Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 201–210 of 286

201

وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ رَبَّنَآ ءَاتِنَا فِى ٱلدُّنْيَا حَسَنَةًۭ وَفِى ٱلْءَاخِرَةِ حَسَنَةًۭ وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ

"Rabbimiz! Bize dünyada iyiyi, ahirette de iyiyi ver, bizi ateşin azabından koru" diyenler vardır.

198- Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur. Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meş’ar-ı Haram’da Allah’ı anın. O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız. 199- Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün. Allah’tan mağfiret dileyin. Muhakkak Allah çokça mağfiret edendir, pek merhametlidir. 200- Menasikinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan bazıları:“Rabbimiz, bize dünyada ver” der. Âhirette ise onun hiçbir nasibi yoktur. 201- Bazıları da:“Rabbimiz bize dünyada güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” der. 202- İşte onların, kazandıklarından nasipleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir.

198. “Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur.” Yüce Allah takvâ emrini verdikten sonra, hac günlerinde olsun, diğer zamanlarda olsun kazanç yollarına başvurmak sureti ile Allah’ın lütfunu aramakta bir vebal olmadığını haber vermektedir. Ancak kişinin bu arayışı, onu esas maksadı olan hacdan alıkoymamalı, meşgul etmemelidir. Kazanç da helâl olmalı, kulun becerisine değil “Allah’ın lütfu”na nispet edilmelidir. Sebeple meşgul olup asıl müsebbibi de unutturmamalıdır. Çünkü bunlar günahın tâ kendisidir. Yüce Allah’ın:“Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meşâr-ı Haram’da Allah’ı anın” buyruğu bir takım hususlara delalet etmektedir. 1. Arafat’ta vakfe yapmak ki bu, haccın rükünlerinden bir rükün olarak bilinmekte idi; çünkü Arafat’tan dönüş (ifada) ancak vakfeden sonra olur. 2. Meşâr-ı Haram’ın yakınında Allah’ın anılması emredilmektedir. Meşâr-ı Haram ise Müzdelife’dir. Bu uygulama da bilindiği üzere şöyledir: Kurban bayramı gecesi orada geçirilir. Sabah namazının kılınmasından sonra da Müzdelife’de vakfe yapılarak dua edilir, ortalık iyice aydınlanıncaya kadar da duaya devam edilir. Meşâr-ı Haramın yakınında Allah’ın anılmasının kapsamına orada farzların eda edilmesi ve nafilelerin işlenmesi de girmektedir. 3. Müzdelife’de vakfe yapmak, Arafat’taki vakfeden sonradır. Nitekim ayette sıra ifade etmek için getirilen “ف/fa” harfi de buna delildir. 4-5. Arafat ile Müzdelife (vakfeleri) hacda yapılmaları, maksat olarak gözetilmeleri ve açıkça işlenmeleri gereken fiillerdendir. 6. Müzdelife, Harem bölgesinin sınırları içerisindedir. Zira ayet-i kerimede “Haram” kaydı ile gelmiştir. 7. “Müzdelife”nin Haram” kaydı ile gelmesinden anlaşıldığı üzere Arafat Harem bölgesinin dışındadır. “O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız.” Yani Yüce Allah size sapıklıktan sonra hidâyet-i lütfettiği için ve daha önce bilmezken size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin. Bunlar şükür ile karşılanması ve bu nimetleri ihsan edenin kalp ve dil ile anılarak karşılık gösterilmesi gereken en büyük nimetler arasında yer alır.

199. “Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün.” Yani tâ İbrahim aleyhisselam’dan bugüne kadar insanların döndüğü (ifadada bulunduğu) yer olan Müzdelife’den siz de dönün. Buradaki dönüşten maksat onlar tarafından bilinen bir dönüştür. Maksat cemrelere taş atmak, kurbanları kesmek, tavaf etmek, sa’y etmek, …

Al-Baqara 2:201Listen in Qur'an →
202

أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌۭ مِّمَّا كَسَبُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

İşte onlara, kazançlarından ötürü karşılık vardır. Allah hesabı çabuk görür.

198- Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur. Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meş’ar-ı Haram’da Allah’ı anın. O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız. 199- Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün. Allah’tan mağfiret dileyin. Muhakkak Allah çokça mağfiret edendir, pek merhametlidir. 200- Menasikinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan bazıları:“Rabbimiz, bize dünyada ver” der. Âhirette ise onun hiçbir nasibi yoktur. 201- Bazıları da:“Rabbimiz bize dünyada güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” der. 202- İşte onların, kazandıklarından nasipleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir.

