Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 211–220 of 286

211

سَلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ كَمْ ءَاتَيْنَٰهُم مِّنْ ءَايَةٍۭ بَيِّنَةٍۢ ۗ وَمَن يُبَدِّلْ نِعْمَةَ ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

İsrailoğullarına sor; onlara apaçık nice ayetler verdik, Allah'ın nimetini, kendisine geldikten sonra kim değiştirirse, bilsin ki, Allah'ın cezası şüphesiz şiddetlidir.

211- Sor İsrailoğullarına ki biz onlara nice açık âyetler/mucizeler verdik. Her kim Allah’ın nimetini kendine geldikten sonra değiştirirse şüphesiz Allah'ın cezası pek şiddetlidir.

211. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sor İsrailoğullarına ki biz onlara” hakka ve peygamberlerin doğruluğuna delil olan “nice açık âyetler/mucizelere verdik.” Onlar da bu âyetlerin doğruluğuna kesin olarak inandılar ve bildiler ama bu nimetin şükrünü yerine getirmediler. Oysa bu nimetlerin şükrünün yerine getirilmesi gerekirdi. Şükredecek yerde nankörlük ettiler ve Allah’ın nimetini nankörlükle değiştirdiler. Bundan dolayı Yüce Allah’ın üzerlerine cezasını indirmesini ve mükâfattan onları mahrum etmesini hak ettiler. Allah nimete karşı nankörlüğü nimetin değiştirilmesi olarak nitelendirmektedir. Çünkü Allah herhangi bir kimseye dini ya da dünyevi bir nimet verip de o buna şükretmeyecek, onun gereklerini yerine getirmeyecek olursa o nimet ondan uzaklaşıp gider. Nankörlük ve masiyetler dolayısıyla da o nimetler değişir, böylece nimetin yerini nankörlük alır. Yüce Allah’a şükredip nimetin hakkını yerine getirmeye çalışan kimsenin ise nimeti kalıcı olup devam eder. Hatta Allah o nimetini artırır.

Al-Baqara 2:211Listen in Qur'an →
212

زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۘ وَٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ فَوْقَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۗ وَٱللَّهُ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍۢ

İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler, oysa, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar kıyamet günü onların üstünde olacaklardır. Allah dilediğini hesabsız şekilde rızıklandırır.

212- Dünya hayatı küfre saplananlara pek süslü gösterilmiştir. (O nedenle) onlar mü’minlerle alay ederler. Hâlbuki takva sahipleri Kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

212. Yüce Allah, Allah’a, âyetlerine ve peygamberlerine küfreden ve O’nun şeriatına boyun eğmeyen kimselere dünya hayatının süslü gösterildiğini haber vermektedir. Bu hayat gözlerine ve kalplerine süslü ve güzel gösterilmiş, onlar da bu hayata razı olmuşlar, onunla yetinmişlerdir. Böylelikle onların bütün arzuları, istekleri ve çalışmaları dünya hayatına yönelik olmuştur. Bu hayata yönelmişler, bütün gayretleri ile onu elde etmeye koyulmuşlar ve o hayatı ta’zim etmişlerdir. Bu yaptıklarında kendilerine ortak olanları da büyük kimseler bellemişlerdir. Buna karşılık mü’minleri küçümseyerek, onlarla alay ederek:“İçimizde Allah (biz dururken) bunlara mı lütufta bulundu?” demişlerdir. Onların bu tutumlarının sebebi akıllarının zayıf, görüşlerinin kısır olmasıdır. Çünkü dünya sınama ve imtihan yurdudur. Bu yurtta mü’minlere de kâfirlere de zorluk ve sıkıntı isabet edecektir. Ama dünya hayatında mü’min hoşlanmadığı şeylerle karşı karşıya kalsa bile sabreder ve ecrini Allah’tan bekler. İman ve sabrı sayesinde Allah başkasının karşı karşıya kalmadığı şekilde onun musibetlerinin yükünü hafifletir. Bütün mesele ve gerçek üstünlük kalıcı yurt olan âhirettedir. O bakımdan Yüce Allah:“Hâlbuki takva sahipleri Kıyamet gününde onların üstündedirler” buyurmaktadır. Takva sahipleri en üstün derecelerde olacaklar, çeşitli nimetlerden yararlanacaklar, sevinç içerisinde bulunacaklardır. Kâfirler ise onların aşağılarında, Cehennemin alt tabakalarında yer alacaklar, çeşitli azaplar görecek, küçümsenecek ve sonu gelmeyecek ebedi bedbahtlıkla karşı karşıya kalacaklardır. Bu âyet-i kerimede mü’minlere bir teselli, kâfirlere ise bir musibetin haber verilmesi söz konusudur. Dünyevî ve uhrevî rızıklar ancak Allah’ın takdiri ile elde edildiğinden ve ancak Yüce Allah’ın meşieti ile onlara nail olmak söz konusu olduğundan Allah:“Allah dilediğine hesapsız rızık verir” buyurmaktadır. Dünya rızkı mü’mine de kâfire de verilir. Fakat ilim, iman, Allah sevgisi, Allah korkusu, O’nun rahmetini ummak vb. kalbî rızıkları ise Allah ancak sevdiği kimselere verir.

