Muslim99Muslim99
← Tafsir library

2. Al-Baqara

The Cow · Medinan · 286 ayahs

سُورَةُ البَقَرَةِ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 111–120 of 286

111

وَقَالُوا۟ لَن يَدْخُلَ ٱلْجَنَّةَ إِلَّا مَن كَانَ هُودًا أَوْ نَصَٰرَىٰ ۗ تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ ۗ قُلْ هَاتُوا۟ بُرْهَٰنَكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

"Yahudi veya Hıristiyan olmayan kimse elbette cennete girmeyecek" dediler; bu onların kuruntularıdır. De ki: "Sözünüz doğru ise delillerinizi getirin".

111- “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler. Bu, onların kendi kuruntularıdır! De ki:“Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.” 112- Hayır! Kim ihsan sahibi olarak yüzünü Allah’a teslim ederse işte onun ecri Rabb’i katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

111. “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler.” Yani yahudiler, “Cennet’e yahudi olandan başkası girmeyecektir.” dediler, hıristiyanlar da; “Cennet’e hıristiyan olandan başkası asla girmeyecektir,” dediler. Böylelikle yalnız kendilerinin Cennetlik olacağı hükmüne vardılar. Bu ise belli bir delil ve belgesi olmaksızın kabul edilemeyecek mücerret bir kuruntudur. O halde eğer doğru söyleyenler iseniz, böyle bir delili getirin. İşte herhangi bir iddiada bulunan herkesin durumu böyledir. Mutlaka iddiasının doğruluğuna dair delili ortaya koymak zorundadır. Eğer herhangi bir kimse de yine delilsiz olarak aynı iddianın aksini ileri sürecek olursa, ikisi arasında herhangi bir fark kalmaz. Çünkü iddiaları doğrulayan yahut yalan olduğunu ortaya koyan şey, delildir. Onların ellerinde de herhangi bir delil olmadığına göre onların bu iddialarında yalan söyledikleri açıkça ortaya çıkmış oldu.

112. Daha sonra Yüce Allah herkes için geçerli olan ve açık seçik delili şöylece söz konusu etmektedir:“Hayır!” Yani durum, sizin temenni, kuruntu ve iddialarınıza dayalı değildir; aksine “ihsan sahibi olarak” yani Rabb’ine ibadetini, Rabb’inin Şeriat’ına uygun surette yapmakla ve ihlâs ile birlikte “yüzünü Allah’a teslim ederse” yani kalbi ile Allah’a yönelerek amellerini ihlâsla sadece ve sadece Allah için yaparsa, işte Cennetlik olanlar ancak ve yalnız bunlardır. “işte onun ecri Rabb’i katındadır.” Bu da kapsadığı nimetler ile birlikte Cennet’tir. “Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.” Böylelikle arzu ettiklerini elde etmiş, korktuklarından kurtulmuş olacaklardır. Âyetten şu da anlaşılmaktadır: Böyle olmayan herkes helâk olacak olan Cehennem ehlindendir. Ancak Mâbud’a ihlâs ile ibadet eden ve Rasûl’e tâbî olanlar kurtulabileceklerdir.

Al-Baqara 2:111Listen in Qur'an →
112

بَلَىٰ مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌۭ فَلَهُۥٓ أَجْرُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Hayır, öyle değil; iyilik yaparak kendini Allah'a veren kimsenin ecri Rabbi'nin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.

111- “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler. Bu, onların kendi kuruntularıdır! De ki:“Eğer doğru iseniz delilinizi getirin.” 112- Hayır! Kim ihsan sahibi olarak yüzünü Allah’a teslim ederse işte onun ecri Rabb’i katındadır. Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.

