Muslim99Muslim99
← Tafsir library

11. Hud

Hud · Meccan · 123 ayahs

سُورَةُ هُودٍ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 71–80 of 123

71

وَٱمْرَأَتُهُۥ قَآئِمَةٌۭ فَضَحِكَتْ فَبَشَّرْنَٰهَا بِإِسْحَٰقَ وَمِن وَرَآءِ إِسْحَٰقَ يَعْقُوبَ

Bu arada, İbrahim'in ayakta duran karısı gülünce, "Ona İshak'ı ardından Yakub'u müjdeleriz" dediler.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

72

قَالَتْ يَٰوَيْلَتَىٰٓ ءَأَلِدُ وَأَنَا۠ عَجُوزٌۭ وَهَٰذَا بَعْلِى شَيْخًا ۖ إِنَّ هَٰذَا لَشَىْءٌ عَجِيبٌۭ

"Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı, kocam da ihtiyar olmuşken nasıl doğurabilirim? Doğrusu bu şaşılacak bir şey" dedi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

73

قَالُوٓا۟ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ ٱللَّهِ ۖ رَحْمَتُ ٱللَّهِ وَبَرَكَٰتُهُۥ عَلَيْكُمْ أَهْلَ ٱلْبَيْتِ ۚ إِنَّهُۥ حَمِيدٌۭ مَّجِيدٌۭ

"Ey evin hanımı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri üzerinize olmuşken, nasıl Allah'ın işine şaşarsın? O, övülmeye layıktır, yücelerin yücesidir" dediler.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

74

فَلَمَّا ذَهَبَ عَنْ إِبْرَٰهِيمَ ٱلرَّوْعُ وَجَآءَتْهُ ٱلْبُشْرَىٰ يُجَٰدِلُنَا فِى قَوْمِ لُوطٍ

İbrahim'in korkusu gidip de müjde kendisine ulaşınca, Lut milleti hakkında elçilerimizle tartışmaya girişti.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

75

إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّٰهٌۭ مُّنِيبٌۭ

Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

76

يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَآ ۖ إِنَّهُۥ قَدْ جَآءَ أَمْرُ رَبِّكَ ۖ وَإِنَّهُمْ ءَاتِيهِمْ عَذَابٌ غَيْرُ مَرْدُودٍۢ

Elçilerimiz, "Ey İbrahim! Bundan vazgeç, doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara, şüphesiz, geri çevrilemeyecek bir azab gelmektedir" dediler.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

77

وَلَمَّا جَآءَتْ رُسُلُنَا لُوطًۭا سِىٓءَ بِهِمْ وَضَاقَ بِهِمْ ذَرْعًۭا وَقَالَ هَٰذَا يَوْمٌ عَصِيبٌۭ

Elçilerimiz Lut'a gelince, onun fenasına gitti; çok sıkıldı, "Bu çetin bir gündür" dedi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

78

وَجَآءَهُۥ قَوْمُهُۥ يُهْرَعُونَ إِلَيْهِ وَمِن قَبْلُ كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ۚ قَالَ يَٰقَوْمِ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِى هُنَّ أَطْهَرُ لَكُمْ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ فِى ضَيْفِىٓ ۖ أَلَيْسَ مِنكُمْ رَجُلٌۭ رَّشِيدٌۭ

Milleti ona koşarak geldiler. Daha önce kötü işler işliyorlardı. "Ey milletim! İşte bunlar benim kızlarım, onlar sizin için daha temizdir. (size nikahlıyabilirim!) Allah'tan sakının, konuklarımın önünde beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında kimse yok mudur?" dedi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

79

قَالُوا۟ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا لَنَا فِى بَنَاتِكَ مِنْ حَقٍّۢ وَإِنَّكَ لَتَعْلَمُ مَا نُرِيدُ

"And olsun ki, senin kızlarınla bir işimiz olmadığını biliyorsun; doğrusu, ne istediğimizin farkındasın" dediler.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

80

قَالَ لَوْ أَنَّ لِى بِكُمْ قُوَّةً أَوْ ءَاوِىٓ إِلَىٰ رُكْنٍۢ شَدِيدٍۢ

"Keşke size yetecek bir kuvvetim olsa veya sağlam bir yere sığınsam" dedi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.