Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 121–130 of 286

121

ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkar edenler ise kaybedenlerdir.

121- Kendilerine Kitab’ı verdiğimiz kimseler onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar). İşte bunlar ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir. 122- Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetimi ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 123- Kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği ve hiçbir şekilde şefaatin fayda vermeyeceği bir günden de sakının. O gün onlara yardım da edilmez.

121. Yüce Allah, kendilerine kitap verip bu yolla mutlak nimete mazhar kıldığı kimselerin bir özelliğini şöyle bildirmektedir:“onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar)” Yani ona hakkıyla uyarlar. Kitab’ın tilaveti, Kitab’a tâbî olmak, helâlini helâl, haramını haram bilmek, muhkemi ile amel etmek, müteşabihine iman etmek demektir. İşte kitap ehli arasından bu şekilde hareket edenler bahtiyar ve mutlu kimselerdir. Bunlar Allah’ın, üzerlerindeki nimetini gereği gibi bilip tanımış, O’na şükretmiş ve bütün Peygamberlere iman etmiş kimselerdir. Peygamberlerin birini diğerinden ayırmazlar. İşte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Yoksa aralarından:“Bize indirilene iman ederiz” deyip “ondan ötesini inkar eden”(el-Bakara, 2/91) kimseler değildir. İşte bundan dolayı Yüce Allah böylelerini:“Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir” buyruğu ile tehdit etmektedir.

122-123. Bu iki âyetin tefsiri daha önce (el-Bakara, 2/47-48. âyetlerde) geçmişti.

Al-Baqara 2:121Listen in Qur'an →
122

يَٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتِىَ ٱلَّتِىٓ أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّى فَضَّلْتُكُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ

Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.

121- Kendilerine Kitab’ı verdiğimiz kimseler onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar). İşte bunlar ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir. 122- Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetimi ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 123- Kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği ve hiçbir şekilde şefaatin fayda vermeyeceği bir günden de sakının. O gün onlara yardım da edilmez.

121. Yüce Allah, kendilerine kitap verip bu yolla mutlak nimete mazhar kıldığı kimselerin bir özelliğini şöyle bildirmektedir:“onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar)” Yani ona hakkıyla uyarlar. Kitab’ın tilaveti, Kitab’a tâbî olmak, helâlini helâl, haramını haram bilmek, muhkemi ile amel etmek, müteşabihine iman etmek demektir. İşte kitap ehli arasından bu şekilde hareket edenler bahtiyar ve mutlu kimselerdir. Bunlar Allah’ın, üzerlerindeki nimetini gereği gibi bilip tanımış, O’na şükretmiş ve bütün Peygamberlere iman etmiş kimselerdir. Peygamberlerin birini diğerinden ayırmazlar. İşte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Yoksa aralarından:“Bize indirilene iman ederiz” deyip “ondan ötesini inkar eden”(el-Bakara, 2/91) kimseler değildir. İşte bundan dolayı Yüce Allah böylelerini:“Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir” buyruğu ile tehdit etmektedir.

122-123. Bu iki âyetin tefsiri daha önce (el-Bakara, 2/47-48. âyetlerde) geçmişti.

Al-Baqara 2:122Listen in Qur'an →
123

وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًۭا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍۢ شَيْـًۭٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌۭ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةٌۭ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların yardım görmeyeceği günden korunun.

121- Kendilerine Kitab’ı verdiğimiz kimseler onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar). İşte bunlar ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir. 122- Ey İsrailoğulları! Size ihsan ettiğim nimetimi ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 123- Kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlayamayacağı, kimseden fidyenin kabul edilmeyeceği ve hiçbir şekilde şefaatin fayda vermeyeceği bir günden de sakının. O gün onlara yardım da edilmez.

