ve adaletini söz konusu ederek “O, bununla fasıklardan başkasını saptırmaz.” diye buyurmaktadır. Fasıklar; Allah’a itaatin dışına çıkan, Allah’ın Rasûllerine …

Al-Baqara 2:27Listen in Qur'an →
28

كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَٰتًۭا فَأَحْيَٰكُمْ ۖ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek sonra tekrar diriltecek ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?

28- Allah’a nasıl küfr/nankörlük edersiniz!? Hâlbuki ölü idiniz de sizleri O diriltti. Sonra sizi öldürecek ve sonra sizi diriltecektir. Sonra da yalnızca O’na döndürüleceksiniz.

28. Bu buyrukta hayret, azarlama ve inkâr anlamında bir soru vardır. Yani sizi yoktan var eden ve size türlü nimetler ihsan eden, ecellerinizi tamamladığınız vakit sizi öldüren, kabirlerde amellerinize belli karşılıklar veren, sonra amellerinizden hesaba çekmek için sizi tekrar diriltip kabirlerinizden kaldıracak olan, sonra da huzuruna döneceğiniz ve tam anlamı ile yaptıklarınızın karşılığını verecek olan Allah’a nasıl olur da küfür ve nankörlük edersiniz? O’nun tasarrufu, idaresi, iyiliği ve O’nun dini emirleri altında olduğunuza, Kıyamet gününde de amellerinizin karşılığını O vereceğine göre, O’na küfür ve nankörlük etmeniz size yakışır mı? Böyle bir şey büyük bir bilgisizlikten, büyük bir beyinsizlikten başka nedir? Aksine size yakışan O’ndan korkmanız, sakınmanız, O’na şükretmeniz, O’na iman etmeniz, azabından korkup mükâfatını ummanızdır.

Al-Baqara 2:28Listen in Qur'an →
29

هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ لَكُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ ٱسْتَوَىٰٓ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَسَوَّىٰهُنَّ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍۢ ۚ وَهُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۭ

Yerde olanların hepsini; sizin için yaratan O'dur. Sonra, göğe doğru yönelerek yedi gök olarak onları düzenlemiştir. O her şeyi bilir.

29- O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi de onları yedi gök halinde düzenledi. O her şeyi çok iyi bilendir.

29. “O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı” Yani iyilik ve rahmet olmak üzere yeryüzünde ne varsa hepsini yararlanmanız, kullanmanız ve ibret almanız için yaratan O’dur. Bu âyet-i kerimede eşyada aslolanın mubahlık ve temizlik olduğuna delil vardır. Çünkü âyet-i kerime minnet (ihsan ve lütuf) sadedinde zikredilmiştir. Bununla pis ve murdar olan şeyler dışarıda kalmaktadır. Zira bunların haram oldukları da yine bu âyetin ifadesinden, eşyanın yaratılmasındaki maksadın beyân edilmesinden ve bizim faydamız için yaratılmış olmalarından anlaşılmaktadır. O nedenle zararı bulunan bir şey bu kapsamın dışında kalmaktadır. Pis ve murdar şeyleri, bizi korumak ve uzak tutmak için yasaklamış olması da nimetini tamamlayan bir husustur. “Sonra göğe yöneldi (istiva) de onları yedi gök halinde düzenledi.” “İstivâ” kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de üç anlamda kullanılır. Bazen herhangi bir harf (edat) ile müteaddi (geçişli) olarak gelmez. O takdirde mükemmel ve tamam olmak anlamına gelir. Yüce Allah’ın Mûsâ hakkındaki ﴾ وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥ ﴿ / “Güçlü çağına erişip olgunlaşınca…”(el-Kasas, 28/14) buyruğunda olduğu gibi. Kimi zaman da “üzerine çıktı” ve “yükseldi” anlamlarında kullanılır. “ على : üzerine, e, a” edatı ile geçişli olarak geldiğinde bu anlamı kazanır. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: ﴾ ٱلرَّحۡمَٰنُ عَلَى ٱلۡعَرۡشِ ٱسۡتَوَىٰ ﴿ / “Rahman Arş’a istiva etti/yükseldi”(Taha, 20/5) ile ﴾ لِتَسۡتَوُۥاْ عَلَىٰ ظُهُورِهِۦ ﴿ / “Tâ ki (o hayvanların) sırtlarına binip kurulasınız…”(ez-Zuhruf, 43/13) buyruklarında olduğu gibi. Bazen de bu kelime “yöneldi” anlamında kullanılır. Bu âyet-i kerimede olduğu gibi “ إلى : e, a” edtı ile geçişli olarak gelirse bu anlamı alır. Buna göre bu ayetin anlamı şöyle olur: Yüce Allah yeryüzünü yarattıktan sonra semâvâtı yaratmaya yöneldi ve onları yedi sema halinde düzenledi. Semaları yaratıp yaratılışlarını da sağlam ve mükemmel yaptı. “O her şeyi çok iyi bilendir.” Yere gireni de, oradan çıkanı da bilir. Gökten ineni de, oraya yükseleni de bilir. Sizin neyi gizlediğinizi de, neyi açıkladığınızı da bilir. O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Yüce Allah bu âyet-i kerimede olduğu gibi, yaratmasını ve bilgisinin kapsamını bir arada çokça zikreder. Şu buyruğunda olduğu gibi:“Hiç yaratan bilmez mi? O Latiftir, her şeyden haberdardır.”(el-Mülk, 67/14). Çünkü O’nun bu yaratıkları yaratmış olması, ilim, hikmet ve kudretinin en açık bir delilidir.

