Muslim99Muslim99
← Tafsir library

11. Hud

Hud · Meccan · 123 ayahs

سُورَةُ هُودٍ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 91–100 of 123

91

قَالُوا۟ يَٰشُعَيْبُ مَا نَفْقَهُ كَثِيرًۭا مِّمَّا تَقُولُ وَإِنَّا لَنَرَىٰكَ فِينَا ضَعِيفًۭا ۖ وَلَوْلَا رَهْطُكَ لَرَجَمْنَٰكَ ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْنَا بِعَزِيزٍۢ

"Ey Şuayb! Söylediklerinin çoğunu anlamıyor ve doğrusu seni aramızda güçsüz görüyoruz. Eğer taraftarların olmasaydı seni taşlardık. Esasen bizim gözümüzde pek itibarın da yoktur" dediler.

84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum ve yine ben, sizin için çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 85- “Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adaletle tastamam yerine getirin. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 86- “Eğer mü’min kimseler iseniz Allah’ın bıraktığı, sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, üzerinizde bekçi değilim.” 87- Dediler ki:“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi yahut kendi mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Sen, pek yumuşak huylu, pek akıllıymışsın!” 88- Dedi ki:“Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana tarafından güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem. Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Benim başarım da ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na yönelirim.” 89- “Ey kavmim, bana olan muhalefetiniz sakın Nûh kavminin veya Lût kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen azabın bir benzerinin başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.” 90- “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim Rahîmdir, Vedûddur.” 91- Dediler ki:“Ey Şuayb! Senin söylediklerinden birçoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı seni taşa tutardık. Sen bizim gözümüzde değerli bir kimse değilsin.” 92- Dedi ki:“Ey kavmim! Sizin gözünüzde benim aşiretim, Allah’tan daha mı değerli ki O’nu(n emrini) önemsemeyip göz ardı ettiniz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. 93- “Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Yakında rüsvay edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, ben de sizinle beraber gözlüyorum.” 94- (Azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de öylece uzak oldu.

84. Biz “Medyen’e” Filistin yakınlarında Medyen denilen yerde yerleşmiş bulunan ve bu isimle bilinen kabileye “de” nesep itibari ile “kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” Çünkü onlar, onu tanıyordu; böylece ondan bir şeyler alıp öğrenmeleri başkalarına nispeten daha mümkündü. Onlara “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok.” Yani yalnızca O’na ihlasla ibadet edin. Çünkü kavmi, ortak koşan, müşrik kimselerdi. Ortak koşmakla birlikte ölçü ve tartıyı da eksik yapıyorlardı. Bundan dolayı Şuayb, bu davranışlarından da vazgeçmelerini isteyerek şöyle dedi:“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın” Aksine ölçü ve tartıyı adaletli yapın. “Ben sizi gerçekten hayır” pek bol nimetler, sağlık, çokça mal ve evlat “içinde görüyorum.” Öyleyse Yüce Allah’ın size verdiklerine karşı şükredin, Allah’ın …

92

قَالَ يَٰقَوْمِ أَرَهْطِىٓ أَعَزُّ عَلَيْكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَٱتَّخَذْتُمُوهُ وَرَآءَكُمْ ظِهْرِيًّا ۖ إِنَّ رَبِّى بِمَا تَعْمَلُونَ مُحِيطٌۭ

"Ey Milletim! Benim taraftarlarım size göre Allah'tan daha mı değerlidir ki Allah'a sırt çevirdiniz? Doğrusu Rabbim yaptıklarınızı bilgisiyle kuşatmıştır" dedi.

