Muslim99Muslim99
← Tafsir library

10. Yunus

Jonas · Meccan · 109 ayahs

سُورَةُ يُونُسَ

Reading Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di

Ayahs 71–80 of 109

71

۞ وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ نُوحٍ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦ يَٰقَوْمِ إِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُم مَّقَامِى وَتَذْكِيرِى بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَعَلَى ٱللَّهِ تَوَكَّلْتُ فَأَجْمِعُوٓا۟ أَمْرَكُمْ وَشُرَكَآءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ أَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةًۭ ثُمَّ ٱقْضُوٓا۟ إِلَىَّ وَلَا تُنظِرُونِ

Onlara Nuh'un başından geçenleri anlat: Milletine, "Ey milletim! Eğer durumum, Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa ki ben Allah'a güvenmişimdir siz ve koştuğunuz ortaklar elbirliği edin; yapacağınız iş sonra size bir tasa vermesin. Sonra onu bana uygulayın ve beni ertelemeyin" demişti.

71- Onlara Nûh’un haberini oku! Hani o, kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim. Haydi siz de ortaklarınızla birlikte işinizi karara bağlayın. Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın. Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın ve bana mühlet tanımayın.” 72- “Eğer yüz çevirirseniz zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrimi ancak Allah verecektir. Ve bana müslümanlardan olmam emrolundu.” 73- Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (diğerlerinin ardında yeryüzünde) halifeler kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

71. Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Onlara” kavmine “Nûh’un” kavmine olan daveti hakkındaki “haberini oku!” Çünkü o, kavmini uzun süre Allah yoluna davet etmiştir. Zira aralarında dokuz yüz elli yıl kalmıştı. Ancak onun, kavmini davet etmesi, onların azgınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ondan alabildiğine bezdiler, usandılar. O ise -salât ve selâm ona olsun- hiç tembellik etmiyor ve onları davete ara vermiyordu. O nedenle onlara şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleri ile öğüt vermem size ağır geliyorsa” yani benim aranızda duruşum ve sizlere faydanıza olacak şeyleri, açık-seçik delillerden ibaret olan Allah’ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geliyor ve gözünüzde büyüyor ise ve siz bana bir kötülük yapmak yahut da hakkı reddetmekte kararlıysanız “(bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim.” Bana ve benim kendisine davet ettiğim şeylere yapılmak istenen her türlü kötülüğü önlemekte yalnız Allah’a güvenip dayanmışımdır. Benim askerlerim ve silahım budur. Sizler de gücünüzün yettiği kadarı ile türlü asker ve araç-gereç getirin. “Haydi siz de ortaklarınızla birlikte” hep beraber “işinizi karara bağlayın.” Öyle ki sizden kimse geri kalmasın ve elinizden gelen hiçbir şeyi de ardınıza koymayın. Âlemlerin Rabbi olan Allah dışında kendilerine ibadet ettiğiniz ve dost edindiğiniz ortaklarınızı da çağırın. “Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın.” Aksine gâyet açık ve aleni olsun. “Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın.” Gücünüzün yettiği kötülüğü ve cezayı yapın “ve bana mühlet tanımayın” kısa bir süre dahi olsa bana süre tanımayın. İşte bu, Nûh’un risaletinin doğruluğuna, getirdiğinin gerçekliğine dair kesin bir belge ve büyük bir delildir. Çünkü o, kendisini koruyacak aşireti, himaye edecek askeri bulunmayan, tek başına bir kimse idi. Önce kavminin görüşlerinin mantıksız, dinlerinin bozuk olduğunu söylemiş ve ilahlarını yermişti. Onlar da ona karşı kin ve düşmanlık beslemeye koyulmuşlardı. Bu kin ve düşmanlıkları ise sapasağlam dağlardan daha büyüktü. Diğer taraftan kavmi, kudret sahibi ve güçlü kimselerdi. Buna rağmen Nuh onlara: Siz de ortaklarınız da gücünüz yeten kimselerle birlikte bir araya gelip toplanın, gücünüzün yettiği tuzakları kurun ve eğer gücünüz yeterse bana zarar verin. Sizler bana hiçbir şey yapamayacaksınız, diyerek meydan okuyordu. Ancak onlar ona hiçbir şey yapamadılar. Böylelikle Nûh’un gerçekten doğru sözlü olduğu, …

72

فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ ٱلْمُسْلِمِينَ

"Eğer yüz çevirirseniz bilin ki, ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim Allah'a aiddir. Müslimlerden olmakla emrolundum."

