Muslim99Muslim99
← Tafsir library

11. Hud

Hud · Meccan · 123 ayahs

سُورَةُ هُودٍ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 61–70 of 123

61

۞ وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًۭا ۚ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ ۖ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَٱسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَٱسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ ۚ إِنَّ رَبِّى قَرِيبٌۭ مُّجِيبٌۭ

Semud milletine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir" dedi.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

62

قَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ قَدْ كُنتَ فِينَا مَرْجُوًّۭا قَبْلَ هَٰذَآ ۖ أَتَنْهَىٰنَآ أَن نَّعْبُدَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِى شَكٍّۢ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍۢ

"Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda kendisinden iyilik beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişedeyiz" dediler.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

63

قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَءَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍۢ مِّن رَّبِّى وَءَاتَىٰنِى مِنْهُ رَحْمَةًۭ فَمَن يَنصُرُنِى مِنَ ٱللَّهِ إِنْ عَصَيْتُهُۥ ۖ فَمَا تَزِيدُونَنِى غَيْرَ تَخْسِيرٍۢ

"Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O'na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah'a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız" dedi.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

64

وَيَٰقَوْمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةًۭ فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌۭ قَرِيبٌۭ

"Ey milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız"

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

65

فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا۟ فِى دَارِكُمْ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍۢ ۖ ذَٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍۢ

Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

66

فَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَٰلِحًۭا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍۢ مِّنَّا وَمِنْ خِزْىِ يَوْمِئِذٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ

Buyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

67

وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ

Haksızlık yapanları bir çığlık tuttu, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

68

كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ ۗ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَا۟ كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ ۗ أَلَا بُعْدًۭا لِّثَمُودَ

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud milleti Rabbini inkar etmişti. Bilin ki, Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

61- Semûd’a da kardeşleri Salih’i gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yok. O, sizi yerden/topraktan yarattı ve yine orada size yaşama imkanı sağladı. O halde O’ndan mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” 62- Dediler ki:“Ey Sâlih! Sen bundan önce aramızda ümit beslenen bir kimse idin. Şimdi bizi atalarımızın taptıklarına tapmaktan engellemeye mi çalışıyorsun? Biz, senin bizi davet ettiğin konuda gerçekten büyük bir şüphe içindeyiz.” 63- Dedi ki:“Ey kavmim! Söyleyin bana; eğer ben Rabbimden apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana katından bir rahmet vermişse, ben de (bu durumda) O’na isyan edersem Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? (O takdirde) siz de benim zararımı artırmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız. 64- “Ey kavmim! İşte size bir mucize olmak üzere Allah’ın (gönderdiği) dişi devesi! Onu bırakın da Allah’ın arzında yesin. Ona herhangi bir kötülük yapmayın, yoksa sizi yakın bir azap yakalar.” 65- Derken o dişi deveyi kesip öldürdüler. Bunun üzerine dedi ki:“Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı olmayan bir tehdittir.” 66- (Azap) emrimiz gelince Sâlih’i ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle (helak olmaktan) ve o günün rüsvaylığına uğramaktan kurtardık. Şüphe yok ki çok güçlü ve Aziz olan ancak senin Rabbindir. 67- O zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 68- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd kavmi Rablerini inkar etti. Yine haberiniz olsun ki Semûd (ilahi rahmetten) uzak düştü.

61. Yani biz, Hicr ve Vâdi’l-Kura’da yerleşmiş bulunan ve ikinci Ad kavmi diye bilinen “Semûd’a da” neseben “kardeşleri” olan Allah’ın kulu ve Rasûlü “Salih’i gönderdik.” O da onları yalnızca Allah’a ibadet etmeye çağırdı ve “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin.” O’nu tevhid edin ve dini yalnız O’na halis kılın. “Sizin O’ndan başka” ne gök ehli için de ne de yeryüzü halkı içinde “hiçbir (hak) ilahınız yoktur.”“O sizi yerden/topraktan yarattı” oradan var etti “ve yine orada size yaşama imkanı sağladı.” Yeryüzünde sizi halife yaptı. Üzerinize gizli ve açık nimetler ihsan etti. Size bina yapmak, ağaç dikmek, ekin ekmek, dilediğinizi ekip biçme imkânını verdi. Böylece siz, oranın faydalı şeylerinden yararlanıyor ve işinize yarayacak şeyleri kullanabiliyorsunuz. Bütün bu hususlarda nasıl ki O’nun hiçbir ortağı yoksa siz de O’na ibadette başkasını ortak tutmayın. “O halde” işlediğiniz küfür, şirk ve masiyetlerden dolayı “O’ndan mağfiret dileyin, sonra” bunlardan büsbütün vazgeçerek “O’na tevbe edin.” Samimi bir tevbe ile O’na dönün. “Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır, duaları kabul edendir.” Kendisinden gerek dilekte bulunma gerekse de ibadet anlamındaki duayı yapanlara çok yakındır. Onların isteğini vermek, ibadetini kabul etmek, ibadeti dolayısı ile O’na en üstün mükâfatı vermekle duasını kabul eder. Şunu belirtelim ki Yüce Allah’ın “yakın oluşu” genel ve özel olmak üzere iki türlüdür: Genel yakınlık O’nun, ilmi ile bütün yaratıklara yakın olmasıdır. Bu da Yüce Allah’ın:“Biz, ona şah damarından daha yakınız”(Kâf, 50/16) buyruğunda sözü edilen …

69

وَلَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ ۖ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍۢ

And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

70

فَلَمَّا رَءَآ أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۚ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمِ لُوطٍۢ

Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik" dediler.

69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir.

69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen …

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.