121. Yüce Allah, kendilerine kitap verip bu yolla mutlak nimete mazhar kıldığı kimselerin bir özelliğini şöyle bildirmektedir:“onu tilâvet eder (hakkını vererek okurlar)” Yani ona hakkıyla uyarlar. Kitab’ın tilaveti, Kitab’a tâbî olmak, helâlini helâl, haramını haram bilmek, muhkemi ile amel etmek, müteşabihine iman etmek demektir. İşte kitap ehli arasından bu şekilde hareket edenler bahtiyar ve mutlu kimselerdir. Bunlar Allah’ın, üzerlerindeki nimetini gereği gibi bilip tanımış, O’na şükretmiş ve bütün Peygamberlere iman etmiş kimselerdir. Peygamberlerin birini diğerinden ayırmazlar. İşte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Yoksa aralarından:“Bize indirilene iman ederiz” deyip “ondan ötesini inkar eden”(el-Bakara, 2/91) kimseler değildir. İşte bundan dolayı Yüce Allah böylelerini:“Her kim de onu inkâr ederse, işte onlar zarara uğrayanların tâ kendileridir” buyruğu ile tehdit etmektedir.

122-123. Bu iki âyetin tefsiri daha önce (el-Bakara, 2/47-48. âyetlerde) geçmişti.

Al-Baqara 2:123Listen in Qur'an →
124

۞ وَإِذِ ٱبْتَلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ رَبُّهُۥ بِكَلِمَٰتٍۢ فَأَتَمَّهُنَّ ۖ قَالَ إِنِّى جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًۭا ۖ قَالَ وَمِن ذُرِّيَّتِى ۖ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِى ٱلظَّٰلِمِينَ

Rabbi İbrahim'i bir takım emirlerle denemiş, o da onları yerine getirmişti. Allah, "seni insanlara önder kılacağım" demişti. O "soyumdan da" deyince, "zalimler benim ahdime erişemez" buyurmuştu.

124- Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da bunları eksiksiz yerine getirmişti. (Allah:)“Ben seni insanlara önder yapacağım” buyurunca o: “Zürriyetimden de” demişti. (Allah da:)“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” buyurmuştu. 125- Hani biz o Evi insanlar için bir dönüş ve güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e de şöyle emir vermiştik:“Evimi tavaf edenler, itikâfa girenler, rüku ve secde edenler için tertemiz kılın.”

124. “Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş…” Yüce Allah, önderliği ve üstünlüğü ittifakla kabul edilmiş olan kulu ve yakın dostu İbrahim aleyhisselam’a dair haber vermektedir ki bütün kitap ehli, hatta aynı şekilde müşrikler bile İbrahim’e yakın oldukları iddiasındadır. Yüce Allah bize bu yakın dostunu sınayıp birtakım kelimelerle, yani birtakım emir