198. “Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur.” Yüce Allah takvâ emrini verdikten sonra, hac günlerinde olsun, diğer zamanlarda olsun kazanç yollarına başvurmak sureti ile Allah’ın lütfunu aramakta bir vebal olmadığını haber vermektedir. Ancak kişinin bu arayışı, onu esas maksadı olan hacdan alıkoymamalı, meşgul etmemelidir. Kazanç da helâl olmalı, kulun becerisine değil “Allah’ın lütfu”na nispet edilmelidir. Sebeple meşgul olup asıl müsebbibi de unutturmamalıdır. Çünkü bunlar günahın tâ kendisidir. Yüce Allah’ın:“Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meşâr-ı Haram’da Allah’ı anın” buyruğu bir takım hususlara delalet etmektedir. 1. Arafat’ta vakfe yapmak ki bu, haccın rükünlerinden bir rükün olarak bilinmekte idi; çünkü Arafat’tan dönüş (ifada) ancak vakfeden sonra olur. 2. Meşâr-ı Haram’ın yakınında Allah’ın anılması emredilmektedir. Meşâr-ı Haram ise Müzdelife’dir. Bu uygulama da bilindiği üzere şöyledir: Kurban bayramı gecesi orada geçirilir. Sabah namazının kılınmasından sonra da Müzdelife’de vakfe yapılarak dua edilir, ortalık iyice aydınlanıncaya kadar da duaya devam edilir. Meşâr-ı Haramın yakınında Allah’ın anılmasının kapsamına orada farzların eda edilmesi ve nafilelerin işlenmesi de girmektedir. 3. Müzdelife’de vakfe yapmak, Arafat’taki vakfeden sonradır. Nitekim ayette sıra ifade etmek için getirilen “ف/fa” harfi de buna delildir. 4-5. Arafat ile Müzdelife (vakfeleri) hacda yapılmaları, maksat olarak gözetilmeleri ve açıkça işlenmeleri gereken fiillerdendir. 6. Müzdelife, Harem bölgesinin sınırları içerisindedir. Zira ayet-i kerimede “Haram” kaydı ile gelmiştir. 7. “Müzdelife”nin Haram” kaydı ile gelmesinden anlaşıldığı üzere Arafat Harem bölgesinin dışındadır. “O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız.” Yani Yüce Allah size sapıklıktan sonra hidâyet-i lütfettiği için ve daha önce bilmezken size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin. Bunlar şükür ile karşılanması ve bu nimetleri ihsan edenin kalp ve dil ile anılarak karşılık gösterilmesi gereken en büyük nimetler arasında yer alır.

199. “Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün.” Yani tâ İbrahim aleyhisselam’dan bugüne kadar insanların döndüğü (ifadada bulunduğu) yer olan Müzdelife’den siz de dönün. Buradaki dönüşten maksat onlar tarafından bilinen bir dönüştür. Maksat cemrelere taş atmak, kurbanları kesmek, tavaf etmek, sa’y etmek, …

Al-Baqara 2:202Listen in Qur'an →
203

۞ وَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ فِىٓ أَيَّامٍۢ مَّعْدُودَٰتٍۢ ۚ فَمَن تَعَجَّلَ فِى يَوْمَيْنِ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَن تَأَخَّرَ فَلَآ إِثْمَ عَلَيْهِ ۚ لِمَنِ ٱتَّقَىٰ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Allah'ı sayılı günlerde anın. Günahtan sakınan kimseye, acele edip, Mina'daki ibadeti iki günde bitirirse günah yoktur, geri kalsa da günah yoktur. Allah'tan sakının. O'nun katında toplanacağınızı bilin.

203- Bir de sayılı günlerde Allah’ı zikredin. Bunlardan iki gün içinde (dönmek için) acele edene günah yoktur. Kim de geriye kalırsa ona da günah yoktur; ama bu, takvâlı olanlar içindir. Allah’tan sakının ve bilin ki muhakkak onun huzurunda toplanacaksınız.