Al-Baqara 2:212Listen in Qur'an →
213

كَانَ ٱلنَّاسُ أُمَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَبَعَثَ ٱللَّهُ ٱلنَّبِيِّۦنَ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ وَأَنزَلَ مَعَهُمُ ٱلْكِتَٰبَ بِٱلْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ فِيمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ ۚ وَمَا ٱخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا ٱلَّذِينَ أُوتُوهُ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۖ فَهَدَى ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لِمَا ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ مِنَ ٱلْحَقِّ بِإِذْنِهِۦ ۗ وَٱللَّهُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍ

İnsanlar bir tek ümmetti. Allah peygamberleri müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte hak Kitaplar indirdi. Ancak Kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izni ile eriştirdi. Allah dilediğini doğru yola eriştirir.

213- İnsanlar tek bir ümmetti. Allah da peygamberleri müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. Beraberlerinde de insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler hakkında aralarında hükmetmek üzere kitâbı hak ile indirdi. Kendilerine kitab verilen kimseler ancak apaçık deliller onlara geldikten sonra aralarındaki kıskançlıktan dolayı o (kitaba) dair anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah onların ihtilaf ettikleri hakka izni ile iman edenleri ulaştırdı. Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.

213. “İnsanlar tek bir ümmetti.” Yani insanlar topluca hidayet üzere idiler. Nuh aleyhisselam’dan sonra on asır boyunca bu hal üzere devam ettiler. Dinde ihtilaf edince bazıları küfre saptı, bazıları da hak din üzere devam etti. Aralarında çekişmeler başladı. Allah insanlar arasındaki anlaşmazlıkları hükme bağlamak ve onlara karşı hücceti ortaya koymak üzere peygamberler gönderdi. Bazıları ise şöyle bir açıklama getirmişlerdir: Aksine insanlar küfür, sapıklık ve bedbahtlık üzere toplanmış idiler. Ne aydınlatıcı bir ışıkları, ne de imanları vardı. Bu nedenle Allah kendilerine peygamberleri, itaat eden kimseleri itaatlerin sonucu olan rızık, bedeni ve kalbi kuvvet, güzel hayat ve bunların en üstün mertebesi olan Yüce Allah’ın rızasına nail olup Cennete girmek sureti ile “müjdeleyici” olmak üzere gönderdi. Diğer taraftan Allah’a isyan eden kimseleri de masiyetlerin bir sonucu olarak rızıktan mahrumiyet, zayıflık, fakirlik, dar hayat ve geçim ve bunun en ağır şekli olan Allah’ın gazabı ve Cehennem ile “uyarıcılar olmak üzere gönderdi. Beraberlerinde... kitabı hak ile indirdi” Bu, doğru haberler ve adaletli emirlerdir. İlahi kitapların ihtiva ettiği her bir şey haktır. Usûl ve füru meselelerinde anlaşmazlık içerisinde olanlardan kimin haklı kimin haksız olduğunu ortaya koyar. İşte anlaşmazlık ve ayrılık halinde yapılması gereken, bu ayrılık ve anlaşmazlık konusunun Allah’a ve Rasûlü’ne havale edilmesidir. Eğer Allah’ın Kitabında ve Rasûlü’nün sünnetinde anlaşmazlığı sona erdirecek hükümler bulunmasaydı anlaşmazlıkları onları götürme emri verilmezdi. Yüce Allah Kitap ehline kitapları indirmesi sureti ile ihsan ettiği büyük nimetini söz konusu etti. Bu ise onların bu kitaplar etrafında ittifak edip toplanmalarını gerektiriyordu. Yüce Allah bu durumlarını söz konusu ettikten sonra böyle davranacak yerde birbirlerine karşı çıktıklarını, birbirlerini kıskandıklarını, bundan da pek çok anlaşmazlık, düşmanlık ve ayrılıklar meydana geldiğini, bunun sonucunda da herkesten önce etrafında birleşip toplanmaları gereken kitap hakkında üstelik onun kesin delillerini, apaçık belgelerini bilip yakin ettikten sonra anlaşmazlığa düştüklerini haber vermektedir. Böylelikle onlar haktan alabildiğine uzak bir sapıklıkla sapıttılar. “Bunun üzerine Allah onların ihtilaf ettikleri hakka” Kitab ehlinin anlaşmazlığa düşüp de hakkı ve doğruyu tutturamadıkları bütün hususlara “izni ile iman edenleri ulaştırdı.” Yüce Allah; izni, kolaylaştırması ve rahmeti ile bu ümmeti hakka iletmiştir. “Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.” O bütün insanları adaletinin bir tecellisi olarak, bütün insanlara karşı delili ortaya koymak üzere ve insanlar:“Bize müjdeci de uyarıcı da gelmedi” demesinler diye …