111. “Yahudi ve hıristiyan olanlardan başkası asla Cennet’e giremez!” dediler.” Yani yahudiler, “Cennet’e yahudi olandan başkası girmeyecektir.” dediler, hıristiyanlar da; “Cennet’e hıristiyan olandan başkası asla girmeyecektir,” dediler. Böylelikle yalnız kendilerinin Cennetlik olacağı hükmüne vardılar. Bu ise belli bir delil ve belgesi olmaksızın kabul edilemeyecek mücerret bir kuruntudur. O halde eğer doğru söyleyenler iseniz, böyle bir delili getirin. İşte herhangi bir iddiada bulunan herkesin durumu böyledir. Mutlaka iddiasının doğruluğuna dair delili ortaya koymak zorundadır. Eğer herhangi bir kimse de yine delilsiz olarak aynı iddianın aksini ileri sürecek olursa, ikisi arasında herhangi bir fark kalmaz. Çünkü iddiaları doğrulayan yahut yalan olduğunu ortaya koyan şey, delildir. Onların ellerinde de herhangi bir delil olmadığına göre onların bu iddialarında yalan söyledikleri açıkça ortaya çıkmış oldu.

112. Daha sonra Yüce Allah herkes için geçerli olan ve açık seçik delili şöylece söz konusu etmektedir:“Hayır!” Yani durum, sizin temenni, kuruntu ve iddialarınıza dayalı değildir; aksine “ihsan sahibi olarak” yani Rabb’ine ibadetini, Rabb’inin Şeriat’ına uygun surette yapmakla ve ihlâs ile birlikte “yüzünü Allah’a teslim ederse” yani kalbi ile Allah’a yönelerek amellerini ihlâsla sadece ve sadece Allah için yaparsa, işte Cennetlik olanlar ancak ve yalnız bunlardır. “işte onun ecri Rabb’i katındadır.” Bu da kapsadığı nimetler ile birlikte Cennet’tir. “Onlar için korku yoktur ve onlar üzülmezler de.” Böylelikle arzu ettiklerini elde etmiş, korktuklarından kurtulmuş olacaklardır. Âyetten şu da anlaşılmaktadır: Böyle olmayan herkes helâk olacak olan Cehennem ehlindendir. Ancak Mâbud’a ihlâs ile ibadet eden ve Rasûl’e tâbî olanlar kurtulabileceklerdir.

Al-Baqara 2:112Listen in Qur'an →
113

وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ لَيْسَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَىٰ لَيْسَتِ ٱلْيَهُودُ عَلَىٰ شَىْءٍۢ وَهُمْ يَتْلُونَ ٱلْكِتَٰبَ ۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ ۚ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ

Yahudiler "Hıristiyanlar bir temel üzerinde değil" dediler, Hıristiyanlar da "Yahudiler bir temel üzerinde değil" dediler; oysa onlar Kitaplarını da okuyorlar. Bilgisizler de tıpkı onların söylediklerini söylemiştir. Allah, kıyamet günü, anlaşmazlığa düştükleri şeylerde onların arasında hüküm verecektir.

113- Yahudiler; “Hristiyanlar hiçbir şey üzerinde değildir” dediler. Hıristiyanlar da; “Yahudiler hiçbir şey üzerinde değildir” dediler. Hâlbuki hepsi de Kitab’ı okurlar. Bilmeyenler de tıpkı onların dedikleri gibi söylediler. Artık Allah anlaşmazlığa düştükleri bu hususta Kıyamet gününde aralarında hüküm verecektir.

113. Kitap ehlinin hevâ ve kıskançlıkları birbirlerini sapıklıkla itham etmeye ve birinin diğerini tekfir etmesine varacak kadar ileri seviyeye ulaşmıştı. Tıpkı Arap olan ve olmayan müşrikler arasındaki ümmilerin yaptıklarını yaptılar. Her bir kesim diğerini sapıklıkla itham etmektedir. Yüce Allah ise âhirette kullarına haber verdiği şekilde adil hükmü ile hüküm verecektir. O gün bütün nebileri ve rasulleri tasdik edip Rabb’inin emirlerine uyan, yasaklarından kaçınanların dışındakiler hakkında kurtuluş söz konusu değildir. Onların dışında kalan herkes helâk olacaktır.