203. “Bir de sayılı günlerde Allah’ı zikredin.” Yüce Allah sayılı günlerde kendisinin anılmasını emretmektedir. Bunlar ise bayramdan sonra gelen üç teşrîk günüdür. Bu günlerdeki bu emrin sebebi bu günlerin meziyet ve şerefinden, haccın diğer ibadetlerinin de bu günlerde yapılmasından dolayıdır. Diğer taraftan insanlar bu günlerde Allah’ın konuklarıdır. Bu günlerde oruç tutmanın haram oluş sebebi de bundan dolayıdır. Bu bakımdan bu günlerde Allah’ı zikretmenin, başka günlerde olmayan bir meziyeti vardır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:“Teşrik günleri yeme içme ve Allah’ı zikretme günleridir.” Bu günlerde Allah’ı anmanın kapsamına cemrelere taş atma sırasında ve kurbanları kesme esnasında Allah’ı anmak da girmektedir. Farzların akabinde getirilmesi istenen zikirler de buna dahildir. Hatta kimi ilim adamları şöyle demektedir: Bu günlerde -Zilhiccenin on gününde olduğu gibi- mutlak olarak tekbir getirmek de müstehabdır. Bu görüş de pek uzak bir ihtimal değildir. “Bunlardan iki gün içinde (dönmek için) acele edene” yani Mina’dan çıkıp ikinci günün güneşinin batımından önce oradan ayrılına “günah yoktur. Kim de geriye kalırsa” yani üçüncü geceyi de orada geçirip ertesi gün cemrelere taş atarsa “ona da günah yoktur.” Bu, her iki hususun mubah kılınması sureti ile Yüce Allah’ın kullarına bir hafifletmesidir. Bilindiği gibi her iki işi yapmak mubah kılınmakla birlikte sonuncusunu yapmak daha faziletlidir. Çünkü ondaki ibadet daha çoktur. Günahın söz konusu olmayacağı belirtildiğine göre bu ifadeden hem sözü geçende hem diğerinde günah olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak birincisinde de ikincisinde de günah olmadığı belirtilmekle birlikte yalnızca ikincisi hakkında “ama bu, takvâlı olanlar içindir” kaydı getirilmiştir. Yani bütün işlerinde ve hac hallerinde Allah’tan sakınan kimse içindir. Her hususta Allah’tan sakınan kimse hiçbir hususta günah kazanmamış olur. Bazı şeylerde Allah’tan sakınan ve bazı şeylerinde böyle hareket etmeyenin ise cezası amelinin türünden olur. Emirlerini yerine getirerek ve ona isyan etmekten uzak durarak “Allah’tan sakının ve bilin ki muhakkak onun huzurunda toplanacaksınız” ve O, amellerinizin karşılığını verecektir. Ondan sakınan takvalılar takvalarının karşılığını O’nun nezdinde göreceklerdir. O’ndan sakınmayanları ise en ağır şekilde cezalandıracaktır. Amellerin karşılığının verileceğinin bilinmesi, Allah’tan sakınmaya götüren en büyük sebeplerdendir. Bundan dolayı Yüce Allah bu gerçeğin bilinmesini özellikle teşvik etmiştir.

Al-Baqara 2:203Listen in Qur'an →
204

وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُعْجِبُكَ قَوْلُهُۥ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَيُشْهِدُ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا فِى قَلْبِهِۦ وَهُوَ أَلَدُّ ٱلْخِصَامِ

Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.

204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanın en azılı olanıdır. 205- Ayrılıp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise fesadı sevmez. 206- Ona:“Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler. İşte böylesine Cehennem yeter. Gerçekten o ne fena döşektir!

204. Yüce Allah özellikle hayır, maslahat ve iyilik olan faziletli vakitlerde kendisinin çokça zikredilmesini emrettikten sonra, güzel söz söylemekle birlikte sözü davranışına uymayan kimsenin durumunu haber vermektedir. Çünkü söylenen söz ya kişiyi yükseltir ya alçaltır. İşte buna dair Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider.” Yani konuştuğu vakit sözleri dinleyenin hoşuna gider ve sen onun faydalı bir söz söylediğini zannedersin. Üstelik söyledikleri hakkında “kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar” ve böylelikle sözünü pekiştirmeye çalışır. Yüce Allah’ın, kalbinde bulunanın konuştuğuna uygun düştüğünü bildiğini de ayrıca haber verir. Hâlbuki o bu konuda yalan söylemektedir. Çünkü sözü ve davranışı birbirini tutmamaktadır. Şâyet söylediği doğru olsaydı söz ve davranışı münafık olmayan gerçek bir mü’minin durumu gibi birbirini tutardı. Bundan dolayı Yüce Allah:“Hâlbuki o düşmanın en azılı olanıdır.” buyurmaktadır. Yani onunla tartıştığın vakit onun oldukça yaman, zorlu ve mutaassıp olduğunu görürsün. Buna bağlı olarak ise o en çirkin niteliklere sahiptir. Huyu, kolaylığı ve yumuşaklığı prensip edinen, hakka itaati görev bile, hoşgörüyü karakter edinen mü’minlerin huyuna benzemez.