Al-Baqara 2:213Listen in Qur'an →
214

أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُم مَّثَلُ ٱلَّذِينَ خَلَوْا۟ مِن قَبْلِكُم ۖ مَّسَّتْهُمُ ٱلْبَأْسَآءُ وَٱلضَّرَّآءُ وَزُلْزِلُوا۟ حَتَّىٰ يَقُولَ ٱلرَّسُولُ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ مَتَىٰ نَصْرُ ٱللَّهِ ۗ أَلَآ إِنَّ نَصْرَ ٱللَّهِ قَرِيبٌۭ

Sizden önce gelenlerin durumu sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Peygamber ve onunla beraber müminler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı; iyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.

214- Yoksa siz, sizden önce geçenlerin hali başınıza gelmeden Cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlara yoksulluk ve sıkıntılar gelip çattı ve öyle sarsıldılar ki sonunda peygamber ve beraberindeki iman edenler:“Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler. Haberiniz olsun ki Allah’ın yardımı gerçekten yakındır.

214. Yüce Allah bu ayette kullarını darlıklarla, sıkıntılarla, zorluklarla imtihan etmesinin kaçınılmaz olduğunu haber vermektedir. Nitekim önceki nesillere de bunu yapmıştı. Bu Allah’ın hiçbir şekilde değişmeyen, sürekli geçerli bir sünnetidir/kanunudur. Dinini ve şeriatını ayakta tutmak isteyen herkesi mutlaka imtihan edip sınar. Allah’ın emri üzere sabredip direnirse, bu uğurda karşı karşıya kalacağı hoş olmayan şeylere aldırmazsa işte samimi ve doğru kişi odur. O, en mükemmel mutluluğa ve en üstün mertebeye ulaşır. Ama insanların işkence ve sıkıntılarını Allah’ın azabı gibi kabul eder de hoşuna gitmeyen şeyler, onu izlemesi gereken yoldan alıkoyar ve mihnetler de maksadından onu döndürecek olursa işte o, iman iddiasında yalancı bir kimsedir. Çünkü iman güzel şeyler isteme, temennilerde bulunma ve salt iddiadan ibaret değildir. Onun doğru yahut yalan olduğunu ortaya koyacak olan şey amellerdir. İşte önceki ümmetlerin başına da Yüce Allah’ın sözünü ettiği şekilde “Onlara yoksulluk ve sıkıntılar” yani hem fakirlik hem de türlü hastalıklar “gelip çattı ve” ölüm, sürgün, mallarının alınması ve sevdiklerinin öldürülmesi ile tehdit edilerek çeşitli korkutucu şeylerle “sarsıldılar” türlü zararlarla karşı karşıya kaldılar. Öyle bir duruma vardılar ve o derece sarsıldılar ki, Allah’ın yardımının geleceğine kesin inanmalarına rağmen, onun geciktiğini düşündüler. Sıkıntılarının ileri dereceye ulaşması ve oldukça darlanmalarından dolayı “Sonunda peygamber ve beraberindeki iman edenler: “Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler.” Rahatlamak sıkıntı ile birlikte olduğuna göre ve bir iş daraldı mı hemen genişlediğine göre Yüce Allah da:“Haberiniz olsun ki Allah’ın yardımı gerçekten yakındır.” buyurmaktadır. İşte hakkı ayakta tutup uygulamaya kalkan herkes kesinlikle imtihan olunur. Eğer tuttuğu yolda sabreder ve ısrarla devam edecek olursa, zorluk ve sıkıntıları artsa bile nihayetinde onun karşı karşıya kaldığı mihnetler kendisi için bir ödül olur. Zorluklar rahatlıklara dönüşür ve bunların akabinde düşmanlara karşı zafer elde eder, kalbindeki rahatsızlıklar şifa bulur. Bu âyet-i kerime Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzemektedir:“Yoksa siz Allah içinizden cihad edenlerle sabredenleri belli etmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız?”(Ali İmran, 3/142); “Elif, Lam, Mim. İnsanlar iman ettik demeleri ile bırakılıverileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun onlardan önce geçenleri biz imtihan etmişizdir. Allah elbette doğru olanları da bilir, yalancı olanları da bilir.”(el-Ankebut, 29-1-3) İşte böyle; insan imtihan sırasında üstün ya da zelil olur.