84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum ve yine ben, sizin için çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 85- “Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adaletle tastamam yerine getirin. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 86- “Eğer mü’min kimseler iseniz Allah’ın bıraktığı, sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, üzerinizde bekçi değilim.” 87- Dediler ki:“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi yahut kendi mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Sen, pek yumuşak huylu, pek akıllıymışsın!” 88- Dedi ki:“Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana tarafından güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem. Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Benim başarım da ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na yönelirim.” 89- “Ey kavmim, bana olan muhalefetiniz sakın Nûh kavminin veya Lût kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen azabın bir benzerinin başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.” 90- “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim Rahîmdir, Vedûddur.” 91- Dediler ki:“Ey Şuayb! Senin söylediklerinden birçoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı seni taşa tutardık. Sen bizim gözümüzde değerli bir kimse değilsin.” 92- Dedi ki:“Ey kavmim! Sizin gözünüzde benim aşiretim, Allah’tan daha mı değerli ki O’nu(n emrini) önemsemeyip göz ardı ettiniz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. 93- “Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Yakında rüsvay edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, ben de sizinle beraber gözlüyorum.” 94- (Azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de öylece uzak oldu.

84. Biz “Medyen’e” Filistin yakınlarında Medyen denilen yerde yerleşmiş bulunan ve bu isimle bilinen kabileye “de” nesep itibari ile “kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” Çünkü onlar, onu tanıyordu; böylece ondan bir şeyler alıp öğrenmeleri başkalarına nispeten daha mümkündü. Onlara “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok.” Yani yalnızca O’na ihlasla ibadet edin. Çünkü kavmi, ortak koşan, müşrik kimselerdi. Ortak koşmakla birlikte ölçü ve tartıyı da eksik yapıyorlardı. Bundan dolayı Şuayb, bu davranışlarından da vazgeçmelerini isteyerek şöyle dedi:“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın” Aksine ölçü ve tartıyı adaletli yapın. “Ben sizi gerçekten hayır” pek bol nimetler, sağlık, çokça mal ve evlat “içinde görüyorum.” Öyleyse Yüce Allah’ın size verdiklerine karşı şükredin, Allah’ın …

93

وَيَٰقَوْمِ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنِّى عَٰمِلٌۭ ۖ سَوْفَ تَعْلَمُونَ مَن يَأْتِيهِ عَذَابٌۭ يُخْزِيهِ وَمَنْ هُوَ كَٰذِبٌۭ ۖ وَٱرْتَقِبُوٓا۟ إِنِّى مَعَكُمْ رَقِيبٌۭ

"Ey Milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum."

84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum ve yine ben, sizin için çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 85- “Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adaletle tastamam yerine getirin. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 86- “Eğer mü’min kimseler iseniz Allah’ın bıraktığı, sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, üzerinizde bekçi değilim.” 87- Dediler ki:“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi yahut kendi mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Sen, pek yumuşak huylu, pek akıllıymışsın!” 88- Dedi ki:“Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana tarafından güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem. Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Benim başarım da ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na yönelirim.” 89- “Ey kavmim, bana olan muhalefetiniz sakın Nûh kavminin veya Lût kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen azabın bir benzerinin başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.” 90- “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim Rahîmdir, Vedûddur.” 91- Dediler ki:“Ey Şuayb! Senin söylediklerinden birçoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı seni taşa tutardık. Sen bizim gözümüzde değerli bir kimse değilsin.” 92- Dedi ki:“Ey kavmim! Sizin gözünüzde benim aşiretim, Allah’tan daha mı değerli ki O’nu(n emrini) önemsemeyip göz ardı ettiniz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. 93- “Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Yakında rüsvay edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, ben de sizinle beraber gözlüyorum.” 94- (Azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de öylece uzak oldu.

84. Biz “Medyen’e” Filistin yakınlarında Medyen denilen yerde yerleşmiş bulunan ve bu isimle bilinen kabileye “de” nesep itibari ile “kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” Çünkü onlar, onu tanıyordu; böylece ondan bir şeyler alıp öğrenmeleri başkalarına nispeten daha mümkündü. Onlara “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok.” Yani yalnızca O’na ihlasla ibadet edin. Çünkü kavmi, ortak koşan, müşrik kimselerdi. Ortak koşmakla birlikte ölçü ve tartıyı da eksik yapıyorlardı. Bundan dolayı Şuayb, bu davranışlarından da vazgeçmelerini isteyerek şöyle dedi:“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın” Aksine ölçü ve tartıyı adaletli yapın. “Ben sizi gerçekten hayır” pek bol nimetler, sağlık, çokça mal ve evlat “içinde görüyorum.” Öyleyse Yüce Allah’ın size verdiklerine karşı şükredin, Allah’ın …