205. “Ayrılıp gitti mi” Yani yanında bulunduğunda sözleri hoşuna giden bu kişi yanından uzaklaştı mı “yeryüzünde fesat çıkarmaya” yani yeryüzünde bozgunculuk çıkartmanın tâ kendisi olan masiyetler işlemeye koyulur, bundan dolayı da “ekini ve nesli yok etmeye çalışır” Masiyetler işlendiğinden dolayı ekinler, mahsuller, davarlar telef olur, eksilir ve bereketleri azalır. “Allah ise fesadı sevmez” Allah fesadı sevmediğine göre yeryüzünde fesad çıkartan bozguncu kula da oldukça buğz eder. İsterse dili ile güzel sözler söylesin. Bu âyet-i kerimede kişilerin sözlerinin mücerret olarak doğruya, yalana, iyiliğe ya da kötülüğe -o sözleri doğrulayan ve onları tezkiye eden amel bulunmadığı sürece- delil olamayacağına dair delil bulunmaktadır. Yine bu âyet-i kerimeye göre şahitlerin hallerinin tetkik edilmesi, insanlar arasından kimin haklı kimin haksız olduğunu, yaptıkları iyi amellerle hallerinin karinelerine bakılarak ölçülmesi gerektiğine, olayları farklı göstermelerine ve kendilerini temize çıkarmalarına aldanmamak gerektiğine de delil vardır. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a isyan etmek sureti ile yeryüzünde bozgunculuk çıkartan bu kişiye Allah’tan sakınmasının emredilmesi halinde büyüklenerek bundan yüz çevirdiğini söz konusu etmektedir:

206. “Ona: Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler.” Böylelikle kendisine öğüt verenlere karşı hem masiyetleri işleyerek hem de büyüklenerek tepki gösterir. “İşte böylesine” isyankâr ve …

Al-Baqara 2:204Listen in Qur'an →
205

وَإِذَا تَوَلَّىٰ سَعَىٰ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ ٱلْحَرْثَ وَٱلنَّسْلَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْفَسَادَ

Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.

204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanın en azılı olanıdır. 205- Ayrılıp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise fesadı sevmez. 206- Ona:“Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler. İşte böylesine Cehennem yeter. Gerçekten o ne fena döşektir!

204. Yüce Allah özellikle hayır, maslahat ve iyilik olan faziletli vakitlerde kendisinin çokça zikredilmesini emrettikten sonra, güzel söz söylemekle birlikte sözü davranışına uymayan kimsenin durumunu haber vermektedir. Çünkü söylenen söz ya kişiyi yükseltir ya alçaltır. İşte buna dair Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider.” Yani konuştuğu vakit sözleri dinleyenin hoşuna gider ve sen onun faydalı bir söz söylediğini zannedersin. Üstelik söyledikleri hakkında “kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar” ve böylelikle sözünü pekiştirmeye çalışır. Yüce Allah’ın, kalbinde bulunanın konuştuğuna uygun düştüğünü bildiğini de ayrıca haber verir. Hâlbuki o bu konuda yalan söylemektedir. Çünkü sözü ve davranışı birbirini tutmamaktadır. Şâyet söylediği doğru olsaydı söz ve davranışı münafık olmayan gerçek bir mü’minin durumu gibi birbirini tutardı. Bundan dolayı Yüce Allah:“Hâlbuki o düşmanın en azılı olanıdır.” buyurmaktadır. Yani onunla tartıştığın vakit onun oldukça yaman, zorlu ve mutaassıp olduğunu görürsün. Buna bağlı olarak ise o en çirkin niteliklere sahiptir. Huyu, kolaylığı ve yumuşaklığı prensip edinen, hakka itaati görev bile, hoşgörüyü karakter edinen mü’minlerin huyuna benzemez.