ve yasaklarla imtihan ettiğini haber veriyor. Nitekim Yüce Allah’ın kullarını sınamaktaki âdeti budur. Böylelikle bu sınavlarla imtihan halinde kimin doğru, kimin de yalancı olduğu açıkça ortaya çıkar. Doğru olanların derecesi yükselir, kadri ve kıymeti artar, ameli daha bir arılaşır ve onun altını daha bir somlaşır. İşte bu sınava tâbî tutulanlar ve bu makama erişenler arasında en üstün ve en değerli kişilerden birisi hiç şüphesiz İbrahim el-Halil’dir. O, Rabb’inin kendisini sınadığı o kelimeleri tamamıyla yerine getirmiş, en mükemmel bir şekilde ifa etmiştir. Allah da O’nun bu bağlılığını karşılıksız bırakmayıp mükâfatlandırmış -ki Yüce Allah hiçbir zaman iyi amelleri karşılıksız bırakmaz- ve şöyle buyurmuştur:“Ben seni insanlara önder yapacağım.” Yani insanlar hidâyet hususunda sana uyacaklar, ebedi saadetlerine ulaşabilmek için senin arkandan yürüyecekler. Böylelikle sen ebedi olarak övgüye, büyük bir mükâfaata ve herkes tarafından saygıya nail olacaksın. Allah’a yemin olsun ki bu, uğrunda yarış yapılan en üstün derecedir. Hayırlı amellerde bulunanların giriştiği en yüce makamdır. Azim sahibi rasullerle Allah’a ve Allah’ın yoluna davette onlara uyan her bir sıddîkın elde edebileceği en mükemmel durumdur. İbrahim aleyhisselam bu makama gıpta ettiği ve ayrıca ona ulaştığından dolayı böyle bir şeyi zürriyeti için de istedi. Tâ ki hem kendisinin, hem soyundan gelecek olanların derecesi yükselsin. Bu da onun önderliğinin, Allah’ın kullarının iyiliklerini istemesinin ve onlar arasında doğru yola iletenlerin çoğalmasını arzu etmesinin bir sonucudur. İşte bu büyük ve üstün gayretler Allah içindir, bu yüce makamlara ulaşmak da Allah’ın lütfuyladır. Rahim ve Lâtif olan Allah, İbrahim’in bu isteğine icabet etti ve bu makama erişmeye neyin engel teşkil ettiğini de şöyle haber verdi:“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” Yani kendi nefsine zulmeden, zarar veren, nefsinin değerini düşüren bir kimse dinde önderlik makamına erişemez. Çünkü zulüm bu makama aykırıdır. Bu makam sabır ve yakîn aracılığı ile ulaşılan bir makamdır. Bunun sonucunda ise bu makamın sahibi büyük bir imana, üstün salih amellere, güzel ahlâka, dosdoğru özelliklere, eksiksiz muhabbete, Allah’a itaatle ve korkuyla boyun eğme ve Allah’a yönelme hallerine sahip olur. Zulüm nere, böyle bir makam nere? Âyetin mefhumu zalim olmayan kimselerin …

