Muslim99Muslim99
← Tafsir library

11. Hud

Hud · Meccan · 123 ayahs

سُورَةُ هُودٍ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 1–10 of 123

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ

1

الٓر ۚ كِتَٰبٌ أُحْكِمَتْ ءَايَٰتُهُۥ ثُمَّ فُصِّلَتْ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ خَبِيرٍ

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.

(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)

1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?

2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”

3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.

4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri …

2

أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّا ٱللَّهَ ۚ إِنَّنِى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ وَبَشِيرٌۭ

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.

(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)

1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?

2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”

3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.

4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri …

3

وَأَنِ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ ثُمَّ تُوبُوٓا۟ إِلَيْهِ يُمَتِّعْكُم مَّتَٰعًا حَسَنًا إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ مُّسَمًّۭى وَيُؤْتِ كُلَّ ذِى فَضْلٍۢ فَضْلَهُۥ ۖ وَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍۢ كَبِيرٍ

Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim. Rabbinizden mağfiret dileyin ve O'na tevbe edin ki, belli bir süreye kadar sizi güzelce geçindirsin ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz o zaman ben doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkarım.

1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.

(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)

1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?

2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”

3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.

4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri …

4

إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍۢ قَدِيرٌ

Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir.

1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.

(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)

1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?

2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”

3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.

4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri …

5

أَلَآ إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ لِيَسْتَخْفُوا۟ مِنْهُ ۚ أَلَا حِينَ يَسْتَغْشُونَ ثِيَابَهُمْ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ ۚ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ

Bilin ki, onlar Kuran okunurken gizlenmek için iki büklüm olurlar. Bilin ki, elbiselerine büründüklerinde bile Allah onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, kalblerde olanı bilendir.

5- Bak ki; O’ndan gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. Bilin ki Allah, onlar (kat kat) elbiselerine büründüklerinde bile onların hem gizlediklerini hem de açığa vurduklarını bilir. Çünkü O, göğüslerin özünde olanı bilendir.

5. Yüce Allah, müşriklerin cehaletlerinin ve sapıklıklarının ne denli ileri derecede oluşunu şöylece haber vermektedir:“Bak ki; O’ndan” Yüce Allah’tan gizlemek için “göğüslerini çeviriyorlar.” Başka tarafa çeviriyorlar ve akılları sıra arkalarını dönmekle Yüce Allah’ın durumlarını bilmesine ve hallerini görmesine engel olacaklarını sanıyorlar. Yüce Allah, onların bu kanaatlerindeki yanlışlıklarını beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Bilin ki O, onlar elbiselerine büründüklerinde bile” yani en gizli hallerden birisi olan elbiselerine büründükleri halde bile Allah, onların her şeyini bilir, hatta “onların hem gizlediklerini” gizli söz ve fiillerini “hem de” bunlardan “açığa vurduklarını bilir.” Dahası “O, göğüslerin özünde olanı bilendir.” Kalplerdeki amacı, vesveseleri, henüz gizli ve açık hiçbir şekilde dile getirmedikleri düşünceleri bile bilir. O halde O’ndan gizlemek kastı ile göğüslerinizi başka tarafa çevirdiğiniz vakit haliniz O’na nasıl gizli kalsın ki? Bu buyruğu şöyle anlamak de mümkündür: Yüce Allah, Peygamberi yalanlayan ve onun davetinden gafil olanların yüz çevirişlerini söz konusu ederek onların bu ileri derecedeki yüz çevirişleri dolayısı ile göğüslerini çevirdiklerini yani Allah Rasûlünü gördükleri vakit kendilerini görmesin, onlara davetini işittiremesin ve kendilerine faydalı olacak şeylerle öğüt veremesin diye göğüslerini eğip saklandıklarını bildirmektedir. Bundan daha ileri bir yüz çevirme olabilir mi? Daha sonra da Yüce Allah, onların bütün hallerini bildiğini, kendisine gizli kalmadıklarını ve bu yaptıklarının cezasını onlara vereceğini belirterek onları tehdit etmektedir.