205. “Ayrılıp gitti mi” Yani yanında bulunduğunda sözleri hoşuna giden bu kişi yanından uzaklaştı mı “yeryüzünde fesat çıkarmaya” yani yeryüzünde bozgunculuk çıkartmanın tâ kendisi olan masiyetler işlemeye koyulur, bundan dolayı da “ekini ve nesli yok etmeye çalışır” Masiyetler işlendiğinden dolayı ekinler, mahsuller, davarlar telef olur, eksilir ve bereketleri azalır. “Allah ise fesadı sevmez” Allah fesadı sevmediğine göre yeryüzünde fesad çıkartan bozguncu kula da oldukça buğz eder. İsterse dili ile güzel sözler söylesin. Bu âyet-i kerimede kişilerin sözlerinin mücerret olarak doğruya, yalana, iyiliğe ya da kötülüğe -o sözleri doğrulayan ve onları tezkiye eden amel bulunmadığı sürece- delil olamayacağına dair delil bulunmaktadır. Yine bu âyet-i kerimeye göre şahitlerin hallerinin tetkik edilmesi, insanlar arasından kimin haklı kimin haksız olduğunu, yaptıkları iyi amellerle hallerinin karinelerine bakılarak ölçülmesi gerektiğine, olayları farklı göstermelerine ve kendilerini temize çıkarmalarına aldanmamak gerektiğine de delil vardır. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a isyan etmek sureti ile yeryüzünde bozgunculuk çıkartan bu kişiye Allah’tan sakınmasının emredilmesi halinde büyüklenerek bundan yüz çevirdiğini söz konusu etmektedir:

206. “Ona: Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler.” Böylelikle kendisine öğüt verenlere karşı hem masiyetleri işleyerek hem de büyüklenerek tepki gösterir. “İşte böylesine” isyankâr ve …

Al-Baqara 2:205Listen in Qur'an →
206

وَإِذَا قِيلَ لَهُ ٱتَّقِ ٱللَّهَ أَخَذَتْهُ ٱلْعِزَّةُ بِٱلْإِثْمِ ۚ فَحَسْبُهُۥ جَهَنَّمُ ۚ وَلَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ

Ona: "Allah'tan sakın" denince, gururu kendisine günah işletir, artık ona cehennem yetişir, ne kötü yataktır!..

204- İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve o, kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanın en azılı olanıdır. 205- Ayrılıp gitti mi yeryüzünde fesat çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise fesadı sevmez. 206- Ona:“Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler. İşte böylesine Cehennem yeter. Gerçekten o ne fena döşektir!

204. Yüce Allah özellikle hayır, maslahat ve iyilik olan faziletli vakitlerde kendisinin çokça zikredilmesini emrettikten sonra, güzel söz söylemekle birlikte sözü davranışına uymayan kimsenin durumunu haber vermektedir. Çünkü söylenen söz ya kişiyi yükseltir ya alçaltır. İşte buna dair Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsanlardan öylesi vardır ki dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider.” Yani konuştuğu vakit sözleri dinleyenin hoşuna gider ve sen onun faydalı bir söz söylediğini zannedersin. Üstelik söyledikleri hakkında “kalbinde olana Allah’ı da şahit tutar” ve böylelikle sözünü pekiştirmeye çalışır. Yüce Allah’ın, kalbinde bulunanın konuştuğuna uygun düştüğünü bildiğini de ayrıca haber verir. Hâlbuki o bu konuda yalan söylemektedir. Çünkü sözü ve davranışı birbirini tutmamaktadır. Şâyet söylediği doğru olsaydı söz ve davranışı münafık olmayan gerçek bir mü’minin durumu gibi birbirini tutardı. Bundan dolayı Yüce Allah:“Hâlbuki o düşmanın en azılı olanıdır.” buyurmaktadır. Yani onunla tartıştığın vakit onun oldukça yaman, zorlu ve mutaassıp olduğunu görürsün. Buna bağlı olarak ise o en çirkin niteliklere sahiptir. Huyu, kolaylığı ve yumuşaklığı prensip edinen, hakka itaati görev bile, hoşgörüyü karakter edinen mü’minlerin huyuna benzemez.