Al-Baqara 2:113Listen in Qur'an →
114

وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن مَّنَعَ مَسَٰجِدَ ٱللَّهِ أَن يُذْكَرَ فِيهَا ٱسْمُهُۥ وَسَعَىٰ فِى خَرَابِهَآ ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَن يَدْخُلُوهَآ إِلَّا خَآئِفِينَ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌۭ وَلَهُمْ فِى ٱلْءَاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌۭ

Allah'ın mescidlerinde O'nun isminin anılmasını yasak eden ve oraların yıkılmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Onların oralara korkmadan girememeleri gerekir. Dünyada rezillik onlaradır, ahirette büyük azab da onlaradır.

114- Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden ve onların harab olmalarına çalışanlardan daha zalim kim olabilir? Böyleleri oralara ancak korka korka girebilirler. Onlara dünyada zillet vardır, âhirette de en büyük azab yine onlaradır.

114. “Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin anılmasını meneden” Yani Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını, namaz kılınmasını ve benzeri itaatlerin yerine getirilmesini engelleyen kimselerden “ve onların” maddi ve manevi yönden “harab olmalarına çalışanlardan” yani bu konuda bütün gayretini ortaya koyanlardan “daha zalim kim olabilir?” yani böylelerden daha zalim ve daha büyük bir günah ve suç sahibi yoktur. Mescidlerin maddi olarak tahriplerinden kasıt onların yıkılmaları, tahrip edilmeleri ve kirletilmeleridir. Manevi tahrip ise oralarda Allah’ın adının anılmasını engellemektir. Bu, bu niteliğe sahip olan herkes hakkında umumî bir hükümdür. Bunun kapsamına Fil ashabı ve Hudeybiye yılı Allah Rasûlünü Mescid-i Haram’a gitmekten alıkoyan Kureyşliler, Beytulmakdis’i tahrip eden hıristiyanlar ve bunların dışında Allah’a karşı çıkmak, muhalefet etmek maksadı ile mescidlerin tahribi için çalışan çeşitli zalimler de girmektedir. Allah’ın bunlara verdiği ceza, oralara girmekten hem şer’an, hem de ilâhî bir kader olarak men edilmeleri olmuştur. Onlar oralara ancak zelil olarak ve korku içinde girebilirler. Allah’ın kullarını korkuttukları için Allah da onların kalplerine korku salmıştır. Allah, Rasûlünü Hudeybiye’de engelleyen müşriklere karşı, aradan fazla geçmeden Rasûlü’ne Mekke’yi fethetme iznini vermiş ve müşriklerin, Beyt’ine yaklaşmalarını men ederek şöyle buyurmuştur:“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir; onun için bu yıllarından sonra artık Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar.”(et-Tevbe, 9/28) Fil Ashabının başından geçenleri de Yüce Allah Kitab-ı Kerîm’inde zikretmiştir. Hıristiyanlara da Allah, mü’minleri egemen kılmış ve bunlar, onları oradan sürmüşlerdi. İşte bu şekilde onların niteliklerine sahip olan herkesin payını zamanı gelince alması kaçınılmaz bir şeydir. Ayrıca bu Allah’ın haber verdiği büyük mucize ve belgelerdendir. Zira bunlar meydana gelmeden önce Allah vukua geleceklerini bildirmiştir ve O’nun bildirdiği gibi de gerçekleşmiştir. Ayrıca alimler, bu âyet-i kerimeyi, kâfirlerin mescidlere girmelerine imkân tanımanın caiz olmadığına delil göstermişlerdir. “Onlara dünyada zillet” önceden geçtiği gibi rezillik ve rüsvalık “vardır, âhirette de en büyük azap yine onlaradır.” Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasını engelleyenden daha zalim kimseler olmadığına göre, bu mescidlerin maddi ve manevi olarak imar edilmesi için çalışandan da daha büyük iman sahibi kimse olamaz. Nitekim Yüce Allah bunu:“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve âhiret gününe iman eden... kimseler imar eder”(et-Tevbe, 9/18) buyruğunda dile getirmektedir. Hatta Yüce Allah adına kurulan evlerin yükseltilmesini, ta’zim edilmesini ve onlara gereken saygının gösterilmesini de emrederek şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerde...”(en-Nur, 24/36) Mescidlere dair pek çok hüküm vardır ki bunların özü bu âyet-i kerimelerin muhtevası …