Al-Baqara 2:214Listen in Qur'an →
215

يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ ۖ قُلْ مَآ أَنفَقْتُم مِّنْ خَيْرٍۢ فَلِلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ وَٱلْيَتَٰمَىٰ وَٱلْمَسَٰكِينِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ ۗ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍۢ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌۭ

Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: "Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir".

215- Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Malınızdan infak edeceğiniz pay anne ve babanın, akrabaların, yetimlerin, yoksulların, yolda kalmışlarındır. Şüphesiz her ne hayır işlerseniz Allah onu çok iyi bilendir.

215. “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar.” Yani sana infaka dair soru soruyorlar. Bu soru hem neyin infak edileceğini, hem kime infak edileceğini kapsamaktadır. Yüce Allah bu sorularına cevap vererek:“De ki: Malınızdan infak edeceğiniz pay...” diye cevap vermektedir. Yani bu infak ister az, ister çok olsun, insanlar arasında buna en layık ve öncelik hakkına en çok sahip olan kimseler, senin üzerinde en büyük hakka sahip olanlardır. Bunlar ise kendilerine iyi davranılmasının farz isyan edilmesinin ise haram kılındığı anne ve babadır. Onlara yapılacak en büyük iyiliklerden birisi onlara gerekli harcamaları yapmaktır. Bu gerekli harcamaları terk etmek ise onlara karşı yapılacak en büyük isyanlar arasındadır. Bundan dolayı varlık sahibi çocuğun anne babasının nafakasını karşılaması farzdır. Anne babadan sonra ise yakınlık sıralarına göre ve değişik mertebeleri göz önünde bulundurularak akrabalık ve ihtiyaç da hesaba katılmak sureti ile akrabalar gelir. Akrabaya infak, hem bir sadakadır, hem de bir sıla (akrabalık bağını gözetmek)tir. “Yetimler” kendileri adına kazanacak, ihtiyaçlarını karşılayacak kimseleri bulunmayan küçükler demektir. Bizzat kendi ihtiyaçlarını kendileri göremediklerinden ve ihtiyaçlarını karşılamak üzere kazanç sahibi kimseler bulunmadığından dolayı muhtaç olmaları çoğunlukla kaçınılmazdır. Böylelikle Allah yetimlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere, gözetilmelerini emretmiştir. “Miskinler/Yoksullar” ihtiyacın kendilerini adeta hareketsiz hale getirdiği, zaruret içinde bulunan muhtaç kimselerdir. Onlara ihtiyaçlarını karşılamak ve onları kendi kendilerine yeter hale getirmek için infak edilir. “Yolda kalmışlar” memleketinden uzakta kalmış ve oraya ulaşamayan yabancılara da yolculukları esnasında kendilerini gidecekleri yere kadar ulaştıracak şekilde nafaka verilmekle yardımcı olunur. Yüce Allah ileri derecedeki ihtiyaçları dolayısıyla bu kesimleri özellikle zikrettikten sonra sözü genelleştirip şöyle buyurmuştur:“Şüphesiz her ne hayır işlerseniz” yani ister bunlara, ister başkalarına vereceğiniz herhangi bir sadaka ve hatta bütün itaat ve Allah’a yakınlaştırıcı çeşitli amelleri -çünkü bütün ameller “hayır” kapsamına girmektedir- işlerseniz “Allah onu çok iyi bilendir.” O bakımdan size bu amelinizin mükâfatını verir, sizin için onu tespit eder. Herkes niyet ve ihlâsına göre nafakasının (infakının) çokluğuna, azlığına, bu infaka duyulan ihtiyaca, bu infakın etkisine ve faydasına göre ecrini alacaktır.

Al-Baqara 2:215Listen in Qur'an →
216

كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌۭ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًۭٔا وَهُوَ خَيْرٌۭ لَّكُمْ ۖ وَعَسَىٰٓ أَن تُحِبُّوا۟ شَيْـًۭٔا وَهُوَ شَرٌّۭ لَّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Savaş, hoşunuza gitmediği halde size farz kılındı. İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.