94

وَلَمَّا جَآءَ أَمْرُنَا نَجَّيْنَا شُعَيْبًۭا وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَعَهُۥ بِرَحْمَةٍۢ مِّنَّا وَأَخَذَتِ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ٱلصَّيْحَةُ فَأَصْبَحُوا۟ فِى دِيَٰرِهِمْ جَٰثِمِينَ

Buyruğumuz gelince, Şuayb'ı ve beraberindeki inananları katımızdan bir rahmet olarak kurtardık. Haksızlık yapanları bir çığlık yakaladı, oldukları yerde diz üstü çöküverdiler.

84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum ve yine ben, sizin için çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 85- “Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adaletle tastamam yerine getirin. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 86- “Eğer mü’min kimseler iseniz Allah’ın bıraktığı, sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, üzerinizde bekçi değilim.” 87- Dediler ki:“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi yahut kendi mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Sen, pek yumuşak huylu, pek akıllıymışsın!” 88- Dedi ki:“Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana tarafından güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem. Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Benim başarım da ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na yönelirim.” 89- “Ey kavmim, bana olan muhalefetiniz sakın Nûh kavminin veya Lût kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen azabın bir benzerinin başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.” 90- “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim Rahîmdir, Vedûddur.” 91- Dediler ki:“Ey Şuayb! Senin söylediklerinden birçoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı seni taşa tutardık. Sen bizim gözümüzde değerli bir kimse değilsin.” 92- Dedi ki:“Ey kavmim! Sizin gözünüzde benim aşiretim, Allah’tan daha mı değerli ki O’nu(n emrini) önemsemeyip göz ardı ettiniz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. 93- “Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Yakında rüsvay edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, ben de sizinle beraber gözlüyorum.” 94- (Azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de öylece uzak oldu.

84. Biz “Medyen’e” Filistin yakınlarında Medyen denilen yerde yerleşmiş bulunan ve bu isimle bilinen kabileye “de” nesep itibari ile “kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” Çünkü onlar, onu tanıyordu; böylece ondan bir şeyler alıp öğrenmeleri başkalarına nispeten daha mümkündü. Onlara “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok.” Yani yalnızca O’na ihlasla ibadet edin. Çünkü kavmi, ortak koşan, müşrik kimselerdi. Ortak koşmakla birlikte ölçü ve tartıyı da eksik yapıyorlardı. Bundan dolayı Şuayb, bu davranışlarından da vazgeçmelerini isteyerek şöyle dedi:“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın” Aksine ölçü ve tartıyı adaletli yapın. “Ben sizi gerçekten hayır” pek bol nimetler, sağlık, çokça mal ve evlat “içinde görüyorum.” Öyleyse Yüce Allah’ın size verdiklerine karşı şükredin, Allah’ın …

95

كَأَن لَّمْ يَغْنَوْا۟ فِيهَآ ۗ أَلَا بُعْدًۭا لِّمَدْيَنَ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ

Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Bilin ki Semud milleti Allah'ın rahmetinden uzaklaştığı gibi Medyen halkı da uzaklaştı.

84- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi gerçekten hayır içinde görüyorum ve yine ben, sizin için çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. 85- “Ey kavmim, ölçü ve tartıyı adaletle tastamam yerine getirin. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Fesatçı olup da yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. 86- “Eğer mü’min kimseler iseniz Allah’ın bıraktığı, sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, üzerinizde bekçi değilim.” 87- Dediler ki:“Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi yahut kendi mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Sen, pek yumuşak huylu, pek akıllıymışsın!” 88- Dedi ki:“Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerinde isem ve O, bana tarafından güzel bir rızık ihsan etmiş ise ne dersiniz? Size yasakladığım şeylere kendim uymayarak size aykırı davranmak istemem. Ben sadece gücüm yettiğince ıslah etmek istiyorum. Benim başarım da ancak Allah'ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na güvenip dayandım ve yalnız O’na yönelirim.” 89- “Ey kavmim, bana olan muhalefetiniz sakın Nûh kavminin veya Lût kavminin yahut Salih kavminin başlarına gelen azabın bir benzerinin başınıza gelmesine sebep olmasın. Lût kavmi de sizden uzak değildir.” 90- “Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim Rahîmdir, Vedûddur.” 91- Dediler ki:“Ey Şuayb! Senin söylediklerinden birçoğunu anlamıyoruz. Hem biz seni aramızda gerçekten güçsüz görüyoruz. Eğer senin aşiretin olmasaydı seni taşa tutardık. Sen bizim gözümüzde değerli bir kimse değilsin.” 92- Dedi ki:“Ey kavmim! Sizin gözünüzde benim aşiretim, Allah’tan daha mı değerli ki O’nu(n emrini) önemsemeyip göz ardı ettiniz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır. 93- “Ey kavmim! Kendi yolunuzca yapacağınızı yapın, ben de yapacağım. Yakında rüsvay edecek azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, ben de sizinle beraber gözlüyorum.” 94- (Azap) emrimiz gelince Şuayb’ı ve beraberindeki mü’minleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakalayıverdi de yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. 95- Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Haberiniz olsun ki Semûd nasıl (ilahi rahmetten) uzak olduysa Medyen de öylece uzak oldu.

84. Biz “Medyen’e” Filistin yakınlarında Medyen denilen yerde yerleşmiş bulunan ve bu isimle bilinen kabileye “de” nesep itibari ile “kardeşleri Şuayb’ı” peygamber olarak “gönderdik.” Çünkü onlar, onu tanıyordu; böylece ondan bir şeyler alıp öğrenmeleri başkalarına nispeten daha mümkündü. Onlara “Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilâhınız yok.” Yani yalnızca O’na ihlasla ibadet edin. Çünkü kavmi, ortak koşan, müşrik kimselerdi. Ortak koşmakla birlikte ölçü ve tartıyı da eksik yapıyorlardı. Bundan dolayı Şuayb, bu davranışlarından da vazgeçmelerini isteyerek şöyle dedi:“Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın” Aksine ölçü ve tartıyı adaletli yapın. “Ben sizi gerçekten hayır” pek bol nimetler, sağlık, çokça mal ve evlat “içinde görüyorum.” Öyleyse Yüce Allah’ın size verdiklerine karşı şükredin, Allah’ın …

96

وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِـَٔايَٰتِنَا وَسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍ

And olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi.

96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.

96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”

97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”

99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!

100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.

101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”

97

إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱتَّبَعُوٓا۟ أَمْرَ فِرْعَوْنَ ۖ وَمَآ أَمْرُ فِرْعَوْنَ بِرَشِيدٍۢ

And olsun ki Musa'yı Firavun ve erkanına mucizelerimizle, apaçık bir delil ile gönderdik. Firavun'un buyruğuna uydular, oysa Firavun'un buyurduğu sağduyuya uygun değildi.

96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.

96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”

97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”

99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!

100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.

101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”

98

يَقْدُمُ قَوْمَهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فَأَوْرَدَهُمُ ٱلنَّارَ ۖ وَبِئْسَ ٱلْوِرْدُ ٱلْمَوْرُودُ

Firavun, kıyamet gününde milletine öncülük eder, onları cehenneme götürür. Gittikleri yer ne kötü yerdir!

96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.

96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”

97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”

99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!

100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.

101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”

99

وَأُتْبِعُوا۟ فِى هَٰذِهِۦ لَعْنَةًۭ وَيَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ ۚ بِئْسَ ٱلرِّفْدُ ٱلْمَرْفُودُ

Hem burada ve hem kıyamet gününde lanete uğratılırlar. Bu ne kötü bir bağıştır!