Al-Baqara 2:114Listen in Qur'an →
115

وَلِلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ ۚ فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا۟ فَثَمَّ وَجْهُ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ وَٰسِعٌ عَلِيمٌۭ

Doğu da batı da Allah'ındır, nereye dönerseniz Allah'ın yönü orasıdır. Doğrusu Allah her yeri kaplar ve her şeyi bilir.

115- Doğu da, batı da Allah’ındır. O halde nereye dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Şüphe yok ki Allah Vasi’dir, her şeyi çok iyi bilendir.

115. “Doğu da, batı da Allah’ındır.” Özellikle doğu ile batıyı söz konusu etmesi, aydınlığın doğuş ve batışında muazzam âyetlerin (ilâhi belge ve mucizelerin) yeri olmalarındandır. O doğunun da batının da mutlak mâliki olduğuna göre, bütün cihetlerin de mutlak mâlikidir. “O halde nereye dönerseniz.” Yani O’nun emri ile döndürmüş olmanız şartı ile yüzünüzü hangi yöne dönerseniz dönün, demektir. O size daha önce Beytülmakdis’e dönmekle emretmiş iken, şimdi Kabe’ye yönelmenizi emredebilir yahut yolculuk esnasında binek üzerinde ve benzeri şekillerde nasıl namaz kılacağınızı (ve nereye döneceğinizi) emreder. Zira (bu son durumda) kıble kulun yöneldiği taraftır. Yahut kıblenin nerede olduğu şüpheli olursa, namaz kılacak kişi araştırarak kıbleyi tespit etmeye çalışır. Daha sonra o tespitinin hatalı olduğunu görse de onun yöneldiği taraf kıble olmuş olur. Ya da hastalık, hareket edemeyecek halde olmak ve benzeri bir durumda da (kıbleye yönelmekten) mazur olur. Bu gibi durumlarda kul ya mazurdur (kıbleye yönelememekten dolayı mazereti makbuldür), yahut da mazereti olmayıp kıbleye yönelmekle memurdur. Durumu ne olursa olsun, onun yöneldiği her bir yön mutlaka Rabbi’nin hükümranlığı altındadır. “Allah’ın yüzü oradadır. Şüphe yok ki Allah Vasi’dir, her şeyi çok iyi bilendir.” Bu buyrukta Yüce Allah’ın azametine ve celâline yaraşır şekilde ve diğer yüzlere benzemeyen hakiki bir “yüz”ü olduğu ifade edilmektedir. Ayrıca yüce Rabb’imiz Vasi’dir, yani lütfu geniş ve sıfatları azametli olandır. Sizin gizlediklerinizi ve niyetlerinizi çok iyi bilendir. İşte O’nun lütfunun genişliği ve bilgisi dolayısıyla bu hususu da sizin lehinize genişletmiş ve size vermiş olduğu bu emre uygun olarak amelinizi kabul etmiştir. Hamd ve şükür yalnız O’nadır.

Al-Baqara 2:115Listen in Qur'an →
116

وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ وَلَدًۭا ۗ سُبْحَٰنَهُۥ ۖ بَل لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ كُلٌّۭ لَّهُۥ قَٰنِتُونَ

"Allah oğul edindi" dediler; haşa, oysa, göklerde ve yerde olanlar O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir.

116- Onlar “Allah çocuk edindi” dediler. (Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir. Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer. 117- O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.