Al-Baqara 2:124Listen in Qur'an →
125

وَإِذْ جَعَلْنَا ٱلْبَيْتَ مَثَابَةًۭ لِّلنَّاسِ وَأَمْنًۭا وَٱتَّخِذُوا۟ مِن مَّقَامِ إِبْرَٰهِۦمَ مُصَلًّۭى ۖ وَعَهِدْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيْتِىَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلْعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ

Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.

124- Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da bunları eksiksiz yerine getirmişti. (Allah:)“Ben seni insanlara önder yapacağım” buyurunca o: “Zürriyetimden de” demişti. (Allah da:)“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” buyurmuştu. 125- Hani biz o Evi insanlar için bir dönüş ve güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e de şöyle emir vermiştik:“Evimi tavaf edenler, itikâfa girenler, rüku ve secde edenler için tertemiz kılın.”

124. “Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş…” Yüce Allah, önderliği ve üstünlüğü ittifakla kabul edilmiş olan kulu ve yakın dostu İbrahim aleyhisselam’a dair haber vermektedir ki bütün kitap ehli, hatta aynı şekilde müşrikler bile İbrahim’e yakın oldukları iddiasındadır. Yüce Allah bize bu yakın dostunu sınayıp birtakım kelimelerle, yani birtakım emir ve yasaklarla imtihan ettiğini haber veriyor. Nitekim Yüce Allah’ın kullarını sınamaktaki âdeti budur. Böylelikle bu sınavlarla imtihan halinde kimin doğru, kimin de yalancı olduğu açıkça ortaya çıkar. Doğru olanların derecesi yükselir, kadri ve kıymeti artar, ameli daha bir arılaşır ve onun altını daha bir somlaşır. İşte bu sınava tâbî tutulanlar ve bu makama erişenler arasında en üstün ve en değerli kişilerden birisi hiç şüphesiz İbrahim el-Halil’dir. O, Rabb’inin kendisini sınadığı o kelimeleri tamamıyla yerine getirmiş, en mükemmel bir şekilde ifa etmiştir. Allah da O’nun bu bağlılığını karşılıksız bırakmayıp mükâfatlandırmış -ki Yüce Allah hiçbir zaman iyi amelleri karşılıksız bırakmaz- ve şöyle buyurmuştur:“Ben seni insanlara önder yapacağım.” Yani insanlar hidâyet hususunda sana uyacaklar, ebedi saadetlerine ulaşabilmek için senin arkandan yürüyecekler. Böylelikle sen ebedi olarak övgüye, büyük bir mükâfaata ve herkes tarafından saygıya nail olacaksın. Allah’a yemin olsun ki bu, uğrunda yarış yapılan en üstün derecedir. Hayırlı amellerde bulunanların giriştiği en yüce makamdır. Azim sahibi rasullerle Allah’a ve Allah’ın yoluna davette onlara uyan her bir sıddîkın elde edebileceği en mükemmel durumdur. İbrahim aleyhisselam bu makama gıpta ettiği ve ayrıca ona ulaştığından dolayı böyle bir şeyi zürriyeti için de istedi. Tâ ki hem kendisinin, hem soyundan gelecek olanların derecesi yükselsin. Bu da onun önderliğinin, Allah’ın kullarının iyiliklerini istemesinin ve onlar arasında doğru yola iletenlerin çoğalmasını arzu etmesinin bir sonucudur. İşte bu büyük ve üstün gayretler Allah içindir, bu yüce makamlara ulaşmak da Allah’ın lütfuyladır. Rahim ve Lâtif olan Allah, İbrahim’in bu isteğine icabet etti ve bu makama erişmeye neyin engel teşkil ettiğini de şöyle haber verdi:“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” Yani kendi nefsine zulmeden, zarar veren, nefsinin değerini düşüren bir kimse dinde önderlik makamına erişemez. Çünkü zulüm bu makama aykırıdır. Bu makam sabır ve yakîn aracılığı ile ulaşılan bir makamdır. Bunun sonucunda ise bu makamın sahibi büyük bir imana, üstün salih amellere, güzel ahlâka, dosdoğru özelliklere, eksiksiz muhabbete, Allah’a itaatle ve korkuyla boyun eğme ve Allah’a yönelme hallerine sahip olur. Zulüm nere, böyle bir makam nere? Âyetin mefhumu zalim olmayan kimselerin …

Al-Baqara 2:125Listen in Qur'an →
126

وَإِذْ قَالَ إِبْرَٰهِۦمُ رَبِّ ٱجْعَلْ هَٰذَا بَلَدًا ءَامِنًۭا وَٱرْزُقْ أَهْلَهُۥ مِنَ ٱلثَّمَرَٰتِ مَنْ ءَامَنَ مِنْهُم بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْءَاخِرِ ۖ قَالَ وَمَن كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُۥ قَلِيلًۭا ثُمَّ أَضْطَرُّهُۥٓ إِلَىٰ عَذَابِ ٱلنَّارِ ۖ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ

İbrahim: "Rabbim! Burasını emin bir şehir kıl, halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır" demişti. Allah da: "İnkar edeni de az bir müddet geçindirir, sonra da onu ateşin azabına uğramak zorunda bırakırım, ne kötü sonuç" buyurmuştu.

126- Hani İbrahim; “Rabb’im, bunu emin bir belde kıl! Halkından Allah’a ve âhiret gününe iman edenleri meyvelerle rızıklandır” demişti. Allah da buyurdu ki:“Kâfir olanı dahi kısa bir zaman için faydalandıracak, sonra onu Cehennem azabına mahkûm edeceğim. O, varılacak ne kötü bir yerdir!”