96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.

96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”

97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”

99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!

100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.

101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”

100

ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّهُۥ عَلَيْكَ ۖ مِنْهَا قَآئِمٌۭ وَحَصِيدٌۭ

Bu sana anlattıklarımız, kasabaların başından geçenlerdir. Onların bir kısmı hala duruyor, bir kısmı ise silinip gitmiştir.

96- Andolsun ki Biz, Mûsâ’yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik… 97- Firavun’a ve ileri gelenlerine. Onlarsa Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi. 98- O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür! 99- Hem bu (dünyada) lanete uğradılar hem de Kıyamet gününde. Verilen bu destek, ne kötüdür! 100- İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir. Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor, kimi de silinip gitmiştir. 101- Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı. Aksine zararlarını artırmaktan başka bir işe yaramadılar.

96. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Biz” İmran oğlu “Mûsâ’yı” asa, el ve buna benzer Yüce Allah’ın onun vasıtası ile göstermiş olduğu ve getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden “mucizelerimizle ve apaçık bir delille” güneş gibi açıkça ortaya çıkmış bir delil ile “gönderdik.”

97-98. “Firavun’a ve ileri gelenlerine.” Kavminin şereflilerine. Çünkü bunlar kendilerine uyulan kimselerdi. Başkaları ise bunlara uyuyordu. Ancak bunlar, Mûsâ’nın kendilerine göstermiş olduğu ayet ve mucizelere -ki bunlar A’râf suresinde genişçe açıklanmıştı- boyun eğmediler. Onun yerine “Firavun’un emrine uydular. Halbuki Firavun’un emri hiç de doğru değildi.” Aksine Firavun, sapık ve azgın idi. O nedenle de ancak tamamen zararlı olan şeyleri emrederdi. Kavmi de ona tabi olduğu için o, onları da helâke sürükleyip perişan etti:“O, kıyamet günü kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecektir. Varacakları o yer, ne kötüdür!”

99. “Hem bu” dünyada “lanete uğradılar hem de kıyamet gününde.” Allah, melekler ve bütün insanlar dünyada da âhirette de onlara lanet etmektedir. “Verilen bu destek, ne kötüdür!” Allah’ın azabı ile dünya ve âhirette lanete uğramak gibi aleyhlerinde birbiri ardına gelen ve kendileri için bir araya toplanan bu cezalar, ne kadar da kötüdür!

100. Yüce Allah, geçmiş ümmetlerin peygamberleri ile olan kıssalarını zikrettikten sonra Rasûlüne hitaben şöyle buyurmaktadır:“İşte sana anlattığımız bu kıssalar, (helak edilen) şehirlerin haberlerindendir.” Onlarla uyarıp korkutasın, senin risaletine dair delil olsun, mü’minlere de bir öğüt ve bir hatırlatma olsun diye bu kıssaları anlattık. “Onlardan kiminin izleri hâlâ duruyor.” Yok olmamışlardır, aksine onların orada yaşamış olduklarına delil olan izleri hala durmaktadır. Onlardan “kimi de silinip gitmiştir” meskenleri yıkılmış, konakladıkları yerler yok olup gitmiş ve geriye bir iz kalmamıştır.

101. “Biz onlara” onları çeşitli cezalara uğratmakla “zulmetmedik. Fakat onlar” şirk, küfür ve inat ile “kendi kendilerine zulmettiler. Rabbinin (azap) emri gelince Allah’ın yanı sıra yalvarıp durdukları ilâhları da onlara hiçbir fayda sağlamadı.” Allah’tan başkasına sığınan herkesin hali budur. Zorlu ve çetin azapların gelip çatması halinde onlara bu uydurma ilâhlara yalvarmalarının hiçbir faydası olmaz. “Aksine zararlarını” düşündüklerinin aksine hüsran ve yıkımlarını “artırmaktan başka bir işe yaramadılar.”

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.