6

۞ وَمَا مِن دَآبَّةٍۢ فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ كُلٌّۭ فِى كِتَٰبٍۢ مُّبِينٍۢ

Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allah'a aittir. O, canlıları babaların sulbünde kararlaşmış ve anaların rahminde kararlaşmakta iken de bilir. Her şey apaçık bir Kitaptadır.

6- Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın. O, onların kaldıkları yerlerini de emaneten durdukları yerlerini de bilir. Bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.

6. Yani Yüce Allah, ister insan, ister kara ya da deniz hayvanı olsun, yeryüzünde hareket eden her bir varlığın rızkını ve gıdasını temin etmeyi üstlenmiştir. Onların rızıklarını vermek, Allah’a aittir. “O, onların kaldıkları yerlerini de emaneten durdukları yerlerini de bilir.” Yani O, bu canlıların sürekli kaldıkları, karar kıldıkları, barındıkları yerleri de bilir, buralardan çıkıp gidiş gelişlerinde ve çeşitli durumlar sebebi ile mekan değiştirdiklerineki yerlerini de bilir. “Bunların hepsi” yani durumlarına dair her türlü tafsilat “apaçık bir kitaptadır.” Göklerde ve yerde meydana gelen ve meydana gelecek olan bütün olaylar, her şeyi ihtiva eden Levh-i Mahfuz’dadır. Yüce Allah’ın ilmi bunların hepsini kuşatmış, kader kalemi de hepsini yazmıştır. Hepsinde O’nun meşieti geçerlidir ve rızkı hepsini kuşatır. Öyleyse kalpler rızıklarını üstlenen, hem şahıs hem vasıf yönünden onları ilmi ile kuşatan O Yüce Zât’ın kendilerine yeterli geleceğinden yana emin ve mutmain olsun.

7

وَهُوَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ وَكَانَ عَرْشُهُۥ عَلَى ٱلْمَآءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًۭا ۗ وَلَئِن قُلْتَ إِنَّكُم مَّبْعُوثُونَ مِنۢ بَعْدِ ٱلْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ

Arş'ı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel işi işleyeceğini ortaya koymak için, gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. And olsun ki, "Siz gerçekten, ölümden sonra dirileceksiniz" desen, inkar edenler: "Bu, apaçık bir sihirden başka bir şey değildir" derler.

7- Arş’ı su üzerinde iken hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için gökleri ve yeri altı günde yaratan, O’dur. Andolsun ki:“Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler. 8- Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek mutlaka:“Onu alıkoyan nedir?” derler. Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir ve alay etmekte oldukları şey de onları çepeçevre kuşatacaktır.