216- Savaş hoşunuza gitmediği halde üzerinize farz kılındı. Bazen hoşlanmadığınız bir şey, sizin için hayır olabilir. Sevdiğiniz bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

216. Önceleri mü’minler savaşı -zayıflıkları ve buna katlanamayacak durumda olmaları dolayısıyla- terk etmekle emrolunmuş iken bu âyet-i kerimede Allah yolunda savaş farz kılınmaktadır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Medine’ye hicret edip de müslümanlar çoğalıp güçlenince Allah onlara savaşma emrini verdi. Savaşın esas itibari ile yorgunluk ve meşakkati, türlü korku ve tehlikeleri dolayısıyla ve ölümle karşı karşıya getirmesi nedeniyle nefislerin hoşuna gitmeyen bir şey olduğunu haber verdi. Bununla birlikte Allah yolunda savaş, katıksız bir hayırdır. Çünkü bu çeşit savaşta büyük mükâfat vardır, onunla can yakıcı azaptan korunulur, düşmanlara karşı zafer kazanılıp ganimetler elde edilir. Ayrıca onun insanı hoşa gitmeyen şeylere karşı eğitici özellikleri de vardır. “Sevdiğiniz bir şey de hakkınızda şer olabilir.” Mesela rahat isteği ile cihada çıkmayıp oturmak bir kötülüktür. Çünkü cihada çıkmamak Allah’ın yardımının kesilmesine, düşmanların İslâm’a ve müslümanlara musallat olmasına, zillet ve aşağılıkla karşı karşıya kalmaya, büyük ecrin kaybedilmesine ve cezanın gerçekleşmesine sebeptir. Bu âyet-i kerimede ifade edilen hususlar, dini açıdan değişmez kurallardır. Nefislerin, meşakkatinden dolayı hoşlanmadığı hayır fiilleri mutlaka hayırdır, hakkında rahat ve lezzet vehmettiği bütün şer fiilleri hiç şüphesiz şerdir. Dünya ile ilgili hususlarda ise bunlar her zaman geçerli olmayabilir. Aksine mü’min kimse için çoğunlukla görülen durum şudur: O herhangi bir hususu sevecek olur da Allah da o kimseyi o işten uzak tutacak birtakım sebepler takdir buyurursa, şüphesiz ki böylesi onun için daha hayırlıdır. Bu gibi durumlarda ona düşen uygun davranış, Yüce Allah’a şükretmek ve meydana gelenin, hayırlı olduğuna inanmaktır. Çünkü mü’min, Yüce Allah’ın kuluna kendi nefsinden daha çok merhametli olduğunu bilir. Kulunun maslahatını kulun kendisinden daha bir gerçekleştirmeye muktedir olduğunu ve kulun maslahatını ondan daha iyi bildiğini bilir. Nitekim Yüce Allah da “Allah bilir, siz bilmezsiniz” buyurmaktadır. O halde size yakışan hoşunuza gitsin veya gitmesin, sizi sevindirsin veya sevindirmesin hakkınızdaki bütün takdirleri gönül hoşluğu ile karşılamaktır.

Savaş emri kayıtlı zikredilmeyecek olsaydı, haram aylar da dahil bütün ayları (zaman itibari ile) kapsayacak olduğundan dolayı Yüce Allah, haram aylardaki savaşı istisna ederek şöyle buyurmaktadır:

Al-Baqara 2:216Listen in Qur'an →
217

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلشَّهْرِ ٱلْحَرَامِ قِتَالٍۢ فِيهِ ۖ قُلْ قِتَالٌۭ فِيهِ كَبِيرٌۭ ۖ وَصَدٌّ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ وَكُفْرٌۢ بِهِۦ وَٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِۦ مِنْهُ أَكْبَرُ عِندَ ٱللَّهِ ۚ وَٱلْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ ٱلْقَتْلِ ۗ وَلَا يَزَالُونَ يُقَٰتِلُونَكُمْ حَتَّىٰ يَرُدُّوكُمْ عَن دِينِكُمْ إِنِ ٱسْتَطَٰعُوا۟ ۚ وَمَن يَرْتَدِدْ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌۭ فَأُو۟لَٰٓئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۖ وَأُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلنَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَٰلِدُونَ

Sana hürmet edilen ayı, o aydaki savaşı sorarlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük suçtur. Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, Mescidi Haram'a engel olmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fitne çıkarmak ise öldürmekten daha büyüktür". Güçleri yeterse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşa devam ederler. İçinizden dininden dönüp kafir olarak ölen olursa, bunların işleri dünya ve ahirette boşa gitmiş olur. İşte cehennemlikler onlardır, onlar orada temellidirler.

