الٓمٓ
Elif, Lam, Mim.
1- Elif, Lâm, Mîm 2- İşte bu o Kitab ki, onda hiçbir şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir. 3- Onlar gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler. 4- Onlar hem sana indirilene iman ederler, hem de senden önce indirilenlere... Ahirete de yakînen inanırlar. 5- İşte bunlar Rab’lerinden bir hidâyet üzeridirler ve felaha erenler de onlardır.
(Medine’de inmiştir, 286 âyettir)
Besmeleye dair açıklamalar daha önce geçmişti.
1. “Elif, Lâm, Mîm.” Sûrelerin baş taraflarında yer alan bunun gibi “Mukatta’a Harfleri” ile ilgili izlenecek en sağlıklı yol, şer’i herhangi bir delile dayanmaksızın bunların anlamlarına dair söz söylemeyip susmaktır. Bununla birlikte Allah’ın bunları boşu boşuna değil, aksine bizim bilemeyeceğimiz bir hikmet dolayısıyla indirdiğini de kesinlikle kabul etmeliyiz.
2. “İşte bu o kitap ki...” Yani bu, yüce Kitab öyle bir Kitab-ı hakikidir ki öncekilere ve sonrakilere ait hiçbir kitabın kapsamadığı muazzam bir ilmi ve apaçık bir hakkı içerir. Dolayısıyla da “Onda hiçbir şüphe yoktur.” Şüphenin hiçbir şekli söz konusu değildir. Şüphenin reddedilmesi onun zıddını gerektirir ki şüphenin zıddı da yakîn (kesin bilgi)dir. Öyleyse bu kitap şüpheyi gideren yakîni (kesin bilgiyi) içermektedir. Bu oldukça faydalı bir kâidedir. Yani övme kastı ile bir şeyin nefyedilmesi/reddedilmesi, mutlaka o şeyin zıddı olan mükemmelliği ihtiva etmeyi gerektirir. Çünkü nefy/ret, yokluktur, mutlak yoklukta ise herhangi bir övgü yoktur. Bu Kitab yakîni içerdiğinden ve hidayet de ancak yakîn ile elde edildiğinden ötürü Yüce Allah:“takva sahipleri için bir hidayettir” diye buyurmaktadır. “Hidayet”; kendisi vasıtası ile sapıklıktan ve şüphelerden sıyrılıp doğru yola ulaşılan ve faydalı yolların, kendisinin yol göstericiliği sayesinde izlenebildiği şey demektir. Burada hidayetin neye yönelik olduğunun zikredilmeyişinin, yani “filân maslahata hidâyettir”, “filân şeye hidayettir” denmeyişinin sebebi, bu hidayetin genel anlamda olması, yani dünya ve ahiretin bütün maslahatlarına yol gösterici olmasından dolayıdır. Dolaysıyla Kur’an, ister usul/temel meselelerde olsun ister füru/fer’i konularda olsun, kulları doğruya iletici, hakkı batıldan, sahihi zayıftan ayırt edici, dünya ve ahiretlerinde insanlara faydalı olan yolu nasıl izleyeceklerini açıklayıcı bir kitaptır. Bir başka yerde Kur'ân, “insanlar için hidayet”(el-Bakara, 2/185) şeklinde genel bir hidayet olmakla nitelendirilmektedir. Burada ve başka bazı yerlerde ise özel olarak “takva sahipleri için bir hidayet” olduğu ifade buyrulmaktadır. Çünkü Kur’an haddi zatında bütün insanlar için hidayettir. Fakat bedbaht olanlar, ona gereken önemi vermezler ve Allah’ın hidâyetini/yol göstericiliğini kabul etmezler. Böylece onlara karşı delil ortaya konmuş olur ve onlar ancak bedbahtlıkları dolayısıyla bu hidayetten istifade etmezler. “Takva sahipleri”ne gelince onlar hidayeti elde etmek için gerekli olan en büyük sebebi gerçekleştirmiş olanlardır. Bu sebep takvadır. Takvanın hakikati ise Yüce Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak suretiyle Allah’ın gazabına ve azabına karşı korunmak demektir. İşte böyle kimseler Kur’an ile …