Muslim99Muslim99
← Tafsir library

11. Hud

Hud · Meccan · 123 ayahs

سُورَةُ هُودٍ

Reading Al-Mukhtasar in Interpreting the Noble Qur'an by Tafsir Center for Quranic Studies

Ayahs 61–70 of 123

61

۞ وَإِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًۭا ۚ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُۥ ۖ هُوَ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَٱسْتَعْمَرَكُمْ فِيهَا فَٱسْتَغْفِرُوهُ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ ۚ إِنَّ رَبِّى قَرِيبٌۭ مُّجِيبٌۭ

Semud milletine kardeşleri Salih'i gönderdik. "Ey milletim! Allah'a kulluk edin; O'ndan başka tanrınız yoktur; sizi yeryüzünde yaratıp orayı imar etmenizi dileyen O'dur. Öyleyse O'ndan mağfiret dileyin, sonra da O'na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir" dedi.

Semud kavmine ise Salih -aleyhisselam'-ı göndermiştik. O, kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! İbadeti hak eden ve kendisinden başka ibadete layık hiçbir ilah bulunmayan Allah'tan başka ilahınız yoktur. Babanız Âdem'i topraktan yaratarak sizi o yerden yaratan ve sizi yeryüzünü imar edenler kılan O'dur. Bu itibarla O'ndan mağfiret dileyin; sonra da taatte bulunup günahlardan sakınarak O'na dönün. Rabbim, şüphesiz ibadeti O'na has kılan kuluna çok yakındır ve onun duasını kabul edendir.''

62

قَالُوا۟ يَٰصَٰلِحُ قَدْ كُنتَ فِينَا مَرْجُوًّۭا قَبْلَ هَٰذَآ ۖ أَتَنْهَىٰنَآ أَن نَّعْبُدَ مَا يَعْبُدُ ءَابَآؤُنَا وَإِنَّنَا لَفِى شَكٍّۢ مِّمَّا تَدْعُونَآ إِلَيْهِ مُرِيبٍۢ

"Ey Salih! Sen bundan önce, aramızda kendisinden iyilik beklenir bir kimseydin; şimdi babalarımızın taptıklarına bizi tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu bizi çağırdığın şeyden şüphe ve endişedeyiz" dediler.

Kavmi O'na şöyle dedi: Ey Salih! Bu davetinden önce sen, bizim aramızda yüce bir makama sahip bir kimseydin. Bizler senin, akıllı ve öğüt veren bir kimse olmanı temenni ederdik. -Ey Salih!- Sen, bizi, atalarımızın ibadet ettiklerine ibadet etmekten yasaklıyor musun? Doğrusu biz, sadece Allah'a ibadet etmek hususunda şüphe içindeyiz. Bu şüphe bizi seni Allah hakkında yalan uydurmakla itham eder kılmıştır.

63

قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَءَيْتُمْ إِن كُنتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍۢ مِّن رَّبِّى وَءَاتَىٰنِى مِنْهُ رَحْمَةًۭ فَمَن يَنصُرُنِى مِنَ ٱللَّهِ إِنْ عَصَيْتُهُۥ ۖ فَمَا تَزِيدُونَنِى غَيْرَ تَخْسِيرٍۢ

"Ey milletim! Eğer Rabbimden bir belgem olur ve bana rahmet eder de ben O'na baş kaldırırsam, söyleyin, Allah'a karşı beni kim savunur? Bana zararımı artırmaktan başka birşey yapamazsınız" dedi.

Salih -aleyhisselam kavmine cevap olarak şöyle dedi: Ey Kavmim! Eğer ben Rabbimden (verilen) apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana kendinden bir rahmet vermişse ki, o peygamberliktir, buna ne dersiniz? Bu durum karşısında eğer ben, O'nun bana emrettiklerini tebliğ etmeyi terk ederek O'na asi olursam beni Allah'tan ve O'nun cezalandırmasından kim koruyabilir? O zaman sizler bana Rabbimin rızasından uzaklaştırmak ve saptırmaktan başka bir şey katamazsınız.

64

وَيَٰقَوْمِ هَٰذِهِۦ نَاقَةُ ٱللَّهِ لَكُمْ ءَايَةًۭ فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِىٓ أَرْضِ ٱللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍۢ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌۭ قَرِيبٌۭ

"Ey milletim! Bu, size bir ayet olarak, Allah'ın devesidir. Bırakın onu, Allah'ın toprağında otlasın; ona fenalık etmeyin, yoksa siz hemen azaba uğrarsınız"

Ey Kavmim! İşte bu; benim doğru olduğuma işaret olarak Allah'ın (gönderdiği) dişi devesidir. Onu bırakın da Allah'ın arzında dolaşsın. Sakın ona bir kötülük dokundurmaya kalkmayın. Aksi halde onu kestiğiniz vakit yakın bir zamanda azap sizi yakalar.