126. “Hani İbrahim; “Rabb’im, bunu emin bir belde kıl!…” Yani İbrahim aleyhisselam bu Beyt’e Allah’ın burayı güvenilir bir belde kılması, buranın ahalisini de türlü ürünlerler rızıklandırması için dua etmiş ve de Allah’a karşı edebinden dolayı bu duayı mü’minler ile kayıtlamıştır. Zira onun yaptığı ilk duasında ifadeleri mutlak/genel idi. Ancak o duası “zulme bulaşmama” kaydı ile kabul edilmişti. Bundan dolayı İbrahim aleyhisselam da bu Beyt’in ahalisine rızık ihsan edilmesi için dua edip de “iman” kaydını zikredince, Yüce Allah’ın lütfu mü’mini de, kâfiri de, isyankârı da, itaatkârı da kapsayıcı olduğundan dolayı Allah “kâfir olanı dahi” diye karşılık vermiştir. Yani ben müslümanları ile kâfirleri ile onların hepsini rızıklandıracağım. Müslüman olan bu rızkı Allah’a ibadete bir yardımcı olarak kullanır, sonra da bu rızıktan ebedi olan Cennet’in nimetlerine geçer. Kâfir ise bu rızık ile kısa bir süre yararlandırıldıktan sonra “onu Cehennem azabına mahkûm edeceğim” yani o istemese dahi ben onu o azaba duçar edeceğim, istemeye istemeye onu zorla oraya sokacağım ki “O, varılacak ne kötü bir yerdir!”

Al-Baqara 2:126Listen in Qur'an →
127

وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَٰهِۦمُ ٱلْقَوَاعِدَ مِنَ ٱلْبَيْتِ وَإِسْمَٰعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ

İbrahim ve İsmail, Kabenin temellerini yükseltiyordu: "Rabbimiz! Yaptığımızı kabul buyur. Şüphesiz ki, Sen hem işitir hem bilirsin"

127- Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı:“Rabb’imiz, bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, hakkıyla bilensin.” 128- “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat) ve bize menasikimizi göster. Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.” 129- “Rabb’imiz, onlara içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, Kitab’ı ve Hikmet’i öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin, Hakimsin.”

127. “Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı.” Yani İbrahim ile İsmail’in Beyt-i Şerif’in temellerini yükseltirken ve bu büyük işe devam ederkenki hallerini ve nasıl bir korku ve umut içerisinde olduklarını an! Öyle ki bu işi yapmakla birlikte Allah’tan bu amellerini kabul etmesi için niyazda bulunmuşlardı ki Allah bu amellerini oldukça kapsamlı bir şekilde faydalı kılsın.

128. “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat)” Hem kendilerinin, hem de soylarından gelecek olanların teslim, yani İslâm’a bağlı olmalarını dilemişlerdi. İslâm’ın gerçek mahiyeti kalbin yüce Rabb’ine saygı ve itaatle boyun eğmesi, emrine bağlanmasıdır ki bu, bedenin âzâlarının itaatini de içine alır. “ve bize menasikimizi göster.” Yani bunları bize gösterme ve müşahede etme tarzında öğret ki daha etkili olsun. Menasikten maksadın -ifadelerin akışının ve konunun delâlet ettiği gibi- bütün hac amelleri olması ihtimali olduğu gibi, bundan daha kapsamlı bir anlama gelme ihtimali de vardır ki, o da dinin tamamı ve bütün ibadetlerdir. Lafzın umumi gelmesi de buna delil teşkil etmektedir. Çünkü (“menasik” kökünden gelen) “nusuk” ibadet etmek demektir. Fakat örfî olarak çoğunlukla (tağlîb yoluyla) hac ibadetleri hakkında kullanılır olmuştur. Buna göre İbrahim ile İsmail’in yaptıkları dua neticede faydalı bilgiye ve salih amele muvaffak kılınmayı ihtiva etmektedir. Daha sonra kul ne olursa olsun kusurlu amelde bulunacağından ve tevbeye ihtiyacı olacağından dolayı şöyle dua etmişlerdir:“Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.”