205. “Ayrılıp gitti mi” Yani yanında bulunduğunda sözleri hoşuna giden bu kişi yanından uzaklaştı mı “yeryüzünde fesat çıkarmaya” yani yeryüzünde bozgunculuk çıkartmanın tâ kendisi olan masiyetler işlemeye koyulur, bundan dolayı da “ekini ve nesli yok etmeye çalışır” Masiyetler işlendiğinden dolayı ekinler, mahsuller, davarlar telef olur, eksilir ve bereketleri azalır. “Allah ise fesadı sevmez” Allah fesadı sevmediğine göre yeryüzünde fesad çıkartan bozguncu kula da oldukça buğz eder. İsterse dili ile güzel sözler söylesin. Bu âyet-i kerimede kişilerin sözlerinin mücerret olarak doğruya, yalana, iyiliğe ya da kötülüğe -o sözleri doğrulayan ve onları tezkiye eden amel bulunmadığı sürece- delil olamayacağına dair delil bulunmaktadır. Yine bu âyet-i kerimeye göre şahitlerin hallerinin tetkik edilmesi, insanlar arasından kimin haklı kimin haksız olduğunu, yaptıkları iyi amellerle hallerinin karinelerine bakılarak ölçülmesi gerektiğine, olayları farklı göstermelerine ve kendilerini temize çıkarmalarına aldanmamak gerektiğine de delil vardır. Daha sonra Yüce Allah, Allah’a isyan etmek sureti ile yeryüzünde bozgunculuk çıkartan bu kişiye Allah’tan sakınmasının emredilmesi halinde büyüklenerek bundan yüz çevirdiğini söz konusu etmektedir:

206. “Ona: Allah’tan sakın” denildiği zaman izzet (cahilî kibir) kendisini günah işlemeye sürükler.” Böylelikle kendisine öğüt verenlere karşı hem masiyetleri işleyerek hem de büyüklenerek tepki gösterir. “İşte böylesine” isyankâr ve …

Al-Baqara 2:206Listen in Qur'an →
207

وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يَشْرِى نَفْسَهُ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ

İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.

207- İnsanlardan öylesi de vardır ki Allah’ın rızasını elde etmek için canını (O’nun yolunda) satar. Allah kullarına karşı pek şefkatlidir.

207. İşte bunlar canlarını satma, onu ucuz bir bedel gibi verme, feda etme tevfikine mazhar olmuşlardır. Bunu da Allah rızası için ve mükâfatını umarak yaparlar. Onlar oldukça varlıklı, vefalı ve kullarına karşı pek Raûf olan bir zat uğruna bedel ödemiştirler. Ayrıca onlara bunu yapmayı kolaylaştırması da onlara olan şefkat ve merhametinin bir sonucudur. Buna karşılık Allah şöyle vaatte bulunmuştur:“Şüphesiz Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını -onlara Cenneti vermek karşılığında- satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür ve öldürülürler. Bu O’nun Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da yerine getirmeyi taahhüt ettiği hak bir vaattir. Allah’tan daha çok ahdini kim yerine getirir? O halde yapmış olduğunuz bu alışverişe sevinin. En büyük başarı budur.”(et-Tevbe, 9/111) Yüce Allah bu ayette onların canlarını sattıklarını, kendilerini feda ettiklerini haber vermekte, istediklerini elde etmelerini ve arzularına kavuşmalarını gerektiren şefkatini bildirmektedir. Artık keremi sonsuz Allah’ın onlara neler vereceğini, onların da arzu ettikleri şeylere ne kadar ileri seviyede erişeceklerini var sen hesap et.

Al-Baqara 2:207Listen in Qur'an →
208

يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱدْخُلُوا۟ فِى ٱلسِّلْمِ كَآفَّةًۭ وَلَا تَتَّبِعُوا۟ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيْطَٰنِ ۚ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ

Ey İnananlar! Hep birden barışa girin, şeytana ayak uydurmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır.

208- Ey iman edenler! Hep birden İslam’a girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır. 209- Size apaçık deliller geldikten sonra kayarsanız bilin ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.