65

فَعَقَرُوهَا فَقَالَ تَمَتَّعُوا۟ فِى دَارِكُمْ ثَلَٰثَةَ أَيَّامٍۢ ۖ ذَٰلِكَ وَعْدٌ غَيْرُ مَكْذُوبٍۢ

Buna rağmen onu kesip devirdiler. O zaman Salih: "Yurdunuzda üç gün daha kalın. Bu, yalanlanmayacak bir sözdür" dedi.

Yalanlamada ileri giderek deveyi kestiler. Salih -aleyhisselam- onlara şöyle dedi: Deveyi kestikten sonra (helak edilmeden önce) size verilen süre üç gündür. Sonra da Allah'ın azabı size gelir. Bundan sonra O'nun azabının gelmesi vadedilmiştir, kaçınılmaz ve yalan olmayan doğru bir sözdür.

66

فَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا صَٰلِحًۭا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍۢ مِّنَّا وَمِنْ خِزْىِ يَوْمِئِذٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْقَوِىُّ ٱلْعَزِيزُ

Buyruğumuz gelince, Salih'i ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak o günün rezilliğinden kurtardık. Doğrusu Rabbin pek kuvvetli ve güçlüdür.

Onların helak olacağına dair emrimiz gelince, Salih'i ve onunla beraber iman edenleri, bizden bir rahmet olarak (azaptan) ve o günün zilletinden kurtardık. -Ey Peygamber!- Şüphesiz senin Rabbin hiç kimsenin kendisine üstün gelemeyeceği şekilde yücedir, kuvvetlidir. Bundan dolayı O, yalanlayan ümmetleri helak etmiştir.

67

وَأَخَذَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ

Haksızlık yapanları bir çığlık tuttu, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

Semud kavmini helak edici şiddetli bir ses yakalayıverdi de bu sesin şiddeti sebebi ile öldüler ve yüzüstü düştüler. Yüzleri toprağa yapışıverdi.

68

كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ ۗ أَلَآ إِنَّ ثَمُودَا۟ كَفَرُوا۟ رَبَّهُمْ ۗ أَلَا بُعْدًۭا لِّثَمُودَ

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki, Semud milleti Rabbini inkar etmişti. Bilin ki, Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştı.

Sanki onlar, daha önce beldelerinde nimet ve bolluk içinde oldukları bir hayat ile ikamet etmemişlerdi. Bilesiniz ki, Semûd kavmi Rablerini inkâr ettiler. Onlar, daimî olarak Allah'ın rahmetinden uzaklaştırılmışlardır.

69

وَلَقَدْ جَآءَتْ رُسُلُنَآ إِبْرَٰهِيمَ بِٱلْبُشْرَىٰ قَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ ۖ فَمَا لَبِثَ أَن جَآءَ بِعِجْلٍ حَنِيذٍۢ

And olsun ki, elçilerimiz müjde ile İbrahim'e geldiler. "Selam sana" dediler, "Size de selam" dedi, hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

Melekler, adam kılığında İbrahim -aleyhisselam-'a gelmişlerdi. O'nu ve hanımını, önce İshak -aleyhisselam- ile, sonra da Yakup -aleyhisselam- ile müjdeleyerek: "Selam!" demişler, İbrahim -aleyhisselam- da buna karşılık olarak onlara: "Selam!" demiş ve onları insan zannederek hemen hızlıca gidip onlara ızgarada kızartılmış bir buzağı (eti) getirmişti.

70

فَلَمَّا رَءَآ أَيْدِيَهُمْ لَا تَصِلُ إِلَيْهِ نَكِرَهُمْ وَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۚ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمِ لُوطٍۢ

Ellerini ona uzatmadıklarını görünce, durumlarını beğenmedi ve içine korku düştü. Onlar, "Korkma, biz Lut milletine gönderildik" dediler.

İbrahim -aleyhisselam- onların ellerinin kızartılmış buzağıya doğru uzanmadığını ve ondan yemediklerini görünce bunu yadırgadı ve içinde bundan dolayı korktuğunu gizledi. Melekler, İbrahim'in kendilerinden korktuğunu görünce şöyle dediler: Bizden korkma! Yüce Allah, bizleri, kendilerini azap (helak) etmemiz için Lût kavmine gönderdi.

Commentary: Al-Mukhtasar in Interpreting the Noble Qur'an by Tafsir Center for Quranic Studies. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.