129. “Rabb’imiz, onlara” yani soyumuzdan geleceklere, derecelerini daha bir yükseltici olsun, ona itaat etsinler ve onu gereği gibi tanısınlar diye “içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak” lafzen ve ezberden okuyacak ve de ezberleterek “Kitab’ı ve Hikmet’i” manası ile “öğretecek ve onları arındıracak” salih ameller üzere eğitip kötü amellerden de -ki ruhun onlar oldukça arınmasına imkân yoktur- uzaklaştırmak suretiyle arındıracak “bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin,” Hiçbir şeyin gücü karşısında imkânsız olmadığı ve her şeye kahredici gücüyle hakim olansın “Hakimsin” Her bir işi yerli yerince yapan hikmet sahibisin. İşte izzet ve hikmetinle sen onlara bu Peygamberi gönder. Yüce Allah her ikisinin de duasını kabul buyurdu ve özel olarak onların soyundan gelenlere, genel olarak da diğer bütün insanlara kendisi ile rahmet buyurduğu bu şerefli son Peygamberi gönderdi. İşte bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben atam …

Al-Baqara 2:127Listen in Qur'an →
128

رَبَّنَا وَٱجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةًۭ مُّسْلِمَةًۭ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

"Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin".

127- Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı:“Rabb’imiz, bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, hakkıyla bilensin.” 128- “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat) ve bize menasikimizi göster. Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.” 129- “Rabb’imiz, onlara içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, Kitab’ı ve Hikmet’i öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin, Hakimsin.”

127. “Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı.” Yani İbrahim ile İsmail’in Beyt-i Şerif’in temellerini yükseltirken ve bu büyük işe devam ederkenki hallerini ve nasıl bir korku ve umut içerisinde olduklarını an! Öyle ki bu işi yapmakla birlikte Allah’tan bu amellerini kabul etmesi için niyazda bulunmuşlardı ki Allah bu amellerini oldukça kapsamlı bir şekilde faydalı kılsın.

128. “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat)” Hem kendilerinin, hem de soylarından gelecek olanların teslim, yani İslâm’a bağlı olmalarını dilemişlerdi. İslâm’ın gerçek mahiyeti kalbin yüce Rabb’ine saygı ve itaatle boyun eğmesi, emrine bağlanmasıdır ki bu, bedenin âzâlarının itaatini de içine alır. “ve bize menasikimizi göster.” Yani bunları bize gösterme ve müşahede etme tarzında öğret ki daha etkili olsun. Menasikten maksadın -ifadelerin akışının ve konunun delâlet ettiği gibi- bütün hac amelleri olması ihtimali olduğu gibi, bundan daha kapsamlı bir anlama gelme ihtimali de vardır ki, o da dinin tamamı ve bütün ibadetlerdir. Lafzın umumi gelmesi de buna delil teşkil etmektedir. Çünkü (“menasik” kökünden gelen) “nusuk” ibadet etmek demektir. Fakat örfî olarak çoğunlukla (tağlîb yoluyla) hac ibadetleri hakkında kullanılır olmuştur. Buna göre İbrahim ile İsmail’in yaptıkları dua neticede faydalı bilgiye ve salih amele muvaffak kılınmayı ihtiva etmektedir. Daha sonra kul ne olursa olsun kusurlu amelde bulunacağından ve tevbeye ihtiyacı olacağından dolayı şöyle dua etmişlerdir:“Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.”

129. “Rabb’imiz, onlara” yani soyumuzdan geleceklere, derecelerini daha bir yükseltici olsun, ona itaat etsinler ve onu gereği gibi tanısınlar diye “içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak” lafzen ve ezberden okuyacak ve de ezberleterek “Kitab’ı ve Hikmet’i” manası ile “öğretecek ve onları arındıracak” salih ameller üzere eğitip kötü amellerden de -ki ruhun onlar oldukça arınmasına imkân yoktur- uzaklaştırmak suretiyle arındıracak “bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin,” Hiçbir şeyin gücü karşısında imkânsız olmadığı ve her şeye kahredici gücüyle hakim olansın “Hakimsin” Her bir işi yerli yerince yapan hikmet sahibisin. İşte izzet ve hikmetinle sen onlara bu Peygamberi gönder. Yüce Allah her ikisinin de duasını kabul buyurdu ve özel olarak onların soyundan gelenlere, genel olarak da diğer bütün insanlara kendisi ile rahmet buyurduğu bu şerefli son Peygamberi gönderdi. İşte bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben atam …

Al-Baqara 2:128Listen in Qur'an →
129

رَبَّنَا وَٱبْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًۭا مِّنْهُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

"Rabbimiz! İçlerinden onlara Senin ayetlerini okuyan, Kitabı ve hikmeti öğreten, onları her kötülükten arıtan bir peygamber gönder. Doğrusu güçlü ve Hakim olan ancak Sensin".

127- Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı:“Rabb’imiz, bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, hakkıyla bilensin.” 128- “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat) ve bize menasikimizi göster. Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.” 129- “Rabb’imiz, onlara içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, Kitab’ı ve Hikmet’i öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin, Hakimsin.”

127. “Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı.” Yani İbrahim ile İsmail’in Beyt-i Şerif’in temellerini yükseltirken ve bu büyük işe devam ederkenki hallerini ve nasıl bir korku ve umut içerisinde olduklarını an! Öyle ki bu işi yapmakla birlikte Allah’tan bu amellerini kabul etmesi için niyazda bulunmuşlardı ki Allah bu amellerini oldukça kapsamlı bir şekilde faydalı kılsın.

128. “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat)” Hem kendilerinin, hem de soylarından gelecek olanların teslim, yani İslâm’a bağlı olmalarını dilemişlerdi. İslâm’ın gerçek mahiyeti kalbin yüce Rabb’ine saygı ve itaatle boyun eğmesi, emrine bağlanmasıdır ki bu, bedenin âzâlarının itaatini de içine alır. “ve bize menasikimizi göster.” Yani bunları bize gösterme ve müşahede etme tarzında öğret ki daha etkili olsun. Menasikten maksadın -ifadelerin akışının ve konunun delâlet ettiği gibi- bütün hac amelleri olması ihtimali olduğu gibi, bundan daha kapsamlı bir anlama gelme ihtimali de vardır ki, o da dinin tamamı ve bütün ibadetlerdir. Lafzın umumi gelmesi de buna delil teşkil etmektedir. Çünkü (“menasik” kökünden gelen) “nusuk” ibadet etmek demektir. Fakat örfî olarak çoğunlukla (tağlîb yoluyla) hac ibadetleri hakkında kullanılır olmuştur. Buna göre İbrahim ile İsmail’in yaptıkları dua neticede faydalı bilgiye ve salih amele muvaffak kılınmayı ihtiva etmektedir. Daha sonra kul ne olursa olsun kusurlu amelde bulunacağından ve tevbeye ihtiyacı olacağından dolayı şöyle dua etmişlerdir:“Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.”

129. “Rabb’imiz, onlara” yani soyumuzdan geleceklere, derecelerini daha bir yükseltici olsun, ona itaat etsinler ve onu gereği gibi tanısınlar diye “içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak” lafzen ve ezberden okuyacak ve de ezberleterek “Kitab’ı ve Hikmet’i” manası ile “öğretecek ve onları arındıracak” salih ameller üzere eğitip kötü amellerden de -ki ruhun onlar oldukça arınmasına imkân yoktur- uzaklaştırmak suretiyle arındıracak “bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin,” Hiçbir şeyin gücü karşısında imkânsız olmadığı ve her şeye kahredici gücüyle hakim olansın “Hakimsin” Her bir işi yerli yerince yapan hikmet sahibisin. İşte izzet ve hikmetinle sen onlara bu Peygamberi gönder. Yüce Allah her ikisinin de duasını kabul buyurdu ve özel olarak onların soyundan gelenlere, genel olarak da diğer bütün insanlara kendisi ile rahmet buyurduğu bu şerefli son Peygamberi gönderdi. İşte bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben atam …

Al-Baqara 2:129Listen in Qur'an →
130

وَمَن يَرْغَبُ عَن مِّلَّةِ إِبْرَٰهِۦمَ إِلَّا مَن سَفِهَ نَفْسَهُۥ ۚ وَلَقَدِ ٱصْطَفَيْنَٰهُ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَإِنَّهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ لَمِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.