217- Sana haram ayı, onda savaşmayı sorarlar. De ki: “Onda yapılan savaş büyük bir günahtır; ama Allah yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’dan alıkoymak ve ahalisini oradan çıkarmak ise Allah katında çok daha büyük bir günahtır. Fitne katilden daha büyük bir günahtır. Eğer güçleri yetse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar. Artık içinizden her kim dininden irtidat eder de kâfir olarak ölürse işte böylelerinin bütün amelleri dünyada da âhirette de heder olup gider. Onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.

217. “Sana haram ayı, onda savaşmayı sorarlar” buyruğu ile ilgili olarak cumhur, haram aylarda savaşmanın haram kılınmasının, müşriklerin bulundukları yerde öldürülmesi emri ile nesh edildiği görüşündedir. Bazı müfessirler ise bunun nesh olmadığı görüşündedirler. Çünkü mutlak olan emir, mukayyed olana hamledilir. Bu âyet-i kerime ise mutlak olan savaşma emrinin umumunu kayıtlamaktadır. Çünkü haram ayların meziyetlerinin en büyüğü bu aylarda savaşmanın haram kılınmasıdır. Ancak bu hüküm, yalnızca savaşı başlatmak ile ilgilidir. Savunma kastı ile savaş ise Haram beldede caiz olduğu gibi Haram aylarda da caizdir. Bu âyet-i kerime Abdullah b. Cahş seriyyesinin başından geçen ve onların Amr bin el-Hadramî’yi öldürüp mallarını almaları dolayısıyla meydana gelen olaylardan ötürü nazil olduğundan ve bu durum denildiğine göre Recep ayında cereyan ettiğinden dolayı müşrikler, müslümanları haram aylarda çarpışmalarından dolayı ayıpladılar. Ancak onlar bu ayıplamalarında haksızdılar. Zira onların öyle çirkin fiilleri vardı ki bunların bir tanesi bile müslümanları ayıplandıkları şeyden çok daha büyüktür. İşte Yüce Allah onlarda bulunan bu çirkinlikleri beyan etmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Ama Allah yolundan alıkoymak” yani müşriklerin Allah’a ve Rasûlü’ne iman etmek isteyen kimselere engel olmaları, Allah’a iman edenleri eziyet ve işkencelere maruz bırakarak dinlerinden döndürmek için çalışmaları, haram aylardaki ve haram beldedeki küfürleri -ki küfür yalnız başına bile kötülük olarak yeter, özellikle de haram aylarda ve haram beldede meydana gelmişse-… “Ahalisini oradan çıkarmak” yani Mescid-i Haram’ın ahalisi olan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabını oradan çıkarmak… Çünkü bizzat bu ahalisi ona müşriklerden daha bir layıktırlar ve gerçek manada Mescid-i Haram’ın imar edicileri onlardır. Ancak müşrikler onları Mescid-i Haram’dan çıkardılar ve ona ulaşmalarına imkân tanımadılar. Oysa ibadet için bu Beyt’in civarında duran da dışardan gelen de birbirine eşittir. İşte bu işlerin her birisi tek başına bile haram aylarda “katilden daha büyüktür.” Peki ya bütün bu kötü işlerin onlarda bir arada bunmasına ne demeli? Böylelikle onların, mü’minleri ayıplamalarında haksız, ayrıca fasık ve zalim oldukları anlaşılmaktadır. Daha sonra Yüce Allah onların mü’minlerle savaşı devam ettireceklerini haber vermektedir. Maksatları müslümanların mallarını almak ve onları öldürmek değildir. Asıl maksatları onları dinlerinden döndürmek ve imanlarından sonra kâfir olmalarını sağlamaktır ki böylelikle Cehennem ehli olsunlar diye. Bu hususta bütün güçlerini ortaya koymaktadırlar. Ellerinden …

Al-Baqara 2:217Listen in Qur'an →
218

إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَجَٰهَدُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أُو۟لَٰٓئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ ٱللَّهِ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌۭ رَّحِيمٌۭ

İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder.

218- Şüphesiz iman edenler, hicret edip de Allah yolunda cihad edenler var ya işte onlar, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah da Ğafûrdur, Rahîmdir.