Al-Baqara 2:29Listen in Qur'an →
30

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌۭ فِى ٱلْأَرْضِ خَلِيفَةًۭ ۖ قَالُوٓا۟ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ ٱلدِّمَآءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ ۖ قَالَ إِنِّىٓ أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ

Rabbin meleklere "Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti; melekler, "Orada bozgunculuk yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve Seni devamlı takdis ediyoruz" dediler; Allah "Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim" dedi.

30- “Hani Rabbin meleklere: Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti de, melekler: Biz seni hamdinle tesbih ve takdis ettiğimiz halde orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. (O da:) Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, buyurdu. 31- Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Eğer (iddianızda) doğru iseniz, haydi bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu. 32- (Melekeler:)“Seni tesbih/tenzih ederiz. Bizim senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan yalnız Sensin.” 33- (Allah:)“Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini haber ver.” buyurdu. O da onların isimlerini haber verince (Allah) şöyle buyurdu: “Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim. Açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediklerinizi de bilirim.” 34- Biz meleklere:“Âdem’e secde edin” dedik de onlar derhal secde ettiler. Ancak İblis hariç! O diretti, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

30. Bu ayetle insanlığın atası Âdem aleyhisselam’ın yaratılmasına ve O’nun faziletine dair açıklamalara başlanmaktadır. Yüce Allah O’nu yaratmak isteyince, meleklere bu hususu bildirmiş ve O’nu yeryüzünde halifelik konumuna getireceğini haber vermiştir. Melekler ise:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih” yani seni hamdine ve celaline yaraşır şekilde tenzih “ve takdis ettiğimiz halde orada” günahlar işleyerek “fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” demişlerdi. Burada umum (olan fesat) ifadesinden sonra hususi (bir fesat olan öldürme) ifadesinin kullanılarak (öldürmenin ayrıca zikredilmesi) öldürme fesadının ağırlığını açıklamak içindir. Melekler zanlarına göre yeryüzünde yaratılacak bir kimse bu işleri yapacaktı. Bu yüzden Yüce Allah’ı bundan tenzih ve tazim ettiler. Yüce Allah’a kendilerinin her türlü fesat çıkarmaktan uzak bir şekilde kendisine ibadet etmekte olduklarını da söylediler ve:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih ve takdis ettiğimiz halde...” dediler. “Takdis ettiğimiz” ifadesinin “yalnız seni takdis ederiz ve takdisi sana has kılarız” anlamına gelme ihtimali olduğu gibi “kendi nefislerimizi senin için takdis ederiz” anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani biz güzel ahlâk ile nefislerimizi senin için temizler ve kötü huylardan arındırırız. Bu güzel ahlâk ise Allah’ı sevmek, O’ndan korkmak ve O’nu ta’zim etmek vb.dir. Yüce Allah meleklere şöyle dedi:“Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.” Bu halife ile ilgili olarak sizin bilmediğiniz şeyleri ben biliyorum. Çünkü sizin bu sözleriniz kendi zannınıza dayalıdır. Ben ise açıkta olanı da, gizli olanı da bilirim. Bu halifenin yaratılması ile meydana gelecek hayrın onun yaratılmasındaki şerden kat kat fazla olduğunu da bilirim. Bu hususta sadece Yüce Allah’ın Âdem’in soyundan gelenler arasında peygamberleri, sıddıkları, şehitleri ve salihleri seçmesi, bütün insanlara Allah'ın varlığına dair belgelerin/âyetlerin açıkça ortaya konması, yine bu halife yaratılmasaydı söz konusu olmayacak olan cihad ve benzeri ibadetlerin gerçekleşmesi, mükelleflerin tabiatlarında saklı bulunan hayır ve şerrin imtihan ile ortaya çıkması, Allah’ın dostunun düşmanından ayırt edilmesi, Allah’ın hizbi ile O’na savaş açanların …

Al-Baqara 2:30Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.