208. “Ey iman edenler! Hep birden İslam’a girin.” Bu, Yüce Allah’ın mü’minlere hep birden İslam’a girmeleri yönünde verilmiş bir emridir. Yani İslâm dininin bütün hükümlerine girsinler, bunların hiçbirisini terk etmesinler, şeriatın verdiği emir eğer hevasına uygun düşerse yapıp, uymazsa terk etmek sureti ile hevasını ilâh edinen kimselerden olmasınlar. Aksine heva, dine tabi kılınmalıdır. Yapılabildiği kadar hayır fiilleri yapılmalıdır. Yapılamayanlara ise bağlı kalınmalı, yapma niyeti ve azmi taşınmalı, niyetiyle bile olsa ondan geri kalmamalıdır. İslâm’a bütünü ile girmek ancak şeytanın yollarına muhalefet etmekle mümkün olduğundan dolayı devamla:“Şeytanın adımlarına uymayın” buyrulmaktadır. Yani Allah’ın masiyetlerini işlemek sureti ile onun izinden gitmeyin. “Gerçekten o, sizin apaçık” düşmanlığı açıkça görülen “bir düşmanınızdır.” Apaçık düşman ise ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve size zararlı olan şeyleri emreder. Kulun bir takım yanlışlıklara düşmesi ve ayağının kayması kaçınılmaz olduğundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

209. “Size apaçık deliller” yani kat’i bilgi ve yakîn “geldikten sonra kayarsanız” yani hatalar işleyerek günaha düşerseniz “bilin ki Allah Azîz ve Hakîmdir.” Bu buyrukta hataları ve kaymaları terk etmeyi gerektirecek şekilde ağır bir tehdit ve korkutma vardır. Çünkü her kim Azîz ve Hakîm olan zâta karşı gelecek olursa, O, onu mutlak gücü ile kahreder ve hikmeti gereğince onu azaba duçar eder. Çünkü isyankârları ve suçluları cezalandırmak O’nun hikmetinin bir gereğidir.

Al-Baqara 2:208Listen in Qur'an →
209

فَإِن زَلَلْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْكُمُ ٱلْبَيِّنَٰتُ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Size belgeler geldikten sonra kayarsanız, biliniz ki Allah güçlüdür, Hakim'dir.

208- Ey iman edenler! Hep birden İslam’a girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin apaçık bir düşmanınızdır. 209- Size apaçık deliller geldikten sonra kayarsanız bilin ki Allah Azîzdir, Hakîmdir.

208. “Ey iman edenler! Hep birden İslam’a girin.” Bu, Yüce Allah’ın mü’minlere hep birden İslam’a girmeleri yönünde verilmiş bir emridir. Yani İslâm dininin bütün hükümlerine girsinler, bunların hiçbirisini terk etmesinler, şeriatın verdiği emir eğer hevasına uygun düşerse yapıp, uymazsa terk etmek sureti ile hevasını ilâh edinen kimselerden olmasınlar. Aksine heva, dine tabi kılınmalıdır. Yapılabildiği kadar hayır fiilleri yapılmalıdır. Yapılamayanlara ise bağlı kalınmalı, yapma niyeti ve azmi taşınmalı, niyetiyle bile olsa ondan geri kalmamalıdır. İslâm’a bütünü ile girmek ancak şeytanın yollarına muhalefet etmekle mümkün olduğundan dolayı devamla:“Şeytanın adımlarına uymayın” buyrulmaktadır. Yani Allah’ın masiyetlerini işlemek sureti ile onun izinden gitmeyin. “Gerçekten o, sizin apaçık” düşmanlığı açıkça görülen “bir düşmanınızdır.” Apaçık düşman ise ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve size zararlı olan şeyleri emreder. Kulun bir takım yanlışlıklara düşmesi ve ayağının kayması kaçınılmaz olduğundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

209. “Size apaçık deliller” yani kat’i bilgi ve yakîn “geldikten sonra kayarsanız” yani hatalar işleyerek günaha düşerseniz “bilin ki Allah Azîz ve Hakîmdir.” Bu buyrukta hataları ve kaymaları terk etmeyi gerektirecek şekilde ağır bir tehdit ve korkutma vardır. Çünkü her kim Azîz ve Hakîm olan zâta karşı gelecek olursa, O, onu mutlak gücü ile kahreder ve hikmeti gereğince onu azaba duçar eder. Çünkü isyankârları ve suçluları cezalandırmak O’nun hikmetinin bir gereğidir.