71- Onlara Nûh’un haberini oku! Hani o, kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim. Haydi siz de ortaklarınızla birlikte işinizi karara bağlayın. Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın. Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın ve bana mühlet tanımayın.” 72- “Eğer yüz çevirirseniz zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrimi ancak Allah verecektir. Ve bana müslümanlardan olmam emrolundu.” 73- Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (diğerlerinin ardında yeryüzünde) halifeler kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

71. Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Onlara” kavmine “Nûh’un” kavmine olan daveti hakkındaki “haberini oku!” Çünkü o, kavmini uzun süre Allah yoluna davet etmiştir. Zira aralarında dokuz yüz elli yıl kalmıştı. Ancak onun, kavmini davet etmesi, onların azgınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ondan alabildiğine bezdiler, usandılar. O ise -salât ve selâm ona olsun- hiç tembellik etmiyor ve onları davete ara vermiyordu. O nedenle onlara şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleri ile öğüt vermem size ağır geliyorsa” yani benim aranızda duruşum ve sizlere faydanıza olacak şeyleri, açık-seçik delillerden ibaret olan Allah’ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geliyor ve gözünüzde büyüyor ise ve siz bana bir kötülük yapmak yahut da hakkı reddetmekte kararlıysanız “(bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim.” Bana ve benim kendisine davet ettiğim şeylere yapılmak istenen her türlü kötülüğü önlemekte yalnız Allah’a güvenip dayanmışımdır. Benim askerlerim ve silahım budur. Sizler de gücünüzün yettiği kadarı ile türlü asker ve araç-gereç getirin. “Haydi siz de ortaklarınızla birlikte” hep beraber “işinizi karara bağlayın.” Öyle ki sizden kimse geri kalmasın ve elinizden gelen hiçbir şeyi de ardınıza koymayın. Âlemlerin Rabbi olan Allah dışında kendilerine ibadet ettiğiniz ve dost edindiğiniz ortaklarınızı da çağırın. “Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın.” Aksine gâyet açık ve aleni olsun. “Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın.” Gücünüzün yettiği kötülüğü ve cezayı yapın “ve bana mühlet tanımayın” kısa bir süre dahi olsa bana süre tanımayın. İşte bu, Nûh’un risaletinin doğruluğuna, getirdiğinin gerçekliğine dair kesin bir belge ve büyük bir delildir. Çünkü o, kendisini koruyacak aşireti, himaye edecek askeri bulunmayan, tek başına bir kimse idi. Önce kavminin görüşlerinin mantıksız, dinlerinin bozuk olduğunu söylemiş ve ilahlarını yermişti. Onlar da ona karşı kin ve düşmanlık beslemeye koyulmuşlardı. Bu kin ve düşmanlıkları ise sapasağlam dağlardan daha büyüktü. Diğer taraftan kavmi, kudret sahibi ve güçlü kimselerdi. Buna rağmen Nuh onlara: Siz de ortaklarınız da gücünüz yeten kimselerle birlikte bir araya gelip toplanın, gücünüzün yettiği tuzakları kurun ve eğer gücünüz yeterse bana zarar verin. Sizler bana hiçbir şey yapamayacaksınız, diyerek meydan okuyordu. Ancak onlar ona hiçbir şey yapamadılar. Böylelikle Nûh’un gerçekten doğru sözlü olduğu, …

73

فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ وَجَعَلْنَٰهُمْ خَلَٰٓئِفَ وَأَغْرَقْنَا ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا ۖ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ

Onu yalancı saydılar; ama Biz onu ve gemide beraberinde bulunanları kurtardık. Onları ötekilerin yerine geçirdik, ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Uyarılanlardan söz dinlemeyenlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak.

71- Onlara Nûh’un haberini oku! Hani o, kavmine şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleriyle öğüt vermem size ağır geliyorsa (bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim. Haydi siz de ortaklarınızla birlikte işinizi karara bağlayın. Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın. Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın ve bana mühlet tanımayın.” 72- “Eğer yüz çevirirseniz zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrimi ancak Allah verecektir. Ve bana müslümanlardan olmam emrolundu.” 73- Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (diğerlerinin ardında yeryüzünde) halifeler kıldık. Âyetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Uyarılanların (ama iman etmeyenlerin) sonunun nasıl olduğuna bir bak!