7. Yüce Allah “gökleri ve yeri altı günde” yarattığını haber vermektedir. Bu yaratmanın birinci günü pazar, sonuncu günü de Cumadır. O, gökleri ve yeri yarattığında “Arş’ı su üzerinde” yedinci semanın üstünde idi. Gökleri ve yeri yaratmasından sonra arşın üzerine istivâ etti. İşleri istediği gibi idare etmekte, kaderî ve şer’î hükümleri ile dilediği gibi tasarrufta bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki “hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için” buyurmaktadır. Yani O, sizi imtihana çekmek için böyle yapmıştır. Göklerde ve yerde bulunan her şeyi sizin için yaratmış, emir ve yasakları ile sizi sınamak istemiştir. Ta ki hanginizin daha güzel amelde bulunacağı ortaya çıksın. Fudayl b. İyad -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir:“En güzel amel, en ihlaslı ve en doğru olan ameldir.” Ona: “En güzel ve en doğru amel ne demektir?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Amel ihlasla yapılmakla birlikte doğru olmazsa kabul olunmaz, amel doğru olmakla birlikte ihlaslı olmazsa yine kabul olunmaz. Mutlaka hem ihlaslı, hem de doğru olması gerekir. İhlaslı amel, onun Allah rızası için yapılması demektir. Doğru amel ise yapılan amelde şeriata ve sünnete tâbi olmak demektir.[30] Bu ayet, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzzemektedir: “Ben cinleri de insanları da -başka bir şey için değil- sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 51/56)“Allah yedi gök ve yerden de onlar gibisini yaratandır. Buyruğu onlar arasında iner durur. Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bilesiniz diye.”(et-Talâk, 65/12) Yüce Allah insanları kendisine ibadet etsinler, isim ve sıfatları ile kendisini tanısınlar diye yaratmış ve onlara bu emri vermiştir. Her kim bu emre boyun eğer ve emrolunduğunu yerine getirirse şüphesiz ki o, başarı ve mutluluğa erenlerden olur. Kim de bundan yüz çevirirse işte onlar hüsrana uğrayanlardandır. Şüphesiz ki Allah, onları kendilerine vermiş olduğu emir ve yasaklar dolayısı ile sorguya çekip amellerin karşılığını vereceği âhiret yurdunda bir araya getirecektir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah müşriklerin yalanlamalarına karşılık vereceği cezayı şöylece söz konusu etmektedir:“Andolsun ki: “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler.” Yani bunlara ölümden sonra diriliş olduğunu haber verecek olsan seni doğrulamazlar. Aksine en ileri derecede yalanlarlar ve bu getirdiğini tenkit ederek:““Bu, ancak apaçık bir sihirdir, derler.” Oysa bu, apaçık hakkın ta kendisidir.

8. “Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek” yani belli bir süreye kadar erteleyecek olsak, onun geciktiğini ileri sürerek cahilliklerinden ve …

8

وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ ٱلْعَذَابَ إِلَىٰٓ أُمَّةٍۢ مَّعْدُودَةٍۢ لَّيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُۥٓ ۗ أَلَا يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ

And olsun ki, onların azabını sayılı bir süreye kadar ertelesek, "Onu alıkoyan nedir?" derler. Bilin ki, onlara azab geldiği gün, artık geri çevrilmez; alaya aldıkları şey onları mahvedecektir.

7- Arş’ı su üzerinde iken hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için gökleri ve yeri altı günde yaratan, O’dur. Andolsun ki:“Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler. 8- Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek mutlaka:“Onu alıkoyan nedir?” derler. Bilin ki o (azap), onlara geldiği gün onlardan asla çevrilmeyecektir ve alay etmekte oldukları şey de onları çepeçevre kuşatacaktır.