116. “Onlar” Yani yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı kanaati ileri süren herkes “Allah çocuk edindi, dediler” ve böylelikle O’nun celâl ve azametine yakışmayan bir şeyi O’na nispet ettiler, alabildiğine kötü bir isnadda bulundular ve kendilerine de zulmettiler. Allah ise onların bu cahilliklerine karşı sabır göstermektedir. Onlara hilmi ile muamele etmekte, buna rağmen onlara afiyet vermekte, O’na karşı kusurlarına rağmen O onları rızıklandırmaktadır. “(Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir.” Müşriklerin ve zalimlerin, celâl ve azametine yakışmayan bütün nitelemelerinden münezzehtir, yücedir. Her yönüyle mutlak kemâle sahip olan, hiçbir şekilde eksikliğin kendisine ulaşamadığı Rabb’imizi tenzih ederiz. Yüce Allah iddialarını reddetmekle birlikte bu kusurdan münezzeh oluşuna dair delili ve belgeyi de ortaya koyarak şöyle buyurmaktadır:“Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer” Hepsi O’nun mülkü ve O’nun kullarıdır. Onlar üzerinde mutlak mâlikin hükümranlığı altında bulunanlara tasarruf ettiği gibi tasarruf eder. Onlarsa O’nun tedbir ve idaresi altında O’na boyun eğer ve O’nun emrine göre hareket ederler. Hepsi O’nun kulları ve O’na muhtaç olduklarına, kendisinin ise onlara ihtiyacı bulunmadığına göre onlardan herhangi bir kimse nasıl olur da O’nun çocuğu olabilir? Çocuğun babasının cinsinden olması kaçınılmaz bir şeydir, çünkü çocuk babasının bir parçasından vücuda gelir. Yüce Allah mutlak mâlik ve mutlak egemendir. Sizler onun mülkiyeti ve egemenliği altındasınız. O hiçbir şeye muhtaç olmayandır, çok zengindir, siz ise muhtaçsınız. Bununla birlikte O’nun çocuğu nasıl olabilir? Bu batılın en ileri ve en çirkin derecesinde bir iddiadır. Ayette sözü edilen “boyun eğme”, iki türlüdür. Genel anlamda boyun eğme. Bu bütün yaratıkların boyun eğme ve itaatleridir ki hepsi yaratıcının idaresi altındadır. Özel anlamdaki boyun eğme ise ibadet olan boyun eğmedir. Birinci boyun eğişe bu âyet-i kerime örnektir. İkinci türe ise Yüce Allah’ın şu buyruğu örnek verilebilir:“Allah’ın huzurunda O’na gönülden boyun eğerek durun.”(el-Bakara, 238).

117. Daha sonra zâtıyla ve şanıyla Yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır:“O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır” Yani onları daha önce benzeri bir örnek söz konusu olmaksızın sapasağlam, mükemmel ve en güzel şekilde yaratandır. “Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca ol der, o da oluverir.” Hiçbir iş O’na zor ve ağır gelmez ve hiçbir zaman o işin gerçekleşmesine karşı konulamaz.

Al-Baqara 2:116Listen in Qur'an →
117

بَدِيعُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَإِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًۭا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ

Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak "ol" der ve olur.

116- Onlar “Allah çocuk edindi” dediler. (Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir. Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer. 117- O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca “Ol” der, o da oluverir.