71. Yüce Allah, Peygamberine hitaben şöyle buyurmaktadır:“Onlara” kavmine “Nûh’un” kavmine olan daveti hakkındaki “haberini oku!” Çünkü o, kavmini uzun süre Allah yoluna davet etmiştir. Zira aralarında dokuz yüz elli yıl kalmıştı. Ancak onun, kavmini davet etmesi, onların azgınlıklarını artırmaktan başka bir işe yaramadı. Ondan alabildiğine bezdiler, usandılar. O ise -salât ve selâm ona olsun- hiç tembellik etmiyor ve onları davete ara vermiyordu. O nedenle onlara şöyle demişti:“Ey kavmim, eğer aranızda kalmam ve Allah’ın âyetleri ile öğüt vermem size ağır geliyorsa” yani benim aranızda duruşum ve sizlere faydanıza olacak şeyleri, açık-seçik delillerden ibaret olan Allah’ın âyetlerini hatırlatmam size ağır geliyor ve gözünüzde büyüyor ise ve siz bana bir kötülük yapmak yahut da hakkı reddetmekte kararlıysanız “(bilin ki) ben ancak Allah’a tevekkül ettim.” Bana ve benim kendisine davet ettiğim şeylere yapılmak istenen her türlü kötülüğü önlemekte yalnız Allah’a güvenip dayanmışımdır. Benim askerlerim ve silahım budur. Sizler de gücünüzün yettiği kadarı ile türlü asker ve araç-gereç getirin. “Haydi siz de ortaklarınızla birlikte” hep beraber “işinizi karara bağlayın.” Öyle ki sizden kimse geri kalmasın ve elinizden gelen hiçbir şeyi de ardınıza koymayın. Âlemlerin Rabbi olan Allah dışında kendilerine ibadet ettiğiniz ve dost edindiğiniz ortaklarınızı da çağırın. “Hem işiniz gizli kapaklı da olmasın.” Aksine gâyet açık ve aleni olsun. “Sonra da hakkımdaki kararınızı uygulayın.” Gücünüzün yettiği kötülüğü ve cezayı yapın “ve bana mühlet tanımayın” kısa bir süre dahi olsa bana süre tanımayın. İşte bu, Nûh’un risaletinin doğruluğuna, getirdiğinin gerçekliğine dair kesin bir belge ve büyük bir delildir. Çünkü o, kendisini koruyacak aşireti, himaye edecek askeri bulunmayan, tek başına bir kimse idi. Önce kavminin görüşlerinin mantıksız, dinlerinin bozuk olduğunu söylemiş ve ilahlarını yermişti. Onlar da ona karşı kin ve düşmanlık beslemeye koyulmuşlardı. Bu kin ve düşmanlıkları ise sapasağlam dağlardan daha büyüktü. Diğer taraftan kavmi, kudret sahibi ve güçlü kimselerdi. Buna rağmen Nuh onlara: Siz de ortaklarınız da gücünüz yeten kimselerle birlikte bir araya gelip toplanın, gücünüzün yettiği tuzakları kurun ve eğer gücünüz yeterse bana zarar verin. Sizler bana hiçbir şey yapamayacaksınız, diyerek meydan okuyordu. Ancak onlar ona hiçbir şey yapamadılar. Böylelikle Nûh’un gerçekten doğru sözlü olduğu, …

74

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ رُسُلًا إِلَىٰ قَوْمِهِمْ فَجَآءُوهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ ۚ كَذَٰلِكَ نَطْبَعُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْمُعْتَدِينَ

Sonra onun ardından milletlere peygamberler gönderdik, onlara belgeler getirdiler. Diğerlerinin daha önce yalan saymış olduklarına bunlar da inanmadılar. Aşırı gidenlerin kalblerini işte böylece mühürleriz.

74- Sonra onun arkasından nice peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler. Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler. İşte biz haddi aşanların kalplerine böyle mühür basarız.

74. “Sonra onun” Nûh aleyhisselam’ın “arkasından nice” hidâyete davet eden ve helak olmaya götüren sebeplerden sakındıran “peygamberleri” onları yalanlayan “kendi kavimlerine gönderdik. Onlar kavimlerine apaçık deliller getirdiler.” Yani her bir peygamber, kendi davetini, getirdiklerinin doğruluğuna delil teşkil eden mucize ve delillerle destekledi. “Fakat daha önce (hakkı) yalanlamaları sebebiyle (onlara) iman etmediler.” Yani Yüce Allah kendilerine peygamber gönderdiğinde hemen onu yalanlamaları üzerine kalplerine mühür vuruldu ve önceleri iman etme imkânını bulmuş iken bunu reddettikleri için kendileri ile iman arasına engel konarak cezalandırdılar. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onların kalplerini ve gözlerini çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) ve biz de onları azgınlıkları içerisinde şaşkın bir halde bırakırız.”(el-En’am, 6/110) İşte bundan dolayı burada da: “İşte biz haddi aşanların kalplerine böyle mühür basarız” da artık onlara hayır namına bir şey girmez. Allah onlara zulmetmemiştir, aksine onlar hak kendilerine gelince onu reddetmek ve ilk defasında onu yalanlamak sureti ile kendi kendilerine zulmetmişlerdir.