218. Bu üç çeşit amel, mutluluğun adresi ve ubudiyetin/kulluğun eksenidir. İnsanın kazancı, zarar ve ziyanı bunlarla ortaya çıkar. İmanı ele alalım. Onun faziletini anlatmaya imkân yoktur. Mutluları bedbahtlardan, cennetlikleri cehennemliklerden ayırt edici özelliğe sahip bir esas hakkında ne söylenebilir ki! Kul iman sahibi olduğu takdirde yaptığı hayır işler kabul olunur, ona sahip olmadı mı onun hiçbir harcaması, hiçbir fidyesi, farz ve nafilesi kabul olunmaz. Hicrete gelince; hicret sevilen ve alışılmış şeylerden Allah’ın rızası için ayrılmak demektir. Muhacir vatanını, mallarını, aile halkını, dostlarını Yüce Allah’a yakınlaşmak ve dinine yardımcı olmak kastı ile bırakıp gider. Cihad ise; düşmanlarla çarpışmak için bütün gayretini ortaya koymak, Allah’ın dinini zafere ulaştırıp şeytanın dininin kökünü kazımak için bütün gayreti ile çalışmaktır. Cihad salih amellerin zirvesidir. Ona verilen mükâfat da en üstün mükâfattır. İslâm dairesinin genişletilmesi, putlara tapanların yenik düşürülmesi, müslümanların can, mal ve çoluk çocuklarının güvenlik altına alınmasının en önemli yolu cihaddır. Sıkıntı ve zorluklarına rağmen bu üç ameli gereği gibi yerine getiren bir kimse diğerlerini daha ileri derecede ve daha mükemmel bir şekilde yerine getirir. Bu gibi kimselerin Allah’ın rahmetini ummaları haklarıdır. Çünkü bunlar rahmeti gerektiren sebepleri yerine getirmişlerdir. Bu buyrukta Allah’ın rahmetini ummanın ancak mutluluğun sebeplerini yerine getirdikten sonra olacağına delil vardır. Tembelliğe ve sebepleri yerine getirmemeye rağmen umut sahibi olmak ise bir acizliktir, boş bir temenni ve aldanıştır. Bu, o kimsenin gayretinin azlığına ve kıt akıllı olduğuna delildir. Zira bu, evlenmeden çocuk sahibi olmayı, tohum atıp sulamadan mahsul almayı ummak gibidir. Yüce Allah’ın:“İşte onlar Allah’ın rahmetini umabilirler” buyruğunda kulun -yaptığı ameller ne olursa olsun- onlara dayanıp güvenmemesi gerektiğine, bunun yerine Rabbinin rahmetini umması, amellerinin kabul edilerek günahlarının bağışlanıp kusurlarının da örtüleceğini umması gerektiğine delil vardır. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmuştur:“Allah Ğafûrdur” samimi bir şekilde tevbe edenlerin günahlarını bağışlayıcıdır; “Rahîmdir” onun rahmeti her şeyi kuşatmıştır, onun cömertlik ve bağışı bütün canlıları kapsamıştır. Bu buyrukta sözü geçen amelleri yerine getiren kimselerin Allah’ın mağfiretini elde edeceklerine delil vardır. Çünkü “Hiç şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir.”(Hud, 11/114) Bunlar Allah’ın rahmetine nail olurlar. Allah’ın mağfiretine de nail olundu mu artık dünya ve âhiretin cezaları onlardan uzaklaştırılır. Çünkü cezalar günahların bir neticesidir. Onlar ise bağışlanmış ve etkileri ortadan kalkmıştır. Böyle bir kimse ilâhi rahmeti elde etti mi artık dünya ve âhiretindeki her türlü hayrı elde etmiş olur. Hatta bunların sözü geçen amelleri bile Allah’ın onlara rahmetinin bir parçasıdır. Zira Allah bu hususta muvaffakiyet vermemiş olsaydı onlar bu amellere yönelemezlerdi. Allah bu amelleri işleme gücünü vermemiş …

Al-Baqara 2:218Listen in Qur'an →
219

۞ يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ ۖ قُلْ فِيهِمَآ إِثْمٌۭ كَبِيرٌۭ وَمَنَٰفِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا ۗ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ ٱلْعَفْوَ ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمُ ٱلْءَايَٰتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ

Sana içki ve kumarı sorarlar, de ki: "İkisinde hem büyük günah ve hem insanlara bazı faydalar vardır. Günahları faydasından daha büyüktür". Ne sarfedeceklerini sana sorarlar, de ki: "Artanı". Böylece Allah, dünya ve ahiret hususunda düşünesiniz diye size ayetleri açıklar.

219- Sana içki ve kumarı sorarlar. De ki:“İkisinde de hem büyük bir günah hem de insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür.” Sana neyi infak edeceklerini de sorarlar. De ki: “İhtiyacınızdan arta kalanını. Allah âyetlerini size böyle açıklar. İyice düşünesiniz diye...