116. “Onlar” Yani yahudiler, hıristiyanlar, müşrikler ve aynı kanaati ileri süren herkes “Allah çocuk edindi, dediler” ve böylelikle O’nun celâl ve azametine yakışmayan bir şeyi O’na nispet ettiler, alabildiğine kötü bir isnadda bulundular ve kendilerine de zulmettiler. Allah ise onların bu cahilliklerine karşı sabır göstermektedir. Onlara hilmi ile muamele etmekte, buna rağmen onlara afiyet vermekte, O’na karşı kusurlarına rağmen O onları rızıklandırmaktadır. “(Hâşâ!) O (bundan) münezzehtir.” Müşriklerin ve zalimlerin, celâl ve azametine yakışmayan bütün nitelemelerinden münezzehtir, yücedir. Her yönüyle mutlak kemâle sahip olan, hiçbir şekilde eksikliğin kendisine ulaşamadığı Rabb’imizi tenzih ederiz. Yüce Allah iddialarını reddetmekle birlikte bu kusurdan münezzeh oluşuna dair delili ve belgeyi de ortaya koyarak şöyle buyurmaktadır:“Tam aksine, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğer” Hepsi O’nun mülkü ve O’nun kullarıdır. Onlar üzerinde mutlak mâlikin hükümranlığı altında bulunanlara tasarruf ettiği gibi tasarruf eder. Onlarsa O’nun tedbir ve idaresi altında O’na boyun eğer ve O’nun emrine göre hareket ederler. Hepsi O’nun kulları ve O’na muhtaç olduklarına, kendisinin ise onlara ihtiyacı bulunmadığına göre onlardan herhangi bir kimse nasıl olur da O’nun çocuğu olabilir? Çocuğun babasının cinsinden olması kaçınılmaz bir şeydir, çünkü çocuk babasının bir parçasından vücuda gelir. Yüce Allah mutlak mâlik ve mutlak egemendir. Sizler onun mülkiyeti ve egemenliği altındasınız. O hiçbir şeye muhtaç olmayandır, çok zengindir, siz ise muhtaçsınız. Bununla birlikte O’nun çocuğu nasıl olabilir? Bu batılın en ileri ve en çirkin derecesinde bir iddiadır. Ayette sözü edilen “boyun eğme”, iki türlüdür. Genel anlamda boyun eğme. Bu bütün yaratıkların boyun eğme ve itaatleridir ki hepsi yaratıcının idaresi altındadır. Özel anlamdaki boyun eğme ise ibadet olan boyun eğmedir. Birinci boyun eğişe bu âyet-i kerime örnektir. İkinci türe ise Yüce Allah’ın şu buyruğu örnek verilebilir:“Allah’ın huzurunda O’na gönülden boyun eğerek durun.”(el-Bakara, 238).

117. Daha sonra zâtıyla ve şanıyla Yüce olan Allah şöyle buyurmaktadır:“O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır” Yani onları daha önce benzeri bir örnek söz konusu olmaksızın sapasağlam, mükemmel ve en güzel şekilde yaratandır. “Bir şeyin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca ol der, o da oluverir.” Hiçbir iş O’na zor ve ağır gelmez ve hiçbir zaman o işin gerçekleşmesine karşı konulamaz.

Al-Baqara 2:117Listen in Qur'an →
118

وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوْ تَأْتِينَآ ءَايَةٌۭ ۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّثْلَ قَوْلِهِمْ ۘ تَشَٰبَهَتْ قُلُوبُهُمْ ۗ قَدْ بَيَّنَّا ٱلْءَايَٰتِ لِقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ

Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır.

118- Bilmeyenler; “Allah bizimle konuşmalı yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi?!” dediler. Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi söylemişlerdi. Kalpleri birbirine ne kadar da benzemiş! Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır. 119- Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.

118. “Bilmeyenler” Yani kitap ehlinden olsun diğer din mensupları arasından olsun, bilgisiz ve cahil olanlar Allah, peygamberlerle konuştuğu gibi bizimle de konuşmalı değil miydi? dediler. “yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi!” Bu âyet ile kastettikleri kendi bozuk akılları, işe yaramaz görüşleri ile teklif ettikleri ve yaratıcıya karşı küstahlık ederek istedikleri âyetler, yani mucizelerdir. Bu istekleri ile Peygamberlere karşı da büyüklenmişlerdi. Şu buyruklarda nakledilen istekleri bunlara birer örnektir:“Biz Allah’ı apaçık görmedikçe sana kat’iyyen iman etmeyiz.”(el-Bakara, 2/55); “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi de; “Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi.” (en-Nisa, 4/153); “Ve şöyle dediler: Bu nasıl Peygamberdir ki yemek yer ve pazarlarda dolaşır? Onunla birlikte uyarıcı olmak üzere beraberinde bir melek indirilmeli değil miydi? Yahut O’na bir hazine verilmeli veya mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?”(el-Furkan, 25/7-8); “Dediler ki: Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız...”(el-İsra, 17/90) İşte zalimlerin, Peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep böyle olagelmiştir. Onlar mucizeleri doğruyu bulmak kastı ile istemiyorlardı, inatta ve işi yokuşa sürmek için istiyorlardı. Maksatları hakkın açığa kavuşturulması değildi. Çünkü Peygamberler, zaten iman edecek kimselerin benzerini görmeleri halinde iman edebilecekleri türden mucizeler getirmişlerdir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır” diye buyurmaktadır. Yakîn sahibi herkes, Allah’ın göz kamaştırıcı delil ve belgelerini, apaçık burhanlarını bilip tanımıştır. Bunlarla yakîne ulaşmış ve ondan her türlü şüphe ve tereddüt uzaklaşmış gitmiştir.