130- Kendini bilmezlerden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir ki?! Andolsun biz onu dünyada beğenip seçmişizdir. O âhirette de muhakkak salihlerdendir. 131- Rabb’i ona; “Teslim ol” dediği zaman, “Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum” demişti. 132- İbrahim bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da “Oğullarım, Allah sizin için bu dini beğenip seçti, o halde siz ancak müslümanlar olarak can verin” dedi. 133- Yoksa siz ölüm Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız? Hani o oğullarına; “Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?” dediği zaman onlar; “Senin ilâhın ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhı olan bir tek ilâha ibadet edeceğiz. Biz yalnızca O’na teslim olduk.” demişlerdi. 134- Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız da sizindir. Siz onların amellerinden sorulacak değilsiniz.

130. “Kendini bilmezlerden başka İbrahim’in dininden kim yüz çevirir ki?!” Yani kendini küçük düşüren, kendisini cahil konumuna koyan, aşağılamaya razı olan ve aldanan bir kimse gibi kendisini basit şeyler karşılığında satan kimselerden başkası İbrahim’in üstünlüğünü bilip tanıdıktan sonra onun dininden yüz çevirmez. İbrahim’in dinini isteyip arzulayandan daha doğru yolda ve daha mükemmel bir kimse olmadığı gibi, O’nun dininden yüz çevirenden daha aşağı kimse de olamaz. Daha sonra Yüce Allah İbrahim’in dünya ve âhiretteki durumunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun biz onu dünyada beğenip seçmişizdir”; biz onu seçtik ve kendisini onlar sebebi ile hayırlı seçkinlerden kıldığımız amellere muvaffak kıldık. “O âhirette de muhakkak” en üstün derecelere sahip olacak “salihlerdendir.”

131-132 “Rabb’i ona Teslim ol, dediği zaman” Rabb’inin emrine uyarak: “Âlemlerin Rabb’ine teslim oldum, demişti.” Yani ihlâs, tevhid, muhabbet ve tevbe ile Sana teslim oldum. Buna göre Allah’ı tevhid İbrahim’in en belirgin niteliği idi. Daha sonra o, bunu soyundan gelecekler arasında miras bıraktı ve bunu onlara tavsiye etti. Bunu soyundan gelecekler arasında kalıcı bir söz olarak bıraktı. Bu da aralarında miras olarak nesilden nesile aktarıldı ve Yakub’a kadar ulaştı ve o da bunu oğullarına vasiyet etti. O halde sizler de -Ey Yakub (İsrail) oğulları-, özellikle babanız size bunu vasiyet ettiği için bu vasiyete tam anlamı ile bağlı kalmanız ve Peygamberlerin sonuncusuna tâbî olmanız gerekmektedir. Zira Yakub şöyle demişti:“Oğullarım, Allah sizin için bu dini beğenip seçti”; bir rahmet, bir ihsan olmak üzere sizin yararınıza bu dini seçti. O halde bu dinin gereklerini yerine getirin. Bu dinin hükümlerine uymak sizin niteliğiniz olsun. Bu dinin emrettiği ahlâk ile ahlâklanın. Bu hal üzere devam edin ki ölüm ancak siz böyle bir yol üzere iken gelip sizi bulsun. Zira bir kimse belli bir şeye bağlı kalarak yaşayacak olursa, o şekilde ölür. Ne şekilde ölürse de o şekilde diriltilir.

133. Yahudiler İbrahim’in, ondan sonra da Yakub’un dini üzere olduklarını iddia ettiklerinden dolayı Yüce Allah onların tutumlarını reddeden bir üslûpla şöyle buyurmaktadır:“Yoksa siz ölüm” yani ölümün belirtileri ve sebepleri “Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız?” Orada mı bulunuyordunuz? O vakit o çocuklarına hem onları sınamak hem de …

Al-Baqara 2:130Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.