7. Yüce Allah “gökleri ve yeri altı günde” yarattığını haber vermektedir. Bu yaratmanın birinci günü pazar, sonuncu günü de Cumadır. O, gökleri ve yeri yarattığında “Arş’ı su üzerinde” yedinci semanın üstünde idi. Gökleri ve yeri yaratmasından sonra arşın üzerine istivâ etti. İşleri istediği gibi idare etmekte, kaderî ve şer’î hükümleri ile dilediği gibi tasarrufta bulunmaktadır. Bundan dolayıdır ki “hanginizin daha güzel amelde bulunacağını sınamak için” buyurmaktadır. Yani O, sizi imtihana çekmek için böyle yapmıştır. Göklerde ve yerde bulunan her şeyi sizin için yaratmış, emir ve yasakları ile sizi sınamak istemiştir. Ta ki hanginizin daha güzel amelde bulunacağı ortaya çıksın. Fudayl b. İyad -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şöyle demiştir:“En güzel amel, en ihlaslı ve en doğru olan ameldir.” Ona: “En güzel ve en doğru amel ne demektir?” diye sorulunca şöyle demiştir: “Amel ihlasla yapılmakla birlikte doğru olmazsa kabul olunmaz, amel doğru olmakla birlikte ihlaslı olmazsa yine kabul olunmaz. Mutlaka hem ihlaslı, hem de doğru olması gerekir. İhlaslı amel, onun Allah rızası için yapılması demektir. Doğru amel ise yapılan amelde şeriata ve sünnete tâbi olmak demektir.[30] Bu ayet, Yüce Allah’ın şu buyruklarına benzzemektedir: “Ben cinleri de insanları da -başka bir şey için değil- sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zâriyât, 51/56)“Allah yedi gök ve yerden de onlar gibisini yaratandır. Buyruğu onlar arasında iner durur. Allah’ın gerçekten her şeye kadir olduğunu ve muhakkak Allah’ın ilmi ile her şeyi kuşatmış olduğunu kesinlikle bilesiniz diye.”(et-Talâk, 65/12) Yüce Allah insanları kendisine ibadet etsinler, isim ve sıfatları ile kendisini tanısınlar diye yaratmış ve onlara bu emri vermiştir. Her kim bu emre boyun eğer ve emrolunduğunu yerine getirirse şüphesiz ki o, başarı ve mutluluğa erenlerden olur. Kim de bundan yüz çevirirse işte onlar hüsrana uğrayanlardandır. Şüphesiz ki Allah, onları kendilerine vermiş olduğu emir ve yasaklar dolayısı ile sorguya çekip amellerin karşılığını vereceği âhiret yurdunda bir araya getirecektir. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah müşriklerin yalanlamalarına karşılık vereceği cezayı şöylece söz konusu etmektedir:“Andolsun ki: “Ölümden sonra muhakkak diriltileceksiniz” diyecek olsan, kâfirler mutlaka:“Bu, ancak apaçık bir sihirdir” derler.” Yani bunlara ölümden sonra diriliş olduğunu haber verecek olsan seni doğrulamazlar. Aksine en ileri derecede yalanlarlar ve bu getirdiğini tenkit ederek:““Bu, ancak apaçık bir sihirdir, derler.” Oysa bu, apaçık hakkın ta kendisidir.

8. “Eğer azâbı sayılı bir vakte kadar onlardan ertelesek” yani belli bir süreye kadar erteleyecek olsak, onun geciktiğini ileri sürerek cahilliklerinden ve …

9

وَلَئِنْ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةًۭ ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا مِنْهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٌۭ كَفُورٌۭ

And olsun ki, insana nimetimizi tattırır sonra onu ondan çekip alırsak, o şüphesiz umutsuz bir nanköre döner.

9- İnsana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu ondan alıversek mutlaka o, ümidini kesmiş bir nankör oluverir. 10- Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti” der ve şımarıp böbürlenir. 11- Ancak sabredip salih amellerde bulunanlar böyle değildirler. İşte onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

9-10. Yüce Allah, bize insan tabiatından haber vermekte, onun cahil ve zalim olduğunu bildirmektedir. Çünkü Allah, insana kendi nezdinden sağlık, rızık, evlat ve buna benzer bir rahmet tattırıp da sonra bu rahmeti ondan çekip alacak olsa kendisini ümitsizliğe kaptırıverir ve ona teslim olur. Yüce Allah’tan bir mükâfat beklemediği gibi kendisinden aldığı bu nimeti geri vereceğini yahut onun benzerini ya da ondan daha hayırlısını ona ihsan edebileceğini hatırına getirmez. Yine Allah, başına gelen bir sıkıntıdan sonra kendisine bir rahmet tattıracak olsa bununla da sevinip şımarır. Bu iyi halin sürekli devam edeceğini sanır ve:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti, der ve şımarıp böbürlenir.” Yani kendisine nefsinin arzusuna uygun olarak verilenlerden dolayı sevinip şımarır ve Allah’ın nimetleri ile Allah'ın kullarına karşı böbürlenmeye koyulur. Bu da onu şımarmaya, böbürlenmeye, kendisini beğenmeye, diğer insanlara karşı büyüklenmeye, onları hakir görüp küçümsemeye iter. Bundan daha büyük kusur ve yanlış olabilir mi?