Daha sonra Yüce Allah, Peygamberin gerçeği getirdiğine, bildirdiklerinin doğruluğuna delâlet eden birçok mucizeyi ihtiva eden özlü bir mucizeyi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

119. “Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.” İşte bu, O’nun getirmiş olduğu bütün âyetleri (mucize ve belgeleri) kapsamaktadır. Bu mucizeler de üç hususta toplanır: Birincisi, bizzat O’nun Peygamber olarak gönderilmesi, İkincisi, O’nun yaşayışı (sireti), önderliği ve doğru yolu göstermesi, Üçüncüsü de O’nun getirmiş olduğu Kur’ân ve Sünnet’in bilinmesi. Birinci ve ikinci tür Yüce Allah’ın:“Biz seni... gönderdik.” buyruğu; üçüncüsü de “hak ile” buyruğu çerçevesine girmektedir. Birinci husus olan peygamber olarak gönderilmesini açıklayalım: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamber olarak gönderilmeden önce yeryüzündeki insanların durumu bilinen bir husustur. Putlara, ateşe, haça tapmakta idiler. Dinlerini değiştirmiş bunun sonucunda da küfrün karanlıkları …

Al-Baqara 2:118Listen in Qur'an →
119

إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ بَشِيرًۭا وَنَذِيرًۭا ۖ وَلَا تُسْـَٔلُ عَنْ أَصْحَٰبِ ٱلْجَحِيمِ

Doğrusu Biz, seni hak ile, müjdeci ve uyarıcı olarak göndermişizdir. Sen, cehennemliklerden sorumlu tutulmayacaksın.

118- Bilmeyenler; “Allah bizimle konuşmalı yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi?!” dediler. Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi söylemişlerdi. Kalpleri birbirine ne kadar da benzemiş! Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır. 119- Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.

118. “Bilmeyenler” Yani kitap ehlinden olsun diğer din mensupları arasından olsun, bilgisiz ve cahil olanlar Allah, peygamberlerle konuştuğu gibi bizimle de konuşmalı değil miydi? dediler. “yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi!” Bu âyet ile kastettikleri kendi bozuk akılları, işe yaramaz görüşleri ile teklif ettikleri ve yaratıcıya karşı küstahlık ederek istedikleri âyetler, yani mucizelerdir. Bu istekleri ile Peygamberlere karşı da büyüklenmişlerdi. Şu buyruklarda nakledilen istekleri bunlara birer örnektir:“Biz Allah’ı apaçık görmedikçe sana kat’iyyen iman etmeyiz.”(el-Bakara, 2/55); “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi de; “Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi.” (en-Nisa, 4/153); “Ve şöyle dediler: Bu nasıl Peygamberdir ki yemek yer ve pazarlarda dolaşır? Onunla birlikte uyarıcı olmak üzere beraberinde bir melek indirilmeli değil miydi? Yahut O’na bir hazine verilmeli veya mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?”(el-Furkan, 25/7-8); “Dediler ki: Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız...”(el-İsra, 17/90) İşte zalimlerin, Peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep böyle olagelmiştir. Onlar mucizeleri doğruyu bulmak kastı ile istemiyorlardı, inatta ve işi yokuşa sürmek için istiyorlardı. Maksatları hakkın açığa kavuşturulması değildi. Çünkü Peygamberler, zaten iman edecek kimselerin benzerini görmeleri halinde iman edebilecekleri türden mucizeler getirmişlerdir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır” diye buyurmaktadır. Yakîn sahibi herkes, Allah’ın göz kamaştırıcı delil ve belgelerini, apaçık burhanlarını bilip tanımıştır. Bunlarla yakîne ulaşmış ve ondan her türlü şüphe ve tereddüt uzaklaşmış gitmiştir.