219-220. Yüce Allah:“Sana içkiyi ve kumarı sorarlar...” diye buyurmaktadır. Yani ey Peygamber, mü’minler sana içki ve kumarın hükümlerinin ne olduğunu sorarlar. İçki de kumar da cahiliye dönemiyle İslâm’ın ilk dönemlerinde kullanılan şeylerdi. Bu hususta bir anlaşmazlık ortaya çıkmış olsa gerek ki bunların hükümlerinin ne olduğuna dair soru sorulmuştur. Yüce Allah da Peygamberine, içki ve kumarın fayda ve zararlarını açıklamasını emretmiştir ki bu açıklama haram kılınmalarına ve kesin olarak terk edilmelerine bir hazırlık olsun. Bu iki alışkanlığın aklı ve malı götürmeleri, Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymaları, düşmanlık ve kine sebep olmaları vb. gibi olumsuz sonuçlarının, günah ve zararlarının, içki ticaretiyle kumardan kazanılan mal ve onlardan elde edilen geçici neşe gibi fayda olduğunu sandıkları şeylerden daha büyük olduğunu haber vermektedir. Bu açıklama bunlardan vazgeçirici bir özelliğe sahiptir; çünkü aklı başında bir insan daha faydalı olan şeyi tercih eder, zararı daha ağır basan şeylerden de uzak durur. Ancak bu ikisine iyice alışmış olduklarından ve ilk anda bunları kesin olarak terk etmelerinin zorluğundan dolayı bu âyet-i kerime, Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözünü ettiği haram hükmünün bir hazırlık aşaması olmuştur:“Ey iman edenler! İçki, kumar, putlar ve fal okları, şeytanın pis işlerindendir… Artık vazgeçtiniz değil mi?”(el-Maide, 5/90-91) Yüce Allah’ın hükümlerini bu şekilde indirmesi ise onun lütuf, rahmet ve hikmetinin bir eseridir. Bundan dolayıdır ki bu âyet-i kerimeler nazil olunca Ömer radıyallahu anh:“Vazgeçtik, vazgeçtik” demiştir. İçki (الخمر) sarhoşluk verici ve aklı örtüp perdeleyen her türlü içkidir. Kumar ise iki tarafın birtakım bedeller koydukları her türlü yarışma çeşididir. Zar, satranç, belli bir bedel konularak sözlü ya da fiili her türlü yarışma vb. gibi. Deve, at ve ok atma yarışmaları bunlardan müstesnadır. Bunlar mubahtır; çünkü bunlar cihada bir destek ve hazırlıktır. O bakımdan Şâri bunlara (denilen şekilde kumar olmaması şartı ile) ruhsat vermiştir. Yüce Allah’ın:“Sana neyi infak edeceklerini de sorarlar” buyruğu ise mallarından infak edecekleri miktara dair sorulan bir sorudur. Yüce Allah işi kolaylaştırarak mallarından kolaylarına geleni infak etmelerini emretmektedir ki, bu da ihtiyaç ve zorunlu gereklerinin dışında kalan kolaylıkla verebilecekleri bir miktardır. Bu da zengin, fakir ve orta halli her bir kimsenin durumuna göre değişir. Herkes malından, ihtiyacından arta kalan kısmı -yarım hurma bile olsa- infak edebilme gücüne sahiptir. Bundan dolayı Yüce Allah, Rasulü sallallahu aleyhi ve sellem’e insanlara karşı davranışlarında onların kolayına gidecek yolu tutmasını ve sadakalarından da ihtiyaçlarından arta kalanını almasını, onlara ağır gelecek yükleri yüklememesini emretmiştir. Çünkü Yüce Allah bize verdiği emirleri onlara ihtiyacı olduğu için yahut da bize zorluk çıkarmak için …

Al-Baqara 2:219Listen in Qur'an →
220

فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْءَاخِرَةِ ۗ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْيَتَٰمَىٰ ۖ قُلْ إِصْلَاحٌۭ لَّهُمْ خَيْرٌۭ ۖ وَإِن تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَٰنُكُمْ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ ٱلْمُفْسِدَ مِنَ ٱلْمُصْلِحِ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌۭ

Sana yetimleri sorarlar, de ki: "Onların işlerini düzeltmek hayırlıdır". Eğer onlarla bir arada yaşarsanız, artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırdetmesini bilir. Allah dileseydi sizi zora sokardı. Allah şüphesiz güçlüdür, Hakim'dir.

220- …hem dünya hem âhiret hakkında. Bir de sana yetimleri sorarlar. De ki:“Onları ıslah etmek, daha hayırlıdır.” Şâyet onlarla bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah kimin ıslah ettiğini kimin de ifsat ettiğini bilir. Allah dileseydi elbette sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak Allah Azîzdir, Hakîmdir.

Al-Baqara 2:220Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.