11. İşte insanın, insan olarak tabiatı budur. Ancak Allah’ın, tevfikini ihsan edip de bu kötü huydan tam zıddı olan iyi huylara çıkardıkları müstesnâdır. Bunlar, sıkıntılı hallerde sabırdan ayrılmayıp ümitsizliğe kapılmayan, rahat ve bolluk zamanlarında da azmayıp farz ve müstehap türünden salih amelleri işleyenlerdir. “İşte onlara” günahlarına karşılık “mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” Bu mağfiret dolayısı ile hoşlanmadıkları her bir şey üzerlerinden çekilip gider. Büyük mükâfat ise içinde canların çektiği ve gözlerin lezzet aldığı her bir şeyin bulunduğu nimet dolu cennetlere kavuşmaktır.

10

وَلَئِنْ أَذَقْنَٰهُ نَعْمَآءَ بَعْدَ ضَرَّآءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ ٱلسَّيِّـَٔاتُ عَنِّىٓ ۚ إِنَّهُۥ لَفَرِحٌۭ فَخُورٌ

Başına gelen sıkıntıdan sonra, ona bir nimet tattırırsak, "Musibetler başımdan gitti" der; doğrusu o, şımarıp böbürlenen biridir.

9- İnsana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu ondan alıversek mutlaka o, ümidini kesmiş bir nankör oluverir. 10- Eğer başına gelen bir sıkıntıdan sonra ona bir nimet tattırsak:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti” der ve şımarıp böbürlenir. 11- Ancak sabredip salih amellerde bulunanlar böyle değildirler. İşte onlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.

9-10. Yüce Allah, bize insan tabiatından haber vermekte, onun cahil ve zalim olduğunu bildirmektedir. Çünkü Allah, insana kendi nezdinden sağlık, rızık, evlat ve buna benzer bir rahmet tattırıp da sonra bu rahmeti ondan çekip alacak olsa kendisini ümitsizliğe kaptırıverir ve ona teslim olur. Yüce Allah’tan bir mükâfat beklemediği gibi kendisinden aldığı bu nimeti geri vereceğini yahut onun benzerini ya da ondan daha hayırlısını ona ihsan edebileceğini hatırına getirmez. Yine Allah, başına gelen bir sıkıntıdan sonra kendisine bir rahmet tattıracak olsa bununla da sevinip şımarır. Bu iyi halin sürekli devam edeceğini sanır ve:“Kötülükler benden uzaklaşıp gitti, der ve şımarıp böbürlenir.” Yani kendisine nefsinin arzusuna uygun olarak verilenlerden dolayı sevinip şımarır ve Allah’ın nimetleri ile Allah'ın kullarına karşı böbürlenmeye koyulur. Bu da onu şımarmaya, böbürlenmeye, kendisini beğenmeye, diğer insanlara karşı büyüklenmeye, onları hakir görüp küçümsemeye iter. Bundan daha büyük kusur ve yanlış olabilir mi?

11. İşte insanın, insan olarak tabiatı budur. Ancak Allah’ın, tevfikini ihsan edip de bu kötü huydan tam zıddı olan iyi huylara çıkardıkları müstesnâdır. Bunlar, sıkıntılı hallerde sabırdan ayrılmayıp ümitsizliğe kapılmayan, rahat ve bolluk zamanlarında da azmayıp farz ve müstehap türünden salih amelleri işleyenlerdir. “İşte onlara” günahlarına karşılık “mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.” Bu mağfiret dolayısı ile hoşlanmadıkları her bir şey üzerlerinden çekilip gider. Büyük mükâfat ise içinde canların çektiği ve gözlerin lezzet aldığı her bir şeyin bulunduğu nimet dolu cennetlere kavuşmaktır.

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.