Daha sonra Yüce Allah, Peygamberin gerçeği getirdiğine, bildirdiklerinin doğruluğuna delâlet eden birçok mucizeyi ihtiva eden özlü bir mucizeyi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:

119. “Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.” İşte bu, O’nun getirmiş olduğu bütün âyetleri (mucize ve belgeleri) kapsamaktadır. Bu mucizeler de üç hususta toplanır: Birincisi, bizzat O’nun Peygamber olarak gönderilmesi, İkincisi, O’nun yaşayışı (sireti), önderliği ve doğru yolu göstermesi, Üçüncüsü de O’nun getirmiş olduğu Kur’ân ve Sünnet’in bilinmesi. Birinci ve ikinci tür Yüce Allah’ın:“Biz seni... gönderdik.” buyruğu; üçüncüsü de “hak ile” buyruğu çerçevesine girmektedir. Birinci husus olan peygamber olarak gönderilmesini açıklayalım: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamber olarak gönderilmeden önce yeryüzündeki insanların durumu bilinen bir husustur. Putlara, ateşe, haça tapmakta idiler. Dinlerini değiştirmiş bunun sonucunda da küfrün karanlıkları …

Al-Baqara 2:119Listen in Qur'an →
120

وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ ٱلْيَهُودُ وَلَا ٱلنَّصَٰرَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ ۗ قُلْ إِنَّ هُدَى ٱللَّهِ هُوَ ٱلْهُدَىٰ ۗ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ ٱلَّذِى جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ ۙ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا نَصِيرٍ

Kendi dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla hoşnud olmayacaklardır. De ki: "Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur". Sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur.

120- Dinlerine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar. De ki:“Allah’ın hidâyeti, işte doğru yol ancak budur.” Andolsun ki sana gelen bunca ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyacak olursan artık Allah’tan yana hiçbir dostun ve hiçbir yardımcın olmaz.

120. “Dinlerine uymadıkça ne yahudiler ne de hıristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar.” Yüce Allah, Rasulüne yahudilerle hıristiyanların kendisinden hoşnut olmalarının, onların dinlerine uymadıkça mümkün olmadığını haber vermektedir. Çünkü onlar kabul ettikleri dine davet ederler ve hidâyetin bu dinde olduğunu iddia ederler. Sen de onlara “De ki:” Benimle gönderilmiş bulunan “Allah’ın hidâyeti, işte doğru yol ancak budur.” Sizin izlediğiniz yol ise Yüce Allah’ın şu buyruğunun da gösterdiği gibi hevânın tâ kendisidir: “Andolsun ki sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâ ve heveslerine uyacak olursan artık Allah’tan yana hiçbir dostun ve hiçbir yardımcın olmaz.” İşte bu buyruk yahudi ve hıristiyanların hevâlarına uymayı ve dinlerine has hususlarda onlara benzemeyi yasaklayan çok önemli bir yasaktır. Hitap her ne kadar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ise de onun ümmeti de bunun kapsamına girmektedir. Çünkü asıl muteber olan muhatabın hususiliği değil, mananın umumiliğidir. Tıpkı asıl muteber olanın nüzûl sebebinin özel oluşu olmayıp lafzın umumi olması gibi.

Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

Al-Baqara 2:120Listen in Qur'an →

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.