75

ثُمَّ بَعَثْنَا مِنۢ بَعْدِهِم مُّوسَىٰ وَهَٰرُونَ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ بِـَٔايَٰتِنَا فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًۭا مُّجْرِمِينَ

Onların ardından da Firavun ve erkanına ayetlerimizle Musa ve Harun'u gönderdik. Ama büyüklük tasladılar ve suçlu bir millet oldular.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

76

فَلَمَّا جَآءَهُمُ ٱلْحَقُّ مِنْ عِندِنَا قَالُوٓا۟ إِنَّ هَٰذَا لَسِحْرٌۭ مُّبِينٌۭ

Gerçek, katımızdan onlara gelince: "Doğrusu bu apaçık bir büyüdür" dediler.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

77

قَالَ مُوسَىٰٓ أَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَآءَكُمْ ۖ أَسِحْرٌ هَٰذَا وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّٰحِرُونَ

Musa: "Size gelen gerçeğe dil mi uzatırsınız? Bu sihir midir? Sihirbazlar zaten başarı kazanamazlar" dedi.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

78

قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنِينَ

"Siz ikiniz, bizi babalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünün büyükleri olasınız diye mi geldiniz? Biz size inanmıyoruz" dediler.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

79

وَقَالَ فِرْعَوْنُ ٱئْتُونِى بِكُلِّ سَٰحِرٍ عَلِيمٍۢ

Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin" dedi.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

80

فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ

Sihirbazlar gelince Musa onlara: "Atacağınızı atın" dedi.

75- Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar büyüklük tasladılar. Onlar zaten günahkâr bir kavim idi. 76- Katımızdan kendilerine hak geldiği zaman:“Şüphesiz bu, apaçık bir sihirdir” dediler. 77- Mûsâ:“Size gelen hakka böyle mi diyorsunuz? Bu mu sihirdir? Halbuki sihirbazlar kurtuluşa eremezler” dedi. 78- Dediler ki:“Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan döndürmek için ve ülkede hakimiyet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de inanmıyoruz.” 79- Firavun:“Bütün bilgin sihirbazları bana getirin” dedi. 80- Nihâyet sihirbazlar gelince Mûsâ onlara:“Atacağınızı atın” dedi. 81- Onlar atınca Mûsâ dedi ki:“Sizin bu yaptığınız sihirdir. Şüphesiz Allah onu boşa çıkartacaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez.” 82- Allah, günahkârların hoşuna gitmese de kelimeleri ile hakkı ortaya koyar. 83- Mûsâ’ya kavminden birtakım gençler dışında kimse iman etmedi. Bunlar da Firavun’un ve ileri gelenlerinin kendilerini fitneye düşürmelerinden korkuyorlardı. Çünkü Firavun gerçekten ülkede üstün (güç sahibi) bir kişi idi ve o, gerçekten haddi aşanlardandı. 84- Mûsâ:“Ey kavmim! Eğer siz Allah’a iman etmiş ve O’na teslim olmuşsanız artık O’na güvenip dayanın.” dedi. 85- Onlar da şöyle dediler:“Biz yalnız Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz! Bizi o zalimler topluluğunun fitnesine uğratma! 86- “Ve rahmetinle bizi o kâfirler topluluğundan kurtar!” 87- Mûsâ’ya ve kardeşine:“Mısır’da kavminize evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın ve namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele!” diye vahyettik. 88- Mûsâ:“Ey Rabbimiz, dedi, gerçekten sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ihtişam ve nice mallar verdin. Onlarsa, ey Rabbimiz, senin yolundan saptırıyorlar! Rabbimiz, mallarını yok et ve kalplerini de mühürle de onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmesinler.” 89- Buyurdu ki:“İkinizin de duası kabul olundu. O halde dosdoğru yürümeye devam edin, sakın bilmeyenlerin yoluna uymayın.” 90- İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de haddi aşıp saldırganlık etmek üzere onların peşine düştü. Nihâyet Firavun boğulacağı anda şöyle dedi:“İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına iman ettim. Ben de müslümanlardanım.” 91- (Ona şöyle dendi:) Şimdi mi?! Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun. 92- Senden sonrakilere bir ibret olman için bugün seni(n sadece) bedenini kurtaracağız. Ne var ki insanların birçoğu ibret verici delillerimizden kesinlikle gafildirler. 93- Andolsun ki Biz İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Onları hoş ve temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, hakkında anlaşmazlığa düştükleri konuda Kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.

75. “Sonra bunların” Yüce Allah’ın yalanlayan ve helâk edilen kavimlere göndermiş olduğu bu peygamberlerin “ardından da Mûsâ’yı” rasûllerden ve azim sahibi peygamberlerden biris olan, üzerine geniş ve muazam şer’î hükümler indirilmiş, kendisine uyulan büyük önderlerden birisi olan, Rahman olan Allah ile konuşmuş, İmran oğlu Musa’yı “ve” onunla birlikte bir yardımcı kıldığımız …

Commentary: Tafsir As-Sa'di by 'Abd al-Rahman al-Sa'di. Qur'an text and translation via AlQuran Cloud.