Al-Baqara 2:209Listen in Qur'an →
210

هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّآ أَن يَأْتِيَهُمُ ٱللَّهُ فِى ظُلَلٍۢ مِّنَ ٱلْغَمَامِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَقُضِىَ ٱلْأَمْرُ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ

Onlar, bulut gölgeleri içinde, Allah'ın azabının ve meleklerin tepelerine inip işin bitmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah'a dönecektir.

210- Onlar, illa buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işlerin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah’a döndürülür.

210. Bu buyrukta kalpleri yerinden oynatacak şekilde ağır bir tehdit ve bir korkutma vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Bu yeryüzünde fesat çıkartmaya çalışan, şeytanın adımlarına uyan ve Allah’ın emrini bir kenara atanlar amellerin karşılığının verileceği günü mü bekliyorlar? O gün öyle dehşetli, öyle zorlu ve öyle korkunç hallerle dolup taşar ki bunlar zalimlerin kalplerini yerinden oynatır ve o gün fesat çıkartmış olanların etrafını en kötü cezalar çepeçevre sarar. Çünkü Yüce Allah o gün gökleri ve yeri dürecektir. Yıldızlar darmadağın olacak, ay ve güneş tor top edilecek, aydınlıkları giderilecektir. Şerefli melekler inecek, insanların etraflarını kuşatacaktır. Yüce ve Allah “buluttan gölgeler içinde” kullarının arasında adil hükmü ile hüküm vermek üzere inecektir. Tartılar kurulacak, amel defterleri açılacaktır. Mutlu kimselerin yüzleri ağaracak, bedbahtların yüzleri ise kararacaktır. Hayır ehli ile şer ehli birbirinden ayırt edilecek ve herkes amelinin karşılığını görecektir. İşte o vakit zalim, gerçek durumunu kavrayarak pişmanlıktan parmaklarını ısıracaktır. Bu âyet-i kerime ve benzerleri Ehl-i sünnet’in şu görüşünün delilidir: Onlar Allah’ın istivâ/yükselme, nüzul/inme, meci’/gelme gibi ihtiyarî sıfatları olduğunu kabul ederler. Ehl-i sünnet, Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında ve Rasulü’nün O’nun hakkında haber verdiği bütün sıfatlara Allah’ın celâl ve azametine yakışır, teşbihsiz ve tahrifsiz bir şekilde kabul ve iman eder. Mutezile, Cehmiyye, Eş’ariyye ve benzeri gibi Allah’ın sıfatlarını iptal eden Muattıla ise aksi bir yol izlemektedir. Onlar, bu gibi sıfatları nefyeder, bu sebepten dolayı da ilgili âyetleri Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şekilde tevil ederler. Bu delilsiz tevillerin gerçek mahiyeti ise Yüce Allah’ın ve Rasûlü’nün beyanına yönelik bir çeşit tenkit ve bu konuda hidâyetin kendi ifadeleri ile gerçekleştiği iddiasıdır. Böylelerinin nakli hiçbir delilleri yoktur, hatta aklî delilleri bile yoktur. Bu tutumu sergileyenlerin naklî delile sahip olamayışlarını şöyle açıklayabiliriz: Bizzat kendileri Kitap ve Sünnet’te varid olan bu kabilden nasların zahirlerinin, hatta sarih ifadelerinin ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebinin doğruluğuna delil teşkil ettiğini ve kendi batıl mezheplerine delil teşkil edebilmesi için zahir anlamlarından uzaklaştırılarak bunlara bir şeyler eklenip onlardan bir şeyler eksiltilmesi gerektiğini itiraf etmişlerdir. Görüldüğü gibi böyle bir şeyi kalbinde zerre ağırlığı kadar iman bulunan bir kimse kabul etmez. Aklî delile gelince aklen bu sıfatları reddetmeye delalet edecek bir delil yoktur. Aksine akıl failin, bir fiile gücü olmayandan daha mükemmel olduğuna delildir. Yüce Allah’ın gerek kendi zâtına taalluk eden fiilleri (konuşma, inme, gelme, istivâ/yükselme gibi) gerekse de yarattıklarına taalluk eden fiilleri (yaratma, rızıklandırma vb. gibi) kemalin tâ kendisidir. Bu sıfatları kabul etmenin Allah’ı yaratılmışlara benzetmek olduğuna dair batıl iddialara ise şöyle denilir: Sıfatlara dair söylenecek sözler, zata …

Al-Baqara 2:210Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.